ANKARA, 30/06(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 29 Haziran 2005 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(29/06) "Türk Rüyası" başlığı altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, AB'nin derin bir krize düştüğünden beri, AB
başkentlerinden Türkiye'ye öncelikli olarak felaket haberleri gelmeye
başladığı ve mesajların içeriğinin, "Değerli Türkler, bizim kendimizle
yeterince sorunumuz var, lütfen yakamızdan düşün." olduğu
belirtilmektedir. CDU'nun şansölye adayı Angela Merkel'e göre, AB'nin
entegrasyon kapasitesinin şu an sınırlarına dayanmış durumda olduğu
belirtilen yorumda, bunun daha diplomatik bir ifade olduğu, ancak
bunun da, Ankara'nın üyelik perspektifini unutmak zorunda olduğundan
başka bir anlama gelmediği ifade edilmektedir. İster Berlin, isterse
Paris ya da Brüksel'de olsun, Türkiye tartışmasında kulakları
tırmalayan bir uyarı sesi duyulduğu ve bu sesin, Ankara'nın AB
gayretlerinin üzerine gelen bir fırtınanın haberini verdiğine işaret
edilen yorumda, "Türkiye buna bir şokla tepki gösteriyor. En kararlı
AB taraftarlarında bile büyük bir şaşkınlık gözleniyor. Edirne ile
Erzurum arasındaki coşkulu insanlara, ayaklarının altındaki halının
Avrupa tarafından çekildiği duygusu hakim. Hayal kırıklığı her gün
artıyor; özellikle de Türkiye'deki şeffaflık havasında gelişen, Batı
yanlısı ve farklı yelpazelerin oluşturduğu sivil toplumda. Burada,
Ankara Kürtlere daha fazla hak tanısa da tanımasa da, ya da ordunun
yetkisini azaltsa da azaltmasa da AB kapısının Türkiye'ye kapalı
kalacağı tezini başından beri savunan milliyetçilerin alaycı tutumu
hissediliyor. Erdoğan hükümeti hâlâ kendini ikna etmeye çalışıyor. Ne
de olsa kaderini üyelik perspektifine bağladı... Umutların birden bire
sona ermesi boğazdaki ülkeyi hassas bir zamanda vuracaktır. Gerçi
Türkiye, birçok AB ülkesinin ancak hayal edebileceği bir büyümeyle
ekonomik açıdan güçlü bir yükselişte. Fakat yabancı sermaye ürkektir
ve siyasi istikrar olmadan ekonomik büyüme tehlikeye girer.
Türkiye'nin bu istikrarı açık bir şekilde AB projesine bağlıdır. Bu
bağın kaybolması durumunda, ülkenin demokratik dönüşümü de dahil olmak
üzere birçok şey düşüşe geçer... Muhafazakâr İslamcı çizgilere sahip
hükümet partisi AKP'nin geleceği de aynı şekilde belirsizleşir. Bu parti
daha şimdiden, şans eseri bir araya gelmiş dolmuş yolcularına benziyor.
Sadece AB'ye yönelim bunları bir arada tuttu ve aydınlanmış modern
dünyaya bağladı. Erdoğan bunların hepsini biliyor ve bu yüzden üyelik
hedefinden kendiliğinden vazgeçmek istemiyor. Başbakan büyük Avrupa
rüyasının başarısızlıkla sonuçlanmasının sorumluluğunu kesinlikle
üstlenmek istemiyor. Fakat bu rüyanın gerçekleşmesine bir fırsat daha
tanınması için, Türkiye'nin, itidal içinde ve tüm gücünü toplayarak
fırtınaya karşı yelken açması gerekiyor; bu sırada kaptan ve ekibi çok
fazla su yutmak zorunda kalsa da. Zira müzakereler, adeta uçurumun
hemen yanı başında yürütülecektir, çünkü 25 ülke 10 yıldan uzun bir
süre boyunca 30 müzakere başlığını onaylamak zorunda. Bu, Türk
müzakerecilerinin başları üzerinde sallanan 750 Demokles kılıcı
demektir..." denilmektedir.
ERMENİSTAN BASINI:
Armenpress Haber Ajansı'nın
internet sayfasında (29/06) "Ermenistan Türkiye'nin AB'ye Üye Olmasını
İstiyor" başlığı altında yer alan bir haberde, Ermenistan Dışişleri
Bakan Yardımcısı Gegham Garipcanyan'ın, Türk Hükümeti'ni, Ermenistan
ile sınırını 10 yılı aşkın bir süredir kapalı tutmasından dolayı bir
kez daha eleştirirken, kapalı sınırın bölgesel entegrasyona önemli bir
engel oluşturduğunu söylediği belirtilmektedir. Ermenistan'ın yeni
jeopolitik durumda Türkiye'den neler bekleyebileceği konulu bir
yuvarlak masa toplantısında konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı Gegham
Garipcanyan'ın, Türkiye- Ermenistan sınırının sadece iki ulusu ayıran
bir sınır olmadığını, aynı zamanda bir NATO üyesinin sınırı olduğunu ve
muhtemel AB üyesi bir ulusun sınırı olabileceğini söyleyerek, "On
yıllardan beri Avrupa Birliği'ne girmeye çabalayan bir ulus tüm komşu
ülkelerle sınırını açmalıdır." dediği belirtilen haberde, Garipcanyan'ın,
Ermenistan'ın Türkiye'nin AB üyesi olmasını istediğini; ancak
Türkiye'nin buna layık olması ve Avrupa değerler sistemine riayet
etmesi gerektiğini kaydettiği vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (29/06) "AB
Komisyonu Türkiye'nin Üyeliğini İstiyor" başlığı altında yer verdiği
bir haberde, AB Komisyonu'nun, Ankara ile katılım müzakerelerine
başlamadan önce kabul ettiği bir müzakere çerçevesi belgesinde,
Türkiye'yi 25 üyeli Birliğe kabul etmeyi planladığını -ancak 2014'den
önce değil- tasdik ettiği belirtilmektedir. Müzakere çerçevesi
belgesinde, "Müzakerelerin gidişatı Türkiye'nin kendi yeteneklerine ve
Türkiye'nin üyelik için gerekli koşulları yerine getirmesine bağlıdır.
Müzakerelerin ortak amacı katılımdır." denildiği belirtilen haberde,
belgede, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin 2014'den önce mümkün
olmayacağının kaydedildiği ifade edilmektedir. Katılım görüşmelerinin,
AB liderleri tarafından geçen Aralık ayında kararlaştırıldığı üzere 3
Ekim'de başlamasının beklendiğine işaret edilen haberde, ancak bundan
önce AB dışişleri bakanlarının "müzakere çerçevesini" oy birliğiyle
onaylaması gerektiği, bunun, AB Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da
reddedilmesinin ardından Türkiye'nin katılımına ilişkin giderek daha
şüpheci bir hal alan siyasi atmosferde daha fazla tartışma
yaratabileceği öne sürülmektedir. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Olli Rehn'in, düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin kendisine
dayatılan "kriterlere uyması" ön şart olarak koşulan 3 Ekim tarihinin,
17 Aralık 2004'te toplanan "Avrupa Konseyi'nin kararlarına uygun"
olduğunu hatırlatarak, "Bu, bir aday ülke için kabul edilmiş olan en
sert müzakere çerçevesidir." dediği aktarılmakta ve Türkiye'nin AB
yolunun, "muhtemelen uzun ve zor" olacağını ve birkaç yıldan önce
üyelikle sonuçlanamayacağını düşündüğünü belirttiği kaydedilmektedir.
Haberde, Rehn, AB yetkililerinin 3 Ekim olarak tespit edilen
müzakerelere başlama tarihini ertelemeyi öngörmedikleri konusunda
güvence vererek, "AB yöneticilerinin sözlerinde durmayacaklarını
düşünmek için hiçbir sebebim yok." dediği vurgulanmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR