ANKARA,
08/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 07 Haziran 2005
tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (07/06) "Türkiye
Dışişleri Bakanı, Ülkesinin AB Üyeliğine Kabul Edileceğinden Emin"
başlığı altında ve George Gedda imzasıyla yer verdiği bir haberde,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yaptığı açıklamada, olumsuz
gelişmelere aldırmayarak, ülkesinin sonunda Avrupa Birliği tarafından
kabul edileceğinden emin olduğunu söylediği belirtilmektedir. Türk
davasının kısa bir süre önce Fransa ve Hollanda'da seçmenlerin önerilen
Anayasa'yı reddetmesiyle büyük bir darbe aldığının düşünüldüğü, ancak
Gül'ün, aralık ayında AB'nin bu yılın sonunda Türkiye'nin adaylığı
konusunda aldığı kararın hala geçerli olduğunu ve Türkiye'nin hem
demokrasi hem de ekonomi alanında yaptığı reformların ilerlemeye devam
ettiğini ve edeceğini söylediği belirtilen haberde, Dış İlişkiler
Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB üyeliği
konusundaki müzakerelerin başarılı olacağı tahmininde bulunan Gül'ün,
"AB'den herhangi bir sorun çıkmasını beklemiyoruz. Sonunda iki taraf
bir ortaklık kurmayı başaracaktır." dediği aktarılmaktadır.
AP'nin (07/06) "Ukrayna
Cumhurbaşkanı, AB Emelleri Doğrultusunda İlerleme Kaydedileceğini
Belirtti" başlığı altında ve Benjamin Harvey imzasıyla yer verdiği bir
haberde, Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko'nun, AB üyeliği yönünde
emeller taşıyan Türkiye'den liderlerle bir araya geldikten sonra
yaptığı açıklamada, Avrupa'daki referandumların başarısızlığa
uğramasına rağmen ülkesinin AB üyeliği hedefi doğrultusunda ilerleme
kaydetmeye devam edeceğini belirttiği kaydedilmektedir. Yuşçenko'nun
ziyaretinin yeni AB Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'daki seçmenler
tarafından geçtiğimiz hafta reddedilmesinin hemen akabinde
gerçekleştiği belirtilen haberde, Yuşçenko görüşmeler sonrası yapılan
basın toplantısının ardından, "Ukrayna açısından Avrupa'daki
referandumların reddi rahatsızlık yaratmaz. Avrupa Birliği, sıradışı
ve kendine özgü bir proje. Ara sıra böyle engeller ortaya çıkabilir.
Geleceğimizi Avrupa'nın entegrasyonuna bağlıyoruz. Ukrayna'nın Avrupa
medeniyetinin ayrılmaz parçası olduğuna inanıyoruz ve Ukrayna açısından
Avrupa Birliği üyeliğinin elde edilmesi stratejik bir hedeftir."
dediği aktarılmaktadır. Haberde, Yuşçenko'nun, Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezer ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "Avrupa'nın
entegrasyonu hususunda iki ülkenin siyasi emeli aynı." dediği ifade
edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (07/06) "Sözde Normallik" başlığı altında ve Rainer Hermann
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin dışarıya karşı soğukkanlı
bir tavır sergilediği ve fakat içeride tıpkı halk gibi hükümetin de
ülkenin AB perspektifinin değiştiğini idrak ettiği belirtilmekte, çünkü
Türkiye'nin, Almanya'daki siyasi deprem ve Fransa'daki referandum
yüzünden iki önemli teşvikçisini, yani Şansölye Schröder ile
Cumhurbaşkanı Chirac'ı kaybedebileceğini, hatta belki de şimdiden
kaybettiğini giderek kavradığı ifade edilmektedir. Schröder ve
Chirac'ın Türkiye'nin üyeliğini destekledikleri, Bayan Merkel ve
Fransa'nın yeni güçlü adamı Sarkozy'nin ise, Türkiye'yi AB'ye
"ayrıcalıklı ortaklıkla" bağlamak istedikleri belirtilen yazıda,
Erdoğan hükümetinin, hala katılım müzakerelerinin 3 Ekim'de
başlayacağını düşündüğü ve hükümetin bakış açısına göre, ortada AB
kararının değişmesini gerektirecek bir durumun olmadığı
kaydedilmektedir. Türk Hükümeti'nin, Kırmızı-Yeşiller hükümetinin
Kuzey-Ren Vestfalya'daki seçim yenilgisinin ardından AB ile üyelik
görüşmelerini yürütecek başmüzakereciye ilişkin spekülasyonlara hızla
son verip Ekonomiden Sorumlu Bakanı Ali Babacan'ı bu görev atadığında
da her şey normalmiş gibi bir görünüm sergilediği belirtilen yazıda,
Türkiye'yi teselli edenin, sadece değişmeyen karar durumu değil. 1
Temmuz'da AB Dönem Başkanlığını İngiltere'nin üstlenecek olması da
hükümete güven veriyor... Avrupa politikasında sadece bir randevudan
diğerine odaklanan Erdoğan hükümeti, şimdilik yalnızca 3 Ekim'i göz
önünde bulunduruyor. Ancak bu tarihten sonraki dönemin belirsizleştiği
görüşü giderek daha çok zemin kazanıyor. Türkler, Anayasa
referandumlarının AB genişlemesindeki coşkuyu yok ettiğini
düşünüyorlar. Böylece AB içinde Türkiye'ye yönelik anlayış da
azalıyor. Türkiye'nin bu gelişmeye daha büyük reform coşkusuyla karşı
koyacağı yönünde bir belirti ise şimdilik görülmüyor. Daha ziyade, AB
içindeki dinlenme sinyaliyle birlikte Türkiye'de reformların devam
etmesi için gereken en önemli cazibenin de ortadan kalktığına ilişkin
işaretler artıyor... Türkiye'nin AB ufku bulanıklaştıkça ve ülke,
karşısında giderek Türkiye'yi açıkça daha çok reddeden bir AB gördükçe,
Başbakan'ın Avrupa yanlısı çizgisiyle ilgili tereddütler de
iktidardaki AKP içinde o denli artıyor." denilmektedir.
FRANSA BASINI:
Le Figaro gazetesinde
(06/06) "SPD'de Türkiye'nin Üyeliği Konusunda İlk Kuşkular" başlığı
altında ve P.B. rumuzuyla yayımlanan bir yorumda, Almanya Başbakanı Gerhard
Schröder'in, Türkiye ile üyelik görüşmelerinin başlaması için öngörülen
3 Ekim'e bağlığından vazgeçmediği, ancak Alman sağının, Ankara ile
"imtiyazlı ortaklık" fikri lehindeki kampanyasını sürdürürken
sosyal-demokratlarda ilk kez şüphelerin su yüzüne çıktığı ve bu ilk
çelişkiyi, Avrupa Parlamentosu'ndaki sosyalist grup lideri Martin Schulz'un
ortaya koyduğu belirtilmektedir. Schulz'un, Süddeutsche Zeitung
gazetesine yaptığı açıklamada, Anayasa konusunda uğranılan yenilginin,
"genişleme de dahil AB politikalarının genelinde ciddi sonuçlar
doğuracağını" belirttiği ve "AB Anayasası yürürlüğe girmezse, Nice
Anlaşması'nın uygulanmasına devam edilecektir ve tüm Avrupa, 2004
yılındaki genişlemenin ötesinde bir genişleme için Nice Anlaşması'nın
yeterli olmadığını biliyor." değerlendirmesini yaptığı kaydedilen
yorumda, Avrupa sosyalist Alman milletvekili Klaus Hansch'ın, Fransa
ve Hollanda'daki oylamalarda "Türkiye'nin üyelik perspektifinin önemli
bir rol oynadığı" yorumunu yaparak, halkın, bundan sonra her türlü
genişleme fikrine karşı çok kuşkulu yaklaştığını belirttiği ifade
edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
The Times gazetesinde
(07/06) "Blair Bizi Tekrar Savaşa Sürüklüyor, Fakat Üç Cephede Birden"
başlığı altında ve gazetenin Dış Haberler Müdürü Bronwen Maddox
imzasıyla yayımlanan yazıda, temmuz ayında AB Dönem Başkanlığı'nı
devralacak İngiltere'yi bekleyen sorunlar ele alınmakta ve Birliğin
genişlemesi konusu çerçevesinde Türkiye'ye de yer verilmektedir.
İngiltere'nin, Dönem Başkanlığı süresince, Anayasa, genişleme ve bütçe
konularında üç cephede, başta Fransa olmak üzere diğer üye ülkelere
karşı savaşmak zorunda kalacağı vurgulanan yazıda, Dışişleri Bakanı
Jack Straw'un, İngiltere'nin Dönem Başkanlığı'na ilişkin programı
önümüzdeki ay açıklayacağı belirtilmektedir. Yorumun 'Genişleme'
başlıklı bölümünün çevirisi şöyledir: Bu, İngiltere'nin uzak
kalamayacağı ve kalmak da istemediği bir mücadele. İki olay,
İngiltere'nin bu konuda bir savaşın içine sürüklenmesini kaçınılmaz
hale getiriyor: 18 Eylül'de Almanya'da yapılacak federal seçimler ve
Türkiye ile 3 Ekim'de başlaması öngörülen katılım görüşmeleri.
İngiltere, Türkiye'nin AB üyeliğine destek veriyor ve Schröder de,
partisi Kuzey-Ren Vestfalya'da geçtiğimiz ay seçimleri kaybedene ve
Fransa'da geçen hafta anayasaya 'hayır' denilene kadar üstü kapalı da
olsa kişisel olarak Türkiye'yi destekliyordu. Schröder'in eylüldeki
seçimlerde rakibi olacak merkez-sağdaki Angela Merkel, bu konuyu seçim
kampanyasında silah olarak kullandı... Türkiye'nin üyeliğine destek
verenler tarafından gündeme getirilen bir öneri, Türkiye ile
müzakerelerin, Almanya'da tansiyonu yükseltecek seçim kampanyalarından
önce başlaması ve böylece bir anlaşmaya varılmasının yerinde olacağı
yönünde. Bu da pratikte, temmuz ayına tekabül ediyor."
JAPONYA BASINI:
Yomiuri Shimbun gazetesinde
(07/06) "Türkiye'nin AB'ye Katılımı... Almanya'daki Hıristiyan Sosyal
Demokratlar Karşı Çıkıyor" başlığı altında ve Taketo Kudo imzasıyla
yayımlanan bir haberde, Almanya'nın en büyük muhalefet partisi
Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) Başkan Vekili Christian Wulff'un,
Yomiuri Shimbun gazetesine verdiği mülakatta, "CDU, Türkiye'nin AB'ye
tam üyeliğine her zaman karşı olmuştur." dediği belirtilmektedir.
Wulff'un, CDU-CSU'nun bu yıl eylül ayında yapılması planlanan
seçimlerde iktidara gelmesi durumunda, Türkiye'nin tam üyeliğine
kesinlikle karşı çıkacaklarını söylediği belirtilen haberde, Christian
Wulff'un, "AB üyesi her ülkeyle, ülkenin büyüklüğüne bakmaksızın aynı
düzeyde ilişki kurmak istiyoruz. Eğer partimiz iktidara gelirse,
Fransa'yla ilişkilere büyük önem veren mevcut dış politikayı yeniden
gözden geçireceğiz." dediği aktarılmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR