17.06.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 17/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  16 Haziran 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa  Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu  hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (16/06) "Alman Parlamentosu, Türkiye'den  Ermenilerin Öldürülmesi Olayını Yeniden İncelemesini İstedi"  başlığı altında yer verdiği bir haberde, Alman Parlamentosu'nun, Türkiye'den, “yaklaşık yüz yıl önce bir milyon Ermeni'nin  öldürülmesindeki rolünü tekrar gözden geçirmesini istediği”  belirtilmekte ve  bu meselenin, Türkiye'nin AB üyeliği  umutlarını büyük ölçüde azaltabileceği öne sürülmektedir. Parlamenterlerin, “Ermenilerin planlı bir biçimde tehcir ve  yok edilmelerini araştırması” konusunda Berlin hükümetinin  Türkiye'ye baskı yapması yönündeki bir  önergeyi kabul  ettikleri belirtilen haberde, Parlamento Başkan Yardımcısı  Antje Vollmer'in, "Önerge, parlamentonun tamamının desteğiyle  kabul edildi." dediği ifade edilmektedir. Haberde, Alman  Parlamentosu tarafından hazırlanan önergede, "Bir uzlaşmaya  varılabilmesi için tarihin dürüst bir biçimde yeniden gözden  geçirilmesi gereklidir... Bu, özellikle de hatırlamaya dayalı  ve her ulusun tarihindeki karanlık yanları açıkça tartışan  AB kültürü çerçevesinde gereklidir." denildiği, Türkiye'nin  AB üyeliği hedefinden doğrudan bahsedilmemekle birlikte,  Türkiye'nin sözde Ermeni meselesinde ifade özgürlüğünü  sağlaması gerektiğinin belirtildiği kaydedilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (16/06) "AB, Türkiye'de  İstikrarı Sağlıyor" başlığı altında ve Rainer Hermann imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Türk ekonomisinin AB içindeki krizlere  soğukkanlı tepki gösterdiği ve Yeni Türk Lirası'nın mayıs  ortasından beri sadece avro karşısında değil, dolar karşısında  da değer kazandığı, buna rağmen, Türklerin AB perspektifinin bulanıklaşmasının piyasayı tedirgin ettiği belirtilmektedir.  İstanbul'daki Bender Securities Menkul Kıymetler şirketinden  Murat Gülkan'ın, katılım müzakerelerinin 3 Ekim'de başlatılacağına  ilişkin şüpheli tarihin bile, 2005 yılının ilk yarısında çok  büyük bir doğrudan yabancı yatırım dalgasına yol açtığını  söylediği ve katılım müzakerelerinin başlatılması halinde  yatırımda daha çok artış yaşanacağını düşündüğü belirtilen  yazıda, Gülkan'ın, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine  getirmesine rağmen müzakerelerin ertelenmesi halinde ise,  olumsuz etkilerden endişelendiği ve Türkiye'nin AB üyeliği  perspektifinin en önemli sonucu olarak, "AB'ye atılan  demirin" sağladığı siyasi istikrarı göstererek, AB üyeliği  umudunun, sürekli olarak başkent Ankara'dan kaynaklanan  güvensizliği sona erdirdiğini, bu durumun da mali piyasaları  istikrara kavuşturduğunu ve işadamlarının sermaye maliyetlerini  önemli ölçüde azalttığını dile getirdiği kaydedilmektedir.

            Die Tageszeitung'da (16/06) "AB Olmadan Ermeni Tartışması  Olmaz" başlığı altında ve Stefan Reinecke imzasıyla yayımlanan  bir yorumda, Türkiye'nin AB üyeliğinin lehinde ve aleyhinde  birçok iyi nedenin olduğu belirtilmektedir. Ermenistan  konusunun, yani 1915 yılında Jön Türkler tarafından  Ermeni azınlığa uygulanan sözde soykırımın, AB üyeliğini  destekleyen nedenler arasında yer aldığı ve onlarca yıldır  devam eden konuşma yasağının yumuşatılmasının, AB'nin yaptığı  baskıların bir sonucu olduğu belirtilen yorumda, Türkiye'nin,  kısa bir süre önce Türkiye'de bir Ermeni konferansının  yasaklanmasının kötü bir işaret olduğu ifade edilmekte ve  şöyle denilmektedir: "Federal Meclis'in çıkaracağı partiler  üstü Ermenistan kararı, konuya iki farklı ışık tutuyor.  Karar bir taraftan üslup bakımından ölçülü, konu itibariyle  ise çok net ve böylece, ahlaki kahramanlık ve küstahlık  olmadan nasıl eleştiri yapılabileceğine bir örnektir. Bu  aynı zamanda, bu tartışmaları Türkiye'nin AB üyeliğine  karşı cephane olarak kullanmayan CDU'nun bir eseridir.  Fakat bu karar aynı zamanda daha bugünden, geçmişe aitmiş  gibi görünüyor. Çünkü sekiz hafta önce Federal Meclis'te  yapılan Ermeni tartışmasından sonra dünya değişmiştir.  AB anayasasına hayır denilmesi, genişlemeyi destekleyenleri  zayıflattı. Merkel ve Sarkozy ile birlikte, en önemli AB  ülkelerinde Türkiye'nin AB üyeliğinin kararlı karşıtları  hükümet olma yolundalar. Şayet Merkel ve Sarkozy, Türkiye  ile yapılacak müzakerelerde düğmeyi 'Hayır'a çevirirlerse,  Ermeni tartışmasının da sonu gelmiş demektir. Türkiye'de  de sona erecektir, çünkü insanlar kendilerini aldatılmış  hissediyorlar ve bunda pek de haksız değiller; AB'de de  sona erecektir, çünkü bu mesele siyasetin merceğinden  kaybolacaktır. Böylece, dışarıdan gelen baskı ve içerideki  aydınlanmacı güçlerin işbirliğinin bir toplumun resmini  nasıl değiştirdiğine ilişkin bu büyüleyici süreç, daha  başlamadan sona ermiş olacaktır."

 

            İNGİLTERE BASINI:            

            Financial Times gazetesinde (16/06) "Fransa Başbakanı AB Genişlemesinin Dondurulması Çağrısında Bulunuyor" başlığı altında  ve John Thornhill yayımlanan imzasıyla bir haberde, Fransa  Başbakanı Dominique de Villepin'in, AB'nin mevcut 25 üyeyle  ilişkiler pekiştirilinceye kadar daha fazla genişlemeyi  dondurması gerektiği yolundaki sözleri aktarılmaktadır.  Haberde, Dominique de Villepin'in, parlamentoda yaptığı  konuşmada, Bulgaristan ve Romanya'ya verilen üyelik sözünün  tutulması, ancak bunun ötesinde gelecekteki genişlemelerin  şeklinin düşünüleceği bir dönemden geçilmesi gerektiği yolundaki  sözlerine yer verilmiş, açıkça ifade edilmese de bu sözlerden  Hırvatistan ve Türkiye'nin kastedildiği bildirilmektedir.  Fransa'daki referandum öncesinde "hayır" kampanyası  yürütenlerin Orta Avrupa'dan gelmesi muhtemel ekonomik  tehdidi ön plana çıkardıkları hatırlatılan haberde,  aşırı sağ görüşlü partilerin de Türkiye'nin AB'ye girme  ihtimalinin yarattığı korkulara oynadığı belirtilmektedir.

            The Times gazetesinin internet sayfasında (16/06)  "Genişleme Konusunda Çekinceler Dile Getiren Fransa,  Zirve Gerilimini Artırıyor" başlığı altında ve Anthony  Browne-Philip Webster imzalarıyla yer alan makalede,  Fransa'nın başlayan Avrupa Birliği Zirvesi öncesinde  Türkiye'nin Birliğe üyeliği hakkında ciddi birtakım  çekinceleri bulunduğunu dile getirerek, anayasa ve bütçe  meselelerine ilaveten, İngiltere'ye karşı üçüncü bir cephe  açmış olduğu belirtilmektedir. Fransa'nın yeni Başbakanı  Dominique de Villepin'in, yaptığı açıklamada, AB bütçesi ve  anayasal anlaşma meseleleri hakkındaki şiddetli tartışmalar  nedeniyle zaten gergin olan havayı zirve öncesinde daha da  sertleştirdiği belirtilen makalede, İngiltere'nin, gelecek  ay devralacağı dönem başkanlığı sırasında, anlaşmanın  genişlemenin önceliklerinden birini teşkil edeceğinin ve  sürecin planlandığı şekilde ilerleyeceğinin altını çizdiği hatırlatılmaktadır. Başbakan Tony Blair ve diğer birçok liderin, Brüksel'deki zirveye yeni bütçe üzerinde anlaşma sağlanması  umutlarını evde bırakarak gittiği belirtilen makalede,  İngiltere'nin, yıllık üç milyar poundluk bütçe katkı payı  iadesinden vazgeçmemekte direttiği, Fransa'nın ise tarım  harcamalarında kesinti yapılması fikrini reddettiği ve  mevcut Dönem Başkanı Lüksemburg'un, bir son dakika girişimi  ile İngiltere'ye bazı tavizler verilebileceğini açıkladığı,  ancak bunların, çıkmazın aşılması için yeterli olmayacağı kaydedilmektedir. Başbakan Villepin'in, Fransız Parlamentosu'na  hitaben yaptığı bir konuşmada, ülkede yapılan anayasa  referandumunun genişlemenin hızının AB vatandaşlarını  sarstığını ortaya koyduğunu savunarak, "Bunu hesaba  katmamız lazım. Bulgaristan ve Romanya 2007'de üyeliğe  kabul edilmeliler ancak ondan sonrası için genişlemenin  şekli hakkında ortaklarımızla mutlaka bir tartışma açmamız gerekmektedir." dediği belirtilen makalede, Villepin'in,  Türkiye'nin adını vermese de, Başbakan'ın sözlerinin  muhatabının açık bir şekilde 3 Ekim'de üyelik müzakerelerine  başlayacak olan Türkiye olduğu, İngiltere Dışişleri Bakanı  Jack Straw'un ise, AB'nin Türkiye ve diğer aday ülkelere  verdiği taahhütlerin açık ve kesin olduğunu ve bu taahhütlerin  çıkmaza giren anayasaya göre değil, varolan kurallara göre  yerine getirilmesi gerektiğini söylediği vurgulanmaktadır.

            Reuter'in (16/06) "Merkel AB-Türkiye Müzakerelerini Ağır  Bir Dille Eleştirdi" başlığı altında ve Nick Antonovics  imzasıyla yer verdiği bir haberde, Alman Hıristiyan Demokrat  Birlik Partisi'nden (CDU) yapılan bir açıklamada, Avrupalı  vatandaşların 25 üyeli Birliğe katılmasına karşı çıkacakları  açıkça belliyken AB'nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine  başlamaması gerektiğinin bildirildiği kaydedilmektedir. CDU'nun  lideri Angela Merkel'in, Almanya Parlamentosu'nda yaptığı  konuşmada, "Bu konuda referandum yapmayı planlayan ülkelerde  böyle bir karar için asla çoğunluk sağlanmayacağını bile bile  tam üyelik umudunu canlı tutarak 10 yıldan daha uzun bir süre  Türkiye ile görüşmek tamamen sorumsuzca bir hareket olacaktır.  Bu bizim kabul etmeyeceğimiz sorumsuzca bir dış politika."  dediği belirtilen haberde, Merkel'in açıklamalarının,  Alman Parlamento'nun 1915 yılından itibaren yaklaşık 1.5 milyon  Ermeninin katlinden dolayı "Osmanlı İmparatorluğu'nun genç Türk Hükümeti'ni" kınayan ayrı bir karar tasarısını onaylamaya  hazırlandığı bir zamana denk geldiği, ki bu girişimin muhtemelen  Ankara'yı kızdıracağına işaret edilen haberde, Merkel'den  önce konuşan Schröder'in, İslam ülkesini Avrupa'ya bağlamanın  potansiyel faydasının Türkiye ile müzakerelere başlanmasındaki  herhangi bir riskten daha ağır bastığını ileri sürerek,  müzakerelerin her zaman iki taraftan biri tarafından  kesilebileceğine ve Almanya'nın işçi pazarını istenmeyen  göçten koruyacak önlemler bulunduğunu belirterek, "Bu tür  müzakerelerin taşıdığı riskler kontrol edilebilirdir."  dediği kaydedilmektedir.

 

            İTALYA BASINI:  

            Il Giornale gazetesinde (16/06) "Avrupa Türkiye'nin Ne  Kadar Uzak Olduğunu Keşfediyor" başlığı altında ve Alberto  Indelicato imzasıyla yayımlanan makalede, son birkaç ay  zarfında Türkiye'nin Avrupa hayallerinin, nedenleri politik  sınıfın başarısına ya da başarısızlığına bağlı olmaksızın,  yıkılmış gibi göründüğü belirtilmektedir. Türk siyasilerin  Avrupa tarafından önlerine sürülen şartları -hepsi olmasa da  büyük bir kısmını- yerine getirmek için çaba sarf ettikleri  ve her ne kadar 10 yıldan daha fazla sürecek olsa da, AB'ye  katılım konusunda oldukça iyimser oldukları belirtilen makalede, Türkiye'nin AB üyeliği için -NATO içindeki konumlarını her  zaman takdir etmiş olan- Washington da bastırıyordu... Öte  yandan ABD, Türkiye'nin katılımı konusundaki ısrarlarını  sürdürmekle birlikte, Türkiye'nin Irak meselesinde Berlin ve  Paris gibi müdahaleye karşı olanların tarafında yer almış  olduğunu da vurgulamaktan geri kalmamıştır. Türkiye'nin  katılımını hararetli bir şekilde destekleyenlerin bizatihi  Fransız ve Alman hükümetleri olduğu bilinen bir husus  olduğuna göre, Türklerin takındığı bu tavrın AB ümitlerinin  lehinde bir rol oynaması gerekirdi..." denilmekte ve Türkiye'nin  AB üyeliği nedeniyle Avrupa Anayasası'na hayır diye Fransa'nın  olumsuz tutumu ele alınmakta, "İmtiyazlı ortaklık"tan yana  olduğunu açıklayan Angela Merkel'in Hıristiyan Demokratlarının,  büyük bir olasılıkla, Türk destekçilerinden olan Schröder ve  Fischer hükümetlerinin mirasının üstüne konacağı Almanya'da  ortaya çıktığı kaydedilmektedir. Makalede, Ankara'nın zayıf  ümitlerini besleyen belki de tek ülkenin -Avrupa Birliği'ni aşırı genişleme vasıtasıyla her geçen gün daha da zayıflatmak  ve dolayısıyla da "Anglosakson eksenine" daha bağımlı kılmak  düşüncesiyle- İngiltere olduğu ifade edilmektedir.

 

             YUNANİSTAN BASINI:           

            Ethnos gazetesinde (16/06) "Brüksel: 'Türkiye İçin...  Haberler Kötü'" başlığı altında yayımlanan bir haber-yorumda,  AB zirvesi gündeminde yer almamasına rağmen, Fransa ile  Hollanda'da referandumlarla edinilen Türkiye'nin Avrupa  perspektifine ilişkin deneyimin Avrupa başkentlerine ciddi  sorun yarattığı belirtilmektedir. Ankara'ya ulaşan mesajların  çok olumsuz olduğu, bu nedenle de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de AB  zirvesine katılmak amacıyla planladığı Brüksel ziyaretini iptal  ettiği belirtilen haber-yorumda, Fransa Başbakanı Dominic de  Villepin'in, "Türkiye konusunu" yeniden masaya getirerek,  aslında AB'nin genişleme sınırı olarak Bulgaristan ile  Romanya'nın üyeliğini koyduğu ve Fransız Parlamentosu'ndaki  konuşmasında, Avrupa Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da  reddedilmesinin, "AB'nin, sınırlarını Bulgaristan ve Romanya  ötesine genişletmeden önce iyi düşünmesinin gerekli olduğu  anlamını taşıdığını" vurguladığı kaydedilmektedir. Haber-yorumda,  AB Komisyonu Başkanı Barroso'nun, AB'nin yeni üyeleri bünyesine  katmak yeteneğinde olup olmadığını yeniden gözden geçirmesi  gerektiği, fakat Türkiye yönünde üstlenmiş olduğu yükümlülükleri  de yerine getirmeli şeklinde konuşarak, dengeleri korumak  yönünde çaba sarfettiği ifade edilmektedir.

                   

 

 

 
ESKİ SAYILAR