ANKARA, 10/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB
arasındaki ilişkilere değinen 7-9 Ekim 2005 tarihli haber ve
yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:
ABD BASINI:
Christian Science Monitor:
"Türkiye'nin AB'ye Katılım Yolu Çok Uzun": "Türkiye bu hafta Avrupa
Birliği'nin bekleme odasına alındı. Bugüne kadar hiçbir ülke eli boş
dönmedi. Ancak tam üye olabilmek için Türkiye'nin en az 2014'e kadar
beklemesi gerekecektir. 10 yıl ya da daha fazla sürecek müzakereler
sürecinde AB mensubu 25 ülke, Ankara'nın politikalarının, ekonomisinin,
insan hakları sicilinin ve adalet sisteminin sınavı geçtiğinden emin
olmaya çalışacaktır. Türkiye, 100 bin sayfa kalınlığındaki AB ülkeleri
mevzuatını kendi yasaları ile birleştirmek zorundadır. Gıdaların
sağlığa uygunluğundan sosyal ve çevre politikalarına kadar 35 ayrı
dalda AB standartları ile 'uyum' gerekecektir. Temel AB
özgürlüklerinin ihlali halinde görüşmeler askıya alınabilecektir. AB
Dönem Başkanı İngiltere, nihayet bu hafta başında süreç üzerinde
anlaşmayı sağlamayı başardı. Türkiye AB'ye katılırsa, olabilecek yeni
bir insan akınının bu ülkedeki işsizliği artıracağından korkulmaktadır.
(...) Türkiye, AB'nin karşı karşıya olduğu finansal durum nedeniyle
2014'ten önce üye olamayacaktır. Türkiye'nin katılımının AB
kaynaklarına önemli yük getireceği tahmin edilmektedir. (...) Bazı
ülkeler, Türkiye'nin katılımı hususunu halk oylamasına götürebilirler.
Fransa ve Avusturya, niyetlerinin referandum olduğunun sinyallerini
vermişlerdir." (Mark Rice-Oxley, 07/10)
AP: "Avusturyalı Yetkiliye
Göre, Türkiye Ekonomik ve Kültürel Konular Yüzünden AB'ye Katılmamalı":
"Avusturya Başbakan Yardımcısı, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin
ekonomik, toplumsal ve insan hakları standartlarından çok geri
kaldığını ve bu yüzden Birliğe tam üye olmaması gerektiğini söyledi.
Başbakan Yardımcısı ve Avusturya'nın Geleceği Paktı'nın Başkan Vekili
Hubert Gorbach, Türkiye'nin azınlık Kürtlerine muamelesini AB'ye
katılmamasını gerektiren sebeplerden biri olarak öne sürdü. Gorbach
partinin yayımladığı bir bildiride, 'Üyelik müzakereleri bütün bu
hususları gün ışığına çıkaracak' dedi. 10 Avusturyalıdan sadece birinin
Müslüman Türkiye'nin üyeliğini desteklediğini ve Avrupalıların
çoğunluğunun da Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili olarak endişeler
taşıdığını gösteren kamuoyu yoklamalarına dikkat çeken Gorbach,
Türkiye'nin ekonomik, toplumsal ve insan hakları durumunu öne
sürerek, önümüzdeki 15 yıl zarfında Türkiye'nin durumunda bir değişik
ihtimalinin olmadığını söyledi." (08/10)
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi Radyosu:
"AB ile Müzakerelere Başlayan Türkiye'yi Bekleyen Aşamalar": "AB çetin
pazarlıklardan sonra Türkiye ile müzakerelere başlama kararı aldı.
Avrupa ülkeleri ve Türkiye'de farklı tepkilere neden olan bu kararı
kimileri tedirginlikle kimileri de memnuniyetle karşıladı. Ancak bu
kararın doğuracağı sonuçlarla ilgili her ne tahmin yapılırsa
yapılsın, bundan sonra Türkiye'yi yeni bir süreç beklediği ortada ve
bu sürecin de uzun bir zamana yayılacağı kesin. Türkiye'nin AB
normlarına uygun hale getirilmesini öngören bu süreç, teknik olarak üç
aşamadan oluşuyor: Tarama, müzakere ve onay süreci. Tarama süreci
resmen 20 Ekim'de başlayacak. Bugüne kadar 13 ay ile yedi yıl arasında
değişen sürelerde tamamlanan müzakereler sonucu aday ülke; Birliğin
tarım, iletişim ve bilgi teknolojileri, çevre, ulaşım, enerji
taşımacılık, tüketici hakları, adalet ve içişleri, işgücü ve sosyal
haklar, eğitim ve gençlik, vergilendirme, istatistik, bölgesel
politikalar, genel dış ve güvenlik politikası gibi alanlarda her türlü
düzenlemesiyle kendi yasalarını uyumlu hale getiriyor. AB'nin bundan
önce karşı karşıya kaldığı beş genişleme sürecinden çıkarılan dersler gözönünde
bulundurulduğunda, aday ülke müzakerelere ne denli hazırlıklı olursa,
sürecinde o kadar hızlı ve sorunsuz ilerlediği sonucu ortaya çıkıyor.
Müzakere sürecinde aday ülke için oldukça önemli kabul edilen bir diğer
nokta da kamuoyu desteği. (...) Müzakere sürecinde aday ülkenin
olduğu kadar, AB'nin de tamamlaması gereken hazırlıklar bulunuyor.
Müzakerelerin hızlı ya da yavaş ilerlemesinde en önemli sorumluluk aday
ülkeye düşse de, AB'nin müzakerelerin yürütülmesi aşamasında
mekanizmalarını hızlı ve etkin işletmesi, sürecin sağlıklı ilerlemesi
açısından önem taşıyor. Müzakereler genellikle kolay olarak kabul
edilen ve kısa sürede sonuçlandırılması beklenen konu başlıklarıyla
başlatılıyor. Müzakerelerin ne zaman tamamlanacağı konusunda AB'den çok
aday ülke belirleyici oluyor. Çok fazla şart veya ayrıcalık isteğiyle
masaya gelinmesi, AB düzenlemeleriyle aday ülke mevzuatı arasında
büyük farklar olduğu durumlarda müzakereler uzun sürebiliyor." (Murat
Çelikkafa, 08/10)
Financial Times Deutschland:
"Türkiye AB Müzakerelerini Hızlı Başlatıyor": "Türkiye, AB'ye giden
yoldaki zorlu sorunların bazılarını müzakerelerin hemen başında ele
alma hazırlıkları yapıyor. Ankara'daki hükümet ve AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn, tarım ekonomisi standartlarının
eşitlenmesinin daha bu yıl içinde gündeme getirilmesi konusunda
anlaştılar. Öncelikle, Türk yasal mevzuatının madde madde gözden
geçirilerek, Avrupa hukukuyla kıyaslanıp yeniden düzenlenmesi gereken
maddelerin tespit edilmesi öngörülüyor. Komiser Rehn, Ankara'da
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan ile bir
araya geldi. Rehn'in, Lüksemburg'daki katılım sürecinin zorlu
başlangıcından üç gün sonra gerçekleşen ziyareti, iki tarafın da
müzakereleri vakit kaybetmeden başlatmak istediklerini gösteriyor. Bu,
aynı zamanda, kıl payı engellenebilen yenilginin ardından, AB
üyeliğinin günün birinde mümkün olup olmayacağı şüphelerini yayan
Türkiye'deki malum güçlere yönelik bir sinyal niteliğinde. Rehn, AB
yolunun ne kadar zorlu olacağına ilişkin hiç şüphe bırakmadı. Daha
başlangıçta, Türkiye'yi şimdiye kadarki tüm siyasi reformları 'enerjik
bir şekilde uygulamaya koyması' yönünde uyaran Rehn, 'Avrupa değer ve
standartlarına ulaşabilmek için daha yapılması gereken çok iş var' diye
konuştu. 'Türkiye giderek daha çok denetlemeye tabi tutulacak' diyen
Rehn, insan ve kadın hakları, düşünce ve din özgürlüğü gibi konularda
olduğu kadar sendikal hakların da ülkenin her köşesinde günlük hayatın
gerçeklerine dönüşmesi gerektiğini söyledi. (...)" (Marina Zapf, 07/10)
Frankfurter Allgemeine
Zeitung: "Avrupa Uluslar Topluluğu": "Türkiye ile büyük mücadelesi
verilen üyelik müzakerelerinin başlatılmasının en önemli sonucu,
Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin bir parçası haline gelecek olması
değildir. Türkiye 10 ya da 15 yıl sonra üye olacak veya belki de
olmayacak. Çok daha önemli olan şey şudur: Müzakerelere başlanması
kararı, AB genişlemesinin sınır çizgisini güneydoğunun o kadar
uzaklarına kaydırmıştır ki, diğer güneydoğu ülkeleri AB'ye mutlaka
gireceklerdir, muhtemelen de Türkiye'den önce. Eskiden Osmanlı
imparatorluğu olarak Balkanların geniş bir bölümünü işgal eden ve
böylece Avrupa Hıristiyan kulübünün dışında bırakan Türkiye'nin, bugün
eski sömürgelerine kapıyı açan ülke rolünü oynaması tarihin bir
cilvesidir. Bulgaristan ve Romanya 2007 yılında her halükarda AB'ye üye
olacaklar. Avusturya, Türkiye ile müzakereleri serbest bırakma
karşılığında aynı şeyi Hırvatistan için de talep etti. Hepsi sırayla
geliyor. Balkan ülkeleri üye olur olmaz, hemen kendi komşularının da
bunu yapmaları için girişimde bulunacaklardır. Aynı şekilde Polonya
daha şimdiden Ukrayna'ya üyelik sözü verilmesi için çaba harcıyor. Bu
devletler, komşularının eskiden düşman olduklarını, kendilerini savaş
anıları ve etnik temizliklerin bağladığını umursamayacaklardır.
Genişlemenin esrarengiz simyası, eski düşmanları dava arkadaşına
dönüştürüyor. Sırbistan ve Karadağ, Brüksel'in kapısını çaldıklarında
şöyle seslenecekler: 'Efendim? Türkiye'ye evet dediniz, bize hayır mı
diyorsunuz? Hem de size daha yakın ve tabii ki Türkiye'den daha
Avrupalı olmamıza rağmen mi?' Bu ülkeler genelde küçük ve AB zaten
krizlerden sonra adeta bir sömürge gücü olarak Güney Avrupa'nın
güvenliği ve yeniden yapılanmasında sorumluluk üstleniyor. Bu yüzden,
AB'nin gönülsüz eski üyeleri sızlanarak şöyle diyecekler: 'Ne olacaksa
olsun, birkaç küçük ülke zaten fazla fark etmez; başımızı en çok
Türkiye ve Ukrayna ağrıtıyor.' Bu şekilde Balkan ülkeleri AB kapısından
içeri girecekler. Türkiye önümüzdeki 10 yıl içinde üye olsun ya da
olmasın, Avrupa Birliği 2015 yılında, tarihi bakımdan Avrupa toprakları
olarak görülen bölgenin büyük bir bölümünü kapsayacak, üye sayısı 32
ile 37'ye çıkacaktır; sonuçta İsviçre, Norveç ve İzlanda da aynı
şekilde üye olmaya karar verebilirler. Türkiye ve Ukrayna'nın durumu
belirsizliğini korurken, Rusya bu yeni Avrupa Birliği ile ayrıcalıklı
ortaklık kuracaktır. (...)" (Timothy Garton Ash, 07/10)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "AB Sözünü
Tuttu": "Türkiye gibi büyük ve karmaşık bir ülkede değişim sürecinin
zor olması doğal. Gerçi pek kolay olmadı, ama AB sonunda Türkiye ile
müzakere tarihine uydu ve sözünü tutmadığını söyleyenleri haksız
çıkardı. Şimdi önümüzdeki yıllarda AB üyeliği için gerekli olan
şartları yerine getirme sırası Türkiye'de. Bunu yapmazsa, AB'ye
katılamaz. Ancak reform süreci devam ettirilir ve tamamlanırsa, Türkiye
bambaşka bir ülke haline gelecek ve AB açısından büyük bir kazanç
teşkil edecektir. Türkiye'nin katılımına karşı olan ve önyargıları ile
yarım yamalak gerçeklerine uymayan her şey ile alay eden Detlef
Kleinert ile Christian Ortner gibi gazeteciler gelecekte de Türkiye'nin
durumuna olumlu bakanlara kin kusmaya devam edeceklerdir. Geçmişteki
günahları Türk toplumunun başına kakmak ve son yıllarda kaydedilen
ilerlemeleri önemsememek ucuz bir davranıştır. Türkiye'de ülkelerinin
değişimi için çaba harcayan insanlara böyle bir davranışın pek faydası
olmaz. Türk Hükümetinin izlediği AB rotası, AB'den çıkan sert sesler
yüzünden azalmış olsa da, hala halkın büyük bir çoğunluğu tarafından
destekleniyor. Reformlara karşı olanlar da şimdiye kadar olduğundan
daha çok kendilerini gösteriyor ve bu süreci küstahça kışkırtmalarla
rayından çıkarmaya çalışıyor. (...) Türkiye köklü bir değişim sürecinin
ortasında bulunuyor. (...)" (Albert Rohan, 07/10)
Kurier: "Saygınlığımız
Arttı":
"(...) SORU: Zorlu
AB-Türkiye sürecinde çıkardığınız ara bilanço nedir?
SCHUSSEL: İlk kez Birliğin
üye alma gücünü, Türkiye'nin katılım şartı olarak kabul ettirmeyi
başardık. 1993'teki Kopenhag protokolüne göre, Birliğin üye alma
kapasitesi yalnız 'önemli bir unsur'du. Şimdi ise bunun somut bir
'şart' olduğu belirtiliyor. Bu iki tanım arasında dağlar kadar fark
var. Ayrıca, konunun mali yönüne ve masrafların paylaştırılmasına da
açıklık getirildi. Yine yeni olan bir şey daha var, Hırvatistan ile
müzakerelere başlandı. (...)
SORU: Neden daha önce
ortakların çıkarlarıyla ilgilenilmedi?
SCHUSSEL: Bu çok anlamsız
bir suçlama. Biz daha baştan beri aynı görüşte olanları teşvik etmeye
çalıştık. Ama halkının büyük bir çoğunluğu Türkiye'nin katılımına
karşı olan ülkelerde bile, kimse kalkıp bunu konu etmek istemedi.
Şimdi aslında Avusturya'nın pozisyonunun doğru olduğu yolunda sesler
işitiliyor. (...)
SORU: Şöyle bir senaryo
düşünülebilir mi? Ankara ile 10 yıl görüşülüyor, sonra AB iyi bir sonuç
aldığı kanısına varıyor. Ama katılım iki referandum yüzünden
gerçekleşemiyor.
SCHUSSEL: Müzakerelerin her
bölümünün sonunda oybirliğiyle bir karara varılacak. Birliğin yeni üye
alma kapasitesini değerlendirmek üzere özel bir yöntem de bulunacaktır.
Sonra AB karar verecek. Ancak bu aşamadan sonra üye ülkelerdeki süreç
ve öngörülen ülkelerdeki halk oylamaları başlayacak. Giriş şartlarının
yerine getirilmemesi halinde başka bir seçenek bulunması gerekecektir.
(...)" (Christoph Kotanko, Andreas Schwarz imzalarıyla Başbakan
Schüssel ile yapılan mülakat, 07/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "AB... Avusturya'ya
Kini Olmayan Türkiye, Fransa'ya Teşekkür Etti": "Türkiye Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, AB ile üyelik
müzakerelerini az kalsın engelleyecek olan Avusturya'ya kin duymadığını
ve endişelerine rağmen adaylığına destek veren Fransa'ya müteşekkir
olduğunu ifade etti. NTV'de yayımlanan mülakatında Gül, 'Olup bitenler
geride kaldı. Sonunda bir mutabakat sağlandı. İsteklerimizi Avusturya
da kabul etti (...) Demek ki şimdi işbirliğine yönelmeliyiz' dedi.
'Fransa, AB'nin motor ülkelerinden biridir. Eğer Fransa, gerçekten
hayır deseydi, müzakereleri başlatmak durumunda olamazdık' diyen Gül,
sözlerini, 'Lüksemburg'ta bize gerçekten yardım ettiler' dedi. (07/10)
Dernieres Nouvelles D'alsace:
"Türkiye, 'Pamuk' Vakası ile Karşı Karşıya": "AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn, İstanbul'da, Orhan Pamuk'u ziyarete gitti.
Bu durum, Komiser'in Türkiye ziyaretinin 'özel kısmı' çerçevesinde
gerçekleşti. Rehn, basına yaptığı açıklamada, ifade özgürlüğünün AB'nin
kilit değerlerinden biri olduğunu ve 'AB'ye üye olmak isteyen her
ülkenin bu değerleri benimsemesi gerektiğini' hatırlattı. Türkiye'de
olduğu kadar yurt dışında da çok okunan bir yazar olan Pamuk, Ermeni
ve Kürt davalarını savunduğu için Türk milliyetçilerinin öfkesini
üzerine çekti. Olli Rehn ve Orhan Pamuk gazetecilere yaptıkları
açıklamada, edebiyat hakkında konuştuklarını belirttiler. Pamuk,
Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin başlatılmış olmasından
memnuniyet duyduğunu dile getirdi." (09/10)
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times: "Avrupa'nın
Kapılarını İslam'a Açmasının Zamanı Geldi": "Zaman zaman
önyargılarımıza göre hareket ettiğimizi kabul etmemiz gerekir. Benim
önyargılarımdan biri, bu hafta Avusturya'nın Türkiye-AB müzakerelerini
rayından çıkarma tehdidinde bulunduğunda ortaya çıktı. AB'nin diğer 24
üyesi katılım müzakerelerinin başlamasını onayladığında, cevap bana
oldukça basit gibi geldi. Brüksel Türkiye'ye kapıyı açarken,
Avusturya'ya kapı gösterilmeli. Üst düzey bir müzakereci, Viyana
hükümetinin Türkiye'nin Birliğe katılımının kültürel kirlenme
yaratacağından endişe ediyorsa, Avrupa'nın kenarında muhteşem bir
izolasyonda yaşayan İsviçre'yi de Avrupa sınırlarına dahil etmesi
gerektiğini düşünüyor. (...) Şimdi müzakere çerçeve anlaşmasındaki
mürekkep kurumadan, bir ya da iki ülke daha kendi 'eğerlerini', 'ancaklarını'
ve 'belkilerini' ekleyerek Avusturya'ya katıldılar. Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, müzakerelerin er ya da geç Türkiye'nin
üyeliğiyle sonuçlanacağına dair bir kesinlik olmadığını söyledi. Diğer
taraftan, Ankara'nın şimdi, bir dizi teknik detaylar konusunda
yarışdışı kalabileceği yönünde söylentiler söz konusu. Bu Birliğin
söylediği ve yaptığının birbirini tutmadığına işaret ediyor ki bu da
ona kötü bir ün kazandırıyor. Tabii ki, Türkiye'nin üye olabilmesine
kadar sorunlar olacaktır. Büyük sorunlar. Recep Tayyip Erdoğan
hükümeti, Birliğin haklı olarak üyelerinden talep ettiği demokratik
çoğulculuğa doğru çok yol katetti. Ancak özgürlük ve hukukun üstünlüğü,
Türkiye'nin siyasi kültürüne iyice yerleştirilmelidir. Ekonomik
engellerin de aşılması zor. Diğer Avrupalı liderlerden seçmenlerini
hiçe saymalarını bekleyemeyiz. Türkiye ile müzakereler, Avrupa'yı
geçen birkaç yıldır kaçındığı sorunla karşı karşıya bırakıyor.
Avrupa, İslam'la; sadece sınırlarındaki İslam'la değil,
vatandaşlarının belki de 15 milyonunu oluşturanların inancıyla
uzlaşabilir mi? (...) Avrupa İslam'ın sınırında yer alıyor. Türkiye
Orta Doğu'nun bir kısmı için köprü vazifesi görüyor. Avrupa'nın Magrep
komşularına üyelik için bir söz verilmedi. Ancak, bir İtalyan, İspanyol
ya da Fransızın size söyleyeceği gibi bu onların stratejik önemini
azaltmaz. (...)" (Philip Stephens, 07/10)
RUSYA BASINI:
İzvestia: "Avusturya
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik: Biz Türkiye'nin Avrupa İçindeki
Geleceğine İnanıyoruz":
"SORU: Hırvatistan'dan hem
ekonomik, hem de diğer göstergeler bakımından çok daha geride olan
ülkelerin, örneğin Romanya'nın Zagreb'den önce AB'ye katılacak olması
sizce garip değil mi?
PLASSNIK: Bu ülkelerin her
birinin AB ile kendi yakınlaşma tarihleri var. Güney Doğu Avrupa'daki
olayları hepimiz hatırlıyoruz. İşte bu nedenle Romanya ile Hırvatistan
AB'den farklı mesafelerde bulunuyorlar.
SORU: Acaba Türkiye ile AB
arasındaki mesafe nedir?
PLASSNIK: Türkiye, 1987'de
AB'ye üyelik dilekçesini verdikten sonra, özelikle de son bir yıl
içinde ülkede çok sayıda büyük reformlar yaptı. Türkiye Avrupa
standartlarına yaklaştı. 3 Ekim'de bu ülkenin Birliğe üyelik
müzakerelerini başlattık. Bu süreç kuşkusuz uzun sürecektir.
Ankara'nın ileride de yeni reformlar yapması gerekecek. Ve biz açıkça
şunu belirttik: Üyelik müzakereleri başladı, ama müzakerelerin nasıl
sonuçlanacağını kimse tahmin edemez. Buna rağmen biz Türkiye'nin
Avrupa içindeki geleceğine inanıyoruz." (Nadejda Popova imzasıyla
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile yapılan mülakat, 07/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Estia: "Besbelli İki
Yüzlülük": "Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlamış olduğu şu anda
bile, bazı Avrupalı liderler besbelli iki yüzlülük sergilemeye devam
ediyorlar. Lüksemburg kararının oybirliğiyle alınmasına rağmen,
bazıları Türkiye'nin neticede AB'ye katılıp katılmayacağı konusunda
emin olmadıkları görünümü sergiliyorlar. Cumhurbaşkanı Chirac,
Türkiye'nin AB'ye katılabilmesi için Türkiye'de önceden bir 'siyasi
devrim' gerçekleşmesinin gereğini açıklamak ihtiyacını hissetti. Acaba
Fransa Cumhurbaşkanı bunu şimdi mi hatırladı? Katılım müzakerelerinin
başlamasını kendisi de imzaladıktan sonra mı? Çünkü, katılım için
Türkiye'ye konan şartlarda 'siyasi devrim' haricinde her şey var. Bu ne
biçim iki yüzlülük? (...)" (07/10)
-
-
ESKİ SAYILAR