ANKARA, 20/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 17-19
Haziran 2005 Haziran 2005 tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-Avrupa
Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (17/06) "AB:
Anayasa'nın Onaylanmasındaki Gecikme, Romanya ve Bulgaristan'ın AB'ye
Üyeliğini Ertelemeyecek" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Avrupa Birliği'nin, Romanya ve Bulgaristan'a, 2007 yılında
gerçekleşmesi planlanan üyeliklerinin AB Anayasası'nın onaylanmasındaki
gecikmeden etkilenmeyeceğine dair teminat verdiği belirtilmektedir. AB
Dönem Başkanlığı'nı yürüten Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker'in,
kısa süre önce katılım anlaşmalarını imzalayan Romanya ve
Bulgaristan'ın üyeliğe kabul edilmesi yönünde "Sözümüze sadık
kalacağız." dediği belirtilen haberde, Juncker'in, aynı şeyin, AB'nin
ekim ayında üyelik görüşmelerine başlamayı planladığı Türkiye için de
geçerli olduğunu söylediği ifade edilmektedir. Haberde, geçen aralık
ayında AB liderlerinin 3 Ekim tarihinde Türkiye ile üyelik
görüşmelerine başlanması konusunda anlaşmaya vardıkları hatırlatılmakta
ve bu kararın, Fransa ve Hollanda'da yapılan referandumlarda AB
Anayasası'na "hayır" oyu çıkmasında büyük bir rol oynadığının
düşünüldüğüne işaret edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(17/06) "İnsanların Güven Kazanması Gerekir" başlığı altında ve
Christoph Schwennicke-Peter Blechschmidt imzalarıyla FDP Federal
Parlamento Grup Başkanı Wolfgang Gerhard ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: Genişleme konusunda
da mı düşünme molaları verilmesi gerekiyor?
GERHARD: Evet. Ancak bunun
için zaten zamanımız var. Türkiye ile müzakereler kesin 10 yıl
sürecektir. Hiç kimse Türkiye'nin 10 yıl sonra ne durumda olacağını ve
AB'nin o zaman üye alıp alamayacak durumda olup olmayacağını bugünden
söyleyemez. Müzakereler ucu açık yürütülecek ama sonunda tam üyelik
olmak zorunda değil.
SORU: Fakat yine de katılım
müzakerelerinin başlatılmasından vazgeçmek istemiyorsunuz?
GERHARD: Öncelikle verilen
sözler tutulmalıdır. Daha ilk baştan, 'sadece bir çözüm mümkün'
denilemez."
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (17/06) "Balkan Devletleri ve Türkiye İçin Yol Açık
Tutulmalı" başlığı altında ve Peter Carstens imzasıyla yayımlanan bir
yazıda, Şansölye Schröder'in (SPD) Balkan ülkeleri ve Türkiye'nin
Avrupa Birliği yolunu açık tutmak istediği belirtilmektedir. Schröder'in,
Federal Meclis'te yaptığı konuşmada, AB içindeki işbirliğinin de
derinleştirilmesi gerektiğini belirterek, "Korkaklıkla ve kaçarak
sorunları çözeceğini düşünenler büyük yanılgı içindeler." dediği
belirtilen FDP'nin Federal Meclis Grup Başkanı Wolfgang Gerhard'ın ise,
genişleme politikasının, özellikle de Türkiye'nin üyelik meselesinin
Fransa ve Hollanda'daki referandumlarda rol oynadığını söyleyerek, bu
yüzden Avrupa'nın, "aşırı sınırsız hale getirilmemesi" gerektiğini
belirttiği ifade edilmektedir.
FRANSA BASINI:
Le Figaro gazetesinin
internet sayfasında (17/06) "Chirac, Türkiye Konusunda Çark Etti"
başlığı altında ve Alexandrine Bouilhet imzasıyla yer alan bir haberde,
Cumhurbaşkanı Chirac'ın, bu genişlemiş birliği işletmeye muktedir
kurumlara sahip olmadan AB'nin genişlemeye devam etmesi sorununa
değindiği belirtilmektedir. Brüksel'deki Avrupa Konseyi'nin ilk oturumu
sırasında Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Birliğin ve ulusların her birinin
geleceğini etkileyen temel konular hakkında devlet ve hükümet
başkanlarının olağanüstü toplantı yapmasını talep ederek, Türkiye'ye
değinmeden, Anayasa Anlaşması'nın genişlemiş bir Avrupa'nın düzgün
işlemesini sağlamak için kaçınılmaz bir cevap olarak algılandığını
hatırlattığı belirtilen haberde, Chirac'ın, "Bu durumda Birlik, bu
genişlemiş Birliği işletmeye muktedir kurumlara sahip olmadan,
yayılmaya devam edebilir mi" sorusunu sorduğu ifade edilmektedir.
AFP'nin (19/06) "Sarkozy:
AB'nin Genişlemesini Askıya Almalıyız" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, UMP Başkanı ve İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin yaptığı
açıklamada, "Avrupa'da yeni kurumlar" oluşturulmadığı sürece AB'nin
"her türlü yeni genişlemesinin askıya alınması" taraftarı olduğunu
belirttiği kaydedilmektedir. Sarkozy'nin, "Fransa'da Avrupa Anayasası
hakkındaki referandumda 'hayır'ın zaferinin ardından hiçbir şey olmamış
gibi hareket edemeyiz. Çıkarılacak ilk sonuç, sakin bir şekilde ve
serinkanlılıkla Avrupa'ya yeni ülkeler kabul edemeyeceğimizi ve yeni
kurumlar oluşturmadığımız sürece genişlemenin askıya alınması
gerektiğini söylemektir." dediği belirtilen haberde, Sarkozy'nin,
"Avrupa Anayasası'na hayır denmiş olmasına rağmen Türkiye ile
müzakereler başlatmak oldukça tuhaf olacak." şeklindeki sözlerine yer
verilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (18/06) "Chirac:
AB Krizi Türkiye'nin Katılım Müzakerelerini Etkilemeyecek" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın
yaptığı açıklamada, uzun vadeli bütçe konusunda bir anlaşmaya
varılmamasıyla AB'nin içine düştüğü krizin Türkiye ile 3 Ekim
tarihinde başlatılması planlanan katılım müzakerelerini etkilememesi
gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Basın toplantısı sırasında son
gelişmelerin Ankara ile müzakereler üzerinde zincirleme bir etki
yaratıp yaratmayacağı şeklindeki soruya cevaben yaptığı açıklamada
Chirac'ın, "Zorunlu değil." dediği belirtilen haberde, Chirac'ın,
Avrupa'nın, yeni üyelerin karşılamasının beklendiği kriterler hususunda
çok daha talepkâr olacağını söyleyerek, "Avrupa'nın talepleri
tabiatıyla artış eğilimi gösterecek." şeklindeki ifadesine yer
verilmektedir.
The Economist dergisinde
(18/06) "AB... Zirve Maskaralığı" başlığı altında yayımlanan başyazıda,
Avrupa liderlerinin bütçe konusunda pazarlık yapmak yerine, Birliğin
geleceğini tartışmaları gerektiği vurgulanmaktadır. AB Anayasası'nın
Fransa ve Hollanda'da düzenlenen referandumlarda reddedilmesini ele
alan ve öncelikle anayasanın bir süre rafa kaldırılması ve bu konunun
genişleme sürecini etkilemesine izin verilmemesi gerektiği belirtilen
başyazıda, "Anayasa'nın reddinin, genişlemenin de reddi anlamına
geldiğini savunanlara verilecek iki ayrı cevap var. Bunlardan ilki,
seçmenlerin çoğu 'hayır' derken Balkanlar'ı değil, Türkiye'yi
düşünüyorlardı. İkincisi ise, Balkan ülkelerini dışarıda tutmak AB'ye
çok daha pahalıya patlar ve zararlı olur." denilmekte ve şöyle devam
edilmektedir: "Türkiye çok daha sorunlu. Fransız ve Hollandalı
seçmenlerin çoğu, AB Anayasası'na 'hayır' demelerinin gerekçesi olarak
Türkiye'nin üye olma ihtimalini gösterdiler. Ancak böyle olsa bile, AB
liderleri geçen aralık ayında verdikleri sözü tutarak, 3 Ekim'de
Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasını öngören takvime sadık
kalmalılar. 'Hayır' demenin riski, hem AB, hem de Türkiye açısından
kabul edilemeyecek kadar yüksek. Türkiye'nin müzakereleri en az on yıl
süreceği için, Avrupalı liderler haklı olarak seçmenlerine,
müzakerelerin otomatik olarak üyelikle sonuçlanacağı konusunda, AB'nin
ya da Türk tarafının elinde bir garanti olmadığını söyleyebilirler."
Financial Times gazetesinde
(17/06) "Schröder, Blair Üzerindeki AB Bütçe İadesi Baskılarına
Yenilerini Ekledi" başlığı altında ve Bertrand Benoit imzasıyla
yayımlanan bir haberde, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in
İngiltere'nin birlik bütçesinden aldığı geri ödemeler konusunda daha
esnek bir politika güdeceği izlenimi veren Hıristiyan Demokrat Parti
lideri Angela Merkel'e çattığı bildirilmektedir. Haberde, Merkel'in
genişleme konusunda, Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasına itirazını
tekrarladığı, Almanya'da Hıristiyan Demokratlar iktidara gelince,
Türkiye ile üyelik müzakereleri başladığı zaman "imtiyazlı ortaklık"
verilmesini hedefleyeceklerini söylediği aktarılmaktadır. Haberde,
Merkel'in, "İmzalanmış sözleşmeler bizi bağlar. Ancak Türkiye'yi
Avrupa'yla bütünleştirmenin en iyi yolunun, imtiyazlı ortaklık olduğu
görüşümüzden vazgeçmeyeceğiz ve gelecekteki müzakerelerde de bu tutumu
izleyeceğiz." şeklindeki sözlerine yer verilmektedir.
The Guardian gazetesinin
internet sayfasında (17/06) "Chirac, Genişleme Konusunda Bir Cephe Daha
Açtı" başlığı altında ve Patrick Wintour imzasıyla yer alan makalede,
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, uzun vadede Türkiye'nin
Birliğe katılımını yavaşlatmaya, hatta engellemeye dönük bir çıkışla,
genişlemeyi sürdürüp sürdürmemek konusunda karar verecek özel bir
konferans çağrısı yaparak İngiltere'ye karşı yeni bir cephe açtığı
belirtilmektedir. Fransızların, ülkenin Anayasa referandumundan çıkan
"hayır" oyunun, kısmen AB'nin Doğu Avrupa'ya genişleme hareketinin
yarattığı rahatsızlığa bağladığı belirtilen makalede, İngiltere'nin üç
hafta içinde başlayacak AB Dönem Başkanlığı için öncelik taşıyan
Türkiye'nin katılım müzakerelerinin, resmi olarak ekim ayında
başlayacağına işaret edilmekte ve Fransızların bu müzakereleri
durdurmak niyetinde olmadıklarını söyledikleri vurgulanmaktadır. Anayasa
Anlaşması'nın, genişlemiş bir Avrupa'nın işlerliği açısından
ihtiyaçlarına cevap verebilecek zorunlu bir anlaşma olduğunu söyleyen Chirac'ın,
resmi kaynaklarca ifşa edilen bir belgeye göre "Şu yeni durumda
genişleme, genişlemiş Birliği verimli bir işleyişe kavuşturacak
kurumlar olmadan sürebilir mi?" diye sorduğu ifade edilen makalede,
aynı belgede, "Fransa, Birliğin geleceğini ilgilendiren temel konuları
tartışmak için devlet ve hükümet başkanlarını özel bir toplantıya
çağırma fikrini desteklemeye hazır" diyen Chirac'ın, Bulgaristan ve
Romanya'yı 2007'de Birliğe alma ve Türkiye ile ekim ayında müzakerelere
başlama planlarına değinerek AB'nin taahhütlerini yerine getirmesi
gerektiğine işaret etmekle birlikte "Blok da kendi iç bütünlüğünü
korumalıdır." dediği aktarılmaktadır.
The Daily Telegraph
gazetesinde (18/06) "Savaştan Çıkan Blair, Sorunlar Yumağı İçinde Başa
Geçecek" başlığı altında ve Toby Helm imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
İngiltere'nin Dönem Başkanlığı sırasında çıkabilecek sorunlar
aktarılmaktadır. Bütçe tartışmaları, ortak tarım politikası gibi
konulara değinilen yazıda, "Bir başka kabus da, Türkiye'nin AB üyeliği.
Müzakerelerin 3 Ekim'de başlaması gerekiyor ama, Avrupa projesine olan
inancın kaybedilmesi, Türkiye'nin günün birinde üye olmasını da kuşkulu
hale getirdi." denilmektedir. Yazıda, Alman Hıristiyan Demokrat Parti
lideri Angela Merkel'in Türkiye'nin üye olmasına karşı çıktığı
hatırlatılarak, isteyen her ülkenin veto hakkını kullanabileceği
bildirilmektedir.
İSPANYA BASINI:
ABC gazetesinin internet
sayfasında (17/06) "Romanya ve Bulgaristan, Katılımlarının
Ertelenmesinden, Türkiye İse Avrupa'dan Uzaklaşmaktan Korkuyor" başlığı
altında ve E. Serbeto imzasıyla yer alan bir yazıda, Fransa'daki
referandumun neden olduğu depremin siyasi etkilerinden dolayı
kamçılanan aday ülkelerin, bu zirveden sonra oldukça nazik bir durumla
karşı karşıya kalabilecekleri ve katılım anlaşmasını imzalamış bulunan
Bulgaristan ve Romanya'nın giriş sürecinin durdurulması ihtimalinin,
tüm açıklığıyla masaya yatırıldığı belirtilmekte ve buna göre, durumun
düzelmemesi halinde, tehdidin gerçeğe dönüşebileceğine işaret
edilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye'yle müzakerelere
gelince, perspektifler beklenmedik bir şekilde gölgelendi. Teknik
sebeplerden dolayı ortaya çıkan bir aksilikten bahsediliyordu, ancak
Avrupa Konseyi binasının bahçesinde diğer 27 ülkenin yanında yer alan
Türk bayrağı, sonra ortadan kayboldu. Ayrıca Türk Hükümeti gözlemci
olarak davet de edilmedi. Bu sebepten, beyaz ay-yıldızlı kırmızı
bayrağın görünürde olmayışı normal. Ancak önümüzdeki 3 Ekim tarihinde
başlaması gereken müzakere süreci konusunda bir önsezi olabilecek bu
detay, birçoklarına yabancı gelmedi. Zirvenin nihai sonuçları, AB'nin,
üçüncü ülkelere genişleme konusunda verdiği sözlere sadık kaldığının
hatırlatıldığı bir paragrafı da içeriyor. Balkan ülkelerine ayrılan
özel bir madde hariç, somut hiçbir durumdan bahsedilmiyor. Ancak
görünen o ki, Bulgaristan ve Romanya'dan ziyade Türkiye'ye çok kesin
olarak değiniliyor. Paragraf, sakinleştirici bir mesaj vermeye
çalışıyor ancak kesin gibi gözüken şeylerin belirsizlikler kutusunda
istiflenmeye başlandığı bu durumu, hafife almak kolay değil. Türkiye
de, tüm arzularının havada olduğunun bilincinde. Yakında yapılacak
Almanya'daki seçimlerle birlikte, yapılması gerekenler konusundaki tüm
analizler, AB'nin 'sınırlarını belirlemesini' yani genişlemesine sınır
koymasını gerektiriyor."
İTALYA BASINI:
Il Giornale gazetesinde
(17/06) "Angela Merkel Türkiye Konusunu Teyit Ediyor: Ankara Asla AB'de
Olamaz" başlığı altında yayımlanan bir haberde, CDU lideri Merkel'in
Alman Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, "Türkiye'nin AB'ye tam üye
olarak katılımına hem kişisel olarak hem de parti olarak her
zamankinden çok daha belirgin bir şekilde karşı olduğunu" belirttiğinin
altı çizilmektedir. Haberde, Merkel'in "Bu zirve Avrupalılara şu sinyali
vermelidir: Bu yolda ısrar etmek Avrupa'nın yıkımına yol açacaktır.
Türkiye'nin katılımı konusunda referanduma gitmeyi düşünen ülkelerde
çoğunluğun asla sağlanamayacağı bilinen bir husus olduğuna göre,
Türkiye'yi tam üyelik için boş yere ümitlendirmek ve müzakereleri 10
yıl sürdürmek çok sorumsuzca bir tutum olur." diyerek kendisine özgü
açık sözlülüğüyle Brüksel'de devam etmekte olan Avrupa Zirvesi'ne de
gönderme yaptığı kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR