23.06.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 23/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  22 Haziran 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (22/06) "Barroso: AB'nin Türkiye'nin Adaylığını  Açık Bir Şekilde Görüşmesi Gerekiyor" başlığı altında ve Jan  Sliva imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu  Başkanı Jose Manuel Barroso'nun, AB'nin Türkiye'nin Birliğe  üyeliği konusunu açık bir şekilde görüşmesi gerektiğini  söylediği belirtilmektedir. AB'nin, üye ülke halklarının  Türkiye'nin 25 üyeli Birliğe üyelik ihtimali karşısında  duyduğu endişe ve hoşnutsuzluğun göstergelerini dikkate  alması gerektiğini söyleyen Komisyon Başkanı Barroso'nun,  geçen hafta yapılan AB Zirvesi'nin ardından düzenlediği ilk  basın toplantısında, gelecekteki AB genişlemesinin "üye ülkeler  tarafından çok iyi anlaşılacak bir şekilde" yapılması  gerektiğini belirterek, "Bu konuyu ciddi bir şekilde ele  almamak tam bir hata olacaktır." dediği ifade edilen haberde,  Barroso'nun, Türkiye ile 3 Ekim tarihinde üyelik görüşmelerine  başlama kararında bir değişiklik olmadığını belirttiği, ancak  müzakereleri "ucu açık bir süreç" olarak nitelendirdiği, AB  Komisyonu Başkan Yardımcısı Margot Wallstrom'un ise,  Türkiye'nin üyeliği konusundaki tartışmanın kültürel  uzlaşmazlıklara odaklanması gerektiğini söyleyerek,  "Üstesinden gelmemiz gereken büyük bir bilgisizlik ve pek  çok önyargı söz konusu." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

           

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (22/06) "Milyonlarca  Git Gel" başlığı altında ve Werner Adam imzasıyla yayımlanan  bir yazıda, çelişkili bir şekilde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  üye olmasına herhalde en büyük ilgiyi, Ankara ile ilişkileri  özellikle gerilim yüklü iki üye ülkenin gösterdiği, ancak  Yunanistan ve Kıbrıs'ın, Fransa ve Hollanda'daki halk  oylamalarının olumsuz sonuçlarından etkilenmeden, Türkiye'ye  Avrupa yolunu açık tutmakta ısrar etmelerinin nedeninin de  bu gerilimler olduğu belirtilmektedir. Lefkoşa'nın bundan,  Türkiye'nin AB üyesi olma umuduyla uluslararası alanda Rum  çoğunluğu tarafından temsil edilen Kıbrıs'ı devletler  hukukuna göre tanıyarak, adadan askerlerini çekmesini ümit  ederken, Atina'nın ise Ankara ile ilişkilerindeki  güvensizliğin giderek azalmasından sonra daha fazla  güvenlik beklediğine işaret edilen yazıda, Türk-Yunan  ilişkileri ve Kıbrıs konusu geniş bir şekilde ele  alınmaktadır.

            Die Tageszeitung'da (21/06) "Türkiye... Kayıtsız Şartsız  Üyelik" başlığı altında ve Jürgen Gottschlich imzasıyla  ve "AB Kaosu Adayların Kafasını Karıştırıyor" ana başlığı  altında yayımlanan, Hırvatistan, Bulgaristan, Romanya ve  Türkiye'nin ayrı ayrı ele alındığı yazının Türkiye ile ilgili  bölümünde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "AB üyeliği  hedefimize hiçbir taviz vermeden bağlı kalmayı sürdürüyoruz.  10 yıl içinde hâlâ var olması halinde Birliğe üye olmak  istiyoruz." dediği ve Erdoğan'ın bu açıklamayla AB yanlılarının  ruh halini oldukça net bir şekilde tanımladığı belirtilmekte  ve bunun, "Biz şimdiye kadar olduğu gibi devam edeceğiz,  fakat bizi neyin beklediği konusunda büyük tedirginlik  içindeyiz." anlamına geldiğine işaret edilmektedir. Türk  Hükümeti'nin şimdiye dek, Brüksel'e şu an hakim olan kaosa  rağmen, katılım müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim'in hâlâ  tehlikede olmadığından yola çıktığı belirtilen yazıda,  muhtemelen temmuz ayı içinde Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün  imzalanacağı ve böylece Brüksel'in, Kıbrıslı Rumların  dolaylı yönden tanınması talebinin karşılanmış olacağı öne  sürülmekte ve şöyle denilmektedir: "Türk ekonomisi tek başına  milliyetçi söylemlerle yürümüyor. Büyüme oranları yüzde altı  ile dokuz arasında seyrettiği sürece, Erdoğan şimdilik  tehlikede değil. Katılım müzakerelerinin iptali halinde ise  durum değişir. O zaman hükümet de seçeneksiz olarak ortada  kalır ve tüm politikasının başarısız olduğunu itiraf etmesi  gerekir."

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Wiener Zeitung'da (22/06) "Avrupa Sosyal Demokrat Partisi  de Genişlemeyi Frenliyor" başlığı altında yayımlanan bir  haberde, Avrupa Parlamentosu'ndaki Sosyal Demokratların  Grup Başkanı Martin Schulz'un, AB'deki kriz yüzünden, genişleme şartlarının artık mevcut olmadığı görüşünde olduğu  belirtilmektedir. Schulz'un, Brüksel'de "Bundan genişlemenin  Anayasa olmadan planlandığı gibi gerçekleştirilemeyeceği  sonucu çıkarılabilir." dediği belirtilen haberde, Avrupa  Parlamentosu'nda şimdiye kadar öncelikle muhafazakârların  yeni üyelerin katılımının durdurulmasını istedikleri  kaydedilmektedir. Haberde, Schulz'un gerçi "AB Bakanlar  Kurulu'nda kimsenin" Türkiye ile giriş müzakerelerine  başlanmasını "sorgulamadığını", ama kendisinin bu görüşmelerin  çok uzun süre devam edeceği izlenimine sahip olduğunu  belirterek, Türkiye'nin hangi yöne gideceğinin de henüz belli  olmadığını ifade ettiği vurgulanmaktadır.

           

            İSPANYA BASINI:

 

            Aylık La Aventura de la Historia (Tarih Macerası) adlı tarih dergisinin son sayısında "Türkiye, Ümit ve Sabırsızlık  Arasında" başlığı altında ve Türkiye'de serbest gazeteci  olarak çalıştığı belirtilen Bernard Kennedy imzasıyla yer  alan makalede, Türkiye'nin nüfusu ve ekonomik durumu hakkında istatistiksel bilgiler verildikten sonra, "Türkiye'de 10-15  milyon Belçika düzeyinde, 55-60 milyon ise Pakistan ve  Hindistan veya daha aşağı düzeyde yaşıyor." şeklinde görüşlere  yer verilmekte; milli gelirin dağılımında Türkiye'nin Güney  Amerika ülkelerine benzetilmesinin yanlış olmayacağı ileri  sürülmektedir. Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği Anlaşması  imzalamasından sonra ihracatın hızla yükseldiği, ancak iş  adamlarının devlete düzgün bir şekilde vergi ve SSK primi  ödemedikleri, işsizlik oranının her yıl hızla arttığı,  işsizliğin hızla artmasıyla birlikte asayişin de bozulduğu,  Batı'nın Türkiye'ye sunduğu modellerin bazen kabul edildiği,  bazen de reddedildiği kaydedilen makalede, 1994 ve 2001  yıllarındaki mali krizler sırasında mafyanın etkin olduğu,  İslam yanlısı grupların zaman zaman şiddete başvurdukları,  töre cinayetlerinin önlenemediği, siyasi ve mali krizler  sonucu AKP'nin iktidara geldiği ifade edilmektedir.  Makalenin AB-Türkiye ilişkilerinin irdelendiği bölümünde, AB  ile yapılacak üyelik müzakereleri sırasında Türkiye'de siyaset  ve ekonomide istikrarın sağlanmasının beklendiği, Türklerin  yüzde 60-80 oranında AB üyeliğini destekledikleri, hiçbir  önemli siyasi partinin AB üyeliğine karşı çıkma cesaretini  gösteremediği öne sürülmekte, Türkiye'nin, Avrupa çerçevesinde  kurulan uluslararası örgütlere üye olmaya özen gösterdiği belirtilmektedir. Türkiye'nin 1963 yılında AB ile Ortaklık  Anlaşması imzaladığı, OECD, NATO ve Avrupa Konseyi üyesi olan  Türkiye'ye AB'nin pek dürüst davranmadığı, üyelik için çok  karmaşık kriterlerin öne sürüldüğü, Türkiye'nin demokrasi  yolunda olumlu adımlar atması üzerine AB'nin görüşme masasına  oturmayı kararlaştırdığı, AB'nin Türkiye'ye yapacağı mali  yardımların yeni AB üyesi olan 10 ülkeden daha düşük olacağı  dile getirilen makalede, Kıbrıs, Kürtler ve PKK konusuna yer verilmektedir.

 

            İTALYA BASINI:

 

            İtalyan devlet haber ajansı ANSA'da (21/06) "Berlusconi:  Türkiye'nin AB'ye Katılabilmesini Ümit Ediyorum" başlığı  altında yayımlanan bir haberde, Başbakan Berlusconi'nin,  Müslüman dünyası ile Avrupa arasındaki jeostratejik konumu  bakımından önemli bir ortak olan Türkiye'nin AB'ye  katılabilmesini dilediğini önemle vurguladığı belirtilmektedir.  Haberde, Parma'da Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso ile  gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında konuşan  Berlusconi'nin, "Müslüman bir ülke de demokratik olabilir  ve dahası Batı dünyası ile işbirliği gerçekleştirebilir.  Bu da bizim çocuklarımız için yararlı olabilir... Şu an için  buna karşı çıkan Alman ve Fransız halklarının fikirlerini  değiştirmelerini ve de Türkiye'yi bir Avrupa ülkesi olarak  kabul etmelerini diliyorum. Tabii bunun hemen yarın, hatta  yarından da sonra olamayacağı ise şüphe götürmez bir  husustur." dediği aktarılmaktadır.

            La Repubblica gazetesinde (22/06) "Rutelli: Avrupa'yı  25 Üyede Durduralım" başlığı altında ve Massima Giannini  imzasıyla merkez sol ittifak mensubu Margherita partisinin  lideri Francesco Rutelli ile yapılan bir mülakata yer  verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu  ifadeler yer almaktadır:

           

            "SORU: Mevcutlarla oluşturulan bir Avrupa mı  öneriyorsunuz?

 

            RUTELLI: Gerçekleri görmeye çalışalım. Bu noktada  25 -ya da Romanya ve Bulgaristan'ın katılımıyla 27- üyeli  bir Avrupa'da cesur bir ilerlemenin sağlanamayacağı  herkesçe malum. Geçtiğimiz Cumartesi günü Avrupa Konseyi,  bütçede iyileştirmeye gidilmesi hususunda bile bir uzlaşıya  varamadı. Karşı karşıya bulunduğumuz çok daha ciddi sorunlar  konusunda nasıl uzlaşı sağlarız?

 

            SORU: Hal böyleyken Türkiye'nin AB'ye katılımını düşünmek  biraz komik olmuyor mu?

 

            RUTELLI: Türkiye'nin Birliğe katılımının lehinde olmaya  devam ediyorum. Öte yandan şu an içinde bulunduğumuz durumda,  herşeyden önce, etkin bir anayasa gerekmektedir. Ancak bundan  sonra Türkiye konusu ele alınabilir."

           

            Il Messaggero gazetesinde (20/06) "Türkleri Dışarıda  Bırakmak Hata Olur" başlığı altında ve Marco Guidi imzasıyla  yayımlanan makalede, AB Dönem Başkanı Juncker'in, Avrupa  Birliği'ni oluşturan 25 üyenin çoğunluğunun diğer devletlerle  ve özellikle de Türkiye ile katılım müzakerelerinin sürdürülmesi  fikrini paylaştığını söylemeye devam etse de, olayların farklı  yönde geliştiği, Avrupa Birliği'nin bir kavşak noktasında  bulunduğu ve ileride ne olacağına, hatta belki de gelecekte  var olup olmayacağına karar vermek zorunda olduğu kaydedilmekte  ve krizin faturasının ise üyelik için bekleşen ülkelere, en  çok da Türkiye'ye çıkacağı vurgulanmaktadır. Türkiye'nin  dışarıda bırakılması durumunda, Avrupa'nın sadece cesaretinin,  güveninin ve de büyüklüğünün olmadığını göstermekle  kalmayacağının, aynı zamanda da Doğu Akdeniz ve Balkanlar'da  olayların gidişatının bir hayli değişeceği kaydedilen makalede,  neticede Avrupa'nın bu şekilde tek İslam demokrasisini,  doğunun büyük kalesini, Avrupa'yı bilinçli olarak seçmiş  bir ülkeyi de kaybedeceğinin altı çizilmektedir.

            Il Giornale gazetesinde (20/06) "Şimdi Türkiye AB'ye  Hayır Diyebilir" başlığı altında yayımlanan makalede,  16-17 Haziran zirvesinde Avrupa Anayasası'nın dondurulduğunun,  2007-2013 bütçesine ilişkin görüşmelerin ertelendiğinin ve  genişlemenin de, Chirac'ın ağzından duyurulduğu şekliyle  durdurulduğunun altı çizilmekte, üzerinde yeniden düşünülmeyecek  olsa AB'nin sınırlarının nihai şeklini aldığının rahatlıkla  telaffuz edilebileceği kaydedilmektedir. Makalede, Romanya ve Bulgaristan'ın trene yetişecekmiş gibi gözüktükleri,  Türkiye'nin durumunun ise halen belirsizliğini koruduğu  belirtilmekte ve AB'nin anlaşmaları ihlal etmemesi halinde  müzakerelerin önümüzdeki ekim ayında başlayacağı, oluşan bu  atmosfer içinde bizzat Başbakan Erdoğan'ın buna hayır  diyebileceği vurgulanmaktadır. Makalede, her şeyini AB'ye  katılım üzerine oynayan ve bu amaçla çok zor gözüken  reformlara göğüs geren Türkiye'nin böyle bir ihtimal karşısında  hangi yöne ilerleyeceğinin herkes için önemli olduğuna  işaret edilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefteros Tipos gazetesinde (22/06) "Türkiye İçin Sahne  Değişiyor" başlığı altında ve Yorgos Kuvaras imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Brüksel'deki AB Zirvesi'nin ardından,  en azından Avrupa perspektifi açısından AB'deki gelişmelerden  en büyük kayba uğrayan ülkenin Türkiye olduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmakta olan Avrupa güçleri  oluşumunun, özellikle heterojen nitelikleri nedeniyle artık  çok ilgi çekici olduğu belirtilen yorumda, bir tarafta,  Avrupa Anayasası'na "hayır" diyerek net bir şekilde  Türkiye'nin Avrupa perspektifine karşıtlıklarını dile getiren  Fransızların olduğu, diğer tarafta, tüm belirtilere göre,  sonbahardan itibaren yoğun Türk aleyhtarı tezler savunan  bir Hıristiyan-Demokrat hükümeti olacak olan Almanya'nın  bulunduğu ifade edilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir:  "Ankara'nın Avrupa perspektifinin uzaklaşması geçici bir  fenomen değil. AB-Türkiye ilişkilerinin nasıl gelişeceği bir  yana, Türk-Yunan ilişkilerinin düzene sokulması için Atina'yı  da yeni bir strateji aramaya zorlayan yeni bir gerçek  oluşturuyor. Hükümet, ikili düzeyde bu yönde girişimlerde  bulunmaya hazırlanıyor, aynı zamanda da, Türkiye'nin Avrupa  yönündeki umutları çizgisinde sabit adımlarla ilerlemeye  devam etmesi amacıyla, Türkiye'nin uzun vadede AB üyeliğini  destekliyor." 

 

 
ESKİ SAYILAR