ANKARA,
24/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 23 Haziran 2005
tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde
(23/06) "Barroso Türkiye'nin AB Üyeliğine Mesafeli Duruyor" başlığı
altında ve Martin Halusa imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB
Komisyonu'nun, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğini ilk defa
şüpheli hale getirdiği belirtilmektedir. Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso'nun,
AB'nin "Türkiye hakkında açık bir tartışma" yürütmek zorunda olduğunu
söylediği belirtilen yazıda, bu yapılırken, bu ülkenin gerçekten tam
üye olup olamayacağı sorusunun da ele alınması gerektiğini söyleyen
Barroso'nun, Fransa ve Hollanda'da başarısızlığa uğrayan Anayasa
referandumları nedeniyle "seçmenlerin Türkiye konusunda verdikleri
sinyallerin" dikkate alınması gerektiğini belirttiği ifade edilmekte ve
Barroso'ya göre Komisyon'un, AB'ye üye ülkelerin, 3 Ekim'de Ankara ile
müzakerelerin başlatılması yönünde verdikleri kararları uygulayacağı,
ancak bu müzakerelerin ucu açık olarak yürütülmek zorunda olduğu
kaydedilmektedir. Türkiye ile yapılacak üyelik müzakerelerinin
tartışmalı bir konu olduğu ve Almanya'da CDU ve CSU'nun, hükümet
görevini üstlenmeleri durumunda, örneğin bir "ayrıcalıklı ortaklık" ile
daha ziyade Türkiye'nin AB'ye yakın bir şekilde bağlanması için gayret
göstereceklerini açıkladıklarına işaret edilen yazıda, Hıristiyan
Demokratların AB Parlamentosu'ndaki Başkanı Hans-Gert Pöttering'in,
ayrıcalıklı ortaklığın müzakerelerin sonucu için "en azından bir
seçenek" olması gerektiğini söylediği vurgulanmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde
(23/06) "Oturup Ağlamayacağız" başlığı altında ve Jan Keetman imzasıyla
yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin Almanya'da erken seçimler ve Avrupa
Birliği'nde Anayasa krizi yüzünden kısa süreli bir panik yaşadıktan
sonra, artık Avrupa'daki yeni çalkantıları soğukkanlılıkla karşıladığı
belirtilmektedir. Türkiye'de yeni bir özgüven hissedildiği ve son iki
yılın getirdiği ekonomik başarılardan güç alındığı belirtilen haberde,
Türkiye'nin AB'ye üyelik için müzakereler yapacağını, ama sonunda
belki Türkiye'nin artık ihtiyacı olmadığı için Avrupa'ya hayır
diyeceğini söyleyen iş adamlarının bile olduğu öne sürülmektedir.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Türkiye'nin artık AB perspektifi
kalmadığını farketmesi halinde ne yapacağı sorusuna, bunu pek olası
görmediğini belirttiği ve "Ama madem ki soruyorsunuz, 'Oturup
ağlamayacağız'" dediği ifade edilen haberde, Gül'ün Türkiye'nin artık
yalnız önemli konumda, güçlü bir ordusu olan büyük bir ülke, yani "hard
power" olmakla kalmayıp aynı zamanda da gelişen bir ekonomisi olan bir
ülke, yani "soft power" da olduğunu vurguladığı kaydedilmektedir.
Der Standard gazetesinde
(23/06) "İngilizlere Yapılan İndirim Kabul Edilemeyecek Nitelikte"
başlığı altında ve Michael Völker imzasıyla SPÖ lideri Alfred
Gusenbauer ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye
ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye ile
müzakerelere başlanmalı mı, yoksa AB bu projeyi şimdilik dondurmalı mı?
GUSENBAUER: Müzakerelerin
başlamasının projenin dondurulmasıyla bir ilişkisi yok.
SORU: Ama siz müzakerelerin
başlamasına bile karşıydınız.
GUSENBAUER: Ben
müzakerelerin başlamasına değil, ille de katılım ile sonuçlanmasına
karşıyım. AB, Türkiye ile stratejik bir ortaklık tasarısı geliştirmeli.
Böyle bir anlaşma, Birliğin diğer ülkeler ile olan ilişkilerine de
örnek olabilir. Böylece 'ya üyelik ya da hiç' gibi bir baskıdan da
kurtulmuş olunur."
İNGİLTERE BASINI:
The Financial Times
gazetesinde (23/06) "Blair'in Büyük Avrupa Savaşı İçeride Başlıyor"
başlığı altında ve Quentin Peel imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB
Brüksel zirvesinde yaşanan tartışmalar aktarılmakta, bunun sonucunda
Başbakan Tony Blair'i, İngiltere'nin AB'ye katılmasından bu yana en
zor dönem başkanlığının beklediği değerlendirmesi yapılmaktadır.
Fransa ve Hollanda referandumlarında AB Anayasası'na "hayır"
denmesinin, karar alma mekanizmasına ağır bir darbe indirdiği
belirtilen yorumda, bunun gelecekteki mali sorunlar kadar, Balkanlar,
Türkiye ve Ukrayna'ya kadar, gelecekteki genişlemeyi de etkileyeceği
vurgulanmaktadır. "İngiltere'de, Fransa ve Almanya'nın liderleri
zayıfsa, İngiltere Başbakanı güçlü olur, diye yaygın bir inanış var. Bu
tamamen saçmalık. Avrupa politikasında bunun tersi geçerli. Almanya ve
Fransa zayıfsa, savunmaya geçmeleri ve işbirliğine yanaşmamaları
ihtimali daha yüksek" denilen yorumda, İngiltere'nin gündeminin en
önemli unsurlarından birinin Türkiye ile üyelik müzakerelerini 3
Ekim'de başlatmak olduğu belirtilerek şöyle devam edilmiştir: "Kıbrıs
muhtemelen çeşitli koşullar öne süreceği için bu iş kolay değil. Bu
durum, Türkiye'nin üyeliği konusunda tereddütleri olan diğerlerini de,
sürece çomak sokmaya teşvik edebilir. Almanya ve Fransa'nın güçlü
desteği olmadan, Blair, görevini yapmakta zorlanır."
The Times gazetesinde
(23/06) "Almanya'da Medya Blair'in Halka Yaptığı Çağrıya Isındı"
başlığı altında ve Roger Boyes-Anthony Browne imzalarıyla yayımlanan
bir haberde, Başbakan Tony Blair'in, İngiltere'nin AB'de alacağı geri
ödemeler konusunda taviz vermesine karşılık, AB'de köklü reformlar
yapılması yolundaki çağrısının Almanya basınındaki yankıları
aktarılmaktadır. Haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barroso'nun ilk kez, İngiltere'nin savunduğu bir konuyu yani
Türkiye'nin AB üyeliğini sorguladığı belirtilmekte ve Barroso'nun
Türkiye'nin üyelik ihtimali konusunda daha önceki iyimser
değerlendirmelerin dışına çıkarak, Fransa ve Hollanda'daki
referandumların halkın Türkiye'nin üyeliğine muhalefetinin ne kadar
derin olduğunu gösterdiğini söylediğine dikkat çekilmektedir.
İSPANYA BASINI:
La Razon gazetesinin
internet sayfasında (23/06) "Barroso, Türkiye'nin Girişinden
Avrupalıların Kaygı Duyduğunu İtiraf Etti" başlığı altında ve Javier
Jimenez imzasıyla yer alan bir haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Durao Barroso'nun, Avrupa Birliği'ne girmek isteyen ülkelerin,
özellikle de Türkiye'nin, Avrupa Anayasası'nın Fransa ve Hollanda
tarafından reddedilmesinden ve de Birlik bütçesi konusundaki anlaşma
eksikliğinden kaynaklanan krizden zarar görebileceğini belirttiği
kaydedilmektedir. Barroso'ya göre, AB'nin, Türkiye'nin olası girişi
konusunda kamuoyunun büyük bir çoğunluğunda duyulan kaygıyı ciddiye
almamasının "bir hata" olacağı belirtilen haberde, referandumda Fransız
ve Hollandalı vatandaşlar tarafından Avrupa Anayasası'nın
reddedilmesinin etkili sebeplerinden birinin Türk adaylığı olduğuna
değinen Barroso'nun, "Bazı üye ülkelerde, AB'nin genişlemesinin herkes
için daha anlaşılır bir şekilde olması gerektiği görüşü var." dediği
aktarılmaktadır.
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi gazetesinde (23/06)
"Türkiye'yi Günah Keçisine Dönüştürüyorlar" başlığı altında ve Eponimos
(Adıyla) sütununda Kostakis Konstantinos imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, Avrupa'da çeşitli politikacıların, Fransızların ve
Hollandalıların referandumda Avrupa Anayasası'na hayır demelerini haklı
göstermeye çalışarak, Avrupalıların Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
çıkmalarını ve korkularını, en önemli faktörmüş gibi gösterdikleri
belirtilmektedir. Kıbrıs Rumlarının, Türkiye'yi savunmak için hiçbir
nedeni olmadığı, ayrıca Türkiye'deki demokratik eksiklikleri ve
vatandaşlarının insan haklarının ihlal edildiğini de çok iyi bildiği,
ancak AB'deki bazı çevrelerin, Fransızların ve Hollandalıların hayır
yanıtı ile ilgili olarak Türkiye'yi günah keçisine dönüştürme
çabalarına karşı olduğuna işaret edilen yorumda, Avrupa Anayasası'nın
reddedilmesinin başlıca nedeninin, siyasi ve sosyo-ekonomik içeriği ile
alakalı olduğu vurgulanmaktadır. Yorumda şöyle denilmektedir:
"Türkiye'nin günah keçisi olarak gösterilme çabası, sorunu özünden
uzaklaştırmakta, AB devletlerinin vatandaşlarına ve Türkiye'ye yanlış
mesajlar vermektedir. Elbette Ankara kendi açısından demokratikleşme,
insan haklarını ve temel özgürlükleri sağlama alma yolunda ilerlemek,
AB'ne karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmek, Avrupa
ilkelerine saygı duyduğuna ve bunları uyguladığına dair ikna etmek ve
eğer gerçekten Avrupa yolunda başarılı bir şekilde ilerlemek
istiyorsa, değişmek zorundadır. Bu süreç içinde Kıbrıs sorunu ve
Ankara'nın tutumu, güvenilirlik ve isteğin kriterleridir. Ne yazık ki
Türkiye şu ana kadar sergilediği tutumla, olumlu mesajlar
göndermemektedir."
-
-
ESKİ SAYILAR