ANKARA,
07/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen
06 Ekim 2005 tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda
sunulmaktadır:
ABD BASINI:
The Washington Times:
"Türkler ve Avrupalılar": "AB, üyelik için düşünülen yegane Müslüman
ülke olan Türkiye ile görüşmelere resmen başlayarak tarihi bir adım
attı. Eğer Türkiye sonunda AB'ye katılırsa, bu, dünyada
Hıristiyan-Müslüman ortaklığına tek gerçek örnek ve ayrıca Avrupa ve
Orta Doğu arasında bir kültür köprüsü oluşturacak çok büyük önemde bir
gelişme olacaktır. Avrupa Birliği, resmi katılım görüşmelerine
başlamayı kabul ederek, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olma arzusunu
iyi niyetle ele alacağını taahhüt ediyor. Muhalif olanlar, Türkiye'nin
Avrupalı olmadığını söylemekte kısmen haklıdırlar. Türkiye, kültürel
ve coğrafi bakımdan, hem Avrupa, hem Orta Doğu'nun parçasıdır ve bu
bakımdan eşi benzeri yoktur. Türkiye, aşırı İslamiyet yanlılarının
yuvalandığı bir yer olmadığı gibi, ülkede hakim olan Müslüman ibadeti
Avrupa kültürü ile bir arada yaşayacak, hatta onu zenginleştirecek bir
olgudur. Avrupa Birliği, Türkiye'yi bünyesine dahil olmaya davet
ederek, dünya olaylarına daha inanılır şekilde müdahale edebilir. Daha
da önemlisi, Türkiye'nin AB ile bütünleşmesi, Müslüman ve
Hıristiyanların felakete yol açacak bir çatışmaya doğru ilerlemediğini
ortaya koyacaktır. Ayrıca dünyaya, demokratik reformların yararlarını
gösterecektir. Türk halkı, Avrupa'ya katılım konusunda iyimser ve
enerjiktir. Bu zorluğun üstesinden gelmeye hazırdırlar." (06/10)
The Boston Globe: "Türkiye
ile Müzakerelerin Uzun ve Zorlu Olması Bekleniyor": "Avrupa Birliği'nin
Türkiye'nin üyeliğini amaçlayan müzakereleri başlatma tarihi kararı
hiç şüphesiz, 1000 yıldan daha uzun bir süredir ortak sınırları
Hıristiyanlıkla tanımlanan 25 üyeli bloğun geleceği konusunda garaz
dolu bir tartışma başlatacak. Genellikle ortaya çıkmakta olan bir süper
güç -ABD'ye karşı potansiyel olarak ekonomik ve stratejik bir rakip-
olarak görülen AB hala, bu yılın başında, Fransa ve Hollanda'da
seçmenlerin taslak anayasayı reddetmeleriyle yaşanan büyük bir
başarısızlık nedeniyle yalpalıyor. Avrupa'nın kimlik krizi hiç
kuşkusuz, büyük bölümü Asya'da bulunan, fakir, çoğunluğu Müslüman bir
ülkeyi kucaklamak için Birliğin sınırlarının doğuya doğru genişletilip
genişletilmemesi konusundaki şiddetli tartışmayla daha da kötüye
gidecek. Merkezi Londra'da bulunan, uluslararası meselelere odaklanan
bir düşünce kuruluşu olan Chatham House'da Avrupa konusunda uzman olan
Richard G. Whitman, 'Bu zorlu bir yol olacak. Türkiye AB'ye kabul
edilen ülkelerin hepsinden daha fakir ve kültürel açıdan farklı.
Türkiye'nin tarihi Avrupa'nınkiyle iç içe geçmiştir ve bu onu
benzersiz kılmaktadır. Ayrıca Türkiye Avrupa'ya büyük bir pazar
sunmaktadır, hızlı büyüyen bir ekonomisi, Avrupalıların artık
yapmadıklarını yapan sanayileri ve genç bir iş gücü vardır ki bunların
hepsi de Avrupa için çok önemlidir.' dedi. İngiltere'nin Türkiye'yi
kabul etmek konusunda diğer pek çok ülkeden daha az çekincesi var.
Ancak Başbakan Tony Blair bile, gerçekleşmesi halinde Türkiye'nin
üyeliğinin Avrupa için 'çok büyük bir değişikliğe işaret edeceğini' ve
tam üyelik verilip verilmemesi konusundaki tartışmanın 'önümüzdeki
birkaç yıl boyunca tartışılacak bir mesele' olduğunu vurguladı. Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ise Türkiye'nin, AB üyesi olmadan önce
'büyük bir kültürel devrim yaşaması' gerektiğini söyledi. Türkiye'nin
üyeliğine yönelik en şiddetli muhalefetin, iki milyondan fazla göçmen
Türk nüfusa sahip Almanya'dan ve tarihsel olarak kendisini Avrupa
kapsının bekçisi olarak gören Avusturya'dan gelmesi bekleniyor.
Doğrusu, kuşkusuz tarih bu çağdaş tartışmada büyük bir rol oynayacak."
(Colin Nickerson, 05/10)
Christian Science Monitor:
"Türkiye ile Karşılıklı Vaatte Bulunmak": "Avrupa bu hafta az kalsın
Türkiye'yi kurban taşında bırakacaktı. Büyük çoğunluğu Müslüman olan
ülkenin, büyük çoğunluğu Hıristiyan olan Avrupa Birliği ile tarihi
görüşmelere başlaması gerekiyordu. Ama AB korkmuştu. Göz ucuyla geline
baktı: Çok Müslüman, çok fakir, çok kalabalıktı. Günü kurtaran, siyasi
baskılar oldu. Türkiye'nin 40 yılı aşkın bir süredir AB'ye ortak üye
olmasına rağmen, çok uzun yıllara dayalı NATO üyeliğine rağmen, son
zamanlarda gerçekleştirdiği zor demokratik ve ekonomik reformlara
rağmen, AB'ye tam üye bir Türkiye hala çoğu Avrupalıyı korkutuyor.
Görüşmeler, en az 10 yıl, belki 15 ila 20 yıl sürecektir. Kuşku
duymanın sebepleri anlaşılabilir, ama gelecek yıllar içinde çok şey
değişebilir ve ayrıca, daha da önemlisi, bu iki kültürün, tek ve
demokratik bir pazarda ellerini birleştirmeleri için çok fazla şeyin
değişmesi gerektiğidir. (...) Ancak 2020'ye kadar Türkiye daha farklı
olacaktır. Bugünkü gibi göreceli olarak fakir olmayacaktır. Esasen
ekonomisi istikrarlı bir şekilde büyüyor. Eğer yolundan sapmazsa,
istenilen AB reformlarını gerçekleştirmiş olacak. 'Müzakerelerin'
anlamı da aslında budur. Ama bu arada AB de değişmelidir. Umulan odur
ki, bundan on yıl sonra, yeni üyelerin durumunu daha iyi ele alabilecek
şekilde bürokrasisini düzeltecektir. Ve Avrupa belki o zaman, üzerinde
bir Müslüman etkisi olduğunu kabul etmesi gerektiğini hissedecektir;
Türkiye olsa da, olmasa bunu kabul etmelidir. Ne var ki, aradan geçecek
yıllar Türkiye'yi daha az Müslüman yapmayacağı gibi, İran'a uzanacak
bir AB sınırı da daha az radikal bir konu olarak görülmeyecektir.
Türkiye'nin yaşlanmakta olan bir Avrupa için genç iş gücü ve dinamik
bir pazar sağlayacağı ve ayrıca, sahip olduğu demokratik ve laik
hükümetle İslam dünyası ile Avrupa arasında bir köprü vazifesi
göreceğini algılayabilmek, duyulan endişeleri bertaraf edecektir."
(06/10)
AP: "Fransa: AB-Türkiye
Müzakerelerinde, 'İmtiyazlı Ortaklık' da Dahil Tüm Seçenekler Açık":
"Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, Türkiye'nin AB ile üyelik
müzakerelerinde 'imtiyazlı Ortaklık' da dahil tüm seçeneklerin açık
olduğunu söyledi. Başbakan Dominique de Villepin, Senato'da kendisine
yöneltilen soruları cevaplarken, 'Kimse bugünden müzakerelerin
sonucunun ne olacağını söyleyemez ve imtiyazlı ortaklık da dahil tüm
seçenekler açıktır.' dedi. Villepin müzakerelerin, 'yönetileceğini ve
kontrol Edileceğini' ve 'tam bir şeffaflık' içerisinde yürütüleceğini
söyledi ve Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy'nin, Fransız
milletvekillerini 'sürecin her Aşamasında' bilgilendireceğini ekledi.
Villepin ayrıca, Fransızların Türkiye'nin nihai üyeliği konusunda
yapılacak bir referandumda oy kullanacaklarını da yineledi." (06/10)
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung: "Türkiye'nin Üyeliği AB'yi Toprağa Gömebilir": "Türkiye ile
üyelik müzakerelerinin açılmasından sonra AB Parlamentosu Dışişleri
Komisyonu Başkanı Elmar Brok, Avrupa Birliği'nin genişlemesiyle
derinleşmesi arasındaki giderek büyüyen çatlaktan kaygı duyuyor. CDU'lu
milletvekili, AB Dışişleri Bakanlarının aldıkları Türkiye kararıyla
ilgili olarak Dışişleri Komisyonu tarafından düzenlenen bir oturumu,
'Umarım 3 Ekim tarihi bundan 10-15 yıl sonra Avrupa projesinin toprağa
gömüldüğü gün olarak hatırlanmaz' sözleriyle açtı. Fransızların,
muhtemel ikinci bir referandumda anayasa sözleşmesine onay vermeleri
ihtimalinin, Türkiye ile görüşmeler nedeniyle daha da azaldığını
şimdiden görmenin mümkün olduğunu vurgulayan Brok, ayrıca 10 veya 15
yıl Ankara ile müzakere yaparken Ukrayna'nın üyelik talebinin
reddedilemeyeceğini belirtti. (....)" (Horst Bacia, 06/10)
Der Tagesspiegel: "AB ve
Türkler...Komedinin Sonu": "Avrupa Birliği bir dolandırıcı. Arkada
sahne yanarken, öndeki gişede pahalı bilet satıyor. Eskiden orada
'Avrupa Birleşik Devletleri' adında, etkileyici bir oyun sahnelendi,
bugün ise anlaşılan artık sadece sıraları doldurmak söz konusu. AB'nin
gerçi gelecek yıl için hala bir bütçesi yok, ama Türkiye'nin üyeliğiyle
daha şimdiden çok doğal ve büyük adam olarak 15 yıl içindeki döneme
ilişkin 'stratejik hedefler' takip ediyor. Siyasi bir proje olan Avrupa
Birliği için böylece perde kapanmış oluyor. (...) Türkiye ile katılım
müzakerelerine ilişkin tartışma, Avrupalıların özgüven kazanmalarına
katkı sağlayabilirdi. Ancak bu tür bir oyunu sahneleyebilecek rejisör
ve oyuncular yoktu. Avrupa başsız kaldı. Jacques Chirac bile artık
Türkler ile müzakerelerin başarısına inanmıyor ve Almanya ile pazartesi
günü müzakereleri, özel hayata veda etmesinden hemen önce Joschka
Fischer yürüttü. Böylece Avrupa Birliği içinde hiç kimsenin karşı
koyacak gücü kendinde bulmadığı ve sonunda muhtemelen 30'un üzerinde
üyeli bir Birliğin oluşacağı bir dinamik harekete geçirildi. Ancak
belki, o zaman en kalabalık nüfuslu üye ülke olacak olan Türkiye,
Ukraynalılar ve Sırplar ile yeni AB bütçesi üzerinde daha çabuk uzlaşı
sağlayabilir." (Moritz Schuller, 06/10)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Türkiye'de
Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak": "Türkiye'de Avrupa Birliği üyelik
müzakerelerinin başlamasıyla yaşanan sevinç, yerini yavaş yavaş artan
eleştirilere bırakıyor. Muhalefet, hükümete, müzakere çerçevesi
konusunda AB'ye fazla taviz verildiği yönünde ithamlarda bulunuyor.
Milliyetçiler alarm butonuna basıyorlar, çünkü Türk egemenliğinin
fazlaca sınırlandırılacağından endişe ediyorlar. Bir gazete, 'hiçbir
şeyin eskisi gibi olmayacağı' ifadesini kullandı. (...) Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye'nin, AB olgunluğuna
erişebileceğinden şüphe duymaktadır: Chirac, Türkiye'nin AB'ye
alınabilmesi için 'büyük bir kültürel Devrim' yapması gerektiğini
açıkladı. Türkiye bunu başarabilecek mi? Bilemiyorum." "'ag.' Rumuzlu,
06/10)
Oberösterreichische
Nachrichten: "Türkiye'de AB Tartışmaları": "Türkiye'de AB flamalarının
peynir ekmek gibi satıldığı bir esnada, AB ile müzakerelerin
başlamasının etkileri de tartışılmaya başlandı. Türkiye'nin bugüne
kadar yaptığı reformlar özellikle adalet ve politika alanlarında oldu,
Türklerin günlük yaşamlarında ise bir değişim gözlenmedi. Uzmanlara
göre, bu artık değişecek: Atık su sorunundan sosyal güvenliğe kadar
Türkleri bir dizi değişim bekliyor. Özellikle müzakerelerin başlamasını
engellemeye çalışmış olan milliyetçiler, Türk bağımsızlığının
sınırlandırılacağı endişesiyle alarm çanlarını çalmaktadırlar. Asıl
müzakereler 20 Ekim tarihinde tarama süreciyle, başlayacak. Mevcut Türk
hukuk sistemi AB müktesebatıyla kıyaslanacak. Bu yıl tamamlanmadan,
müzakere edilecek 35 maddenin ilkini teşkil eden 'bilim ve
araştırmalar' konulu başlık ele alınmaya başlanacak." (06/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "Rehn, Türkiye'yi,
AB'nin Bundan Sonra Daha Titiz İnceleyeceği Reformları Sürdürmeye
Çağırdı": "AB'nin Genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn, Ankara'da
yaptığı açıklamada Türkiye'yi, reformları sürdürmeye çağırarak, üyelik
müzakerelerini başlatan Avrupa Birliği'nin, Ankara'nın gayretlerini çok
daha yakından inceleyeceği ikazında bulundu. Olli Rehn, 'AB ile Türkiye
arasındaki münasebetlerde şimdi yeni bir safhaya girilmiştir. Bu
demektir ki Türkiye, AB tarafından, özellikle üye ülkelerin
hükümetleri, meclisleri ve kamuoyları tarafından çok daha titiz
incelemelere konu olacak.' dedi. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül
ile beraber düzenlediği basın toplantısında konuşan Olli Rehn, 'Şimdi
Avrupa'nın standartları, normları, değerleri, AB yasaları yanında
yerini almak Türkiye'ye düşüyor.' dedi. Avrupa bloğunun taahhütlerini
yerine getirdiğini, Türkiye'nin de taahhütlerini yerine getirmesi
gerektiğini ileri süren Rehn, insan ve kadın hakları ile dini
cemaatlerin hakları başta olmak üzere Ankara'nın 'siyasi reformları
kararlılıkla uygulaması gerektiğini' belirtti. Rehn, 'Müzakereleri
tamamlamak ve AB'ye üye olabilmek için Türkiye, Kopenhag Kriterleri'ni
tamamen yerine getirmelidir. Bu da, insan hakları ve hukuk devleti
konularında temiz birer dosya sunmak manasına gelir.'
değerlendirmesinde bulundu." (Hande Çulpan, 06/10)
Le Monde: "Türkiye'nin
Barışa Değil, Aşırılıkçılığa Yönelmesini Kim Tercih Edebilir?:
"(...) SORU: Üyelik
görüşmelerini başlatarak Avrupa, Anayasaya 'hayır' denilmemiş gibi
devam etmiyor mu?
DOUSTE-BLAZY: Böyle
düşünmüyorum. Fransa, taahhütlerine bağlı kaldı ve kamuoyunun
endişelerini hesaba kattı. Görüşmelerin sonunda Türkiye'nin üye olup
olamayacağı Fransızlara referandumla sorulacaktır. Avrupa, yolların
kesiştiği yerdir. Bazıları, bir B planı ortaya koydu. Bugün bunu kimse
görmüyor. Avrupa yapılanmasına yeni bir ivme kazandırmak durumundayız.
Avrupa, coğrafi bir bölge ve siyasi bir tasarıdır. Bugün iki büyük
proje var: Biri, jeo-politik, diğeri, siyasi entegrasyonla ilgili.
Dünya, yeterince tehlike içindedir ve jeostratejik bir birliği
düşünmesi gerekir. Girmeyi istediği Avrupa'nın kapısında bekleyen
Türkiye gibi çoğunluğu Müslüman büyük bir ülkenin suratına kapıyı
çarpmayı bugün kim düşünebilir? Bu insanların, barış ve insan hakları
değil de, aşırılıkçılık ve köktendinciliğe doğru yönelmesini kim tercih
edebilir? Avrupa, bir ekonomi ve demokrasi projesidir. Ancak herşeyden
önce bir barış projesidir. (Arnaud Leparmentier-Natalie Nougayrede
imzalarıyla Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy ile yapılan
mülakat, 06/10)
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times: "Avrupa
Genişlemeden Kaçamaz": "Yeter artık! Bu hafta Türkiye'nin AB ile üyelik
müzakerelerine başlayıp başlamaması konusunda karar verilmesi sırasında
yaşanan ıstırap verici süreç, pek çok AB hükümetinin daha fazla
genişleme konusundaki hevesini kırmış görünüyor. Bu süreçte, bir AB
adayına sunulan en katı müzakere koşulları hazırlandı ve Türkiye'nin
nihai üyelik hedefini engellemek için her çare denendi. AB'nin
'Türkiye'yi hazmetme kapasitesi' zaruri bir ön koşul haline getirildi.
Ankara'da 'hürriyet, demokrasi, insan haklarına saygı, temel
özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkeleri' konusunda herhangi bir
kötüye gidiş işareti, müzakerelerin birdenbire askıya alınmasına sebep
olabilir. Her satır, mevcut üye ülkelerin kapılarının Boğaz'a açma
isteksizliğini yansıtıyor. 'Genişleme yorgunluğu' Batı Avrupa'nın büyük
bir bölümünde görülüyor. Zengin ülkelerin hiçbiri genişlemenin sebep
olduğu masrafları karşılamak için AB bütçesini artırmak istemiyor.
Dolayısıyla şu anda Brüksel'deki mesele, Avrupa'nın 'kimliğinin'
tanımlanması ve Birliğin sınırlarının sonsuza kadar belirlenmesine dair
bir tartışmanın gerektiğiyle ilgili. Bu anlaşılabilir ama kötü bir
fikir. Artık çok geç ve bu işe yaramayacaktır. (...)" (Quentin Peel,
06/10)
The Independent: "Sorun
Türkiye Değil Avrupa": "Biri gitti, ikisi kaldı. Şimdi sırada bütçe ve
Avrupa Anayasası ile ilgili neler yapılacağı var. Bu, her halükarda,
İngiltere'nin, AB Dönem Başkanı olarak, yılın geri kalan bölümünde
sağlaması gereken bir dizi anlaşmanın ilk etabı olarak, Türk sorununa
da bakışın bir yüzü. Türkiye tecrübesi şayet örnek olacaksa, bu kötü
niyetli, keyifsiz bir tecrübe olmuştur. Bir karar, Avrupa'da dahi,
Türkiye örneğinde gözlendiği gibi ancak bu kadar nezaketsiz
alınabilir. Daha el sıkışmalar bile bitmeden, katılımcılar,
yaklaşmakta olan sorunlarla ilgili uyarılarda bulunuyor, Türkler,
Avrupalıların gerçekte onları istemediğinden yakınıyor ve hatta Avrupa
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin katılımının 'ne
kesin ne de otomatiğe Bağlanmış' olduğunu söylüyor. Başbakan Tony Blair,
Türkiye'nin katılımının çok zaman alacağını ve 'çok büyük
Değişiklikler' gerektireceğini açıklarken; Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac, kendine özgü bir ukalalıkla, Türkiye'nin katılımdan
önce, muhtemelen Batı Avrupa'dan daha ileri 'büyük bir kültürel devrim'
gerçekleştirmesi gerektiği hükmüne varıyor. (...) Birçok Avrupalının
Türkiye'nin katılımından korkmasına yol açan asıl nedenlerin, ülkenin
büyüklüğü, kalabalık nüfusu ve ekonomisinin göreli geri kalmışlığı
olduğu şeklindeki daha pratik ve radikal cevap ise, genç iş gücüne,
yeni pazarlara ve büyüme kaynaklarına ihtiyaç duyan Batı Avrupa'ya daha
büyük fayda sağlayacaktır. Uzun müzakere süreci, Türkiye'ye uyum
sağlaması için zaman verecek olmasının yanında, Avrupa'ya da Doğu
Avrupa'daki genişleme dalgasının neden olduğu darbeyi hazmetmesi için
de daha fazla zaman verecektir. Türkiye'ye kucak açmanın en önemli
nedeni, her şeye rağmen idealizmle açıklanabilir. Türkiye'nin
katılımıyla Avrupa, giderek yaşlanan nüfus sorununa bir çıkış bulmak
ve komşu ülkelerdeki toplumsal değişime destek olma siyasetini yeniden
gözden geçirmek, ılımlı İslamı genişlemiş sınırlarının içine almak ve
yeni bir kültür, yeni fikirler ve bölgelerin kesişme noktası olan bir
konum getirecek yeni bir ortak kazanma şansını elde edecektir.
(...)" (Adrian Hamilton,
06/10)
İRAN BASINI:
Hemşehri: "Türkiye'nin AB
Üyelik Müzakerelerinin Başlamasının Ekonomik Etkileri": "Türkiye'nin AB
üyelik müzakerelerinin başlamasının etkileri, Türk ekonomisinin yeni
bir döneme girdiği anlamına gelmektedir. Türkiye, 40 yıldır AB'ye
girmek için uğraşıyor ve şimdi, Türk ekonomisi için tarihi bir dönem
başlamıştır. Türkiye'nin, AB ile müzakerelerinin ilk yılında,
Türkiye-AB ortak projeleri çerçevesinde yaklaşık 500 milyon Avro
değerinde mali yardım alması beklenmektedir. Ayrıca Türkiye'nin AB ile
müzakerelerinin başlaması, dünyanın Türk ekonomisine güveninin artması
ve yabancı yatırımcıların Türkiye'de daha çok yatırım yapmaya teşvik
edilmelerine yol açacaktır. Bunun sonucu, geçtiğimiz yıllardaki
krizlerin etkisini yaşayan Türk ekonomisinin canlanmasına sebep
olacaktır. (...)" (06/10)
JAPONYA BASINI:
Sankei Shimbun: "Çalkantılı
AB-Türkiye Üyelik Görüşmeleri... İslam Dünyasıyla Köprü Görevi":
"AB'nin 3 Ekim'de planlanan Türkiye'yle üyelik görüşmelerine
başlaması, son anda Avusturya'nın karşı çıkmasıyla çalkantılı bir hal
aldı. Sonuçta görüşmelere başlanması kararı alındı, ancak Fransa ve
Avusturya, Türkiye'nin üyeliğine referandum yoluyla karar verecek. Her
iki ülkede de güçlü bir karşıt grubun bulunduğunu gözönünde
bulunduracak olursak Türkiye'yi önemli zorluklar bekliyor.
Avusturya'nın iddiası, Türkiye'nin resmi üye değil de imtiyazlı ortak
üye olması yönünde. Almanya'da müstakbel Başbakan adayı Merkel ve
Fransa İçişleri Bakanı Sarkozy de bu görüşü destekliyor. Ağustos ayında
Fransa Başbakanı De Villepin, daha önce üyelik şartı olarak
belirtilmeyen, Kıbrıs'ın tanınması sorununu gündeme getirdi. Eylül
ayındaki Almanya seçiminde de Merkel, 'resmi üyelik konusunda beklenti
olmamalıdır' diye vurguladı. Üyelik görüşmelerine başlanmasından önceki
safhada bu beklenmedik sorunları göğüsleyen sadece İngiltere ve
Almanya'daki Schröder iktidarıydı. Türkiye, görüşmelere başlamakla
birlikte her yanı düşmanlarla çevrili durumda. (...) Üyelik
gerçekleşecek olursa, Türkiye'nin İslam dünyasındaki demokratik devlet
kimliği ön plana çıkacak. Fakat üyelik görüşmeleri, Avrupa'nın
anlaşılmaz isteklerinden dolayı başarısızlıkla sonuçlanacak olursa,
ordunun nereye kadar bu baskılara dayanacağı bilinmez. Fransa ve
Avusturya, resmi üyeliğin önüne geçecek olurlarsa, bu, AB yörüngesine
gireceği umulan Türkiye'nin demokratikleşmesinin önlenmesi anlamına da
gelecektir. Avrupa ülkelerindeki kamuoyu, Türkiye'nin Avrupa'da
olmadığı, dinsel farklılık gibi konuları öne sürüyor. Geçen bir yıl
içinde Türkiye'deki kültürel durum değişmedi. Bunların şimdi değil 40
yıl öncesinden söylenmesi gerekirdi. Türkiye'nin üyeliğiyle, Batı
dünyası ile İslam dünyası arasındaki gerilimi yumuşatmak amacıyla köprü
görevi göreceği rolünden beklenti duyulmakta. Laikliği temel prensip
edinerek demokratikleşme yolunda ilerleyen Türkiye'nin AB'ye kabul
edilmesi, İslam dünyasına Batı dünyasının olumlu bir mesajı olacaktır.
Türkiye'nin AB üyeliği, terörle savaş konusunda da önemli bir adım
olarak dünyanın dikkatini çekecek bir olaydır." (Masanori Naito, 06/10)
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi: "Erken Histeri":
"Türkiye, AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasıyla, her hareketinin
25 üye devlet tarafından değerlendirileceği ve AB karşısında
üstlendiği yükümlülükleri hayata geçirmesi konusunda sürekli olarak
kontrol altında bulunacağı boğucu bir çembere girdi. Türkiye'yi
değerlendirme yönünde Kıbrıs'a verilen imkan (gerek Gümrük Birliği
Genişleme Protokolü'nün uygulanması, gerekse Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
uluslararası örgütlere katılmasına veto kullanılması konularında),
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin elinde, Ankara'nın AB ile üyelik müzakereleri
sırasında görmezden gelmemesi gereken güçlü bir silahtır. Kıbrıs'ın,
müzakere çerçevesine kendini ilgilendiren konuların dahil edilmesini
başarması tesadüf değildir. Kıbrıs, bu konuların müzakere çerçevesine
dahil edilmesini başarmak için, Yunanistan ile işbirliği içinde, AB
içindeki ortaklarını bazı konuların müzakere çerçevesine açık bir
şekilde dahil edilmesinin gerekli olduğuna ikna ederek, çetin bir
mücadele verdi. (...)" (Lenia Stilyanu, 06/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia: "Yunanistan
ve Kıbrıs... Türkiye'nin Zorlu Değerlendiricileri": "Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Kumutsakos, Yunanistan ve Kıbrıs'ın AB'nin diğer üye
devletler ile birlikte, 'Avrupa, Türkiye ve de bölge için kuşkusuz,
önemli gelişme oluşturan' uzun katılım müzakereleri süresince,
Türkiye'nin sert değerlendiricileri olacaklarını ifade etti. Kumutsakos,
Türkiye'nin, NATO gibi uluslararası organlardaki vetosuna ilişkin,
Dönem Başkanı İngiltere'nin bildirisinin 'yorum niteliğinde' olduğuna
ve AB için bağlayıcı olmadığında ısrar ediyordu. Türkiye, müzakereler
çerçevesinin ilgili 7. maddesiyle AB'ye karşı sorumluluk alıyor. Bu
maddeye göre: 'Katılıma kadar olan dönemde, Türkiye'den üçüncü ülkelere
karşı siyasetini ve uluslararası organlar dahilinde tezlerini aynı
hizaya getirmesini (bunlar arasında bütün üye devletlerin adı geçen
organlara iştirakini), AB üyesi devletlerin siyasetine ve tezlerine
uyumu talep edilecektir.'" (06/10)
Elefteros Tipos: "Ekonomik
Kışkırtma": "Türkiye'nin, AB ile katılım müzakerelerine başlamasının
onaylanması, ülkemiz kamuoyunun büyük bir kısmı tarafından ihtiyatla
karşılanıyor. Üstelik, Yunanlı vatandaşlar arasında yapılan kamuoyu
araştırmasında büyük çoğunluğun, Türkiye'nin AB'ye tam katılım
beklentisine karşı olması, tarihimizle ilgili olan tamamen duygusal
nedenlerden ve Ankara'nın son yıllarda Türk-Yunan yakınlaşma
konusundaki kışkırtıcı tutumundan kaynaklanmaktadır. Türkiye'nin
Avrupa yörüngesine girdiğini göz önünde bulundurarak, genel çizgilerde
haklı korkularımızdan ve güvensizliğimizden kurtulmaya gayret etmemiz
ve de Ankara'nın Avrupa hedefine ulaşmaya gayret edeceği 10 yıl
içerisinde, önümüze çıkacak kışkırtmaları görmemiz gerekir. Bu
kışkırtmalar, hem Kıbrıs, hem ikili konuların çözümü hem de Yunan
ekonomisinin beklentileriyle ilgilidir." (Yorgo Kuvaras, 06/10)
-
-
ESKİ SAYILAR