05.10.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 05/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 04 Ekim 2005 tarihli haber  ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:

 

            The Washington Times: "AB-Türkiye Üyelik Görüşmeleri  Başladı": "ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın son  dakika kulis faaliyetlerinin ve Avusturya'nın önceki  itirazlarından vazgeçmesinin ardından, Avrupa Birliği ile  Türkiye günün ilk saatlerinde, AB'ye ilk Müslüman üyesini  kazandırabilecek olan görüşmelere başladı. Tam üyeliğin  kısmen Avrupalı seçmenler arasındaki şüphecilik yüzünden  10 yıldan önce gerçekleşmesi beklenmese de, nihai üyelikle  Birliğin sınırları Suriye, Irak ve İran'a kadar genişleyecek.  Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Ankara'da muhabirlere,  'Tarihi bir safhaya ulaştık.' dedi. Avrupa Komisyonu Başkanı  Jose Manuel Barroso ise daha ihtiyatlıydı. Barroso,  'Önümüzdeki yol uzun ve zor olacak ve her ülke için olduğu  gibi, üyelik ne garantidir ne de kendiliğinden  gerçekleşecektir.' dedi. (...) AB anlaşması, ülkelerin,  uluslararası örgütlere katılma girişimlerinde diğer üyeleri  desteklemesini gerektiriyor. Bu, Türkiye bir AB üyesi  olduğunda, Kıbrıs'ın NATO'ya üye olmak istemesi durumunda  Kıbrıs'ı desteklemek zorunda kalacağı anlamına geliyor.  Ankara başlangıçta AB'ye bu konuda gerekli sözü vermeyi  reddetti, ancak Amerikalı yetkililer, Rice'ın Erdoğan'ı,  Kıbrıs konusunda endişelenmesine gerek olmadığı yönünde  temin ettiğini söylediler. Yabancı diplomatlar Rice'ın,  Washington'un Kıbrıs'ın NATO'ya girmesine izin vermeyeceğini  ima ettiğini bile ileri sürdüler. (...) ABD Türkiye'nin  üyeliğini güçlü bir şekilde destekliyor. "  (Nicholas Kralev, 04/10)

            Los Angeles Times: "Türkiye, AB ile Tarihi Önemdeki  Görüşmelere Başladı": "Türkiye, Avrupa kapısı önünde 42 yıl  bekledikten sonra, bugün Avrupa Birliği ile üyelik  görüşmelerine başlayan ilk Müslüman ülke oldu. Türkiye,  1963'ten beri ortak üye olarak tam üyeliği beklemektedir.  Türkiye şu andan itibaren mevcut politikalarının birçok  unsuru ve ayrıca, insan hakları ve sivil özgürlükler  konularının Avrupa tarafından inceleme altına alınacağı çok  güç bir sürece girmektedir. AB, görüşmelerin 2014'ten önce  bitmeyeceğini ve Türkiye'nin lehine sonuçlanmayabileceğini  söylemektedir. Türkiye'nin üyeliğini destekleyenler, ülkenin  genç nüfusu, modern ordusu ve Avrupa, Orta Doğu ve eski  Sovyet devletlerinin kesiştiği bölgedeki stratejik öneminin,  Avrupa bloğunun çok ihtiyaç duyduğu dinamizm ve kuvveti  sağlayacağını belirtmektedirler. Ancak Türkiye'nin üyeliğine  olan muhalefet de son aylarda gittikçe artmaktadır. Bu da  70 milyon nüfuslu bu büyük ve az gelişmiş ülkeden Avrupa'ya  olabilecek toplu göç korkusundan kaynaklanmaktadır. Avusturya  bir süredir imtiyazlı ortaklık önerisinde bulunmaktadır.  Ancak bu öneri Türkiye tarafından net şekilde reddedilmiştir.  Varılan anlaşmaya rağmen, Türkiye'deki hava iyimser değildir.  Herşeye rağmen, Türk halkının çoğu AB üyeliğini  desteklemektedir." (Amberin Zaman, 04/10)

            AP: "Türkiye AB Hayaline Yaklaştı, Ama Kutlayan Yok":  "Sokak partileri yok, havai fişek gösterisi yok. Türkiye  onyıllardır sahip olduğu AB üyeliği hayalini gerçekleştirmede  bugün üyelik müzakerelerini başlatarak büyük bir adım  attığında hiç kimse kutlayacak havada değildi. 25 AB üyesinin  tümü aralık ayında Ankara ile müzakerelere 3 Ekim'de  başlanması kararı aldığı için müzakerelerin kesin olması  gerekiyordu. Bunun yerine ancak AB bakanlarının Lüksemburg'da gerçekleştirdikleri ağrılı kriz görüşmelerinden sonra  başlayabildi. Ve neredeyse Avusturya Türkiye'ye tam üyelikten  başka bir ortaklık teklif edilmesinde ısrar ettiğinde  çöküyordu. Türkiye bunu kabul etmedi ve kalkıp gitmeyi tercih  ettiğini söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Müslüman  Türkiye ile müzakerelerin başlatılması konusundaki anlaşmayı,  Hıristiyan bloktaki önyargı karşısındaki zafer olarak  nitelendirdi. Erdoğan, 'Dik duruşumuzu koruduk. Aklıselim  önyargıya galip geldi. Zaman zaman sinirleri yıpratan,  gerçekten bizleri çok ama çok yoran anlar oldu, zorlu  süreçler yaşandı.' dedi." (Suzan Fraser, 04/10)

            AP: "Schüssel: Avusturya'nın Sert Duruşundan Gurur  Duydum": "Avusturya Şansölyesi Wolfgang Schüssel, Türkiye'nin  Avrupa Birliği ile üyelik görüşmelerine başlanmasıyla ilgili  yaşanan krizde Avusturya'nın sert duruşundan gurur duyduğunu  söyledi. Avusturya'nın ORF kanalına konuşan Schüssel, 'Dün  geç saatlerde Avusturya -Türkiye dahil olmak üzere- tüm  aday ülkelerin AB'ye giriş için aynı koşulları karşılaması  gerektiğini temin etmeyi başardı.' dedi. Avusturya,  çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Türkiye'ye tam üyelik  dışında bir olasılık sunulması talebini sonunda geri çekmeden  önce, katılım görüşmelerinin başlamasını neredeyse  engelliyordu. Avusturya AB'nin 24 ülkesinin şiddetli  baskısıyla karşı karşıya kaldı. Avusturya'nın 1 Ocak  tarihinde AB Dönem Başkanlığını üstlenecek olması,  Avrupa'nın çoğundan uzaklaşmasının ardından Viyana'nın  bloku nasıl yöneteceğine dair sorulara neden oluyor. (...)"  (William J. Kole, 04/10)

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Süddeutsche Zeitung: "Gündüz Olan Gece": "AB üyesi  ülkeler, Lüksemburg'ta Türkiye ile katılım müzakerelerinin  başlatılması konusunda bir formül bulunması için hararetle  çalıştılar. Avusturya tek başına, ancak şiddetli bir şekilde  diğer ülkelere karşı direndi. Türk Hükümeti buna paralel  olarak Ankara'da toplandı. Müzakerelerin başlatılmasına  ilişkin imza töreni önce ertelendi, ancak sorun akşamüstü  çözüldü. Türk Dışişleri Bakanı uçuşa hazır bir şekilde  beklerken, AB saatlerce pazarlık etti. Lüksemburg'daki  konferans merkezinin duvarları arkasında iki gün boyunca  garip bir mücadele yaşandı. AB aslında Türkiye ile katılım  müzakerelerini başlatarak Hıristiyan dünyasıyla Müslüman  dünyası arasında uzun vadeli bir uzlaşma sürecine girmek  istiyordu. Ancak Avusturya, 25 dışişleri bakanının  katıldığı konferansı kötü bir virüs gibi etkileyen bir  anlaşmazlık yarattı. İngiltere Başbakanı Tony Blair, İslam  dünyasına bir mesaj vermek istemişti. Blair, Avusturya  Başbakanı Schüssel ile telefonla görüştü. Görüşme sırasında  'Hırvatistan' kelimesinin de kullanıldığı söyleniyor.  Avusturyalılar, Hırvatistan ile katılım müzakerelerinin  derhal başlatılmasını istiyorlar. Ancak İngilizler bu konuda  her türlü pazarlığa karşı ve önce Türkiye ile müzakereler  konusunda uzlaşma sağlanmasını istediler. Avusturyalılar  sonunda razı oldular." (Cornelia Bolesch, 04/10)

            Die Welt: "Türkiye'ye İlişkin Hazımsızlık Şikayetleri":  "Rahatsızlık giderek artıyor. Olaylar bir komediye dönüşüyor. Avusturyalılar Türkiye'yi bloke etmeye nihayet son verdiler.  Türkiye'de Avrupa karşıtı sert tutum çözülecek. AB açısından  ucu açık müzakerelerin başlatılmasının önünde herhangi bir  engel kalmadı. Bu, Avrupa'ya ilişkin devlet politikasının  bir zaferiydi. Bir yenilgi, Avrupalıların aldıkları darbeler  dizisine bir yenisini daha eklerdi. Onur kırıcı ve dürüst  olmayan bir prosedürle oyalanan Türklerin öfkesi  anlaşılabilir. Türkler, her türlü demokratik meşruiyet ve  ekonomik akılcılığa karşı gelerek Türkiye'nin AB üyeliğinin  yolunu açan ve çoktandır görevde olmayan Avrupalı  siyasetçilerin başlattığı stratejik bir zorunluluğun  kurbanıdırlar. Verilen şüpheli sözler Ankara'da şeref  meselesi haline geldi. Avusturya Başbakanı Schüssel,  evetçilerin ve başlarıyla tasdikleyenlerin rahatını kaçırma  şerefini kazanıyor. İroni de eksik değildi. Avusturyalılar  bir zamanlar Schüssel, Haider'in FPÖ'sü sayesinde iktidara  geldiği için AB tarafından boykot edilmişlerdi. Bu kez,  kibirli bürokratların etkisindeki üyelik dosyasına karşı  direnen Schüssel oldu. Schüssel, çok sayıda Avrupalının  düşündüğü ancak söyleyemediği şeyi dile getirdi: Avrupa  Birliği'nin amacı, genişlemesi ve mali yapısına ilişkin  temel sorulara cevap bulunamadığı sürece Türkiye'nin tam  üyeliğinin bir anlamı yoktur. İyi senaryo şöyle: Türkiye'yi  hazmedebilmek için Avrupa'nın kendini yeniden bulması  gerekecek. Yüklü sübvansiyonları dağıtan makina  liberalleşerek, siyasi gayretlerini ekonomik hedeflerinin  lehine arka planda tutabilir." (Roger Köppel, 04/10)

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Kronen Zeitung: "Schüssel'in Türkiye Konusunda Vardığı  Uzlaşma Yoğun Tartışma Konusu": "Avusturya Türkiye ile  müzakerelerin başlangıcı tam suya düşmek üzereyken, son anda  çark edip tartışmalı Çerçeve Belgesi'ni onayladı. AB'deki  'Türkiye pokeri' pazar akşamından pazartesi akşamına kadar  sürdü. Hükümetin sonuç hakkında söyledikleri: Başbakan  Schüssel: Daha baştan beri hukuki nedenlerden dolayı yalnız  giriş müzakerelerinin söz konusu olabileceği belliydi. Buna  rağmen kullanılan her sözcük ve her formül üzerinde  tartışıldı. Avusturya olmasaydı, AB bir virgülü bile  değiştirmeyecekti. Halbuki şimdi metne, durdurma düğmeleri  ve güvenlik ağları eklendi. AB, öğrenme ve dinleme yeteneği  olduğunu gösterdi. Dışişleri Bakanı Plassnik: İlk kez  uygulanan iki şey var: AB'nin yeni üye alma gücüne,  Türkiye'nin giriş yükümlülüklerini yerine getirmesiyle aynı  oranda önem verilecek. Ayrıca Çerçeve Belgesi'ne müzakere  sürecinin sonunda, Türkiye'nin Birliğe alınmasını siyasi ve  ekonomik açıdan kaldırabileceğine AB'nin oy birliğiyle karar  vermesi gerektiği de kaydedildi. Katılımdan doğacak  masrafların adil bir şekilde paylaşılması gerektiği de  belirtildi. Bu çok önemli, çünkü birçok kişi 'Türkiye'nin  katılımının altından kalkabilecek miyiz?' diye soruyor.  Avusturya delegasyonu, Türkiye ile katılımın mümkün olmaması  halinde, ülke ile daha farklı bir ortaklık kurulabilmesi  için katılıma 'seçenek' getirilmesi önerisini kabul  ettiremedi. Bu formül 24 AB ülkesi ve Türkiye'nin direnmesi  sonucu başarısızlığa uğradı. Aksi takdirde bu, giriş  müzakerelerinin başlamasını engelleyecekti. Bunun yerine  Türkiye'nin 'Avrupa bünyesine mümkün olduğunca sıkı  bağlanabilmesi için bir şekil bulunması' ibaresi eklendi.  Avusturya varılan uzlaşmadan sonra da, müzakere sürecinin  bitiminden sonra halk oylaması yapılması konusunda ısrar  etmeyi sürdürdü. Bu Avusturya'nın meselesi ve AB'nin onayına  bağlı değil. Dışişleri Bakanı Plassnik, Lüksemburg'taki  Türkiye pokerinin ardından, 'Bu kadar çaba gösterdiğimize  değdi. Avrupa ve Avrupa halkı için önem taşıyan bazı adımları  kabul ettirebilmek için sert bir mücadele verdik. Öncelikle  de Türkiye'nin katılımının gerçekleşmesi halinde mali yükün  adil bir şekilde paylaşılması konusunda.' dedi. (...)"  (Kurt Seinitz, 04/10)

 

            BELÇİKA BASINI:

 

            La Libre Belgique: "Avrupa Birliği İçin Bir Şans":  "Hükümet ve devlet başkanlarınca 10 ay önce alınan bir  kararın çerçevesini belirlemek için Avrupalı Dışişleri  Bakanları ve kışkırtıcı Avusturya'nın Lüksemburg'ta ortaya  koydukları görüntü, Türkiye ile üyelik görüşmelerinin  başlamasına ilişkin oyunu bir kez daha gösterdi. Hassas bir  karar ve sıkıntılı görüşmeler. Viyana'nın istekleri orijinal  metinde üstü kapalı biçimde yer almış olsa da, rezilce bir  sonuç çıkmadı. Aldanmamak gerekir. AB'nin Türkiye'ye  genişlemesi, ülkenin büyüklüğü, nüfusun büyük çoğunluğunun  Müslüman olması ve esasen Asyalı olan coğrafi konumu  nedeniyle diğer hiçbir ülkeninkine benzemeyecektir. Bazıları,  Avrupa Birliği'ne girmesini ilke olarak reddetmek için  ülkenin Asya'da olmasını ileri sürüyor. 2005 Türkiye'sinin,  Avrupa Birliği'nin demokrasi kriterlerine yanıt vermediği  açıktır. Kıbrıs'ın tanınması, Kürt sorununun çözülmesi,  Ermeni soykırımının tanınması ve insan haklarına saygının,  10-15 yıl sonra olası bir üyeliğin kaçınılmaz önkoşulları  olacağı gün gibi ortadadır. (...)  Türkiye'nin üyeliğinin  meydan okuması, gerçekte, Türkiye gibi yeni bir güçle  28, 29 ya da 30 üye ile çalışmaya devam edecek Birliğin  kapasitesinde yatmaktadır. Ancak bu meydan okuma zaten  başladı. Lüksemburg'daki gizli pazarlıklar da bunu  gösterdi." (Gerald Papy, 04/10)

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP: "Blair, Türkiye'nin Müzakerelere Başlamasından  Duyduğu Memnuniyeti Dile Getirdi... Verheugen: Ankara Reform  Sürecine Devam Etmelidir... Villepin: Süreç Uzun ve Açık  Uçludur... Borrell: Bir Felaket Engellendi": "İngiltere  Başbakanı Tony Blair Türkiye'nin AB ile müzakerelere  başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi ancak bazı  Avrupa ülkelerinin endişesini anladığının da altını çizdi.  Blair, 'Türkiye ile müzakerelere başladık. Bu bizim için  bir başarıdır.' dedi. Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı  Günther Verheugen, Ankara yönetiminin AB ile üyelik  müzakerelerine başlamasını memnuniyetle karşıladı ve  Türkiye'de reformlara devam edilmesi gerektiğini vurguladı.  Verheugen, 'Türkiye'nin ekonomi, siyaset ve insan hakları  konularındaki reformlarına devam etmesi her iki tarafın da  çıkarınadır.' şeklinde konuştu. Fransa Dışişleri Bakanı  Dominique de Villepin, yaptığı açıklamada, Türkiye-AB  müzakerelerinin uzun, açık uçlu ve şartlı olacağını  yineledi. Villepin ayrıca, Birliğe her türlü üyelik  konusunda son sözü Fransız halkının söyleyeceğini de  hatırlattı. Öte yandan Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph  Borrell Lefkoşa'da yaptığı açıklamada, 'AB, Türkiye ile  müzakerelere başlanması konusunda karar alamasaydı  güvenilirliğini kaybederdi. AB Dışişleri Bakanları  anlaşmaya varamasaydı bu bir felaket olurdu.' dedi." (04/10)

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Financial Times: "Türkiye'yi Engellemek": "Avrupa  Birliği'nin Türkiye ile tam üyelik görüşmelerini başlatacak  Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde anlaşmaya varmak için  geçirdiği zahmetli süreç, hoş bir manzara değildi. Başka  türlü gerçekleşmesi de asla mümkün değildi. AB'nin kapılarını  böyle büyük, görece yoksul ve kültürel açıdan farklı bir  ülkeye açması ihtimali, pek çok seçmeni ve siyasi liderlerini endişelendirdi. Ancak dün akşam aksayarak da olsa bir  başlangıç çizgisine vardılar. Önemli olan da bu. Kimse  görüşmelerin 10 yıldan daha az bir süre içinde tamamlanmasını  beklemiyor. Ancak üye devletlerin geçen aralıkta mutabakata  vardıkları gibi, müzakereleri başlatma sözü verip sonra da  bunu gününde gerçekleştirememek AB için feci bir uyumsuzluk  işareti olurdu. Birkaç AB hükümetinin tereddüdü ve  Avusturya'nın yeni şartlar koyarak müzakere çerçevesini  engelleme yönünde aldığı büyük risk, Türkiye'deki havayı  bozarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu süreci hevesle  benimsemesini daha da zorlaştırdı. Türkiye'nin AB'ye tam  üyeliği her iki taraf için de olağanüstü bir başarı olacak  ve devasa bir fayda sağlayacaktır. Bu ayrıca, Birliğin bir  Hıristiyan kulübü olmadığını, nüfusunun büyük bir bölümü  Müslüman olan bir ülkeyi kabul etmeye muktedir olduğunu  gösterecektir. Üyelik, Orta Doğu ve Orta Asya'da önemli bir  stratejik rol oynayan bir ülkenin yanı sıra dinamik bir  ekonomi ve genç bir nüfus getirecektir. (...) Gelişmekte  olan ekonomilerinin yarattığı dinamik bir rekabetin  yaşandığı bir dünyada, Avrupa'nın rekabet gücünü artıracak  doğru cevap, AB genişlemesi ve kıtayı yeni fikir ve etkilere  açık tutmaktır. Kapıları Türkiye'ye açmak gerekli ve bu çok  görülecek değil, memnuniyetle karşılanacak bir adımdır.  (...)" (04/10)

 

            İSVİÇRE BASINI:

 

            Tages Anzeiger: "Çetin Pazarlıklar Daha Kötüsünü  Engelledi": "AB ülkeleri saatler süren görüşmelerin  ardından Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'nde anlaştı.  Lüksemburg'taki katılımcıların tümü, Hırvatistan ve Türkiye  genişleme dosyalarının ilişkilendirildiğini doğrulamadı.  Carla Del Ponte'nin Hırvat Hükümeti'nin Lahey Mahkemesi ile  'tam bir işbirliği' içerisinde olduğunun teminatını  vermesiyle, Türkiye'nin AB müzakere çerçeve belgesi  konusundaki tartışma birdenbire hareketlendi. Zagreb ve  Ankara'nın ilişkilendirilmesi, Viyana'dan kaynaklandı:  Türkiye'nin üyeliğine zaten ezelden beri şüpheli bakan  Avusturya, AB Dışişleri Bakanları toplantısında, müzakere  çerçevesinin oybirliği ile onaylanmasını bloke etti, ki bu  onaylanmadan Türkiye ile katılım müzakerelerinin belirlenen  tarihte başlaması mümkün değildi. Ancak Avusturya Başbakanı  Wolfgang Schüssel uzun süredir Hırvatistan ile AB katılım  müzakerelerine daha çabuk başlanması için girişimlerde  bulunuyordu ve Brüksel'i, bu iki adayda hukuk devletine  uyulması koşulunda eşit davranmamakla suçladı. (...)  Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Türkiye  konusunda da uzun süre, AB üyeliğini hedef olarak  belirleyen maddenin müzakere çerçevesinden çıkarılmasında  diretti. Aslında böyle bir durumda gerçekleştirilecek  müzakerelerde, ilk etapta bir üyeliğin mi yoksa Ankara  tarafından kesin bir şekilde reddedilen imtiyazlı  ortaklığın mı hedeflendiği belirsiz kalacaktı. Avusturya,  Viyana'ya eli boş dönmemek için, 'AB'nin hazmetme  kapasitesi' ifadesinin, metin içerisinde daha öncelikli  yer almasını ve bunun Türkiye'nin olası üyeliği için bir  ön koşul haline getirilmesini talep etti: Bu hüküm Müzakere  Çerçevesi'nin ilk bölümüne dahil edildi."  (Stefan Hostettler, 04/10)

 

            İRAN BASINI:

 

            Mehr: "Türklerin 40 Yıllık Bekleyişi Sona Erdi":  "Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin başlaması  konusundaki anlaşmazlıkların üzerinden haftalar geçtikten  sonra nihayet geçen gün 25 üye ülkenin Dışişleri Bakanları  Lüksemburg'ta toplanarak görüşmeleri başlattı. Türkiye'nin  AB'ye üyelik müzakerelerinin başlaması, özellikle de  müzakere çerçeve belgesi üzerinde yapılan büyük pazarlıklar  ve Avusturya'nın imtiyazlı ortaklık üzerindeki ısrarından  vazgeçmesi sonucu gerçekleşti. AB Dışişleri Bakanları  Zirvesi'ne katılan diplomatlar, Avusturya'nın, Türkiye'nin  AB'ye tam üyeliğine karşı bir metin sunmaktan vazgeçmesi  üzerine Ankara'nın bu toplantıya katılacağına tanık  olabileceklerini vurguladılar. Siyasi çevreler, Avusturya'nın  herşeyden çok Hırvatistan'ın AB üyeliğini düşündüğü için  Türkiye'nin Birliğe katılmasını olumlu karşılamadığını  söylüyorlar. (...)" (04/10)

 

            İTALYA BASINI:

 

            Il Sole 24 Ore: "Ilımlı Erdoğan'ın Zaferi": "Avrupa ve  Asya kıtalarını birbirine bağlayan Boğaz Köprüsü üzerinde  asılı duran afişte 'Avrupa'ya hoşgeldiniz' diye yazıyor.  Yorucu müzakereleri başlatma becerisini gösteren, ama aslında  sizi öyle fazlaca istemeyen bir Avrupa'ya hoşgeldiniz sevgili  Türkler! İşte bu Avrupa, Türklerin hedeflediği ve 75 milyon  Müslüman'a tarihi katılım müzakerelerine başlama şansı  tanıyan günümüz Avrupasıdır. Aslında hala uzak ve belirsiz  olan bu hedef, bu uzun yürüyüş, esasen Mustafa Kemal'in  Paris'e yaptığı bir gezi esnasında üzerinden Osmanlı  üniformasını ve fesini çıkarıp attığı zaman başlamıştı: Bu  adam sadece birkaç yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun  küllerinden Batılı, laik bir cumhuriyet yaratan Atatürk'ten  başkası değildi. Atatürk Cumhuriyeti'nin bu yürüyüşü, birkaç  yıl önce laiklik ilkesini çiğnediği gerekçesiyle hapse giren  ve son dönemde sık sık gerçekleştirdiği siyasal ve sosyal  reformlar sayesinde ülkesini AB'ye taşıma başarısı gösteren  ılımlı İslamcı ve realist Recep Tayyip Erdoğan gibi bir  Başbakan tarafından yürütülmektedir. Bu Türk kamuoyunun  uzaktan ve de fazla emin olamadan izlediği bir olaydır.  Geçtiğimiz aralık ayında müzakerelerin başlama tarihi  belirlendiğinde, Türkler bunu kutlamak için meydanlara  inmişti. Bugün ise hükümetin AB ile müzakere masasına  kabul edilmek için hangi tavizlerde bulunduğunu, Ankara'nın  kendisine yakılan bu yeşil ışık karşılığında neler verdiğini sorguluyorlar. (...) Oldukça karmaşık formüllerin yardımıyla  en son engel de aşıldıktan sonra, Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül Lüksemburg'a doğru yola çıktı. Müzakereler belki de çok  iyi geçmeyecek. Bu ise belirsiz, bölünmüş ve de az istekli  bir Avrupa'ya doğru koşulduğunun bir sinyali. Türklere ise  teselli olarak geride Cumhuriyetçilerin o eski deyişi  kalıyor: 'Ne mutlu Türküm diyene...' Bir gün belki,  Avrupalılar da bunu kendi kendine söyleyebilirler."  (Alberto Negri, 04/10)

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Haravgi: "İflah Olmaz İngilizler": "AB Dönem Başkanı  İngiltere, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhindeki, aynı  zamanda AB ilke ve kararları karşısındaki taleplerini sonuna  kadar savundu. İngiltere, kötü bir örnek teşkil ederek AB  Dönem Başkanlığı'nı kendisi ve Türkiye'nin çıkarları için  kullandı. İngilizler, iflah olmazlıklarını, AB'nin diğer üye  devletlerine saygı ve tarafsızlık duygusundan yoksun  olduklarını birçok kez kanıtladılar. İngiltere, güya  19. yüzyılın büyük sömürgecisiymiş gibi davranmaya devam  ediyor ve özellikle de Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ve onun AB'deki  varlığına ilişkin olarak istediğini yapabileceği yönünde  yanlış bir izlenime sahiptir. Ankara'nın, Kıbrıs  Cumhuriyeti'nin çeşitli uluslararası örgütlere üyeliği  konusunda veto kullanmaması yönündeki yükümlülüğünü müzakere  çerçevesinin dışında bırakma talebini tatmin etmeye  çalıştılar. Ancak gerek Kıbrıs'tan, gerekse de Yunanistan'dan,  müzakere çerçevesinin değiştirilmesi çabasının 'Pandora'nın  kutusunu' açacağını, çünkü Kıbrıs ve Yunanistan'ın da ortaya  koyacağı konular bulunduğu yolunda ağızlarının payını aldılar. İngilizlerin hoşuna gitsin ya da gitmesin, Kıbrıs Cumhuriyeti lağvedilmedi. Aksine, uluslararası bir şahsiyete sahiptir ve  hem BM'nin, hem de AB'nin üye devletidir. Bu yüzden de,  Türkiye'nin Avrupa sürecini ilgilendiren her konuda söz ve  oy hakkına sahiptir. (...)" (Kostakis Konstantinu, 04/10)

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Avgi: "Başlangıç, Bir Ön Fikir Veriyor": "Bu süreç de  uzun yıllar sürecek, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin  başlangıcı beklendiği şekilde fırtınalı ve zor oldu. Nedeni,  elbetteki komşularımızın 'doğası' değil, belirsizlikler ve  politik sorunlardı. Şu an Ankara kendini 'ağır sattığı'  görünümünü veriyorsa da, AB organlarının Türkiye'ye baskısı  müzakereler sürecinde egemen olacaktır. Bu süreçteki koşullar  altında 'patlamaya hazır' bir gerilim ortamı olduğunun da  varsayılması gereklidir. Çünkü, Türkiye AB'nin koşullarına  uyması ve demokratikleşmesi için 40 fırın ekmek yemesi  gerekmektedir. ABD'nin bu sürece müdahil olması, Türkiye'ye  bir destek olarak görülebilir ama gerçekte bu da Avrupa'daki  gelişmelerin bir kontrol mekanizmasıdır. Sürekli çatışma, AB müktesebatının uygulanmasını isteyenler ve 'ayrıcalıklar'  için öneride bulunup baskı yapmaya devam eden güçler arasında olacaktır. Türkiye'nin katılım süreci başladı. Yunanistan ve  Kıbrıs için, barışçıl ilişkiler ve iyi komşuluk çerçevesi  içerisinde Kıbrıs sorununu çözmek adına bu fırsatı  değerlendirmeleri bir borçtur." (04/10)

 

 

 

  

 
ESKİ SAYILAR
 
 

T.C. Başbakanlık Basın -Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir