ANKARA,
11/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen
10 Ekim 2005 tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda
sunulmaktadır:
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi Radyosu:
"Türkiye-AB İlişkileri": "Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin
başladığı 3 Ekim tarihi geride kaldı, bir hafta geçti aradan. Şu
günlerde hem Türkiye, hem de AB, müzakereler için hazırlıkları
sürdürüyor. Türkiye ile müzakerelerin başlaması, Türk vatandaşları
memnun etti. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Rehn, 'Ortak
hedefimiz, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği, ama üyelik müzakerelerinin ucu
açık.' dedi. Türkiye ve Hırvatistan üye olmadan önce Birliğin
kapasitesinin gözden geçirmesi gerekiyor. Rehn, Türkiye ve Hırvatistan
ile üyelik müzakerelerinin uzun sürebileceğini, Birliğin de bu süreyi
gerekli reformları yapmak için kullanması gerektiğini savunuyor. AB'nin
Dönem Başkanı İngiltere'nin Başbakanı Blair, AB için stratejik öneme
sahip olduğuna inandığı Türkiye'nin üyeliğine tam destek verenlerden.
Ancak bu konuda sadece Avusturyalıların değil, Fransız ve Almanların da
şüpheleri olduğunu söylüyor. (...) Türkiye'nin müzakereler öncesinde Rum
yönetimini Gümrük Birliği'ne dahil etmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra, 35
başlıktan oluşan 80 bin sayfalık AB'nin yasa, anlaşma ve mahkeme
kararlarını kendi yasalarıyla uyumlu hale getirmesi de şart. AB'nin
genişlemeden sorumlu üyesi Rehn, bu konuda Türkiye'yi bugüne değin
olduğundan daha sıkı denetleyeceklerini söylüyor. AB üyesi her ülke, her
başlıkta veto hakkını kullanabilecek. Türkiye ayrıca önümüzdeki dönemde
Kürt sorunu, din özgürlüğü, insan hakları ya da Ermeni sorunu gibi
konularda da sorun yaşayabilir. Gözlemciler bunun yanı sıra, tüm bu
süreç içinde Türkiye'nin 'hayır AB bize uymuyor' diyebileceğini dile
getiriyor. Türkiye'deki bazı politikacılar da bu görüşü savunuyor. Bunun
yaşanıp yaşanmayacağı önümüzdeki 10 ila 15 yıl içinde görülecek." (Bernd
Riegert, 10/10)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Türkiye Şart
Koşuyor... AB İçin Bir Kışkırtmaca": "Ankara, Brüksel'den Kıbrıs'ı
tanımadan önce mali yardım istiyor. Brüksel ile Ankara arasındaki
ihtilaf, giriş müzakerelerinin başlamasından üç gün sonra Kıbrıs'ın
tanınması sorunu yüzünden yine tırmandı. Türkiye zaman kazanmaya
çalışıyor ve AB'den taleplerde bulunuyor. Başbakan Tayyip Erdoğan,
televizyonda yayımlanan bir röportajda, Gümrük Birliği'nin aralarında
Kıbrıs'ın da bulunduğu yeni AB üyelerini de içine alacak şekilde
genişletilmesini öngören protokolün ratifiye edilmesi konusunda 'acele
etmek için bir neden görmediğini' söyledi. Erdoğan, ayrıca AB'nin önce
vaatlerini yerine getirmesi gerektiğini belirtti: Erdoğan yalnız Ankara
tarafından tanınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne ticari ambargonun
sona erdirilmesini ve adanın Türk kesimine vaat edilen mali yardımların
ödenmesini istiyor. Kıbrıs buna öfkelendi: Devlet Başkanı Tassos
Papadopulos, 'Sayın Erdoğan'ın bu zihniyeti yalnız Kıbrıs'a karşı
düşmanca olmakla kalmayıp tüm AB için kışkırtıcı bir nitelik taşıyor.'
dedi. Papadopulos bunun giriş müzakereleri açısından iyi bir ortam
oluşturmadığını belirtti. (...) Giriş müzakerelerinin başlangıcına gölge
düşüren başka sorunlar da var: PKK, AB'nin Türkiye ile müzakerelere
ilişkin çerçeve belgesinde Kürt sorununa çözüm getirilmesi konusunda yer
verilmemesini eleştirdi. PKK açıklamasında, 'Kürt sorununun 3 Ekim'den
itibaren yalnız Türkiye'nin değil, tüm AB'nin sorunu' olduğunu da
belirtti..." ("fran" rumuzlu, 08-09/10)
Salzburger Nachrichten:
"Hem Riziko, Hem Fırsat": "Son aylar ve haftalarda patlak veren
Türkiye'nin AB'ye katılımının anlamına ilişkin siyasi tartışmada önemli
bir nokta gözden kaçtı: Bu, giriş müzakerelerinin başlangıcının yalnız
bazı riskleri değil, büyük fırsatları da beraberinde getirdiğiydi.
Türkiye tüm zayıf yanlarına rağmen, muazzam ekonomik potansiyeli olan
bir ülke. Ona boşuna 'Anadolu Kaplanı' demiyorlar. Ayrıca Türkiye,
Karadeniz bölgesinde ekonomik açıdan büyük bir güç ve dev bir iç pazar
ile tüketime aç bir halka sahip olduğu için, yabancı yatırımcılar
açısından ilginç bir alan oluşturuyor. Türkiye'ye bir bütün olarak
bakıldığında, ekonomisi henüz AB olgunluğuna erişmiş değil. (...) AB
ile giriş müzakerelerine başlanmasıyla, ülkenin bir süreden beri içinde
bulunduğu değişim süreci daha da hız kazanacaktır. Böylece Türkiye'ye
ihracat ya da doğrudan ülke içinde yatırım yapma olanakları
artacaktır. Türkiye salt ekonomik açıdan bakıldığında büyük fırsatlar
sunuyor. Ülkenin AB'ye katılımı konusunda karar verirken bunları da
hesaba katmak gerekir." (Veronika Canaval, 10/10)
Salzburger Nachrichten:
"İlk Günden İtibaren Güçlü": "Türkiye ile üyelik müzakerelerinin açılışı
etrafında dönen tartışmalarda, 'Birliğin hazmetme kapasitesi'
meselesinde çok şey dile getirildi. Bununla tam olarak neyin
kastedildiği konusunda, kimse bugüne kadar hemfikir değil. Avusturya
Başbakanı Wolfgang Schüssel, unutulmaya yüz tutmuş bu üyelik kriterini,
müzakere çerçeve belgesine yazdırmanın gururu içerisinde: 'Bu konu
müzakere edilmek zorundadır.' diyordu. AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn de, hazmetme kapasitesini nasıl tanımlayacağı ve neye
göre ölçeceği konusunda tam emin değil. Rehn, 'Sadece matematiksel
yöntemler yeterli olmayacak.' dedi. (...) 2015 veya 2020 yılında Türkiye
üyeliğinin etkilerini öngörüyle ölçmeye çalışan denetçiler, 'bir dizi
emniyetsizliklere' dikkati çekiyor: Türkiye'nin ekonomik ve yapısal
gelişimi; Hırvatistan, Sırbistan ve diğer Balkan ülkelerine genişletilen
AB içerisindeki görev dağılımı gelişimi. Yine de belirgin olan sonuçlara
ulaşılıyor. Güvenlik politikası bakımından, Türkiye üyeliği AB açısından
elbette yarar sağlar, ekonomik-politik açıdan ise az sayıda değişiklik
sağlar; hatta teşvik alanında da ciddi kesintilere neden olur, ayrıca AB
kurumlarında devasa güç kaymaları da gözlenir. (...)" (Manfred Perterer,
10/10)
İSVİÇRE BASINI:
Nzz Am Sonntag: "Türkiye
AB'nin En Büyük Sorunu Değil": "2015 yılındayız. AB ve üye adayı
Türkiye, üyelik müzakerelerini birçok kriz ve kesintiden sonra başarılı
bir şekilde bitirirler. On yıl önceki soğuk karşılama aşıldı ve
unutuldu. Ama şimdi Türkiye aniden, gerçekten bu Birliği istediği
konusunda tereddütlü. Senaryo, göründüğü kadar gerçeğe aykırı değil.
Türkiye'de daha şimdiden büyük bir ilerleme var. Üyelik müzakereleri
ülkeye ek bir modernizasyon ivmesi verebilir. Ülkenin gidişatı, kurucu
ülkeler Fransa, Almanya, İtalya ve Hollanda'daki depresyon ve şüphe
havası ile somut bir zıtlık içinde. Dinamik bir Türkiye genç nüfusuyla,
on yıl içinde Avrupa için ilginç bir ortak olabilir. Ama belki de
Türkiye nişandan sonra evliliğe ilgisini kaybeder. AB'nin belki de en
önemli başarı hikayesi kumarda. Brüksel'dekiler, Avrupa jargonunda
Birliğin "soft power"ı olarak adlandırılan bu durumdan haklı olarak
gururlu: Üyelik müzakereleri eski Doğu Bloku ülkelerine silah olmaksızın
demokrasi, hukuk ve istikrar götürmek ve onları AB'ye üye olmayanlar
için Birliğin çekiciliği hala devam ediyor. Üyelik umudu taşıyan
ülkelerin listesi Balkanlar'dan Ukrayna'ya ve Gürcistan'a, oradan da
Kuzey Afrika'ya ulaşıyor. Dışa doğru AB ışıklar saçarken, içteki kriz
havası yayılıyor. AB adaylara sert reformlar emrederken, kendi uyum
küründe zorlanıyor. 2010 yılına kadar rekabet konusunda ABD'ye yaklaşmak
istiyor. Ama büyük üyeler Almanya, Fransa ve İtalya'da ekonomi durgun
olduğu sürece, bu bir hayal olarak kalır. Yeni üye ülkelerdeki ucuz
rekabet korkusundan dolayı korumacılık yeniden gözde. Fransa Başbakanı,
konu yerli şirketlerin yabancı yatırımcılarca alınması olduğunda
'ekonomik vatanseverlikten' bahsediyor. Hizmet pazarını açması beklenen
bir AB yasası, öncelikle Almanya ve Fransa'nın direnciyle karşılaşıyor.
(...) AB Komisyonu kendini gittikçe daha fazla cephenin ortasında
görüyor. Üyeler işlemeyen bir şey olduğunda AB'yi sorumlu
gösteriyorlar." (Stephan Israel, 09/10)
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times:
"Türkiye-AB Müzakereleri Kiev'e Umut Veriyor": "Ukrayna'nın yeni
Başbakanı Financial Times'a yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne üyelik müzakerelerine başlamasının, Ukrayna'nın Birliğe
katılım konusundaki umutlarını canlı tutacağına inandığını söyledi. Yuri
Yekhanurov, 'Türkiye ile müzakere sürecini takip ediyoruz. Bizim için en
önemli husus, genişleme sürecinin durmamasıdır.' dedi. Yekhanurov,
Ukrayna'nın piyasa reformlarını hızlandırarak ve net bir yasal düzenleme
kurarak AB'ye doğru ilerlemek istediğini söyledi. Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso, "Kapımız açık. Ukrayna'nın geleceği
Avrupa'dadır. En iyi yol her zaman üyeliği konuşmamak, buna karşın somut
sonuçlar elde etmektir.' dedi. (...) AB, Türkiye ile müzakerelerin
başlamasının ardındaki anlaşmanın bir parçası olarak, gelecekte yeni
üyeler kabul etmesinin sınırlandırılmasına daha fazla önem verilmesine
karar verdi." (Daniel Dombey, Chrystia Freeland, 10/10)
Daily Mail: "Neden Herkes
Türkiye'yi Konuşuyor": "Türkiye'nin AB üyeliği müzakerelerini tartışan
politika duayenleri muhalif iki kampa ayrılıyor.Birinci grup,
Türkiye'nin jeo-politik yararlarını ve sınırdaki bu ülkenin Avrupa
hedeflerine sıkı sıkıya bağlanması yönündeki tarihsel fırsatı şiirsel
bir tonla vurguluyor. Diğer grup ise, işgücü piyasasına ve zaten
yeterince genişlemiş olan AB'nin sübvansiyon maliyetlerine yönelik
tehdit algılamaları nedeniyle homurdanıyor. Türkiye NATO üyesidir,
demokratik ve laiktir; ayrıca, Müslüman olup Irak'ın sınır komşusudur.
Bütçenin tükenmesi meselesine gelince, Brüksel'e duyulan hayal
kırıklığı, sadece bir izleyici konumunda olan Türkiye üzerinden ifade
edilmektedir. Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin en az 10 yıl alacağını, bu
süre zarfında da pek çok şeyin olabileceği unutmamak gerekiyor. Her ne
olursa olsun, Türkiye bazı önemli yatırım fırsatlarına sahiptir; mevcut
riskler ise, gelişmekte olan diğer piyasalardakinden farklı değildir.
Türkiye IMF ile 2002 yılında hayata geçirilen reçeteyi uygulamaya
başlamadan önce, neredeyse çökme noktasına gelmişti. O tarihten bu yana,
ülke ciddi yapısal reformları hayata geçirmiştir. Bunun arkasındaki
temel unsur ise, 2002 yılındaki genel seçimlerde, bir başka güçsüz
iktidar yerine tek partinin iktidara gelmesi olmuştur. Söz konusu
reformlar, ekonominin büyümesini sağlamıştır. (...) Türkiye'nin AB'ye
katılım sürecinde, Birliğin para politikası, hukuki ve iktisadi ön
koşulları, Ankara üzerinde reformların devam etmesi yönünde bir baskı
oluşturacaktır. Bu ise, Türkiye'nin ekonomik dönüşümünü sağlayacak
değişim için gerekli bir itici güç olacaktır. Her halükarda, ister AB
üyesi olsun, ister olmasın, Türkiye'nin hedeflerinin büyük olduğu
bilinmektedir." (Mark Butler, 10/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia: "Brüksel'in
Elekten Geçmesi": "Türkiye ile katılım müzakereleri, kimin kazanıp kimin
kaybettiğine ilişkin sesler duyulmasına rağmen, gerçektir. Türkiye için
zor yol şimdi başlıyor. Müzakerelerin katılım hedefi ile, ancak daima
açık uçlu olarak 10-15 yıl sürmesi bekleniyor. 20 Ekim'de 35 başlıktan
oluşan 'tarama' başlıyor. Bu prosedürün, zorluklarla karşılaşılmadığı
takdirde, 12 ayda tamamlanması bekleniyor ve devamında müzakereler takip
edecektir. İşçilerin serbest dolaşımı veya tarım gibi anahtar bölümlerde
müzakereler, Ankara için sert bir deneyim olacaktır. Müzakereler
çerçevesinde 'Türkiye'nin hazmedilmesi' şartı da var. Bu şart, bir üye
devlet tarafından Türkiye'nin katılım yönelimini kesecek bir bayrak
olarak kullanılabilir." (Kostas Moshonas 10/10)
Elefterotipia: "Türkiye,
Türkiye'ye Karşı": "AB-Türkiye katılım müzakerelerinin resmen başlaması
Türkiye'de milliyetçi hisleri ve Avrupa kuşkuculuğunu güçlendirdi. Bütün
muhalefet ve ordu katılım müzakerelerinin gerektirdiği siyasi
tavizlerden dolayı, Tayyip Erdoğan'ı sorumlu görüyorlar. Genelkurmay
Başkanı Hilmi Özkök, generallerin suskunluğunu bozarak, 'Askeri
özelliğim sebebiyle konuyu yorumlayamam. Bu konularda karar verenler,
verdikleri kararların yükümlülüğünü de taşırlar.' dedi. Silahlı
Kuvvetler, AB beklentisiyle hemfikir olmalarına rağmen, halen dizginleri
ellerinde tuttukları ve doğal görevlerine dönmelerinin uzun ve sancılı
bir işlem olacağı görünüyor. Erdoğan şimdi olumsuz intibaları
yumuşatmalı ve siyasi geleceğini garantiye alarak 'daha demokratik bir
Türkiye'ye' geçmelidir. Ankara'nın geleceği Avrupa taraftarları ile
milliyetçiler arasında sert mücadelenin sonucuna bağlıdır." (Eleni
Kohaimidou, 10/10)
Kathimerini: "Ankara'nın
Yönelimi Dikenle Serpili": "Paradoks ama gerçektir; Türkiye'nin katılım
yörüngesine girmesine ilişkin yöntem, Türkiye'yi Avrupa'ya
yaklaştıracağına Amerikan arabasına daha fazla bağladı. Rice'in telefon
diplomasisi bu kez de belirleyici rol oynadı. Paradoks durumun bir
göstergesi de, Erdoğan hükümetinin Kıbrıs konusunun BM çerçevesinde
çözülmesinin gerektiğini açıklamasıdır. (...) Türkiye-AB ilişkilerinin
yönelimi Avrupa bütünleşmesinin gidişatından belli olacak. Şayet AB
Londra ve Washington'un arzu ettiği gibi bir ortak pazar olma yönünde
yozlaşırsa, Türkiye sonunda AB'ye katılacak. Şayet Alman Fransız ekseni
bağlılığını devam ettirir ve lokomotif rolünü tekrar elde ederse,
herhalde Türkiye için AB'nin dış katmanında bir yer bulunacak. AB aynı
çizgide devam ederse katılım olasılıkları azalacak. Çünkü birçok üye
devlet Türkiye'yi özel ilişkiye yönlendirmek için çelme takacak ve
kendisi de sancılı ikilemler karşısında kalacaktır. (...) En büyük
problem hükümetin Ankara'ya şartlar koşmasındaki zayıf siyasi arzudur.
Hükümet çıtayı alçak tuttu, çünkü Türkiye'nin katılım yörüngesinin
orta-uzun vadede milli çıkarlarımız yararına olacağı görüşüne sahiptir.
Ancak daha iyi sonuçların çıkmasına imkan yoktur. Aslında, tek ümit,
katılım yöneliminde birçok üye devletin Atina ve Lefkoşa'nın tezlerini
destekleyip Türkiye'nin katılım yönelimine engel koymalarıdır." (Stavros
Ligeros, 10/10)
To Vima: "Avrupa-Türkiye:
Başlangıç": "Avrupa sözünde durdu. Yunanistan'da öyle: Türkiye'nin
gelecekte AB üyesi olmasıyla ilgili müzakereler başladı, engeller,
şantajlar, fobiler aşıldı. Bu girişim iyimser olması nedeniyle ümit
verici ve barışçı olan büyük bir iddia oluşturuyor. Türkiye'nin AB üyesi
olması için kökten değişmesi gerekiyor, bunu da biliyor. Birçok demokrat
Türk bunu istiyor. Diğer bazıları, bunların arasından da en azından
askeri kurulu düzenin bir bölümü bundan kaçınmaya çalışacak. Ülkemizin,
Kıbrıs'ın, Avrupa'nın iyiliği için demokratlara yardım etmeliyiz.
Diğerlerini, her türlü tahriki de içermesi olası oyunlarını oynamadan,
izole etmemiz gerekir. Herkes için zor olacak 10-15 yıl başlıyor. Tarih
ile gerçek randevu 3 Ekim'de değildi. Gerçek randevu bu 10-15 yılın
sonunda olacak." (Rihardos Someritis, 10/10)
-
-
ESKİ SAYILAR