ANKARA, 16/06(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 15 Haziran 2005 tarihinde yayımlanan
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi
Radyosu'nun Türkçe yayınında (15/06) "Avrupa Kamuoyunun Türkiye'ye
Bakışı" başlığı altında ve Hülya Polat imzasıyla yer verilen bir
haberde, Almanya'da Schröder hükümetinin erken seçim kararı, Fransa ve
Hollanda'da yapılan referandumlarla AB Anayasası'nın reddedilmesi ve
AB'nin ek protokole onay vermesi nedeniyle son haftalarda Türkiye'nin
AB üyeliğinin yine gündemde olduğu belirtilmektedir. Haberde, TÜSİAD
Washington Temsilcisi Abdullah Akyüz'ün, bu konuda soruları
yanıtlarken, Avrupa kamuoyunun Türkiye'ye bakışı hakkında, "2004
yılında Türkiye, Avrupa sokaklarındaki insanların gündemine girdi ve 10
haftadan itibaren Türkiye'nin üyeliği, ne kadar Avrupalı olduğu
sorgulanmaya başlandı. Bu tabi oradaki işimizi zorlaştırıyor, çünkü
oradaki politikacılar da sonuçta kendi vatandaşının, seçmeninin
endişelerine cevap vermek zorunda. Açıkçası, Türkiye lehinde bir
politikacı olmak bugün Avrupa'da zor, ama AB bir süreç. Bu tür
çalkalanmalar, dalgalanmalar her zaman oluyor. Türkiye'nin işi biraz
zorlaştı, ama bir yandan da Türkiye önemli bir kapıyı açtı. Türkiye
öncelikle üstüne düşeni yapmalıdır. Çünkü hepimizin iddiası, 'bu
süreç, bizim vatandaşımızın, ülkemizin lehine olan bir süreçtir.'
Başkaları istediği için yaptığımız bir şey değil. Sadece bizim topu
oyunda tutmamız ve oynamamız yetmiyor. Avrupalıların da artık bir
noktadan sonra, özellikle politik liderlerin üstüne düşeni yapması ve
yavaş yavaş Türkiye'nin üyeliğinin artık bir elit proje olmaktan çıkıp,
Avrupa'nın da lehine olacak bir gelişme olacağını kendi vatandaşlarına,
seçmenlerine anlatması gerekiyor." şeklindeki ifadesine yer
verilmektedir. Haberde, "demokrasi konusunda TÜSİAD'ın kaygıları var
mı?" şeklindeki bir soruya, Akyüz'ün, "Eğer Batı toplumuyla, onun
önemli bir unsuru olan Avrupa'yla birleşmeyi ve onlarla entegre olmayı
düşünüyorsanız, bunun ekonomik boyutu olduğu kadar, siyasi ve kültürel
boyutu da var. O siyasi kültür, belli özgürlükleri, belli hakları
yaşama geçirmeyi şart koşuyor. Biz tabi şu anda Türkiye'nin
sorunlarıyla yatıp kalkıyoruz, Sanki AB sadece Türkiye'den belli
şeyleri istiyor diye düşünüyoruz, oysa öyle değil. Macaristan'da,
Romanya'da azınlıklar sorun oluyor. Başka bir ülkede devletin verdiği
sübvansiyonlar sorun oluyor. Belli gruplara verilen ya da verilmeyen
haklar sorun oluyor. Dolayısıyla bunları sadece Türkiye'ye yöneltilen
sorunlar gibi görmemek lazım... Avrupa kamuoyunun gerçekten Türkiye'ye
karşı tarihten gelen ön yargılı bazı tutumları da var..."
AP'nin (15/06) "Erdoğan:
Referandum Krizini Takiben Türkiye'nin AB Girişimi Konusunda Oluşan
Endişeler Gereksiz... Başörtüsü Konusunda Bir Referandum Yapılmasına
Açığız" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, Fransız ve Hollandalı seçmenlerin Anayasa'yı
reddetmelerinin neden olduğu AB'deki kargaşanın Türkiye'nin Birliğe
katılma girişimine zarar vermeyeceğinden emin olduğunu söylediği
belirtilmektedir. Özel NTV televizyonuna verdiği mülakatta, Anayasa'ya
yönelik retlerin Türkiye'nin AB girişiminin yavaşlaması anlamına gelip
gelmeyeceği sorusuna cevaben Erdoğan'ın, seçmenler için Türkiye'nin
katılımının değil ekonomik unsurların asıl mesele olduğunu söylediği
belirtilen haberde, Erdoğan'ın, "Bu konuda rahatım. Türkiye'nin AB
girişimi şu anda gündemde değil. Şu anda, sadece Türkiye'nin AB ile
üyelik müzakereleri süreci gündemde." dediği aktarılmakta ve ayrıca
krize de değinerek "AB bunu çözümleyecektir." şeklindeki görüşüne yer
verilmektedir.
AP'nin (15/06) "Barrosso:
AB Türkiye'ye Verdiği Taahhütlere Bağlı Kalmalıdır" başlığı altında ve
Paul Ames imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı
Jose Manuel Barrosso'nun yaptığı açıklamada, AB'nin, kamuoyunda
genişlemeye ilişkin yaşanan endişelere rağmen, Birliğe katılımları ile
ilgili olarak Türkiye ve diğer ülkelere verdiği taahhütlere bağlı
kalması gerektiğini söylediği belirtilmektedir. "Verdiğimiz sözleri
tutmalıyız, bu çok net, verilen taahhütlerde değişiklik önerisinde
bulunmayacağız." diyen Barrosso'nun diğer yandan, AB'nin anayasa
planları konusundaki çıkmazın aşılamaması durumunda Birliği "kalıcı bir
kriz ya da felç durumu" ile karşı karşıya bırakabileceği uyarısında
bulunduğu belirtilen haberde, Barrosso'nun, 25 üye devletin liderlerine
milyarlarca avroluk AB bütçesinin nasıl paylaşılacağı konusundaki derin
fikir ayrılıklarını çözümlemeleri çağrısında bulunduğu
kaydedilmektedir.
The New York Times
gazetesinin internet sayfasında (15/06) "AB Anayasası'nın Mimarı,
Anayasa'nın Reddi Konusunda Chirac'ı Suçluyor" başlığı altında ve
Elaine Sciolino imzasıyla yer alan makalede, AB Anayasası'nın mimarı
Valéry Giscard d'Estaing'ın, "siyasetin Mozart'ı" olarak görüldüğü ve
kariyerinin zirvesindeki siyasetçinin, yeni Avrupa'nın kurucusu olarak
tarihe geçmesinin beklendiğine işaret edilmektedir. Bundan iki ay önce,
d'Estaing'ın Avrupa Anayasası'nı "ABD Anayasası kadar kusursuz" olarak
tanımladığı hatırlatılarak, Avrupa Anayasası'nın, Birliğe üye devletler
tarafından kolayca onaylanacağının düşünüldüğü, fakat şimdi Fransızların
Anayasa'yı reddettikleri belirtilen makalede, d'Estaing hatayı
kendinde ya da hazırladığı Anayasa'da aramak yerine Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'ı suçlayarak, Fransızların Anayasa'yı reddederken aslında
"liderlerimizin değişmesini istiyoruz" mesajı verdiklerini savunduğu
kaydedilmektedir. d'Estaing'in "eğer AB liderleri Türkiye'nin AB
üyeliği için açık kapı bırakmasaydı, Fransa halkı Anayasa'yı
onaylardı." dediği ifade edilen makalede, Türkiye'nin AB üyeliğine
şiddetle karşı çıkan d'Estaing'in, Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası
olmadığını ve sadece ortaklık statüsünü hakettiğini savunduğu
kaydedilmekte ve referandumdan iki gün sonra sonuçları açıklanan bir
Louis Harris anketine göre, Anayasa'ya "hayır" oyu verenlerin sadece
yüzde 22'sinin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğu için Anayasaya
"hayır" oyu verdiğini söylediği vurgulanmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Die Tageszeitung'da (15/06)
"Avrupa Kendi Sınırlarını Belirleyemeyecek Kadar Korkak" başlığı altında
ve Stefan Reinicke imzasıyla Tarih Profesörü Hans-Ulrich Wehler ile
yapılan yayımlanan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile
ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: AB Anayasası'na
'hayır' denilmesinde Türkiye ile yapılacak müzakereler ne gibi bir rol
oynadı?
WEHLER: Bu, korkuları daha
da artırdı. Şu anda 450 milyon AB vatandaşı var. Yakında Bulgarlar ve
Rumenler de buna eklenecek, daha sonra muhtemelen Hırvatlar. O zaman AB
vatandaşlarının sayısı yarım milyar olacak. Doğu ve Güneydoğu Avrupa
ülkelerinin entegrasyonunu ve oradaki AB'ye yönelik büyük beklentilerde
hayal kırıklığı yaşanmamasını sağlamak çok büyük bir sorumluluktur.
Çünkü AB'nin para musluğu, İspanya, Yunanistan ve Portekiz'in
katıldıkları dönemde olduğu gibi dolu değil. 2020 yılında, tahminen
yaklaşık 90 milyon Müslüman Türkün de buna eklenebileceği düşüncesi
maceracı bir yaklaşımdır.
SORU: Neden? Türkiye'nin
üyeliğine karşı yapılan asıl itiraz nedir?
WEHLER: Bu durumda siyasi
bir birlik olarak hareket kabiliyeti yetersiz hale geleceği için AB
toprağa gömülecek, Türkiye AB'nin en büyük ülkesi olacak ve Komisyon'un
sözünü ettiği yıllık 40 milyar avroluk maliyet daha da artacaktır...
(...)
SORU: AB'nin hedefi nedir?
AB hala bir devletler topluluğu mu yoksa İngilizlerin arzuladığı gibi
serbest ticaret bölgesi midir?
WEHLER: Birçok şey Sarkozy,
Merkel ve Schüssel'in Türkiye ile yapılacak müzakereleri, üyeliğin çok
uzak bir tarihe atılmasını gerektirecek kadar zorlaştırıp
zorlaştırmayacağına bağlı olacak. Bunda başarısız olunması durumunda
AB'nin genişlemesi devam edecek ve çekirdek Avrupa tartışması yeniden
AB'nin kurucu ülkelerinde gündeme dönecektir. Zira bu durumda siyasi
hareket yeteneğini sadece geliştirilmiş bir merkez sağlayabilir..."
İNGİLTERE BASINI:
BBC'nin Türkçe yayınında
(15/06) "Fransa ve Hollanda'daki Referandum Sonuçları Türk Halkının
Görüşlerini Etkiledi mi?" başlığı altında ve Kürşat Akyol imzasıyla yer
verilen bir haberde, "Fransa ve Hollanda'da Avrupa Anayasası'nın
reddedilmesinin sebebi Türkiye mi?" sorusunun yanıtını İstanbul
sokaklarında arandığı ve halkın yüzde 90'ının AB yanlısı olduğu, ancak
son gelişmeler karşısında Birliğe katılım konusunda olumsuz düşünceler
içerisinde olduğu belirtilmektedir. Fransa ve Hollanda'da geçen
haftalarda yapılan AB Anayasası referandumlarında "hayır" oylarının
çoğunlukta çıkmasının, bazı yorumculara göre Türkiye'nin AB üyeliğini
riske soktuğu ve AB'den üyelik müzakerelerinin daha önce taahhüt
edildiği gibi 3 Ekim'de başlayacağı açıklamasının gelmesine karşın,
Türkiye'de bu görüşün hala tartışıldığı ve Avrasya Stratejik
Araştırmalar Merkezi Başkanı emekli Büyükelçi Gündüz Aktan'ın bu
görüşte olanlardan biri olduğu belirtilen haberde, Aktan'ın, "Sanıyorum
ki, bugün Türkiye'de geniş katılımlı bir anket yapılsa, Türk halkının
çok büyük bir kısmı, bundan önce de olduğu gibi 'AB'nin bizi üye
yapmayacağı' yolunda görüş beyan edecektir. Bu tabii nötr bir görüş
değil. Aslında Türkiye'nin, Türk halkının morali bu işten ötürü çok
büyük ölçüde bozuldu artık. Bir bıkkınlık, hatta kızgınlık duymaya
başladı. Niye kendisi bu şekilde itiliyor? Bulgaristan ve Romanya gibi
Türkiye'den ekonomik açıdan ve demokrasi bakımından geri olan ülkeler
kabul edildiği için damla damla Türk kamuoyunda Avrupa karşıtlığı bir
eğilim belirmeye başlıyor." dediği aktarılmaktadır.
