ANKARA,
03/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen
30 Eylül-02 Ekim 2005 tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar
aşağıda sunulmaktadır:
ABD BASINI:
The Washington Times:
"Türkiye, AB Üyelik Müzakerelerine Başlamaya Hazır": "Avrupa'nın
gönülsüzlüğüne karşı 40 yıl süren mücadeleden sonra Müslüman Türkiye,
Hıristiyan Avrupa Birliği'nin kararsız eşiğinde duruyor. Resmi olarak
yarın açılacak üyelik müzakeresi süreci Avrupalıların Türkiye'nin
kimliğiyle ilgili şüpheleri arasında belirsizliklerle dolu. Müzakereler
10 yıl da sürebilir, daha fazla da ve yeni engellerle tökezleyebilir de.
Son dakikada Avusturya, Türkiye için AB'ye tam üyelik yerine
'ayrıcalıklı ortaklık'ta ısrar ederek müzakerelere karşı çıktı.
Müzakerelerin başlamasını sağlayacak kabul edilebilir bir formül
bulunması için bugün Lüksemburg'da dışişleri bakanları nezdinde
olağanüstü bir toplantı çağrısında bulunuldu. Avrupalılar ilerlemek
yerine yeşil ışıkta durunca, İslam ile laik ilkelerin hemen her gün
çatıştığı Türkiye'de politikacıların 'Hıristiyan kulübü' diye
tanımladıkları bloka üyelik arzuları oldukça azaldı. Türkiye'nin
üyeliğine düşmanca yaklaşan kamuoyu araştırmalarını önemsemediği görülen
25 üyeli AB'nin liderleri, Türklerin Avrupa ilkelerine aykırı olduğu
söylenen bazı hareketlerini makul göstermek anlamına da gelse,
müzakereleri zamanında başlatma konusunda ısrar ediyorlar. (...)
Türkiye'nin büyüklüğü ve Avrupa ile Asya'nın karşılaştığı oldukça hassas
bir bölgedeki istikrar sağlayıcı rolü, Türkiye'yi reddetmenin onu
radikal İslam'a ya da radikal milliyetçiliğe iteceğini düşünen bazı AB
politikacıları tarafından sürekli vurgulanıyor. Türkiye'nin ezeli
düşmanı Yunanistan bile Türkiye AB'ye ait olduğunda milliyetçiliğinin ve
askeri isteklerinin daha kolay bir şekilde kontrol edilebileceğini
düşünüyor. (...)" (Andrew Borowiec, 02/10)
AP: "Finlandiya
Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Türkiye ile Katılım Müzakerelerine
Destek Veriyor": "Finlandiya Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi,
Türkiye ile katılım müzakerelerine başlanmasına tam destek verdi. 13
üyeli komite tarafından yapılan açıklamada, Finlandiya Hükümeti'nin,
'Türkiye, müzakerelere başlama koşullarını yerine Getirmiştir.'
şeklindeki tutumuna destek verildiği belirtildi, ancak müzakerelerin
başlamasının Türkiye'ye otomatikman üyelik verileceği anlamına gelmediği
de ayrıca ifade edildi. Komite tarafından yapılan açıklamada,
Türkiye'nin AB'ye kabul edilmeden önce Kıbrıs'ı tanımak zorunda
kalabileceği ve demokrasi, insan hakları ve hukuki yapısını geliştirmesi
gerektiği belirtildi." (01/10)
ALMANYA BASINI:
Kölner Stadt-Anzeiger:
"Mesafeye Son": "Avrupa Birliği ile Türkiye arasında üyelik
müzakerelerinin başlaması, kıta tarihinde bir dönüm noktası teşkil
ediyor. Avusturya'nın direnişinin başarı sağlaması olası görünmüyor. İki
tarafın yani Türkiye ve AB'nin, bugüne kadar sarf ettikleri politik
çabalar bu yüzden, pazartesi günü müzakerelerin büyük bir ihtimalle
başlamasına yeterlidir. Mesafe koyma zamanı geçti artık. (...) AB
içerisinde ve Türkiye'de de, müzakerelere çok kısa bir süre kala
şüpheler had safhadadır. AB Anayasası başarısızlığının ardından, Avrupa
kamuoyunun müzakereler konusunda da ikiye ayrıldığı anlaşıldı. Sorun,
sadece Türkiye'nin üyelik için gerekli tüm koşulları yerine getirmiş
olmasıyla sınırlı değildir, aynı zamanda Avrupa Birliği'nin de Türkiye
gibi büyük bir ülkeyi bünyesine dahil edip edemeyeceğiyle ilgilidir. Bu
konuda hala kültürel, ekonomik ve siyasi şüpheler hakim. Müzakerelerin
gerçekten de ucu açık bir biçimde yürütülmesi sağlanmalıdır. Türkiye, AB
müktesebatını hayata geçiremeyip sadece kağıt üzerinde bırakması
durumunda üye olmamalıdır. Müzakerelerin sonunda, tam üyelik dışında AB
için başka seçeneklerin söz konusu olabilmesi olasıdır. Bunun adı
bugünden koyulmamalıdır." (Sibylle Quenett, 01/10)
Almanya'nın Sesi Radyosu:
"Solana, Türkiye ile Üyelik Müzakereleri Konusunda Uzlaşma
Sağlanacağından Emin Olduğunu Açıkladı": "AB Dış İlişkiler Yüksek
Görevlisi Javier Solana, Türkiye ile üyelik müzakereleri konusunda
başgösteren anlaşmazlıkta uzlaşma sağlanacağından emin olduğunu
açıkladı. Solana, Türkiye'yle kararların geçmişte de hep son dakikada
alındığını anımsattı. Javier Solana, Türkiye ile başlatılacak
görüşmelerin tam üyelik için bir ön karar anlamına gelmediğini de
vurguladı. Avusturya, Türkiye ile üyelik görüşmelerinde, sadece tam
üyelik hedefine yönelik olarak değil, sıkı işbirliği seçeneği üzerinde
de konuşulması gerektiğinde ısrar ediyor. Ancak bu talep Türkiye ile
birlikte diğer AB üyesi ülkeler tarafından reddediliyor." (01/10)
Die Welt: "Türkiye
Dürüstlüğü Hak Ediyor": "Avusturyalıları takdir etmek gerekir. Federal
Şansölye Schüssel, daha 2004 yılı aralık ayındaki Brüksel zirvesinde
Türkiye ile yapılacak müzakere yönetmeliklerine 'ucu açık' kelimesinin
dahil edilmesi için baskı yapmıştı. Şimdi de Viyana, müzakere çerçevesi
içerisinde başarısızlığa uğrama ihtimali yeterince dikkate alınmadığı
için, AB Büyükelçilerinin ön istişarelerini yenilgiye uğratıyor. Bunun
dışında, Hırvatistan'ın katılım sürecinde Ankara'nın sahip olduğu
fırsatlara sahip olmaması Schüssel hükümetini rahatsız ediyor. Şimdi iş
dışişleri bakanlarına düşüyor. Hızla bir uzlaşı sağlamaları gerekiyor.
Artık sadece Viyana'nın pozisyonunun bu tarihe kadar Danimarka'dan,
başka bir ülkeden ya da diğer bir Orta Avrupa ülkesinden ve belki de
Fransa'dan destek bulması ümit edilebilir. Zira Avusturya, önemli
önceliklere değer veriyor: Doğrudan komşusu olan Avrupa devletlerini
tercih ediyor, Avrupalı olmayan adaylara karşı net bir dil
kullanılmasını talep ediyor ve başarısız olunması durumunda Türkiye'ye
alternatifler sunmak istiyor. AB gürültü yapıyor, fakat net sesler
ortaya koyamıyor. Bu ülkelerin başarısızlığa uğrayan Anayasa'nın
ardından açıkça değişen havadan, Ankara'nın AB'ye alınmasına karşı genel
antipatiden bahsetmeleri gerekir. (...) Bunların hepsi için Avusturya
baskı yapıyor. Viyana şüphe ile yaklaşmaya devam etse de Avusturya
Türkiye'nin üyeliğini prensip olarak engellemek istemiyor. Geriye sadece
bir şey kalıyor: Brüksel'in köprü ustalarının, tren köprüsü mimarlarına
dönüşmeleri gerekiyor." (Jacques Schuster, 30/09)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Türkiye'nin
Adil Tutum Çağrıları": "Biz Avusturyalılar aslında böyle ihtilaflara
bayılırız. Şimdi hükümet sayesinde yine kendimizi Goliath'a karşı
savaşan küçük Davud gibi hissedebiliriz. Türklere karşı son kale olan
biz. İngilizlerin ve Amerikalıların baskısı karşısında yumuşamayan biz.
Ama dikkat: Tarihi açıdan yeniden canlandırılan ucuz duyguların,
Türkiye'nin AB katılımı tartışmasında yeri yok. Burada tabii ki
insanları da gözönünde bulundurması gereken bir politika söz konusu.
Halkın yüzde 80'inin Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olması, yabana
atılır gibi değil ama uluslararası sorumluluk da önem taşıyor. İşte bu
da farklı bir tutum gerektiriyor. Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel
ile Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Türkiye'nin tam üyeliğine seçenek
bulunması yolundaki çabaları ile büyük riske girdiler. İngilizler ile
İsveçliler, çark etmesi için Avusturya'ya baskıyı artırıyor. Diğerleri
ise, örneğin Danimarkalılar, susmayı tercih ediyor ve kendi istekleri
doğrusunda bir şeyler olur mu diye bekliyor. (...) Öncelikle halkın
sabrını Avrupa projesi ile taşırmamak, ikinci olarak da Avrupa
Birliği'nin büyük bir hata yapmasını önlemek gerekiyor, çünkü böylesine
büyük ve şu anda ekonomik ve hukukun üstünlüğü açısından henüz istikrar
kazanmamış bir ülkenin tam üyeliğinin daha şimdiden kesinleştirilmesi,
muhtemelen on yıl içinde tam bir kaosun ve mali çöküşün ithal edilmesi
anlamına gelecektir. Üçüncüsü, Türkiye'nin tamamen geri çevrilmesi,
stratejik açıdan bu kadar önemli olan bir ülkede bugün mevcut olan
istikrarsızlığı daha da güçlendirebilir. Ankara tabii ki bilinçli olarak
karşı tarafın zayıf yönlerine oynuyor ve giriş müzakerelerinden geri
çekilmekle tehdit ediyor. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümet,
ABD ile İngiltere'nin, NATO üslerini güvenli Batılı bir çevrede görmek
istedikleri için Ankara'yı desteklediğini gayet iyi biliyor. (...)"
(Wolfgang Böhm, 01/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "Zagreb, Üyeliği
Konusunda Avrupa'yı Bölmek İstemiyor": Hırvatistan'dan yapılan
açıklamada, resmen iki mesele birbirine karıştırılmamakla beraber,
Türkiye'nin üyelik müzakerelerin başlamasının önünü kesen ve
Avusturya'nın pazarlık yaptığı müzakerelerin başlaması konusunda Avrupa
Birliği'nin bölünmesinin istenmediği ifade edildi. Hırvatistan Başbakanı
Ivo Sanader, yaptığı açıklamada, 'Hırvatistan konusunda AB üyelerinin
bölünmesini istemiyoruz.' dedi. Sanader, Avrupa Birliği bünyesinde
'Mutabakat istiyoruz ve bunu temin edeceğimizi zannediyorum.' diye
konuştu. Türk ve Hırvat meselelerini resmen birbirine karıştırmamakla
beraber Avusturya, Zagreb ile müzakerelerin başlaması yönünde de paralel
bir baskı uyguluyor. Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel yaptığı
açıklamada, 'Türkiye'nin daha fazla ilerleme kaydedeceğine güveniyorsak,
Hırvatistan'a da güvenmeliyiz.' derken AB'nin çifte standardını kınadı."
(02/10)
İNGİLTERE BASINI:
Reuter: "AB Türkiye
Konusundaki Çıkmazı Aşamadı": "Avusturya'nın Türkiye'nin AB üyeliğine
başka bir alternatif bulunması konusunda ısrar etmesi üzerine, Avrupa
Birliği dışişleri bakanları, Türkiye ile üyelik görüşmelerinin başlaması
konusundaki müzakere çerçeve belgesi üzerinde anlaşmaya varamadılar. Bu
yöndeki çabalar bugün de devam edecek. Beş saat süren ve sıkı
pazarlıkların yapıldığı toplantının ardından İngiltere Dışişleri Bakanı
Jack Straw, Türkiye ile başlatılması uzun zamandır beklenen
müzakerelerin saatinin daha ileriye kayabileceğini söyledi. Straw,
yaptığı bir basın toplantısında, 'Bu üzücü bir durum. Bir anlaşmaya
varılmasını ümit ediyorum ve bunun için dua ediyorum.' dedi. AB'nin
Genişlemeden Dorumlu Komiseri ise, 'Şuna inanıyorum ki olumlu bir netice
alacağız ve Türkiye ile müzakerelere başlayacağız.' dedi. Ancak bir Türk
yetkili, Ankara'da sinirlerin son derece gergin olduğunu belirtti ve her
geçen dakikanın işleri daha da acı bir hale getirdiğini ve alınan tüm bu
yaralarla müzakerelere başlamanın hoş olmayacağını söyledi. Avusturya
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, herhangi bir anlaşma sağlanamamış
olduğunu, ancak gece boyunca bu konu üzerinde çalışmak istediğini
söyledi." (03/10)
The Daily Telegraph:
"Türkiye'nin AB Planları Önünde Bir Engel Daha": "Zavallı Türkiye.
1963'de ortaklık anlaşmasını imzaladığından bu yana aklında olan üyelik
görüşmelerine başlama umudu son dakikada bir darbe daha aldı. Avusturya,
birlik içinde geniş kabul görmüş bir fikri savunduğu iddiasıyla Brüksel
ve Ankara arasındaki görüşmelerin ancak tam üyeliğe karşı açık bir
alternatif önerildiği takdirde başlatılmasını istiyor. (...) Geçen
aralık ayında verilen ve haziranda teyit edilen sözün önündeki son
engelle başa çıkmak Türkiye'nin üyeliğini uzun süredir savunan
İngiltere'ye düşüyor. Avusturyalılar Türkiye'yi kabul etmelerinin
Hırvatistan ile üyelik görüşmelerinin başlamasına bağlı olduğunun
işaretini veriyor. Türklere verilebilecek belki de en iyi tavsiye, bu
tür bir organizasyondan uzak durmaları ve üyelik yerine, her halükarda
onların dünyanın bu en büyük pazarında rekabet etmelerine olanak verecek
bir statüyü kabul etmemeleridir. Fakat onlar uzun süredir gönüllerini
tam üyelikten yana koymuş durumdalar ve iç reformlar ve bölünmüş Kıbrıs
adası konusunda AB ile işbirliği yaptıktan sonra son dakikada
planlarının bozulmasını hak etmiyorlar. AB'nin önünde stratejik bir
seçenek var. Ya sabırla 10-20 yıl içinde büyük, Müslüman bir ülkeyi
içine almak için çalışacak ya da geri çevirecek. Bu seçeneklerin ilki
Batı ve İslam dünyası arasında eşsiz bir köprü sunacak. İkinci seçenek
iyi niyetli ancak gururlu bir aday ülkeyi radikal bir düşmana döndürme
riski taşıyor." (01/10)
Financial Times:
"Türkiye'yi Konuşmak": "Avrupa Birliği'nin Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlama planının son ana kadar heyecan dolu olacağı
sürpriz değildi. Brüksel ile Ankara arasında 40 yıldan bu yana sürüp
giden istikrarsız ilişki, Türkiye'nin adaylığını kuşatan tartışmayı da
yansıtıyor. Avusturya'nın, müzakerelerin başlaması için Türkiye'ye tam
üyeliğe alternatif olarak 'imtiyazlı ortaklık' önerilmesi şeklindeki bir
maddenin müzakere çerçeve belgesine eklenmesi hususunda AB
hükümetlerinin uzlaşmaya varması ısrarıyla heyecan daha da arttı. Diğer
24 AB üyesi ve Türkler, çerçeve metinde sadece, tam üyelik
müzakerelerinin başarısızlığa uğraması halinde Ankara ile AB arasında
'kurulabilecek en güçlü ilişkinin' sağlanması şeklinde muğlak bir
ifadenin yer almasından memnun. Türkiye'nin önündeki Avrupa hedefini
sulandırmak çok vahim bir hata olur. AB'nin, Türkiye'nin reformları
gerçekleştirmesini sağlamasının tek yolu, tam üyelik kartını Türkiye'ye
karşı kullanmaya devam etmektir. (...) Bugün için hiç kimse Türkiye'nin
AB'ye katılmayı başarıp başaramayacağını söyleyemez. Ancak Brüksel,
çerçeve belgesini Türkiye'nin müzakereler boyunca kaydedeceği ilerlemeyi
kontrol edecek şekilde düzenledi. Brüksel, müzakerelerdeki aşamaları
tamamlamadan önce, reformların Türkiye'de benimsenmesini ve
uygulanmasını bekleyecek." (01/10)
The Independent: "Türkiye
Avrupa'nın Eşiğinde Ancak Kulübe Katılmasına Daha Çok Var": "Avrupa
Birliği'ne katılmak Türklerin büyük hayali. Hedef uzak olsa da, Türkler
40 yıl önce ilk başvurduklarından bu yana ülkelerine nasıl dudak
büküldüğü konusunda kötü hisler duysa da, bu hayal yıkılmadı. Üyelik
hala fakir olan bu ülkenin ekonomisini dönüştürebilir. Üyelik
koşullarını yerine getirme süreci, ülkede çok şeyi değiştirdi ve bu
süreç tamamlanana kadar da daha çok şeyi değiştirecek. Müzakerelerin
başlaması için diplomatik sularda pürüzler giderilse de, 70 milyonluk ve
nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bu ülkenin bizden biri, yani
AB'nin tam üyesi olması için en az 10 yıl geçecek. Herhangi yeni bir
üyenin katılımı gibi Türkiye'nin Avrupa'nın eşiğine gelmesi de ekonomi,
ticaret, sosyal reform, demokrasi, ceza yasası, medya özgürlüğü ile yani
modern bir devleti oluşturan unsurlarla ilgili. Bu unsurların çoğu
halihazırda Türkiye'nin lehine. (...) Avrupa ve İslam kimlikleri, bin
yıldan fazla süren can düşmanlığının ürünleri. Fakat İngiltere ve Fransa
da yüzyıllarca birbirine düşman oldu: Avrupa projesi tümüyle savaşı ve
savaş tehdidini ortadan kaldırmakla ilgili. Daha önce hiç bir cesametli
İslam devleti Türkiye'nin son birkaç onyıldır yaptığı gibi Avrupa
tarafından kabul edilmeyi istemedi. Türkiye İslama uzanan barışçıl bir
köprü ve Batının buna umutsuzca ihtiyacı var. (...)" (Peter Popham,
01/10)
The Observer: "En İyi
Müslüman Müttefikimize Sırtımızı Dönmemeliyiz": "Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne girme ihtimali, bazı üye ülkelerde korku ve endişe
patlamasına yol açtı. Fransa ve Hollanda'da anayasal anlaşmayı reddeden
bir çok seçmen, Avrupa projesini bu kadar vahim bir şekilde kesintiye
uğratmak için Türkiye'yi esas sebep olarak gösterdi. Bu, Türkiye'yi
AB'ye katmak için öncülük eden İngiltere için garip bir durum. İngiliz
diplomatlar, katılım müzakerelerinin İngiliz Dönem Başkanlığı sırasında
kesilmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Geçen aralık ayında, üye
devletler ilk tur müzakerelerin başlaması için karar aldı, ancak
anayasanın reddi, çekinceleri olanları yeniden güçlendirdi. Fransa'da
Başbakan Dominique de Villepin, müzakerelerin başlayabilmesi için
Türkleri Kıbrıs'ı egemen bir devlet olarak tanımaya çağırdı. Almanya'da
Angela Merkel, seçim kampanyasında Türkiye'nin üyeliğine karşı duruşu
ana dış politikası olarak belirledi. Almanya ve Avusturya, Türkiye'nin
AB ile imtiyazlı bir ortaklık içinde, yani ikinci sınıf bir konumda
olması gerektiğini savunuyorlar. Halen, sahne arkasında tarafların
itibarını zedelemeyecek bir düzenleme üzerinde müzakere ediliyor. Bir
uzlaşma şekli, genişleme kriterlerinin Türkiye'yi işaret etmeksizin daha
zorlaştırılması olabilir. Böylelikle, Türkiye açıkça reddedilmeksizin,
sorun beklemede tutulur. Bu manevranın Türkiye'nin yaklaşımına etkileri
felaket olur. Bunu, bir AB fiyaskosu daha diye nitelendirip geçiştirmek
tembelliktir. Sorun, kimi AB hükümetlerinin kendi halklarından olan
korkularında yatmaktadır. (...) Katılım, Avrupa çok kültürlülüğü ve
Müslüman ile Müslüman olmayanların yan yana yaşayabilmesi için yollar
bulmayı sağlamak açısından dev bir adım olacaktır. Uzun vadede,
Türkiye'nin üyeliği Avrupa değerleri, kadınların eşitliği ve insan
haklarını içeren İslam'ın gerçekten çağdaş bir versiyonunun ortaya
çıkmasına ön ayak olabilir. Bu, Avrupa kimliğini oturtma görevinin
önceliğini artırmaktadır. Bu yeni adayları neyin içine girip
bütünleşmeye davet ediyoruz? Türkiye'nin katılımı, bu soruları tekrar
gözden geçirmek için bir fırsattır. Bu, AB'nin 2005'teki kaçınılmaz
kararı olacaktır. Tarih, Türkiye'ye saygılı davranmazsak bizi hiç de iyi
yargılamayacaktır. Bu halde kendi etnik azınlıklarımıza ve onlardan
sonra gelecek olanlara, onların bütünleşmesine inanmadığımızı işaret
etmiş oluruz. Merkel'in 'imtiyazlı ortaklığı', siyasi retorikten
toplumsal gerçekliğe çevrildiği zaman içi boş bir tekliftir. Kaybedecek
bu kadar çok şey varken sırtımızı en yakın Müslüman müttefikimize
dönersek gelecek nesiller hakkımızda ne düşünür?" (Stephen Twigg,
02/10)
The Independent On Sunday:
"İngiltere, Türkiye Konusunda Çıkan Anlaşmazlıkta Medeniyetler Çatışması
Uyarısında Bulundu": "Türkiye'nin AB'ye girme arzusu karşısındaki derin
pürüzü gidermeye çalışan İngiltere, AB Dönem Başkanlığı'nda en kritik
anla karşı karşıya. Türkiye-AB arasında bir çıkmazın Avrupa ve Müslüman
dünya arasında öncesi görülmemiş bir krize neden olacağına dair de
uyarılar yapılıyor. Lüksemburg'da İngiltere'nin başkanlığında dışişleri
bakanları arasında yapılacak acil toplantıda Avusturya'ya Ankara ile AB
üyeliği görüşmelerine başlanmasına veto koyma tehdidini geri çekmesi
için baskı yapılacak. Tek başına bırakılmasına rağmen Avusturya müzakere
kararını onaylamayı reddediyor, ki bu olmadan görüşmeler başlayamaz.
Avusturya, Türkiye için alternatif bir üyelik düşünülmesi gerektiğinde
ısrar ediyor, ancak ikinci sınıf bir üyelikten bahsedilmesi Ankara'nın
uzaklaşmasına yol açacaktır. Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye'ye
ters yanıt vermenin jeopolitik sonuçları konusunda uyarıda bulunuyor.
BBC1'de yayımlanacak 'The Politics Show' adlı programda Straw,
'Medeniyetler Çatışması denen şeyden ürküyoruz.' dedi. Straw,
'Hıristiyan mirasına sahip ülkeler ile İslami mirasa sahip ülkeler
arasındaki sınırların iyice keskinleşmesine neden olacak bu
teolojik-politik bölünme konusunda endişeleniyoruz. Türkiye'yi Avrupa
Birliği'nde görmemiz gerekli, ülkenin diğer yöne itilmesi değil.' dedi.
(...)" (Stephen Castle, 02/10)
MISIR BASINI:
Nahdet Mısır: "Türkiye Yol
Ayrımında": "Türk Hükümeti şu anda gözünü bir hedefe dikmiş durumda. O
da AB'ye tam üyelik hedefidir ki, bu hedef gerçekleşirse 40 yılı aşkın
bir süredir Ankara ile Avrupa arasındaki ilişkilerde süregelen tersliğe
son verecektir. Ancak Türkleri telaşlandıran husus, bu zor hedefin
gerçekleşmemesi halinde ülkelerinin geleceğidir. Türkiye'nin üyeliği
konusunda müzakerelerin başlatılacağı 3 Ekim'e ramak kalmışken AB'nin 25
ülkesi arasındaki anlaşmazlıklar Türklerin her kesiminde tedirginlik
yaratmaktadır. Eğer, Avrupalıların özellikle Kıbrıs'ın tanınması
konusunda empoze ettikleri şartlar, Ankara hükümetini bu zor müzakereler
başlamadan önce göz diktiği hedefinden vazgeçmeye iterse, bunun vebalını
kim taşıyacaktır? (...) (02/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos: "Türkiye
Tavır Değiştirsin":
"SORU: AB Parlamentosu,
Türkiye'nin AB ile katılım müzakerelerine başlamasına 'yeşil ışık'
yaktı, ancak protokolün onaylanmasını erteleyen Türkiye'den 'iyi
davranış' talep eden bir karara vardı. Gelişmelerden memnun musunuz?
EARLİNGS: Özellikle son
günlerdeki gelişmelerden memnun değilim. Sebebi de, Türkiye konusu ile
yeni meselelerin ortaya çıkması ve her gün problemlerin birbiri ardına
gelmesidir. Bu durum, hiç kimsenin yararına olmadığından dolayı beni
rahatsız ediyor. Türkiye, protokolü tümüyle uygulamaya niyetli
görünmüyor, buna paralel olarak protokolün uygulanmasının Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımasını gerektirmediğini ifade eden tek taraflı bir
bildiride bulunuyor.
SORU: Katılım
müzakerelerinin başlamasından sonra Türkiye'nin tavrını değiştireceğine
inanıyor musunuz?
EARLINGS: Türkiye'nin
bugünkü tutumunu terk etmesini temenni ederim. Avrupa kuşkuculuğunu
devamlı artan Hollanda'nın AB parlamenteriyim ve Türkiye'nin Avrupa
beklentisini canlı tutmaya gayret ediyorum. Hollanda halkını Türkiye'nin
çehre değiştirdiğine inandırmam hakikaten çok zordur. Savaş vermemiz
gerekiyor, ancak Avrupa medyasında konuya ilişkin eleştiriler günden
güne güçlendiğinden durum daha da zorlaşıyor. (...)" (Dimitrulis
imzasıyla Avrupa Halk Partisi Milletvekili AB Parlamenteri Hollandalı
Camiel Earlings ile yapılan mülakat, 01/10)
Elefterotipia: "Türkiye
Şimdi Jeostrateji Kartını Oynuyor": "Hem 25'ler hem de Brüksel ile
Ankara arasında var olan anlaşmazlıklar nedeniyle Türkiye'nin üyelik
müzakerelerinin başlaması konusunda son ana kadar sürmekte olan
belirsizlik iyiye alamet sayılmayabilir. Çoğu kişi için tarihi önemi
olan bu olayın, AB tarafından ise -belirtilere göre AB halklarının
çoğunluğunun Türkiye'nin üyeliğine karşı olması nedeniyle- kasten
küçümsendiği gözönüne alınırsa, komşumuzun Brüksel yönündeki yolunun
diken dolu olacağı şüphe götürmez. Bütün bunlar, komşularımızın Avrupa
hayallerinin gerçekleşeceğini göstermiyor. Çünkü, Türkiye'nin AB'ye üye
olup olmayacağına ilişkin kritik soruya cevap birçok faktöre bağlı.
Nüfusu hızla artan günümüzün 72 milyonluk Türkiye'sinin AB üyesi olacağı
dönemde AB'nin en yoğun nüfuslu ülkesi olacağı, bu girişimin ne kadar
atılgan olduğunu gösteriyor. Bu, sadece Türkiye'nin en büyük siyasi
etken olmaya çalışacağından dolayı değil, nüfusunun artmasının 25'ler
ile arasındaki ekonomik açığın kapanmasını zorlaştıracağından dolayı da
atılgan sayılıyor. Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir AB'nin
sadece yüzde 30'u oranında, toplam nüfusları Türkiye kadar olan on yeni
üye ülkede ise bu oran AB'ye kıyasla yüzde 40'tır ve nüfuslarının artış
hızı menfidir. Türkler, her müzakerede ulusal itibarlarının ve
gururlarının söz konusu olduğuna inanıyor ve demokratikleşme, insan ve
azınlık haklarına saygı yönündeki teşvikleri ulusal bütünlüklerine karşı
tehdit olarak görüyorlar. Ancak, jeostratejik mantığın hakim olması
AB'nin değişmesine yol açacak, o zaman da her şey ve Türkiye'nin
kaçınılmaz üyeliği de mümkün olacak, ama çok büyük bir farkla. Bu
durumda, 'ılımlı güç' ve demokratikleşme ile ilgili Avrupa prototipinin
yıkılmasıyla barış da güvence altına alınamayacak." (Mihalis Moronis,
02/10)
-
-
ESKİ SAYILAR