ANKARA, 14/06(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 13 Haziran 2005 tarihleri arasında
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (13/06) "Yunanistan
Cumhurbaşkanı: Türkiye'nin Yeri AB'dir" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas'ın, Avusturya'ya
yaptığı resmi ziyaret esnasında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin yerinin
şüphe götürmez bir şekilde Avrupa Birliği olduğunu söylediği
belirtilmektedir. Papulyas'ın Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer
ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada, ekim ayında katılım
müzakerelerine resmen başlayacak olan Türkiye'nin nihai üyeliğinin
engellenmesi için bir sebep göremediğini kaydettiği ifade edilen
haberde, Papulyas'ın, "Türkiye'ye Avrupa yolunun açılması gerekir."
dediği aktarılmaktadır.
AP'nin (13/06) "AB'nin
Genişleme Planları Anayasa Krizinin Ardından Risk Altında" başlığı
altında ve Constant Brand imzasıyla yer verdiği bir haberde,
yetkililerin, Avrupa Birliği liderlerinin bu hafta sonunda
gerçekleştirecekleri zirvenin sonunda yayımlayacakları ortak bildiride,
Türkiye'yi ve diğer adayları Birliğe alma yönündeki planlarından söz
etmeyeceklerini söyledikleri öne sürülmektedir. Konunun uzun yıllardan
beri ilk kez zirve deklarasyonunda yer almayacağını söyleyen
yetkililerin bunun, Hollandalı ve Fransız seçmenlerin AB Anayasası'nı
çarpıcı bir şekilde reddetmesinden kaynaklandığını söyledikleri
belirtilen haberde, diplomatların Türkiye ve diğer adayların üyeliği
ile ilgili birkaç paragrafın, AB liderlerinin gerçekleştirecekleri
zirve öncesinde AB'li bakanlar tarafından son şekli verilen nihai
taslaktan çıkarıldığını teyit ettikleri ifade edilmektedir. Aralık
ayındaki zirvede AB liderlerinin, ekonomik ve siyasi reformları yerine
getirmesi yönündeki taahhütlerini sürdürmesi ve Gümrük Birliği'ni
Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişletmesi koşuluyla, Türkiye ile
üyelik müzakerelerine başlamak için 3 Ekim tarihini saptadıkları
hatırlatılan haberde, Avrupalı politikacıların Türkiye konusunda aralık
ayında verilen karara ilişkin açıkça şüphelere sebep olmaya
başlamalarının, Ankara'da, Avrupa ile ilgili amaçlarının ülke içinde
artan muhalefet ve anayasa konusunda yaşanan kriz nedeniyle AB
tarafından rafa kaldırılabileceği yönünde endişelerin yaşanmasına yol
açtığına işaret edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
B.Z.'nin (12/06) "CDU Avrupa
Kapısını Kapatmak İstiyor" başlığı altında ve Federal Parlamento Avrupa
İlişkileri Komisyonu Başkanı Matthias Wissmann (CDU) ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. AB'nin genişlemesi ve Türkiye'nin üyeliği
konusunun da ele alındığı mülakatta, Wissmann'ın, "Hıristiyan Birlik
partilerince yönetilen bir Federal Hükümet, Türkiye ile tam üyelik
yerine ayrıcalıklı ortaklık üzerinde anlaşılmasında ısrarcı olacaktır.
Aksi takdirde insanları, ekonomimizi ve bütçemizi aşırı zorlarız. AB'yi
aşırı genişletenler, onu mahvederler." dediği ifade edilmektedir.
Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: O halde Türkiye ile
ucu açık müzakereler yapılacağına dair bağlayıcı kararlara rağmen,
Romanya ve Bulgaristan'ın ardından AB'nin genişlemesine son mu
verilecek?
WISSMANN: Evet. Genel
seçimlerin ardından Almanya'nın bir bayan şansölyesi olacak. Bu yeni
hükümet, 'Bizim için ucu açık müzakere etmek, ayrıcalıklı ortaklık
istiyoruz demektir.' diyecek. Bu sadece Türkiye için değil, AB ile
müzakere etmek için başvuruda bulunacak tüm ülkeler için geçerli
olacak. Yeni adaylarla artık tam üyeliği değil, sadece AB'nin yeni
komşuluk politikasını müzakere etmek istiyoruz. Bunların hepsi ortak
bir Avrupa ekonomi alanının, yani Avrupa serbest ticaret bölgesinin
katılımcıları olmalıdırlar. Böyle bir ekonomik alana, İsviçre ve Norveç
gibi şimdiye dek AB'ye üyelik istemeyen ülkeler dahildir. Orta merkezli
bir AB'de bu ülkeler, 'Avrupa Ekonomi Alanı' ya da 'ayrıcalıklı
ortaklık' ülkeleri olacaklardır, yani dış halkayı oluşturacaklardır."
şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
Der Tagesspiegel gazetesinde
(12/06) "Sonuç Bildirgesi Tartışması" başlığı altında ve Thomas Seibert
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, önümüzdeki hafta Brüksel'de yapılacak
AB Zirvesi'nin, Türkiye ile müzakerelere 3 Ekim'de başlanılmasını
ayrıca teyit etmeyeceği ve buna ilişkin bir bölümün sonuç bildirgesi
taslağından çıkarıldığı belirtilmektedir. 16-17 Haziran tarihinde
yapılacak zirve öncesindeki görüşmelerde, Fransa ve Avusturya gibi
Türkiye'ye şüpheyle yaklaşan ülkelerin, daha önce öngörüldüğü şekilde 3
Ekim'e vurgu yapılmasının bildirgeden çıkarılması için baskı yaptıkları
hatırlatılmakta ve bunun yerine sadece, üyelik müzakerelerinin
başlatılması yönünde kararın alındığı aralık ayındaki zirve kararından
bahsedileceği ifade edilen yazıda, diğer aday ülkelerde de sorunların
bulunması ve AB'nin zaten başka endişeleri olması nedeniyle,
genişlemeyle ilgili bölümünün tamamının zirve bildirgesinden
çıkarılmasının öngörüldüğünün belirtildiği kaydedilmektedir. Ankara'daki
Avrupalı bir diplomatın, karar metni üzerine yapılan tartışmalara
gereğinden fazla önem verilmemesi yolunda uyararak, bu bağlamda aralık
ayındaki zirveye atıf yapılmasının da Türkiye'nin üyelik
müzakerelerinin kabulü anlamına geldiğini söylediği, fakat Türklerin
bakış açısına göre, karar metni konusunda yaşanan mücadelenin Avrupa
perspektifinin Türkiye için aniden ne kadar güvensiz bir hale geldiğini
gösterdiğine işaret edilmektedir. Yazıda, AB'nin, müzakerelere
başlanması konusunda daha birkaç ay önce oy birliğiyle aldığı kararını
iptal etmesi halinde, kendi inandırıcılığını tehlikeye atacağı öne
sürülmektedir. Der Spiegel dergisinde (12/06) "Dürüst Olunmasından
Yanayım" başlığı altında ve Stefan Aust-Ralf Neukirch-Gabor Steingart
imzalarıyla Cumhurbaşkanı Horst Köhler ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. AB'nin genişlemesi, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye'nin
katılımının ele alındığı mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye ile farklılık
nerede?
KÖHLER: Coğrafi açıdan
Türkiye'nin sadece çok küçük bir kısmı Avrupa kıtasındadır. Büyük bir
bölümü ise Asya'dadır. Kültürel farklılıklar var ve kadının konumu ve
Türkiye'nin hukuk devletine bakış açısı bizdekinden farklı. Tecrübeler,
mentalitelerin değiştirilmesinin çok uzun zaman aldığını gösteriyor.
Ayrıca dini farklılıklar da var.
SORU: AB, Hıristiyan olan ve
sırf bu yüzden de değerler topluluğunu oluşturan ülkelerin birliği
midir?
KÖHLER: Ben Avrupa fikriyle
bağlantılı olarak, köklerimiz ve değerlerimiz hakkında bir tartışmanın
gelişmesini istiyorum. Bana göre, Yahudi-Hıristiyan geleneği de bunun
bir parçasıdır. Fakat bu, insan haklarını ve demokrasinin temellerini
gerçekten benimsemesi halinde bir İslam ülkesinin Avrupa Birliği'ne
giremeyeceği anlamına gelmiyor.
SORU: Türklere şöyle mi
demeliyiz: Yapılan anlaşmaları unutun, biz en iyisi sizi birkaç 10 yıl
daha izleyelim.
KÖHLER: Yapılan anlaşmalara
uyulmalı, fakat müzakereler ucu açık bir şekilde yürütülmelidir.
Türkiye'yi hiçbir şekilde geri çevirmemeliyiz. Türkiye çok önemli bir
komşudur; halkı genç, dinamik ve çalışkandır.
SORU: Bu söyledikleriniz
bize, CDU'nun önerisi olan 'ayrıcalıklı ortaklığı' çağrıştırıyor.
KÖHLER: Ben 'ucu açık'
diyorum."
AVUSTURYA BASINI:
Avusturya Televizyonu
ORF'nin internet sayfasında (12/06) "Grasser Müzakereleri de İptal
Etmek İstiyor" başlığı altında yer alan haberin Türkiye ile ilgili
bölümünde, Maliye Bakanı Karl Heinz Grasser'in Türkiye'nin AB'ye
katılımını onaylamadığı belirtilmektedir. Grasser'in "Basın Saati"
programında, "Türkiye'nin katılım olgunluğunda ve Birliğe
katılabilecek durumda olduğunu düşünmüyorum. Türkiye ile giriş
müzakerelerine karşıyım; çünkü böyle bir katılım Avrupa'nın gücünü
aşabilir." dediği belirtilen haberde, Grasser'in müzakerelerin 3 Ekim
tarihinde başlamasının kesinleşmiş olmasına ilişkin olarak, bundan
sonra daha akıllıca davranılabileceğini, Türkiye sorununun Avrupa
halkına sunulması halinde, "hayır" cevabının alınacağını, kendisinin
de bu konuda halkın yanında yer aldığını söyleyerek, AB Anayasası'nın
Fransa ve Hollanda'da başarısızlığa uğramasını bir "uyarı işareti"
olarak nitelendirdiği ve halkın her halükarda "hataları düzeltici bir
unsur" olduğunu ve bu işaretin değerlendirilmesi gerektiğini belirttiği
kaydedilmektedir. Parlamento Başkanı Andreas Khol'ün (ÖVP) daha da
açık konuşarak, Türkiye'nin 2025 yılından önce AB'ye katılabileceğine
inanmadığını söyleyerek, "Türkiye'nin katılımının önümüzdeki 15-20 yıl
içinde söz konusu olamayacağını" belirttiği ifade edilen haberde,
Khol'ün Türkiye sorununun Fransızların AB Anayasası'na "hayır"
demelerinde büyük rol oynadığını ve AB Komisyonu'nun şimdi Türkiye'nin
Avrupa olgunluğuna gelmesini doğruladığı suçlamasına katlanmak zorunda
olduğunu ifade ettiği vurgulanmaktadır.
Der Standard gazetesinde
(13/06) "Frenlenen Genişleme" başlığı altında ve Alexandra Föderl
Schmid imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir:
"Hollandalıların ve Fransızların AB Anayasası'na verdikleri 'hayır'
cevabı, aynı zamanda Birliğin hızla genişlemesine de verilmiş bir
cevaptı. Söz konusu ülkelerin yanı sıra AB Komisyonu da bunun
bilincinde. Şimdiye kadar kimse bunu dile getirmeye cesaret etmemiş
olsa da, bunun sonucunda genişleme hızı azalacak. Romanya ve
Bulgaristan'ın katılımını artık durdurma imkanı yok. Anlaşmalara göre
katılım ancak 2008'e ertelenebilir... Birçok AB ülkesi, tereddütlerin
oluşması halinde, en azından tarihin ertelenmesinden yana olduklarını
açıkladılar; bazı ülkeler de buna ek olarak katılımın maalesef
engellenemeyeceğini belirttiler. Türkiye ise en azından müzakerelere
başlama tarihini dayanak alabilir. 3 Ekim'de müzakerelere başlanacağı
gerçeğini, Avusturya hükümetinin yanı sıra Türkiye'nin tam üyeliğine
tamamen karşı olanların başında gelen Alman CDU/CSU bile değiştiremez.
Ancak CDU'nun seçimleri kazanması halinde, Türkiye ile müzakereler
muhtemelen daha katı şartlar altında gerçekleşecektir."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (13/06) "Fransız
İşverenler Türkiye'nin Üyeliğinin, Anayasa'ya Hayır Oylarından
Etkilenmemesini Umuyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransa
İşadamları Derneği Başkanı Louis Scweitzer'in, Fransa'da ve Hollanda'da
Avrupa Anayasası'na hayır denmesinden üzüntü duyduğunu dile getirdiği
ve bu retlerin uzun vadede AB'nin özellikle Türkiye ile ilgili olan
taahhütlerini tehlikeye sokmamasını dilediği belirtilmektedir. Fransız
şirketlerden 40 kadar temsilcinin oluşturduğu bir heyete başkanlık
ederek Türkiye'ye gerçekleştirdiği iki günlük ziyaretin ilk gününde
Ankara'da katıldığı basın toplantısında, "Bu hayırdan ciddi şekilde
üzüntü duyuyorum." dediği belirtilen haberde, Schweitzer'in "şahsi
kanaati olarak" bu hayırların "Türkiye'nin AB'ye üyeliği ile hiçbir
bağlantısı" olmadığını düşündüğünü, ancak Birliğin iki kurucu
ülkesindeki bu retlerin "uzun vadede AB'nin Türkiye ile ilgili
taahhütlerini ve hedeflerini tehlikeye atmayacağını" umduğunu
belirterek, derneğinin Türkiye'nin AB'ye üye olma isteğini
desteklediğini ifade ettiği kaydedilmektedir.
Le Figaro gazetesinde
(13/06) "Douste-Blazy: Somut Projelerle Avrupa'yı Yeniden Harekete
Geçirmeliyiz" başlığı altında ve Alain Barluet-Pierre Rousselin
imzalarıyla Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ilgili bölümünde şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: 29 Mayıs'ın verdiği
mesajlardan birisi, genişlemenin yanlış anlaşılması değil mi? Romanya
ve Bulgaristan'ın ve daha sonra Türkiye'nin Birliğe girişi anlaşıldı
mı?
DOUSTE-BLAZY: Bunlar iki
farklı konudur. Bir tarafta işlerin, kendileri için Konsey ve Komisyon
tarafından tam olarak uyarlandığı Bulgaristan ile Romanya var. Şartlara
riayet edildiği takdirde kimsenin bu üyeliği sorgulamaya hakkı
olmadığını düşünüyorum. Türkiye için ise, açık olmak gerekir ve çok
dikkatli olmalıyız, zira Fransızların istediği de budur; Türkiye ile
görüşmeler sadece Avrupa Konseyi'nin koyduğu şartlara bağlı kaldığı
takdirde gerçekleşebilir.
SORU: Şu halde 3 Ekim'de
Ankara ile görüşmelerin başlaması kesin değil mi?
DOUSTE-BLAZY: Komisyon'un
çok kesin bir durum tespiti yapması gerekiyor. Türkiye, konulan
koşullara uymazsa görüşmelerin başlaması söz konusu değildir. Geçen
aralık ayındaki Avrupa Konseyi toplantısı sırasında, görüşmelerin
çerçevesi belirlendi. Türkiye, yerine getirmesi gereken taahhütlerde
bulundu ve Avrupa halklarının hassasiyetinin bilincinde olması gerekir.
Jacques Chirac tarafından istenen anayasal reformlar gereğince ne
Türkiye, ne de başka bir ülkenin, Fransa'da referanduma sunulmadan ve
Fransızların onayı olmadan Birliğe giremeyeceğini hatırlatırım. Ancak
Türkiye'nin ötesinde ve genel biçimde, Anayasanın görevlerinden
birinin, 25'lerdeki yaşamı planlamak olduğunu hatırlayalım. Anlaşma
olmadan, aramızdaki ortak yaşam kuralları açıkça belirlenmemişken yeni
devletler ilave etmek bana zor gibi görünüyor. Bu, Avrupa Birliği'nin
içine dahil etme kapasitesinin unsurlarından birisidir. Fransa'daki
referandumdan sonra, olayların bu görünümü konusunda düşünmek
gerekir."
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinde (12/06)
"Türk Komutanlar AB'ye Katılım Taraftarı" başlığı altında ve Alkis
Kurkulas imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, MGK Genel Sekreteri
Yiğit Alpogan'ın, To Vima gazetesine vermiş olduğu mülakatta, menfi
referandumların, Birleşik Avrupa fikrine (her zamankinden fazla) bağlı
olan Türk liderliklerini yıldırmadığını vurguladığı kaydedilmektedir.
MGK'nın asker olmayan ilk Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'ın,
"Gelişmeleri dikkatle izliyoruz. Hükümet, basın, medya, siyasi
partiler, kamuoyu, sivil toplum örgütleri, herkes bugün 3 Ekim
müzakereleri hedefine uyum sağlamamızı arzu ediyor." diyerek,
Türkiye'nin AB stratejisinde mevcut büyük düşünce birliğini dile
getirdiği belirtilen haber-yorumda, Alpogan'ın, "MGK'nın Genel
Sekreteriyim, askeri liderlerle devamlı temas halindeyim, askerlerin
AB'ye katılmamıza kesinlikle taraftar olduklarına güvence veririm."
dediği aktarılmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR