07.10.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

          

ANKARA, 07/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 06 Ekim 2005 tarihli haber  ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:

 

            The Washington Times: "Türkler ve Avrupalılar": "AB,  üyelik için düşünülen yegane Müslüman ülke olan Türkiye  ile görüşmelere resmen başlayarak tarihi bir adım attı.  Eğer Türkiye sonunda AB'ye katılırsa, bu, dünyada  Hıristiyan-Müslüman ortaklığına tek gerçek örnek ve ayrıca  Avrupa ve Orta Doğu arasında bir kültür köprüsü oluşturacak  çok büyük önemde bir gelişme olacaktır. Avrupa Birliği,  resmi katılım görüşmelerine başlamayı kabul ederek,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olma arzusunu iyi niyetle  ele alacağını taahhüt ediyor. Muhalif olanlar, Türkiye'nin  Avrupalı olmadığını söylemekte kısmen haklıdırlar. Türkiye,  kültürel ve coğrafi bakımdan, hem Avrupa, hem Orta Doğu'nun  parçasıdır ve bu bakımdan eşi benzeri yoktur. Türkiye,  aşırı İslamiyet yanlılarının yuvalandığı bir yer olmadığı  gibi, ülkede hakim olan Müslüman ibadeti Avrupa kültürü  ile bir arada yaşayacak, hatta onu zenginleştirecek bir  olgudur. Avrupa Birliği, Türkiye'yi bünyesine dahil olmaya  davet ederek, dünya olaylarına daha inanılır şekilde  müdahale edebilir. Daha da önemlisi, Türkiye'nin AB ile  bütünleşmesi, Müslüman ve Hıristiyanların felakete yol  açacak bir çatışmaya doğru ilerlemediğini ortaya koyacaktır.  Ayrıca dünyaya, demokratik reformların yararlarını  gösterecektir. Türk halkı, Avrupa'ya katılım konusunda  iyimser ve enerjiktir. Bu zorluğun üstesinden gelmeye  hazırdırlar." (06/10)

            The Boston Globe: "Türkiye ile Müzakerelerin Uzun ve  Zorlu Olması Bekleniyor": "Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin  üyeliğini amaçlayan müzakereleri başlatma tarihi kararı  hiç şüphesiz, 1000 yıldan daha uzun bir süredir ortak  sınırları Hıristiyanlıkla tanımlanan 25 üyeli bloğun  geleceği konusunda garaz dolu bir tartışma başlatacak.  Genellikle ortaya çıkmakta olan bir süper güç -ABD'ye  karşı potansiyel olarak ekonomik ve stratejik bir rakip-  olarak görülen AB hala, bu yılın başında, Fransa ve  Hollanda'da seçmenlerin taslak anayasayı reddetmeleriyle  yaşanan büyük bir başarısızlık nedeniyle yalpalıyor.  Avrupa'nın kimlik krizi hiç kuşkusuz, büyük bölümü Asya'da  bulunan, fakir, çoğunluğu Müslüman bir ülkeyi kucaklamak  için Birliğin sınırlarının doğuya doğru genişletilip  genişletilmemesi konusundaki şiddetli tartışmayla daha da  kötüye gidecek. Merkezi Londra'da bulunan, uluslararası  meselelere odaklanan bir düşünce kuruluşu olan Chatham  House'da Avrupa konusunda uzman olan Richard G. Whitman,  'Bu zorlu bir yol olacak. Türkiye AB'ye kabul edilen  ülkelerin hepsinden daha fakir ve kültürel açıdan farklı.  Türkiye'nin tarihi Avrupa'nınkiyle iç içe geçmiştir ve bu  onu benzersiz kılmaktadır. Ayrıca Türkiye Avrupa'ya büyük  bir pazar sunmaktadır, hızlı büyüyen bir ekonomisi,  Avrupalıların artık yapmadıklarını yapan sanayileri ve  genç bir iş gücü vardır ki bunların hepsi de Avrupa için  çok önemlidir.' dedi. İngiltere'nin Türkiye'yi kabul etmek  konusunda diğer pek çok ülkeden daha az çekincesi var.  Ancak Başbakan Tony Blair bile, gerçekleşmesi halinde  Türkiye'nin üyeliğinin Avrupa için 'çok büyük bir  değişikliğe işaret edeceğini' ve tam üyelik verilip  verilmemesi konusundaki tartışmanın 'önümüzdeki birkaç  yıl boyunca tartışılacak bir mesele' olduğunu vurguladı.  Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ise Türkiye'nin, AB  üyesi olmadan önce 'büyük bir kültürel devrim yaşaması'  gerektiğini söyledi. Türkiye'nin üyeliğine yönelik en  şiddetli muhalefetin, iki milyondan fazla göçmen Türk  nüfusa sahip Almanya'dan ve tarihsel olarak kendisini  Avrupa kapsının bekçisi olarak gören Avusturya'dan  gelmesi bekleniyor. Doğrusu, kuşkusuz tarih bu çağdaş  tartışmada büyük bir rol oynayacak." (Colin Nickerson,  05/10)

            Christian Science Monitor: "Türkiye ile Karşılıklı  Vaatte Bulunmak": "Avrupa bu hafta az kalsın Türkiye'yi  kurban taşında bırakacaktı. Büyük çoğunluğu Müslüman olan  ülkenin, büyük çoğunluğu Hıristiyan olan Avrupa Birliği  ile tarihi görüşmelere başlaması gerekiyordu. Ama AB  korkmuştu. Göz ucuyla geline baktı: Çok Müslüman, çok  fakir, çok kalabalıktı. Günü kurtaran, siyasi baskılar  oldu. Türkiye'nin 40 yılı aşkın bir süredir AB'ye ortak  üye olmasına rağmen, çok uzun yıllara dayalı NATO  üyeliğine rağmen, son zamanlarda gerçekleştirdiği zor  demokratik ve ekonomik reformlara rağmen, AB'ye tam üye  bir Türkiye hala çoğu Avrupalıyı korkutuyor. Görüşmeler,  en az 10 yıl, belki 15 ila 20 yıl sürecektir. Kuşku  duymanın sebepleri anlaşılabilir, ama gelecek yıllar  içinde çok şey değişebilir ve ayrıca, daha da önemlisi,  bu iki kültürün, tek ve demokratik bir pazarda ellerini  birleştirmeleri için çok fazla şeyin değişmesi  gerektiğidir. (...) Ancak 2020'ye kadar Türkiye daha  farklı olacaktır. Bugünkü gibi göreceli olarak fakir  olmayacaktır. Esasen ekonomisi istikrarlı bir şekilde  büyüyor. Eğer yolundan sapmazsa, istenilen AB  reformlarını gerçekleştirmiş olacak. 'Müzakerelerin'  anlamı da aslında budur. Ama bu arada AB de değişmelidir.  Umulan odur ki, bundan on yıl sonra, yeni üyelerin  durumunu daha iyi ele alabilecek şekilde bürokrasisini  düzeltecektir. Ve Avrupa belki o zaman, üzerinde bir  Müslüman etkisi olduğunu kabul etmesi gerektiğini  hissedecektir; Türkiye olsa da, olmasa bunu kabul  etmelidir. Ne var ki, aradan geçecek yıllar Türkiye'yi  daha az Müslüman yapmayacağı gibi, İran'a uzanacak bir  AB sınırı da daha az radikal bir konu olarak  görülmeyecektir. Türkiye'nin yaşlanmakta olan bir Avrupa  için genç iş gücü ve dinamik bir pazar sağlayacağı ve  ayrıca, sahip olduğu demokratik ve laik hükümetle İslam  dünyası ile Avrupa arasında bir köprü vazifesi göreceğini  algılayabilmek, duyulan endişeleri bertaraf edecektir."  (06/10)

            AP: "Fransa: AB-Türkiye Müzakerelerinde, 'İmtiyazlı  Ortaklık' da Dahil Tüm Seçenekler Açık": "Fransa Başbakanı  Dominique de Villepin, Türkiye'nin AB ile üyelik  müzakerelerinde 'imtiyazlı Ortaklık' da dahil tüm  seçeneklerin açık olduğunu söyledi. Başbakan Dominique de  Villepin, Senato'da kendisine yöneltilen soruları  cevaplarken, 'Kimse bugünden müzakerelerin sonucunun ne  olacağını söyleyemez ve imtiyazlı ortaklık da dahil tüm  seçenekler açıktır.' dedi. Villepin müzakerelerin,  'yönetileceğini ve kontrol Edileceğini' ve 'tam bir  şeffaflık' içerisinde yürütüleceğini söyledi ve Fransa  Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy'nin, Fransız  milletvekillerini 'sürecin her Aşamasında'  bilgilendireceğini ekledi. Villepin ayrıca, Fransızların  Türkiye'nin nihai üyeliği konusunda yapılacak bir  referandumda oy kullanacaklarını da yineledi." (06/10)

           

            ALMANYA BASINI:

 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Türkiye'nin Üyeliği  AB'yi Toprağa Gömebilir": "Türkiye ile üyelik  müzakerelerinin açılmasından sonra AB Parlamentosu  Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok, Avrupa Birliği'nin  genişlemesiyle derinleşmesi arasındaki giderek büyüyen  çatlaktan kaygı duyuyor. CDU'lu milletvekili, AB Dışişleri  Bakanlarının aldıkları Türkiye kararıyla ilgili olarak  Dışişleri Komisyonu tarafından düzenlenen bir oturumu,  'Umarım 3 Ekim tarihi bundan 10-15 yıl sonra Avrupa  projesinin toprağa gömüldüğü gün olarak hatırlanmaz'  sözleriyle açtı. Fransızların, muhtemel ikinci bir  referandumda anayasa sözleşmesine onay vermeleri  ihtimalinin, Türkiye ile görüşmeler nedeniyle daha da  azaldığını şimdiden görmenin mümkün olduğunu vurgulayan  Brok, ayrıca 10 veya 15 yıl Ankara ile müzakere yaparken  Ukrayna'nın üyelik talebinin reddedilemeyeceğini belirtti.  (....)" (Horst Bacia, 06/10)

            Der Tagesspiegel: "AB ve Türkler...Komedinin Sonu":  "Avrupa Birliği bir dolandırıcı. Arkada sahne yanarken,  öndeki gişede pahalı bilet satıyor. Eskiden orada 'Avrupa  Birleşik Devletleri' adında, etkileyici bir oyun sahnelendi,  bugün ise anlaşılan artık sadece sıraları doldurmak söz  konusu. AB'nin gerçi gelecek yıl için hala bir bütçesi yok,  ama Türkiye'nin üyeliğiyle daha şimdiden çok doğal ve büyük  adam olarak 15 yıl içindeki döneme ilişkin 'stratejik  hedefler' takip ediyor. Siyasi bir proje olan Avrupa  Birliği için böylece perde kapanmış oluyor. (...) Türkiye  ile katılım müzakerelerine ilişkin tartışma, Avrupalıların  özgüven kazanmalarına katkı sağlayabilirdi. Ancak bu tür  bir oyunu sahneleyebilecek rejisör ve oyuncular yoktu.  Avrupa başsız kaldı. Jacques Chirac bile artık Türkler ile  müzakerelerin başarısına inanmıyor ve Almanya ile pazartesi  günü müzakereleri, özel hayata veda etmesinden hemen önce  Joschka Fischer yürüttü. Böylece Avrupa Birliği içinde hiç  kimsenin karşı koyacak gücü kendinde bulmadığı ve sonunda  muhtemelen 30'un üzerinde üyeli bir Birliğin oluşacağı bir  dinamik harekete geçirildi. Ancak belki, o zaman en  kalabalık nüfuslu üye ülke olacak olan Türkiye, Ukraynalılar  ve Sırplar ile yeni AB bütçesi üzerinde daha çabuk uzlaşı  sağlayabilir." (Moritz Schuller, 06/10)

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Die Presse: "Türkiye'de Hiçbir Şey Eskisi Gibi  Olmayacak": "Türkiye'de Avrupa Birliği üyelik  müzakerelerinin başlamasıyla yaşanan sevinç, yerini yavaş  yavaş artan eleştirilere bırakıyor. Muhalefet, hükümete,  müzakere çerçevesi konusunda AB'ye fazla taviz verildiği  yönünde ithamlarda bulunuyor. Milliyetçiler alarm butonuna  basıyorlar, çünkü Türk egemenliğinin fazlaca  sınırlandırılacağından endişe ediyorlar. Bir gazete,  'hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı' ifadesini kullandı.  (...) Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye'nin,  AB olgunluğuna erişebileceğinden şüphe duymaktadır:  Chirac, Türkiye'nin AB'ye alınabilmesi için 'büyük bir  kültürel Devrim' yapması gerektiğini açıkladı. Türkiye  bunu başarabilecek mi? Bilemiyorum." "'ag.' Rumuzlu, 06/10)

            Oberösterreichische Nachrichten: "Türkiye'de AB  Tartışmaları": "Türkiye'de AB flamalarının peynir ekmek  gibi satıldığı bir esnada, AB ile müzakerelerin  başlamasının etkileri de tartışılmaya başlandı. Türkiye'nin  bugüne kadar yaptığı reformlar özellikle adalet ve politika  alanlarında oldu, Türklerin günlük yaşamlarında ise bir  değişim gözlenmedi. Uzmanlara göre, bu artık değişecek:  Atık su sorunundan sosyal güvenliğe kadar Türkleri bir dizi  değişim bekliyor. Özellikle müzakerelerin başlamasını  engellemeye çalışmış olan milliyetçiler, Türk  bağımsızlığının sınırlandırılacağı endişesiyle alarm  çanlarını çalmaktadırlar. Asıl müzakereler 20 Ekim  tarihinde tarama süreciyle, başlayacak. Mevcut Türk hukuk  sistemi AB müktesebatıyla kıyaslanacak. Bu yıl tamamlanmadan,  müzakere edilecek 35 maddenin ilkini teşkil eden 'bilim ve  araştırmalar' konulu başlık ele alınmaya başlanacak." (06/10)

 

            FRANSA BASINI:

           

            AFP: "Rehn, Türkiye'yi, AB'nin Bundan Sonra Daha Titiz  İnceleyeceği Reformları Sürdürmeye Çağırdı": "AB'nin  Genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn, Ankara'da yaptığı  açıklamada Türkiye'yi, reformları sürdürmeye çağırarak,  üyelik müzakerelerini başlatan Avrupa Birliği'nin,  Ankara'nın gayretlerini çok daha yakından inceleyeceği  ikazında bulundu. Olli Rehn, 'AB ile Türkiye arasındaki  münasebetlerde şimdi yeni bir safhaya girilmiştir. Bu  demektir ki Türkiye, AB tarafından, özellikle üye ülkelerin  hükümetleri, meclisleri ve kamuoyları tarafından çok daha  titiz incelemelere konu olacak.' dedi. Türkiye Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül ile beraber düzenlediği basın  toplantısında konuşan Olli Rehn, 'Şimdi Avrupa'nın  standartları, normları, değerleri, AB yasaları yanında  yerini almak Türkiye'ye düşüyor.' dedi. Avrupa bloğunun  taahhütlerini yerine getirdiğini, Türkiye'nin de  taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini ileri süren  Rehn, insan ve kadın hakları ile dini cemaatlerin hakları  başta olmak üzere Ankara'nın 'siyasi reformları  kararlılıkla uygulaması gerektiğini' belirtti. Rehn,  'Müzakereleri tamamlamak ve AB'ye üye olabilmek için  Türkiye, Kopenhag Kriterleri'ni tamamen yerine getirmelidir.  Bu da, insan hakları ve hukuk devleti konularında temiz  birer dosya sunmak manasına gelir.' değerlendirmesinde  bulundu." (Hande Çulpan, 06/10)

            Le Monde: "Türkiye'nin Barışa Değil, Aşırılıkçılığa  Yönelmesini Kim Tercih Edebilir?:

           

            "(...) SORU: Üyelik görüşmelerini başlatarak Avrupa,  Anayasaya 'hayır' denilmemiş gibi devam etmiyor mu?

 

            DOUSTE-BLAZY: Böyle düşünmüyorum. Fransa, taahhütlerine  bağlı kaldı ve kamuoyunun endişelerini hesaba kattı.  Görüşmelerin sonunda Türkiye'nin üye olup olamayacağı  Fransızlara referandumla sorulacaktır. Avrupa, yolların  kesiştiği yerdir. Bazıları, bir B planı ortaya koydu. Bugün  bunu kimse görmüyor. Avrupa yapılanmasına yeni bir ivme  kazandırmak durumundayız. Avrupa, coğrafi bir bölge ve  siyasi bir tasarıdır. Bugün iki büyük proje var: Biri,  jeo-politik, diğeri, siyasi entegrasyonla ilgili. Dünya,  yeterince tehlike içindedir ve jeostratejik bir birliği  düşünmesi gerekir. Girmeyi istediği Avrupa'nın kapısında  bekleyen Türkiye gibi çoğunluğu Müslüman büyük bir ülkenin  suratına kapıyı çarpmayı bugün kim düşünebilir? Bu  insanların, barış ve insan hakları değil de, aşırılıkçılık ve köktendinciliğe doğru yönelmesini kim tercih edebilir? Avrupa,  bir ekonomi ve demokrasi projesidir. Ancak herşeyden önce bir  barış projesidir. (Arnaud Leparmentier-Natalie Nougayrede  imzalarıyla Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy ile  yapılan mülakat, 06/10)

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Financial Times: "Avrupa Genişlemeden Kaçamaz": "Yeter  artık! Bu hafta Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine  başlayıp başlamaması konusunda karar verilmesi sırasında  yaşanan ıstırap verici süreç, pek çok AB hükümetinin daha  fazla genişleme konusundaki hevesini kırmış görünüyor. Bu  süreçte, bir AB adayına sunulan en katı müzakere koşulları  hazırlandı ve Türkiye'nin nihai üyelik hedefini engellemek  için her çare denendi. AB'nin 'Türkiye'yi hazmetme  kapasitesi' zaruri bir ön koşul haline getirildi. Ankara'da  'hürriyet, demokrasi, insan haklarına saygı, temel  özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkeleri' konusunda  herhangi bir kötüye gidiş işareti, müzakerelerin birdenbire  askıya alınmasına sebep olabilir. Her satır, mevcut üye  ülkelerin kapılarının Boğaz'a açma isteksizliğini yansıtıyor.  'Genişleme yorgunluğu' Batı Avrupa'nın büyük bir bölümünde  görülüyor. Zengin ülkelerin hiçbiri genişlemenin sebep  olduğu masrafları karşılamak için AB bütçesini artırmak  istemiyor. Dolayısıyla şu anda Brüksel'deki mesele,  Avrupa'nın 'kimliğinin' tanımlanması ve Birliğin  sınırlarının sonsuza kadar belirlenmesine dair bir  tartışmanın gerektiğiyle ilgili. Bu anlaşılabilir ama kötü  bir fikir. Artık çok geç ve bu işe yaramayacaktır. (...)"  (Quentin Peel, 06/10)

            The Independent: "Sorun Türkiye Değil Avrupa": "Biri  gitti, ikisi kaldı. Şimdi sırada bütçe ve Avrupa Anayasası  ile ilgili neler yapılacağı var. Bu, her halükarda,  İngiltere'nin, AB Dönem Başkanı olarak, yılın geri kalan  bölümünde sağlaması gereken bir dizi anlaşmanın ilk etabı  olarak, Türk sorununa da bakışın bir yüzü. Türkiye  tecrübesi şayet örnek olacaksa, bu kötü niyetli, keyifsiz  bir tecrübe olmuştur. Bir karar, Avrupa'da dahi, Türkiye  örneğinde gözlendiği gibi ancak bu kadar nezaketsiz  alınabilir. Daha el sıkışmalar bile bitmeden, katılımcılar,  yaklaşmakta olan sorunlarla ilgili uyarılarda bulunuyor,  Türkler, Avrupalıların gerçekte onları istemediğinden  yakınıyor ve hatta Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel  Barroso, Türkiye'nin katılımının 'ne kesin ne de otomatiğe  Bağlanmış' olduğunu söylüyor. Başbakan Tony Blair,  Türkiye'nin katılımının çok zaman alacağını ve 'çok büyük  Değişiklikler' gerektireceğini açıklarken; Fransa  Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, kendine özgü bir ukalalıkla,  Türkiye'nin katılımdan önce, muhtemelen Batı Avrupa'dan  daha ileri 'büyük bir kültürel devrim' gerçekleştirmesi  gerektiği hükmüne varıyor. (...) Birçok Avrupalının  Türkiye'nin katılımından korkmasına yol açan asıl  nedenlerin, ülkenin büyüklüğü, kalabalık nüfusu ve  ekonomisinin göreli geri kalmışlığı olduğu şeklindeki daha  pratik ve radikal cevap ise, genç iş gücüne, yeni pazarlara  ve büyüme kaynaklarına ihtiyaç duyan Batı Avrupa'ya daha  büyük fayda sağlayacaktır. Uzun müzakere süreci, Türkiye'ye  uyum sağlaması için zaman verecek olmasının yanında,  Avrupa'ya da Doğu Avrupa'daki genişleme dalgasının neden  olduğu darbeyi hazmetmesi için de daha fazla zaman  verecektir. Türkiye'ye kucak açmanın en önemli nedeni, her  şeye rağmen idealizmle açıklanabilir. Türkiye'nin  katılımıyla Avrupa, giderek yaşlanan nüfus sorununa bir  çıkış bulmak ve komşu ülkelerdeki toplumsal değişime destek  olma siyasetini yeniden gözden geçirmek, ılımlı İslamı  genişlemiş sınırlarının içine almak ve yeni bir kültür,  yeni fikirler ve bölgelerin kesişme noktası olan bir konum  getirecek yeni bir ortak kazanma şansını elde edecektir.

            (...)" (Adrian Hamilton, 06/10)

 

            İRAN BASINI:

 

            Hemşehri: "Türkiye'nin AB Üyelik Müzakerelerinin  Başlamasının Ekonomik Etkileri": "Türkiye'nin AB üyelik  müzakerelerinin başlamasının etkileri, Türk ekonomisinin  yeni bir döneme girdiği anlamına gelmektedir. Türkiye, 40  yıldır AB'ye girmek için uğraşıyor ve şimdi, Türk ekonomisi  için tarihi bir dönem başlamıştır. Türkiye'nin, AB ile  müzakerelerinin ilk yılında, Türkiye-AB ortak projeleri  çerçevesinde yaklaşık 500 milyon Avro değerinde mali yardım  alması beklenmektedir. Ayrıca Türkiye'nin AB ile  müzakerelerinin başlaması, dünyanın Türk ekonomisine  güveninin artması ve yabancı yatırımcıların Türkiye'de daha  çok yatırım yapmaya teşvik edilmelerine yol açacaktır.  Bunun sonucu, geçtiğimiz yıllardaki krizlerin etkisini  yaşayan Türk ekonomisinin canlanmasına sebep olacaktır.  (...)" (06/10)

           

            JAPONYA BASINI:

 

            Sankei Shimbun: "Çalkantılı AB-Türkiye Üyelik  Görüşmeleri... İslam Dünyasıyla Köprü Görevi": "AB'nin  3 Ekim'de planlanan Türkiye'yle üyelik görüşmelerine  başlaması, son anda Avusturya'nın karşı çıkmasıyla  çalkantılı bir hal aldı. Sonuçta görüşmelere başlanması  kararı alındı, ancak Fransa ve Avusturya, Türkiye'nin  üyeliğine referandum yoluyla karar verecek. Her iki ülkede  de güçlü bir karşıt grubun bulunduğunu gözönünde bulunduracak  olursak Türkiye'yi önemli zorluklar bekliyor. Avusturya'nın  iddiası, Türkiye'nin resmi üye değil de imtiyazlı ortak üye  olması yönünde. Almanya'da müstakbel Başbakan adayı Merkel  ve Fransa İçişleri Bakanı Sarkozy de bu görüşü destekliyor.  Ağustos ayında Fransa Başbakanı De Villepin, daha önce üyelik  şartı olarak belirtilmeyen, Kıbrıs'ın tanınması sorununu  gündeme getirdi. Eylül ayındaki Almanya seçiminde de Merkel,  'resmi üyelik konusunda beklenti olmamalıdır' diye vurguladı.  Üyelik görüşmelerine başlanmasından önceki safhada bu  beklenmedik sorunları göğüsleyen sadece İngiltere ve  Almanya'daki Schröder iktidarıydı. Türkiye, görüşmelere  başlamakla birlikte her yanı düşmanlarla çevrili durumda.  (...) Üyelik gerçekleşecek olursa, Türkiye'nin İslam  dünyasındaki demokratik devlet kimliği ön plana çıkacak.  Fakat üyelik görüşmeleri, Avrupa'nın anlaşılmaz  isteklerinden dolayı başarısızlıkla sonuçlanacak olursa,  ordunun nereye kadar bu baskılara dayanacağı bilinmez.  Fransa ve Avusturya, resmi üyeliğin önüne geçecek olurlarsa,  bu, AB yörüngesine gireceği umulan Türkiye'nin  demokratikleşmesinin önlenmesi anlamına da gelecektir.  Avrupa ülkelerindeki kamuoyu, Türkiye'nin Avrupa'da olmadığı,  dinsel farklılık gibi konuları öne sürüyor. Geçen bir yıl  içinde Türkiye'deki kültürel durum değişmedi. Bunların şimdi  değil 40 yıl öncesinden söylenmesi gerekirdi. Türkiye'nin  üyeliğiyle, Batı dünyası ile İslam dünyası arasındaki  gerilimi yumuşatmak amacıyla köprü görevi göreceği rolünden  beklenti duyulmakta. Laikliği temel prensip edinerek  demokratikleşme yolunda ilerleyen Türkiye'nin AB'ye kabul  edilmesi, İslam dünyasına Batı dünyasının olumlu bir mesajı  olacaktır. Türkiye'nin AB üyeliği, terörle savaş konusunda  da önemli bir adım olarak dünyanın dikkatini çekecek bir  olaydır." (Masanori Naito, 06/10)

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Haravgi: "Erken Histeri": "Türkiye, AB ile üyelik  müzakerelerinin başlamasıyla, her hareketinin 25 üye  devlet tarafından değerlendirileceği ve AB karşısında  üstlendiği yükümlülükleri hayata geçirmesi konusunda  sürekli olarak kontrol altında bulunacağı boğucu bir  çembere girdi. Türkiye'yi değerlendirme yönünde Kıbrıs'a  verilen imkan (gerek Gümrük Birliği Genişleme Protokolü'nün  uygulanması, gerekse Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası  örgütlere katılmasına veto kullanılması konularında),  Kıbrıs Cumhuriyeti'nin elinde, Ankara'nın AB ile üyelik  müzakereleri sırasında görmezden gelmemesi gereken güçlü  bir silahtır. Kıbrıs'ın, müzakere çerçevesine kendini  ilgilendiren konuların dahil edilmesini başarması tesadüf  değildir. Kıbrıs, bu konuların müzakere çerçevesine dahil  edilmesini başarmak için, Yunanistan ile işbirliği içinde,  AB içindeki ortaklarını bazı konuların müzakere çerçevesine  açık bir şekilde dahil edilmesinin gerekli olduğuna ikna  ederek, çetin bir mücadele verdi. (...)"  (Lenia Stilyanu, 06/10)

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia: "Yunanistan ve Kıbrıs... Türkiye'nin  Zorlu Değerlendiricileri": "Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü  Kumutsakos, Yunanistan ve Kıbrıs'ın AB'nin diğer üye  devletler ile birlikte, 'Avrupa, Türkiye ve de bölge için  kuşkusuz, önemli gelişme oluşturan' uzun katılım  müzakereleri süresince, Türkiye'nin sert değerlendiricileri  olacaklarını ifade etti. Kumutsakos, Türkiye'nin, NATO gibi  uluslararası organlardaki vetosuna ilişkin, Dönem Başkanı  İngiltere'nin bildirisinin 'yorum niteliğinde' olduğuna ve  AB için bağlayıcı olmadığında ısrar ediyordu. Türkiye,  müzakereler çerçevesinin ilgili 7. maddesiyle AB'ye karşı  sorumluluk alıyor. Bu maddeye göre: 'Katılıma kadar olan  dönemde, Türkiye'den üçüncü ülkelere karşı siyasetini ve  uluslararası organlar dahilinde tezlerini aynı hizaya  getirmesini (bunlar arasında bütün üye devletlerin adı  geçen organlara iştirakini), AB üyesi devletlerin  siyasetine ve tezlerine uyumu talep edilecektir.'" (06/10)

            Elefteros Tipos: "Ekonomik Kışkırtma": "Türkiye'nin,  AB ile katılım müzakerelerine başlamasının onaylanması,  ülkemiz kamuoyunun büyük bir kısmı tarafından ihtiyatla  karşılanıyor. Üstelik, Yunanlı vatandaşlar arasında  yapılan kamuoyu araştırmasında büyük çoğunluğun,  Türkiye'nin AB'ye tam katılım beklentisine karşı olması,  tarihimizle ilgili olan tamamen duygusal nedenlerden ve  Ankara'nın son yıllarda Türk-Yunan yakınlaşma konusundaki  kışkırtıcı tutumundan kaynaklanmaktadır. Türkiye'nin  Avrupa yörüngesine girdiğini göz önünde bulundurarak,  genel çizgilerde haklı korkularımızdan ve  güvensizliğimizden kurtulmaya gayret etmemiz ve de  Ankara'nın Avrupa hedefine ulaşmaya gayret edeceği 10 yıl  içerisinde, önümüze çıkacak kışkırtmaları görmemiz gerekir.  Bu kışkırtmalar, hem Kıbrıs, hem ikili konuların çözümü  hem de Yunan ekonomisinin beklentileriyle ilgilidir."  (Yorgo Kuvaras, 06/10)

 

 

 
ESKİ SAYILAR