The Guardian gazetesinin
internet sayfasında (15/06) "Geniş ve Daha da Genişleyecek" başlığı
altında yer alan başmakalede, Avrupa Birliği'nin nimetlerini yayma ve
üyeliği daha büyük bir uluslar çemberine doğru genişletme görüşünün,
Fransa ve Hollanda referandumlarının yarattığı kayıplardan biri olduğu
ve sonunda, belki de Kafkaslar'a kadar genişleyerek 40 üyeli bir birlik
olma umudunun belirsizliğine işaret edilmektedir. Genişleme konusunda
bölünmüş olsalar da genişlemenin yavaş olmasını isteyen ya da hiçbir
surette genişlemeyi istemeyen eski üye devletlerin çoğu kamuoyunu
olumsuz yönde etkileme konusunda hemfikir oldukları belirtilen
başmakalede, Türkiye'nin üyeliğinin, özellikle, Fransa ve Hollanda'daki
seçmenlerin oylarının dengesini değiştirmiş bir konu olabilecekleri,
Avrupalı liderlerin, şimdi olası yeni üyeler ile ilgili planlarını ve
takvimlerini kaçınılmaz olarak yeniden değerlendirmek zorunda
kalacakları öne sürülmektedir. Romanya, Bulgaristan, Hırvatistan
Ukrayna, Belarus, Gürcistan ve Ermenistan'ın üyelikleri ve bu ülkelerin
olası katılımlarının zorluk derecelerinin ele alındığı başmakalede,
hepsinden zorlusunun ise Türkiye ve bu zorluğun sadece Fransa ve
Hollanda'daki referandumlarda çok açık bir şekilde ortaya çıkan Türk
karşıtı hislerden kaynaklanmadığı ve her iki taraftaki zıt fikirlerin
derecesi ve ekim ayında başlayacak uzun müzakerelerin, yıllar boyunca
anlaşmazlığa ve gidişatın daha da kötüleşmesine neden olma olasılığının
daha derin sorunlar teşkil ettiğine işaret edilmektedir. Başmakalede,
"Türkiye konusunda çıkarılacak ders, Türkiye'nin üyeliğinin kötü bir
fikir olduğu değil, Avrupa'da, eyleme geçmeden önce kamuoyunu ikna
etmeniz gerektiğidir." denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Apoyevmatini gazetesinde
(15/06) "Patrikhane'nin Problemleri Ortaya Kondu" başlığı altında ve
Teti Sarantopulu imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, YDP'nin AB
milletvekili Kostis Hatzidakis'in, İstanbul'da toplanan Türkiye-AB
Karma Parlamento Komisyonu'nda, dini azınlıkların ve Ekumenik
Patrikhane'nin karşılaştığı problemleri ve Heybeliada Ruhban Okulu'nun
tekrar öğrenime açılması konularını ortaya koyduğu belirtilmektedir.
Hatzidakis'in, tam üyeliğin tam çaba gerektirdiğini vurguladığı ve
Yunanistan'ın Türkiye'nin tam üyeliği taraftarı olduğunu belirttiği
ifade edilen haber-yorumda, Türkiye'nin dini kurumlar konusunu
demokratik kavrayış ve Avrupai düşünceyle karşıladığı zaman elde
edeceği çıkarlara ilişkin Hatzidakis'in değerlendirmesine, Karma
Parlamento Komisyonu Başkan Vekili Onur Öymen'in, Batı Trakya
azınlıklarının sözde problemlerine karşı Yunan Hükümeti'nin tavrını
paralelleştirmeye gayret gösterdiği kaydedilmektedir. Haber-yorumda,
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısı sırasında, Türk
milletvekillerinin, AB Anayasası'na Fransa ve Hollanda'nın "hayır"ının
ülkelerinin AB yönelimindeki etkilerine ilişkin huzursuzluklarını
belirttikleri ve Türkiye'nin tek hedefinin tam üyelik olduğunu
yineledikleri vurgulanmaktadır.
Ethnos gazetesinde (15/06)
"Yunanlar Türk-Yunan İlişkileri İçin Kötümser" başlığı altında
yayımlanan bir haberde, MRB şirketi tarafından yapılan kamuoyu
araştırmasından elde edilen, dış politika, özellikle de Türk-Yunan
ilişkileri ve Ankara'nın Avrupa yönelimiyle ilgili sonuçların ilginç
olduğu belirtilmektedir. Yunanlıların yüzde 23,4'ünün Türkiye'nin
Avrupa yönelimi lehinde (aralık ayında yüzde 24,5'i Türkiye'nin Avrupa
yöneliminden yanaydı), yüzde 47,5'inin ise aleyhinde (aralık ayında
yüzde 44,6'sı aleyhteydi) olduğu belirtilen haberde, Yunanlıların yüzde
38,4'ünün Türkiye'nin AB üyeliğinin Türk-Yunan ilişkilerinin yararına
olacağına (aralık ayında yüzde 41), yüzde 49,2'sinin ise yararına
olmayacağına (aralık ayında yüzde 43,3) inandığı ifade edilmekte ve
vatandaşların yüzde 42,4'ünün Türkiye'nin önümüzdeki 10 yılda AB üyesi
olmasının "çok ya da epeyce olası" olduğuna inandığı (aralık ayında bu
oran yüzde 49 idi), yüzde 50,3'ünün ise bunun "pek de olası ya da hiç
olası olmadığına" inandığı (oran aralık ayında yüzde 40,9 idi)
kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR