ANKARA,
29/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 28 Haziran 2005
tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Post
gazetesinin internet sayfasında (28/06) "Türkiye'nin Evrim Geçiren
Ekonomisi" başlığı altında ve Peter S. Goodman imzasıyla yer alan
makalede, yalnızca altı ay önce Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi kendi
saflarına katmak amacıyla müzakere kararı alarak Batı Avrupa'nın
küreselleşmeyi isteksiz bir şekilde de olsa kabul ettiğine dair bir
sinyal verdiği, sonrasında ise Türkiye'nin katılmayı arzu ettiği
Avrupa'ya daha çok benzemek amacıyla birtakım reformlara giriştiği
kaydedilmektedir.
Bugün ise Türkiye'nin AB'ye
katılım ümitlerinin neredeyse sona erdiği ve Avrupa'daki diyaloglarda
Türkiye'nin kıtanın daha geniş bir toplum sembolünden bir anda Birliğin
geçim kaynaklarını tehdit eden -bir yandan üretim için gerekli
işgücünü çalan diğer yandan da sefil durumdaki işsizleri ortaya süren
bir ülke- bir numaralı suçluya dönüştüğü öne sürülen makalede, yine de
Türkiye'nin AB içinde kendine yer arayışının bir değişim sürecine yol
açarak 70 milyonluk bu ülkeyi bir serbest piyasa ekonomisine
dönüştürdüğü, aynı sürecin şimdi bir yandan Türkiye'nin kendine has
nazik konumunu ortaya çıkartırken diğer yandan da Batı Avrupa'nın
makus talihini giderek artan oranda küresel ticaretle bağdaştırarak
aynı Avrupa üzerinde yeni bir baskı oluşturduğu kaydedilmektedir.
Makalede, Türkiye'nin
devletin sahibi olduğu kartelleri özelleştirmek adına harekete geçerek
enflasyon ve kamu borç stoku gibi kronik sorunları Avrupa ile aynı
seviyeye çekmeye çalıştığı vurgulanmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi
Radyosu'nun Türkçe yayınında (28/06) "AB Komisyonu Olmazsa Olmaz Dört
Koşul Daha Öne Sürüyor" başlığı altında ve Duygu Leloğlu imzasıyla yer
verilen bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye ile AB arasında
müzakerelerin yol haritasını belirleyen müzakere çerçeve belgesine
hazırlık yaptığı ve üzerinde son dakikaya kadar değişikliklerin
yapılması beklenen bu belgede, müzakerelerin ilerlemesinin Türkiye'nin
göstereceği performansa bağlı olacağının belirtildiği, ama bu süreçte
olmazsa olmaz dört koşulun daha öne sürüldüğü belirtilmektedir.
Ankara'yı rahatsız edebilecek en önemli talebin, Kıbrıs konusunda
yaşandığı ve Türkiye'nin, aralarında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de
bulunduğu AB ülkeleriyle ikili ilişkilerinin normalleştirilmesi yönünde
gelişme göstermesi ifadelerine dikkat çekildiği, ikinci talebin ise,
Türkiye'nin komşularıyla olağan ilişkilerine yönelik olduğu ve burada
da, Yunanistan ve Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesinin
gereğinin açıkça vurgulanmadığı ama Türkiye'nin BM şartıyla uyumlu
olarak sınır sorunlarını çözmesi ve iyi komşuluk ilişkilerini
geliştirmesi gerektiğinden bahsedildiği belirtilen haberde, üçüncü
talebin, Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesine ilişkin olduğu
ve Türkiye'nin müzakereler sırasında demokrasi ve hukukun üstünlüğünü
gözetmesi, üyeliğin getireceği zor notları kaldırabilecek konuma
gelmesi beklentisinin yer aldığı, son talebin de Türkiye'nin ev
ödevlerini düzenli olarak yerine getirmesi olarak açıklandığı
kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung'da (28/06)
"Katılıma Evet ya da Hayır... Türkiye İçin Yalnız İki Yol Var" başlığı
altında ve Waldemar Hummer imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle
denilmektedir: "AB'nin karmaşık sisteminde ilk bakışta aralarında bir
bağlantı kurulamayan şeylerin birbirine bağlı olduğu anlaşılır.
Örneğin, mali planlar ile Türkiye'nin AB'ye katılımı gibi. Avrupa
Konseyi'nin 16-17 Haziran'da '2007-2013 Mali Tasarısı'nda görüş
birliğine varamaması üzerine, Türkiye ile 3 Ekim'de başlayacak olan
giriş müzakerelerinin de sorgulanacağı kesinleşti, çünkü bu ülkenin
katılımı öncelikle de ziraat ve zirai yapılanma alanlarında muazzam
bir meblağ gerektirecek. Bu bağlamda asıl önemli olan ise şu:
Türkiye'nin katılımının ateşli savunucularından olan İngiltere,
önümüzdeki altı ay içindeki dönem başkanlığı sırasında, kendini
zorlayıp farklı hareket etmeyi başaramayacağından, önümüzdeki yedi
yıllık mali tasarıyı hazırlamak Avusturya'ya kalacaktır. Türkiye'nin
tam üyeliğine açıkça karşı olan Avusturya eğer bunu başarabilirse,
istemeden Türkiye'nin önündeki en önemli engellerden birini kaldırmış
olacaktır. Ama Türkiye'nin zaten ancak 2014 yılında gerçekleşebilecek
AB üyeliği öncelikle Avusturya tarafından sorgulanıyor. Nitekim Aralık
2004'te Avrupa Konseyi'nde Türkiye ile müzakerelerin prensip olarak
'ucu açık' olarak yürütülmesini ve 'AB'nin bunu kaldırma gücüne' bağlı
olmasını kabul ettiren de yine Avusturya'ydı. Ancak Türkiye'nin AB
anayasasının 49. maddesine göre AB'ye üyelik başvurusunda bulunduğuna,
müzakerelerin ya olumlu ya da olumsuz sonuçlanacağına ve üçüncü bir
seçeneğin olmadığına işaret edilmedi."
BELÇİKA BASINI:
La Derniere Heure
gazetesinin internet sayfasında (28/06) "Türkiye İçin Yeşil Işık...
Avrupa Komisyonu Üyelik Görüşmelerinin Başlaması İçin Öneriler Sunacak"
başlığı altında ve "V.S." rumuzuyla yer alan bir haberde, Fransızlar
ve Hollandalıların hayır demeleriyle başlayan ve Avrupa bütçesi
konusundaki görüşmelerin başarısız olmasıyla teyit edilen Avrupa
krizinin, üyeliğe aday ülkeleri şüpheye sürüklediği belirtilmektedir.
Hayır taraftarlarının, Türkiye'nin Birliğe girmesini, Anayasa
Anlaşması'nı reddetme gerekçesi yaptıklarının doğru olduğu ve bununla
birlikte Avrupa Komisyonu'nun düşüncesizce, geriye adım atmama ve
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik görüşmelerinin yürütülmesi için
bazı öneriler sunmayı kararlaştırdığı belirtilen haberde, birçok Avrupa
komiserinin, Ankara'nın performansının büyüteç altına alındığını
saklamasa da, Avrupa Komisyonu'nun, etraftaki hırçınlığa boyun eğmek
istemediği ve Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rehn'in Sözcüsü
Krisztina Nagy'in, "Aldığımız taahhütler var. Bu kararlar, Avrupa
Birliği yöneticileri tarafından mümkün olan en üst düzeyde alındı ve
geçen haziran ayında yinelendi" dediği aktarılmaktadır.
Haberde, bu gelişmelerin,
Türkiye için üyelik görüşmelerinin 3 Ekim'de başlayacağı anlamına gelse
de, görüşmelerin kısa ya da orta vadede sonuçlanmasının beklenmediği
öne sürülmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (28/06) "Huebner:
AB, Türkiye ile Müzakerelere Başlamadan Önce Bütçe Konusunda Mutabakata
Varmalı" başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB Komisyonu'nun
Bölgesel Politikalardan Sorumlu Üyesi Danuta Huebner'in yaptığı
açıklamada, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine
başlamadan önce, uzun vadeli bütçesi üzerinde mutabakata varması
gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Huebner'in, "Açıkçası, AB mali
geleceğini istikrara kavuşturana ve gelecekte hangi fonlara sahip
olacağımızı bilene kadar Türkiye ile müzakereleri hayal edemiyorum.
Türkiye ile müzakere olasılığının AB'yi bütçe konusunda bir çözüm
bulmaya iteceğini sanıyorum" dediği belirtilen haberde, kamuoyu
yoklamalarının, nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman olan Türkiye'nin
AB'ye katılımına ilişkin korkuların, Fransa ve Hollanda'da anayasa
konusunda çıkan hayır oylarını artırdığına işaret ettiği
kaydedilmektedir.
The Times gazetesinin
internet sayfasında (28/06) "AB'nin Türkiye ile Müzakereleri Durdurması
İçin Son Dakika Çağrısı" başlığı altında ve Anthony Browne imzasıyla
yer alan makalede, Fransa İçişleri Bakanı ve gelecekteki muhtemel
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin, Türkiye ile üyelik müzakerelerine
başlamasına sadece üç ay kala Avrupa Birliği'nden Müslüman ülkeye
kapılarını kapatmasını talep ettiği belirtilmektedir. Sarkozy'nin,
Birliğin kendi iç siyasi krizini kurumlarını düzenleyerek aşarken,
AB'nin gelecekteki genişlemesini "askıya almasını" istediği belirtilen
makalede, Türkiye'ye yönelik bu darbenin, Fransa ile Türkiye'nin AB
üyeliğinin önde gelen savunucusu olan ve 3 Ekim'de müzakereler
başladığında dönem başkanı olacak İngiltere arasındaki gerilimi
artıracağı ve bu ifadelere, AB'nin verdiği sözleri tutması gerektiğini
söyleyen Alman Hükümeti'nden de hemen yanıt geldiğine işaret
edilmektedir. Birçok Avrupa ülkesinde yaygın bir muhalefet ile
karşılaşan Türkiye'nin Birliğe olası üyeliğinin, Fransa ve Hollanda da
halkın anayasayı reddetmesinin temel nedenlerinden biri olduğuna
inanıldığı, referandumlardan bu yana, giderek artan sayıda Fransız ve
AB'li politikacının Türkiye'nin üyeliğini sorguladığı, ancak
Sarkozy'nin daha net bir tutumla açık bir şekilde tüm sürecin askıya
alınması çağrısında bulunduğu ifade edilen makalede, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın, AB'de giderek yükselen ret sesinden rahatsız olduğu
ve AB'nin katılım kurallarını değiştirmesinin kabul edilemez olduğu
konusunda bir uyarıda bulunarak, "Siz, aday ülkelere, özellikle de
müzakerelere başlamak üzere olan bir ülkeye yeni koşullar dayatırsanız
bu doğru olmaz. Türkiye hiçbir şeyi yeniden görüşecek durumda değil. AB
süreci bugüne kadar olduğu gibi devam edecek. Farklı bir gelişmeyi
kabul etmemiz mümkün değil" dediği kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia gazetesinde
(28/06) "AB'nin Türkiye'ye Şartı: Kıbrıs" başlığı altında ve Kosta
Moshonas imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, AB komiserleri
düzeyinde görüşülen, Türkiye ile ilgili müzakereler belgesinin, Atina
ve Lefkoşa tezleri için tatmin edici olduğu ve bu belgenin, 3 Ekim'de
başlayacak AB-Türkiye müzakerelerinde "yol gösterici" olarak
kullanılacağı belirtilmektedir. Belgenin, Ankara'nın müzakereler
süresince bir sıra taahhüt ve yükümlülüklerinde gerçekleştirdiği
ilerlemelerin kriterlerini tespit ettiği ve böylece, 4. maddede koşulan
şartlardan birinin de "Türkiye ile bütün üye devletler arasında, Kıbrıs
Cumhuriyeti dahil, ilişkilerin normalleşmesi" olduğu belirtilen
haber-yorumda, belgede, aralık ayı AB Zirvesi'nde ve son Türkiye-AB
Katılım Konseyi kararları çerçevesinde ve özellikle Gümrük Birliği
genişleme anlaşmasının bütün üye devletlere genişlemesine ilişkin
kararda, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesi talep edildiği
ve Türkiye'nin Avrupa kanunlarına saygı göstermesinin de istendiği
kaydedilmektedir.
Ta Nea gazetesinde (28/06)
"Birini Desteklemen İçin Dost Olması ve Bunu Göstermesi de Gereklidir"
başlığı altında ve Athanasios Ellis imzasıyla yayımlanan bir
haber-yorumda, Türkiye'nin AB üyeliğini kısa bir süre öncesine kadar
sıcak bir şekilde destekleyen ABD'nin şimdi mesafeli durduğu ve
Türkiye'nin Avrupa'daki geleceğinin güvence altına alınması için
Avrupalılara baskı uygulamak niyetinde olmadığı belirtileri verdiği öne
sürülmektedir. Washington'un sessizce rota değiştirmesinin, sadece
Türk-Amerikan ilişkilerindeki soğukluktan kaynaklanmadığı, Türkiye için
Avrupa kamuoyunda biçimlenen olumsuz ortamın gerçekçi bir şekilde
hesaba katılmasından da kaynaklandığı ileri sürülen haber-yorumda,
ihtiyar Kıta'nın, birliğini kurtarmak çabasında bulunduğu sıralarda,
Amerikalıların, uluslararası konuların ele alınmasında güvenilir bir
ortak gibi çalışacak güçlü bir Avrupa'dan yana olduklarını
söyledikleri, bu çerçevede de gerek hükümetlerle gerekse de Avrupa
ülkelerinin kamuoylarıyla sürtüşme noktalarını sınırlamayı istedikleri
ve böylece, geçmişte AB'nin iç konularına kabaca müdahale oluşturan,
Ankara'nın baskıcı bir şekilde AB yöneliminin desteklenmesinin,
AB-Amerika ilişkilerinde artık öncelikli konuyu oluşturmadığı
kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR