ANKARA,
09/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 08 Haziran 2005
tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (08/06) "ABD-Türkiye İlişkilerini
Yeniden Canlandırmak" başlığı altında ve Frank Carlucci-Stephen
Larrabee imzalarıyla yer alan makalede, Beyaz Saray'da gerçekleşen
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Amerikan Başkanı Bush'un görüşmesinin,
Amerika'nın Irak'ı işgaliyle oldukça zarar gören ABD-Türkiye
ilişkilerinin yeniden canlanması için önemli bir fırsat sağladığı ve
Türkiye ile kurulacak güçlü bir ortaklığın büyük oranda ABD'nin
menfaatine olduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin, stratejik önemi
giderek artan Avrupa, Orta Doğu ve Hazar/Karadeniz bölgelerinin
bağlantı noktasında bulunduğu ve her bir bölgede Türkiye ile yapılacak
olan işbirliğinin, ABD'nin çıkarlarına ulaşması için hayati bir önemi
olduğu belirtilen makalede, ancak ABD-Türkiye ilişkilerinin son
zamanlarda oldukça kötü bir şekilde zarar gördüğü ve Irak konusunda
ayrılıklarla beraber Türkiye'de rahatsız edici şekilde artan bir
Amerikan karşıtlığının doğduğu ve bu eğilimin devam etmesi halinde
ABD-Türkiye ilişkilerinin uzun vadede düzeltilemeyecek bir şekilde
hasar görebileceği öne sürülmektedir. Irak, PKK, İran, Orta Asya ve
Kafkaslar, Kıbrıs konularının da ele alındığı makalede, "Türkiye'nin
AB'ye girmesi uzun vadeli olarak Amerika'nın çıkarınadır. Türkiye'nin
AB üyeliği Avrupa'yı stratejik bir ortak yaparken, Türkiye'deki
demokratik reform destekleme çabalarını da hızlandıracaktır. Ancak aynı
zamanda, -eğer Türkiye'nin üyeliği sağlanırsa- Washington'un bunun
sonucu olarak, Türkiye'nin daha 'Avrupalılaşmış' olduğunu ve giderek
Washington'dan ziyade Brüksel'e dönük bir ülke olacağını farketmesi
gerekiyor." denilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde
(08/06) "Türkiye AB'ye Hayır Demeli" başlığı altında ve Boris Kalnoky
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Fransızlar ve Hollandalıların "hayır"
cevabının Türkleri ürküttüğü, siyasetçiler hiçbir şeyin değişmediğini
açıkladıkları, fakat medya ve halkta, Türkiye'nin üyeliğinin Avrupa
halkının istememesine rağmen gerçekleştirilemeyeceği görüşünün
yaygınlaştığı belirtilmektedir. Türklerin, Fransız ve Hollandalıların
AB Anayasası konusunda verdikleri hayır kararının, Türkiye'nin
üyeliğine de "hayır" demek olduğunun çok iyi farkında oldukları
belirtilen yazıda, Türklerin pazarlık taktiğinin şimdiye dek, reform
hırsı, AB'nin kilit isimleri etrafında yoğun kişisel reklam ve
Türkiye'nin üyeliğine olanak vermediği taktirde Avrupa'nın "inandırıcı
olmayacağı", "dürüst olmayacağı" ve "sözünü tutmamış olacağı" şeklinde
kamuoyunda koparılan gürültüden oluşan bir karışım olduğu
kaydedilmektedir. Türkiye'de gazetelerin köşe yazarlarının çoğunun,
ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin, Avrupa'da değişen hava
nedeniyle projenin engellenmesi için bahane arayışına dönüşebileceği
görüşünde hemfikir oldukları, bazı yazarların böylesi bir aşağılanmayı
beklemek bile istemedikleri kaydedilen yazıda, Hürriyet gazetesi yazarı
Ferai Tınç'ın, "Türkiye, AB'ye hayır diyerek, Avrupalıları bu yükten
kurtarabilir." diye yazdığına işaret edilmekte, Türkiye'de henüz bir
zihniyet değişiminin gözlenmediği, fakat AB coşkusunun azaldığı öne
sürülmektedir.
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (08/06) "AB Parlamentosu Genişlemenin Yavaşlamasını
Bekliyor" başlığı altında ve Michael Stabenow imzasıyla yayımlanan bir
yazıda, Avrupa Parlamentosu'nun, AB Anayasa Sözleşmesi'nin Fransa ve
Hollanda'da reddedilmesi sonucunda, AB'nin genişleme sürecinin
yavaşlamasını beklediği ve Sosyal Demokratların Grup Başkanı Schulz'un
(SPD), Anayasa olmadan yeni genişleme turlarını konuşmanın bir anlamı
olmadığını söylediği belirtilmektedir. Karara bağlanan Bulgaristan ve
Romanya üyeliğinde artık bir değişiklik yapılamayacağını, başka
ülkelerin katılımının ise, şimdi hala yürürlükte olan "Nizza
Sözleşmesi" temelinde düşünülemeyeceğini söyleyen Schulz'un, "Anayasa
daha sonra kabul edilecek olursa, Türkiye'nin ya da diğer ülkelerin
üyeliği de sonradan gerçekleşir" dediği belirtilen yazıda, Fransa ve
Hollanda'daki kararları net bir mesaj olarak değerlendiren Hıristiyan
Demokrat ile Muhafazakarların (EVP-ED) Grup Başkanı Pöttering'in ise,
"AB'yi ne siyasi, ne kültürel ve ne de coğrafi açıdan aşırı
genişletemeyiz." diyerek, AB ortaklarının da Türkiye ile görüşmelerde
"ayrıcalıklı ortaklık" seçeneğini bir kez daha sükunetle düşünmeleri
gerektiğini söylediği kaydedilmektedir. AB'nin eski Genişlemeden
Sorumlu ve şu anki Endüstri Komiseri Verheugen'in ise, Türkiye'ye
verilen sözlerin yerine getirilmesi konusunda uyararak, muhafazakar AB
hükümetlerinin de onayıyla alınan, ekimde üyelik müzakerelerinin
başlatılması kararının, 10 yıllık bir transformasyon sürecinde
Türkiye'ye Avrupalılaşma" şansı tanıdığını söylediği ve buna erişilip
erişilemeyeceğinin bugünden söylenemeyeceğini belirttiği kaydedilen
yazıda, üyelikten yana nedenlerin halka anlatılması için yeterince
gayret gösterilmediğini dile getiren Verheugen'in, Türkiye'nin
üyeliğiyle birlikte AB'nin zorlanmasından duyulan korkunun, Fransa ve
Hollanda'daki halk için 'önemli bir ret nedeni' olduğunu açıklayan
CSU'nun Federal Parlamento Eyalet Grup Başkanı Glos'u da sert bir dille
eleştirerek, "Reformcular cesaretlerini kaybedecek olursa ve yakında
yeniden işkence kurbanlarından söz etmek zorunda kalırsak, bundan
Sayın Glos sorumlu olacaktır." diye konuştuğu ifade edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde
(08/06) "Verheugen Genişlemenin İmajının Zedelendiğini Kaydediyor"
başlığı altında ve Friederike Leibl imzasıyla yayımlanan bir haberde,
kriz yaşayan Avrupa Birliği'nde, AB Komiseri Günther Verheugen'in
AB'deki hassas duruma rağmen, Bulgaristan, Romanya ve Türkiye'nin
Birliğe alınması için çağrıda bulunduğu belirtilmektedir. Fransa ve
Hollanda'da başarısızlıkla sonuçlanan referandumların ardından AB'de
duyulan şikayetlerin, uzun süre Genişlemeden Sorumlu Alman AB Komiseri
Günther Verheugen'e ağır bir darbe olduğu belirtilen haberde,
Verheugen'in Brüksel'de yaptığı bir basın toplantısında, "Yeni AB üyesi
olan ülkeler şimdi günah keçisi yapılıyor." dediği ve genişlemenin oy
birliğiyle kabul edildiğini ve bundan bir yıl önce tarihi bir zafer
olarak kutlandığını, bu yüzden genişlemenin çok çabuk
gerçekleştirildiği eleştirisinin kendisini şaşırttığını ifade ettiği
kaydedilmektedir. Verheugen'in Anayasa skandalının ardından Romanya ile
Bulgaristan'ın Birliğe katılımının yanı sıra Türkiye ile müzakerelerin
de yavaşlatılması için bir neden göremediğini belirttiği ifade edilen
haberde, Türkiye'nin apayrı bir konu olduğunu söyleyen Verheugen'in,
"en erken katılım tarihinin 2015 olacağını" belirterek, Helsinki'deki
AB Zirvesi'nde bütün üye ülkelerin güvenlik açısından Türkiye'nin
küstürülmemesi konusunda ısrar ettiklerini çok iyi hatırladığını da
sözlerine eklediği vurgulanmaktadır.
Der Standard gazetesinin
internet sayfasında (08/06) "Joschka Fischer, Türkiye'nin Stratejik
Önemini Vurguluyor" başlığı altında ve APA/DPA kaynaklı yer alan bir
haberde, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in (Yeşiller),
AB'nin Türkiye ile yürütülecek üyelik müzakereleri planında ısrar
ettiği belirtilmektedir. Fischer'in, ABD Güvenlik Danışmanı Stephen
Hadley'le görüşmesinin ardından, "Artık AB, görüşmelerin çerçevesi
hususunu belirlemelidir, bu ise oy birliği gerektirir." dediği
belirtilen haberde, bu plandan vazgeçilmesinin ise, beraberinde önemli
riskler getireceği değerlendirmesi yapılmaktadır. Fischer'in, Birlik
Partileri tarafından Türkiye için tam üyeliğe alternatif olarak gündeme
getirilen "imtiyazlı ortaklık" teklifini yeniden reddettiği ve "Bugün
bu zaten bir realitedir." dediği belirtilen haberde, Türkiye'nin
üyeliğine karşı olanlar ve savunanların, bu ülkenin Avrupa'nın
güvenliği açısından taşıdığı stratejik önem konusunda hem fikir olduğu
ifade edilmektedir. Fischer'in, aynı zamanda, günümüz Türkiyesi'nin, AB
için henüz hazır olmadığının da altını çizdiği ve "Tam aksine, AB
görüşmeleri kesintiye uğrayabilir veya tümüyle durdurabilir."
şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (08/06) "Washington
Yönetimi Türkiye'nin AB'ye Girmesine Hala Olumlu Bakıyor" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan'ın,
AB Anayasası onay sürecinde yaşanan aksaklıklara rağmen, Washington
yönetiminin hala Türkiye'nin AB'ye girmesinden yana olduğunu
belirterek, "Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusundaki tutumumuz
değişmedi." dediği belirtilmektedir. Fransa ve Hollanda'da AB
Anayasası'nın reddedildiği hatırlatılmakta ve bu durumun Türkiye'nin AB
ile 3 Ekim'de başlayacağı üyelik müzakerelerini geciktireceğinin
düşünüldüğüne işaret edilen haberde, ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı
Robert Zoellick'in ise, Fransa ve Hollanda'nın AB Anayasası'nı
reddetmesinin Türkiye gibi yeni ülkelerin Birliğe entegrasyonunu
etkileyeceğini belirttiği kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR