ANKARA,
27/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 24-26 Haziran 2005
tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (26/06) "Türkiye
Başbakanı: Türkiye Üyelik İçin Yeni AB Kriteri Kabul Etmeyecek" başlığı
altında ve Suzan Fraser imzasıyla yer verdiği bir haberde, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği için yeni
koşulları kabul etmeyeceğini söylediği belirtilmektedir. Başbakan
Erdoğan'ın, Türkiye'nin üyeliği için koşulların değiştirilmesine karşı
çıkarak gazetecilere, "Türkiye'nin herhangi bir şeyi müzakere edecek
durumda olmadığını" söylediği ve "Eğer ülkelere her gün, özellikle de
müzakereleri başlatmaya yakın bir zamanda yeni koşullar koyarsanız bu
doğru olmaz, şık olmaz. Biz dürüst siyasete alışığız, bunu bekliyoruz
ve istiyoruz." dediği belirtilen haberde, "Ben siyasetin omurgalısını
severim, diğerlerini değil." diyen Başbakan Erdoğan'ın, AB'den
genişlemeye devam etmesini isteyen İngiltere Başbakanı Tony Blair'i
övdüğü ifade edilerek Blair'in yeni üyelere kapıları kapamanın
Avrupa'da milliyetçiliğin ve yabancı düşmanlığının yükselmesine yol
açacağı uyarısında bulunduğu hatırlatılmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Der Spiegel dergisinin
internet sayfasında (23/06) "Tony Blair, Türklerin Son Umudu" başlığı
altında ve Jürgen Gottschlich imzasıyla yer alan bir haberde, İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in, Avrupa Parlamentosu'nda Avrupa vizyonu
hakkındaki görüşlerini açıklamaya hazırlanırken, Türkiye'den dikkatle
takip edileceğinin farkında olduğu, çünkü Blair'in, 1 Temmuz tarihinde
sadece altı aylık önemli bir AB Dönem Başkanlığı'nı devralmayacağı
belirtilmekte ve şimdilik başarısızlığa uğrayan AB Anayasası'nın
ardından Blair'in, birdenbire Avrupa'nın asıl güçlü şahsiyeti olarak
sahne alacağına işaret edilmektedir. Türk Hükümeti açısından Tony
Blair'in çok daha fazlasını ifade ettiği belirtilen haberde, şimdiye
kadar kimse bundan söz etmek istemese de Blair'in, -Türkiye lehine
takındığı tutumuyla- Ankara'nın son umudu gibi görülebileceği öne
sürülmektedir. Bu yılın ilk aylarında, aralık zirvesinde üyelik
müzakerelerine başlanması için 3 Ekim tarihinin kararlaştırılmasının
ardından, Türkiye'de, reform yorgunluğunun baş gösterdiği
izlenimlerinin hakim olduğu Brüksel'deki kulislerde, Türk Hükümeti'yle
birlikte Kıbrıs sorununda tüm tarafları tatmin edecek bir formül
üzerinde çözüm arayanların İngilizler olduğu ifade edilen haberde, işte
bu yüzden Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Kıbrıs ile birlikte yeni 10
AB üyesinin de dahil edildiği Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün
imzalanması için İngilizlerin AB Dönem Başkanlığı'nın yürürlüğe
girmesine kadar bekleneceğini daha önce açıkladığı hatırlatılmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard gazetesinde
(25/06) "Susup Düşünmek" başlığı altında ve Alexandra Föderl-Schmid
imzasıyla eski Başbakan Yardımcısı ve Güneydoğu Avrupa İstikrar
Paktı'nın Koordinatörü Erhard Busek ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde, Erhard Busek'in,
AB devlet ve hükümet başkanlarının başarısız zirvesinin ardından ÖVP'yi
sert bir şekilde eleştirdiği ve AB'nin üst düzeydeki bir kahve
masasında süper güç rolü oynayamayacağını söylediği belirtilmektedir.
Busek'in, Parlamento Başkanı Andreas Khol'ün de Türkiye ile giriş
müzakerelerine başlama tarihi olan 3 Ekim'e şüpheli baktığı, ÖVP
içindeki tartışmalara ilişkin olarak, "Bu, ülkemizde uzun yıllardan
beri varolan tartışma kültürünün bir neticesidir. Başbakan Wolfgang
Schüssel'in bu tarihi onaylamak zorunda kalmasının nedeni, Dışişleri
Bakanı'nın bu noktaya varıncaya kadar olan bütün adımları onaylamış
olmasıdır." dediği belirtilen mülakatta, Busek'in, Schüssel'in
müzakerelerin ardından referanduma gitmek şeklinde bir çareye
başvurduğunu, ama kendisinin de bu çareden pek hoşnut olmadığını ifade
ederek, "Bu böyle olmaz. Önceden bir noktada anlaşmaya varılır, sonra
katılım gerçekleşir. Bunu daha önce yapmak gerekirdi." şeklindeki
ifadesine yer verilmektedir.
Der Standard gazetesinde
(25/06) "Türkiye'nin Katılımı Ertelenecek" başlığı altında ve Samo
Kobenter-Eva Linsinger imzalarıyla Avrupa Sosyal Demokrat Partisi
Başkan Danimarkalı Poul Nyrup Rasmussen ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: AB'nin, genişlemeyi
durdurmaya ihtiyacı var mı?
RASMUSSEN: Bu soruyu ikiye
ayırarak cevaplamak gerekir: Romanya ve Bulgaristan ile anlaşmalar
imzaladık. Verdiğimiz sözü tutmak zorundayız. Bu yüzden Romanya ve
Bulgaristan 2007 ya da en geç 2008 yılında Birliğe katılacaklar.
Türkiye konusunda ise durum farklı. Müzakerelerin 3 Ekim'de
başlamasında bir değişiklik yapılamaz ama katılım daha ileriki bir
tarihe kayacaktır.
SORU: Ne kadar ileriye?
RASMUSSEN: Bir kuşak
geçmesi gerekecek, yani 20-25 yıl, 2025 ya da 2030 yılına kayabilir."
FRANSA BASINI:
Le Monde gazetesinin
internet sayfasında (23/06) "Tony Blair, AB'nin Türkiye'ye Verdiği
Sözleri Tutacağını Belirtti" başlığı altında yer alan bir haberde,
İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, AB'nin genişlemesinin, daha güçlü
bir Birlik yaratmak için tarihi bir fırsat olduğunu açıkladığı
belirtilmektedir. Başbakan Blair'in ayrıca, Birliğin, Türkiye ve
Hırvatistan'a verdiği sözleri yerine getireceğinin de altını çizdiği
belirtilen haberde, Blair'in, Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı
konuşmada, AB genişlemesinin bir tehdit olarak algılanmaması
gerektiğini, daha güçlü ve etkili bir Avrupa için bunun şart olduğunu
ifade ederek, "Dönem Başkanlığımızda Türkiye ve Hırvatistan gibi
geleceklerini Avrupa'da gören ve bu doğrultuda umut içinde bekleyen
aday ülkelere verdiğimiz sözleri tutmak için elimizden geleni
yapacağız." dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
The Economist dergisinde
(25/06) "Komşularla Tanışma... AB'nin Doğu Sınırlarına Genel Bir Bakış"
başlığı altında yer alan makalenin Türkiye ile ilgili bölümünde,
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım arzusunun, belki de AB'nin
liberal demokrasi markasına dışarıdaki bir güç tarafından yapılmış en
büyük övgü olduğu ve Türkiye'nin hem laik seçkinleri hem de ılımlı
İslamcı siyasetçilerinin Avrupa'nın çoğulcu modelinin, değerlerini ve
çıkarlarını en iyi şekilde koruyabileceğini düşündükleri ifade
edilmektedir. Türkiye'nin AB'de bir yer elde etmesinin aynı zamanda
Birliğin yeni üyeler kabul ettiği 30 yıl içerisinde karşı karşıya
kaldığı en büyük zorluklardan birini temsil ettiği belirtilen makalede,
Türkiye'nin son cesur reformlara rağmen hâlâ insan haklarının pek çok
alanında Avrupa standartlarına erişemediği, AB içerisinde Türkiye'nin
en sadık müttefiklerinden biri olan Almanya Şansölyesi Gerhard
Schröder'in mayıs ayında, ülkenin ağır siyasi metotlarının, ifade
özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların ve kadınlara yönelik ayrımcılığın
Avrupa'nın ortak değerleri ile bağdaşmadığını söylediği
kaydedilmektedir. Türkiye'nin gerçekleştirdiği reformlar, Gümrük
Birliği anlaşması ve Kıbrıs konusu, Ermeni sorunu, Fransa ve
Almanya'nın Türkiye'nin olası üyeliğine bakışı, ABD ve Orta Doğu'daki
gelişmelerin ele alındığı makalede, Schröder'in sonbaharda yapılması
çağrısında bulunduğu seçimleri kaybetmesi halinde, Almanya'da
gerçekleşecek bir hükümet değişikliğinin Türkiye'nin üyelik şansına
daha da zarar verebileceği ve kamuoyu yoklamalarının yeni Alman
Hükümeti'ne Hıristiyan Demokratların liderlik edeceğini gösterdiği,
onların niyetinin ise Türkiye'yi bir üye değil, "imtiyazlı bir ortak"
yapmak olduğu ifade edilmektedir. Avrupa'nın geri kalanının Türkiye
ile ilişkilerin, yaklaşık üç milyon Türk yerleşimciye ev sahipliği
yapan Almanya için bir ulusal mesele olduğunu bildiği, Almanya'nın tek
başına Türkiye'nin Birliğe üyeliğini sağlayamayabileceği, ama elbette
engelleyebileceğine işaret edilen makalede, "Türkiye'nin AB üyeliği
gerçekleşmezse, Türkiye'yi AB'ye almak için güvenirliklerini tehlikeye
atan ve bu hedefe yönelik tartışmalı reformlar gerçekleştiren
politikacılar gözden düşerler. Gerçekleştirdikleri reformlar
eleştirilebilir ve hatta tersine dönebilir. Türkiye, radikalleşme ve
kutuplaşmaya yönelebilir... AB, Türkiye'nin üyeliğiyle birlikte Güney
Kafkasya'ya ulaşacak, Hazar petrolü ve doğalgazının Avrupa'ya taşınması
amacıyla yeni boru hatları inşa edilmesi için bölgede gerekli
istikrarın sağlanmasını kolaylaştıracaktır. Böylelikle, Avrupa'nın
enerji konusunda Rusya'ya bağlılığı azalacaktır... Türkiye, AB üyeliği
için müzakerelere yaklaşırken, belki de Avrupa'nın da belli bir
mesafeden daha iyi göründüğünü farkedecektir. Türkiye'nin üyelik
müzakereleri, zaman zaman küçük düşürücü olabilir ve Türkiye, gururunu
bir kenara koymakta Orta Avrupa ülkeleri kadar başarılı olamayabilir.
Sonuçta Türkiye, Avrupa'nınki kadar uzun ve muazzam bir geçmişe sahip
olan bir imparatorluktan geriye kalanların bütünüdür. Bu durum,
Türkiye'nin AB üyeliğini hem daha cazip hem de daha zor kılmaktadır."
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos gazetesinde
(24/06) "Tamamıyla Uyum Sağlamak Üyelik Demektir" başlığı altında ve
Angeliki Spanu imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, Atina'nın,
Ankara'ya rahatlatıcı mesajlar göndererek, Türkiye-AB arasında
imtiyazlı ilişkinin biçimlenmesi yönündeki tüm fikirlere karşı çıktığı
belirtilmektedir. "Tam uyum sağlamak ve kriterleri yerine getirmek tam
üyelik demektir." diyen Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgos
Kumutsakos'un, Yunan Hükümeti'nin AB genişlemesine ilişkin tezini
değiştirmemiş olduğunu söylediği, ancak AB içinde varolan konuya
ilişkin düşüncelerin izlendiğinin ve değerlendirildiğinin de altını
çizdiği belirtilen haber-yorumda, Atina'nın her fırsatta
"kararlaştırılanların yürürlükte olduğunu" hatırlattığı, böylece de 17
Aralık'ta alınan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması yönündeki
kararın yeniden gözden geçirilmesi olasılığını engellediği ifade
edilmektedir. Haber-yorumda, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kumutsakos'un,
Gümrük Birliği Protokolü'nün, üyelik müzakerelerinin başlayacağı 3
Ekim öncesi gecede imzalanması olasılığının var olduğunu kabul ettiği
ve konunun özünü oluşturan, bu protokolün imzalanmasının önemini
vurguladığı kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR