ANKARA,
28/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 27 Haziran 2005
tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Wall Street Journal
gazetesinde (27/06) "AB Genişlemesi İçin Keskin Viraj" başlığı altında
ve Matthew Kaminski imzasıyla yayımlanan makalede, Hırvatistan'da çoğu
kişinin, hakikaten Avrupalı olmak için başka bir şansın uzun bir süre,
belki de hiç ortaya çıkmayacağından korktuğu belirtilmektedir. AB'nin
Doğu'ya doğru genişlemesindeki her türlü gecikme ya da duraklamanın acı
yan etkileri olacağı ve AB'nin dışındaki ülkelerin anayasa ile ilgili
sorunlara üyelerden daha çok eğildiklerinin bu açıdan şaşırtıcı
olmadığı belirtilen makalede, "Avrupa'nın kapısını amansız bir şekilde
çalmakta olan Hırvatistan'ın, diğer Balkan ülkeleri, Türkiye, Ukrayna
ve Gürcistan'ın sıkıcı bir geleceğe bir lüks olarak bakma şansına sahip
olmadıkları" ifade edilmektedir. Türkiye'nin AB'ye katılım
görüşmelerine 3 Ekim'de, Hırvatistan'ın da -muhtemelen, Zagreb
Balkanlar'daki BM savaş suçları yargıçlarına iyi davrandığı takdirde-
ondan hemen sonra başlamasının beklendiği ve şimdi her iki tarihin de
artık kesin olmadığı belirtilen makalede, Bulgaristan ve Romanya'nın
Ocak 2007'de AB'ye girişlerinin de gecikebileceği öne sürülmektedir.
Makalede, "Avrupa'nın Türkiye ya da Ukrayna'yı kendisinden bir parça
olarak görebilmesi için ilk olarak modern dünyayı anlaması gerektiği"
vurgulanmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Financial Times Deutschland
gazetesinde (27/06) "Sosyal Demokratlar Türkiye'ye Mesafeli
Yaklaşıyorlar" başlığı altında ve Christian Höller-Thomas Klau
imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa sosyal demokratlarının,
AB'nin genişlemesini 2010 yılından itibaren frenlemek ve AB tarım
sübvansiyonlarının düşürülmesini hızlandırmak istedikleri
belirtilmektedir. Avrupa'daki 33 sosyal demokrat ve sosyalist partinin
önde gelen temsilcilerinin Viyana'da yapılan bir kongrede, İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in, AB bütçesindeki tarım sübvansiyonları payının
planlanandan daha çabuk düşürülmesi talebine destek verdikleri, sosyal
demokratlar ve sosyalistlerin buna karşılık, Tony Blair'in aksine, AB
genişlemesinin yavaşlatılmasını istedikleri ve bu çerçevede,
Hırvatistan ve Türkiye'nin -henüz tarihe bağlanmamış olan-
üyeliklerinin ertelenmesnii talep ettikleri kaydedilen yazıda, Viyana
toplantısının, Türkiye'nin AB gayretleri için açık bir darbe anlamına
geldiği, çünkü Türkiye'nin, AB içindeki birçok muhafazakârın
şüpheciliği nedeniyle solcuların desteğine muhtaç durumda olduğu ifade
edilmektedir. Sosyal demokratların AB Parlamentosu'ndaki Grup Başkanı
Martin Schulz'un da, Türkiye'nin olası üyeliğini uzak bir tarihe attığı
ifade edilen yazıda, "Müzakereler her halükârda 10 yıldan daha fazla
sürer." diyen SPD'li politikacı Schulz'un ayrıca bunun öncesinde
yapılacak bir sözleşme reformuyla AB'nin karar alma kabiliyetinin
iyileştirilmesi gerektiğini söylediği kaydedilmektedir.
Die Welt gazetesinde
(27/06) "Brüksel Genişlemenin Hızını Azaltıyor" başlığı altında ve
Katja Ridderbusch imzasıyla yayımlanan bir yazıda, finans tartışmasının
ardından Avrupa'yı şimdi de genişleme tartışmasının tehdit ettiği
belirtilmektedir. AB Komisyonu'nun çarşamba günü Brüksel'de, Türkiye
ile katılım görüşmeleriyle ilgili müzakere çerçevesini açıklayacağı ve
bu çerçevenin, müzakere başlıkları ve görüşmelerin akışını
belirleyeceği kaydedilen yazıda, Aralık 2004'teki zirvede alınan karara
göre, Ankara ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasının öngörüldüğü,
ancak Fransa ve Hollanda'da AB Anayasası referandumlarının
başarısızlıkla sonuçlanmasından bu yana, başta Türkiye'nin üyeliği
olmak üzere Birliğin genişlemesinin de şüpheli hale geldiği ifade
edilmektedir. Yazıda, "AB'nin 25 üyesi resmen taahhütlerine bağlı
kalırken, kulis arkasında Brüksel ve çoğu başkentlerdeki aktörler
genişlemenin hızını kesmeye çalışıyorlar. Bu, Avrupa'daki kabul
krizinin geç gelen bir sonucu, çünkü kamuoyu yoklamaları, AB
Anayasası'nın reddinin kısmen, halkın AB'nin çabuk büyüyeceği korkusuna
dayandığını ortaya koyuyor. Gerçi Türkiye, AB tarafından öne sürülen
koşulları, en azından şeklen büyük ölçüde yerine getirdi..."
denilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten
gazetesinde (27/06) "Türkiye AB Kapısında Yeni Engeller Görüyor"
başlığı altında yayımlanan bir haberde, Başbakan Erdoğan'ın, yaptığı
basın toplantısında, 3 Ekim'den kısa süre önce yeni taleplerde
bulunmanın "adilce bir davranış" olmadığını söyleyerek, ülkesinin AB'ye
katılımı için yeni şartlar koşulmasına karşı çıktığı belirtilmektedir.
Başbakan Erdoğan'ın böylece AB içinde Türkiye'nin katılımı konusunda
yeniden alevlenen tartışmaya tepki göstermiş olduğu belirtilen haberde,
son olarak Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso'nun, Türkiye'nin gerçekten
AB üyesi olup olamayacağına dair, "dürüst bir tartışma" yapılmasını
talep ettiği hatırlatılmaktadır. Almanya'daki muhalefet partileri CDU/CSU'nun
Türkiye ile giriş müzakerelerini yeniden sorgulamak istediği ifade
edilen haberde, CDU'lu Matthias Wissmann'ın, Türkiye ile müzakerelerin
çerçevesinde, "imtiyazlı ortaklık" amacının yer almasını istediği ve
"Türkiye'nin müzakerelerin sonucu konusunda hayale kapılmasının ve üye
olmayı beklemesinin engellenmesi lazım." dediği, Avrupa
Parlamentosu'ndaki Sosyal Demokratların Grup Başkanı Martin Schulz'un
Türkiye ile müzakereler konusunda şartların çok katı olacağını
düşündüğü kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (27/06) "Almanya
Dışişleri Bakanı Fischer: AB Genişleme Taahhütlerine Bağlı Kalmalıdır"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer'in, AB'nin, genişleme konusunda artan muhalefete rağmen,
genişlemeye dair yükümlülüklerine bağlı kalması gerektiğini söylediği
belirtilmektedir. Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin,
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı gizli bir göndermede bulunan Fransa ve
Hollandalı seçmenlerin AB Anayasası konusunda verdikleri ret kararının
ardından, Bulgaristan ve Romanya'yı bünyesine kabul ettikten sonra
genişlemeyi askıya alması gerektiğini söylediği belirtilen haberde,
Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in, Polonyalı diplomatlarla
Varşova'da düzenlediği toplantının ardından, "Bana göre, rağbet
görmeseler de, taahhütlerimizi (AB'nin genişlemesi konusunda) yerine
getirmek zorundayız." dediği aktarılmaktadır. Haberde, Fischer'in,
daha fazla genişlemenin başarıyla gerçekleşmesi için AB kuruluşlarının
güçlendirilmesi gerektiğini söyleyerek, "AB, yapmaya söz verdiği
şeyleri yapmak zorundadır." dediği ifade edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia gazetesinde
(26/06) "Avrupa Krizde, Türkiye Havada" başlığı altında ve Kira Adam
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Atina ile Londra'nın Türkiye'nin
AB'ye tam üye olmasını istediği, ancak tüm belirtilerin "özel
ilişkinin" biçimleneceğini gösterdiği kaydedilmektedir. AB'nin derin
bir kriz içinde olduğu belirtilen yorumda, Türkiye'nin Avrupa
yöneliminin ise tam manasıyla havada olduğu ve Brüksel'deki AB
Zirvesi'nin başarısız sonuçlanmasından birkaç gün sonra Barroso'nun,
referandumlar ile AB Konseyi'nde görüşülenleri müteakip "AB'nin aday
Türkiye ile gelecekteki ilişkileri hakkında ciddi bir tartışmanın
başlamasının gerekli olduğunu" söylemesinin, Ankara'yı sarstığına
işaret edilmektedir. AB'nin, seri görüşmeler ve belki de biraz
özensizlikle uyguladığı genişleme politikasının bugün değiştiği, belki
de nefretle baktığı epeyce net bir şekilde belli olduğu ifade edilen
yorumda, "Ankara'nın resmi tepkileri şaşkınlık içeriyor. Bütün
yetkililer monoton bir şekilde Avrupa'daki krizin alınan kararları
etkilemediğini, müzakerelerin 3 Ekim'de başlayacağını tekrarlıyorlar.
Ancak, konunun artık tarihle ilgili olmadığını, müzakerelerin
içeriğiyle, süresiyle ve Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin nihai
biçimiyle ilgili olduğunu herkes biliyor. Türkiye'nin AB'ye tam
üyeliğini desteklemekte olan Atina ile Londra ve nedenleri kolayca
anlaşılan Lefkoşa'nın sessizliği bir yana, AB ortaklarının çoğunluğu,
hem de güçlü ortakları, 'açık prosedüre' hatta tam üyelik yerine
'imtiyazlı ilişki'ye daha şimdiden 'yapışıp kalmış' bulunuyorlar. AB
içinde, Türkiye'nin müzakerelere başlaması için yükümlülüklerini
sonuna kadar yerine getirmesinin, başka bir ifadeyle Ceza Kanunu'nu ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dolaylı tanınmasına yol açacak olan Gümrük
Birliği Protokolü'nü imzalamasının gerekli olduğu yönündeki görüşler
yoğunlaşıyor..." denilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR