ANKARA,
12/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen
11 Ekim 2005 tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda
sunulmaktadır:
ABD BASINI:
AP: "Jack Straw:
Türkiye'nin AB Üyeliği Her İki Tarafın da Yararına Olacak": "İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin nihai AB
üyeliğinin, ekonomisini canlandıracağını ve Avrupa ile Müslüman dünyası
arasında hayati bir bağ oluşturarak, her iki tarafın da yararına
olacağını söyledi. AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere'nin
Dışişleri Bakanı Jack Straw, Avam Kamarası'na hitaben yaptığı konuşmada,
'Türkiye'nin katılımından tüm Avrupa kazançlı çıkacak.' dedi. Straw,
'Türkiye'nin ve Avrupa'nın tamamının bu karardan eşit miktarda fayda
sağlayacağından hiç şüphe yok. Türkiye açısından söz konusu karar, tam
bir Avrupa ülkesi olmaya yönelik uzun yolda kat edilen bir başka önemli
adım anlamına geliyor. Avrupa Birliği açısından ise yakın ortağın daha
da yakınlaşacağı anlamına geliyor.' dedi. Analizciler, Türkiye, 35
alanda AB kriterlerini karşılamak durumunda ise önünde en az 10 yıllık
bir değişim süreci olduğunu söylüyorlar. Straw, AB hükümetlerinin
Türkiye'nin AB üyeliğinin faydalarını kendi halklarına anlatmaları
gerektiğini söyledi." (11/10)
ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel: "Ankara
Sükunetini Koruyor... Blair Tebrik Ediyor": "Türkiye, Merkel
başkanlığında da, Türk-Alman ilişkilerinde sürekliliğe güveniyor.
Ankara'daki hükümet çevrelerinden alınan duyumlar, CDU liderinin gerçi
şimdiye dek Türklerin AB üyeliğine karşı mücadele ettiği, ancak hükümet
başkanı olarak muhtemelen artık böyle davranamayacağı, 'Sonuçta burada
söz konusu olan bir tek parti iktidarı değil' şeklindeydi. Ayrıca,
Merkel'in büyük bir koalisyonda, Türkiye politikası gibi temel konularda
rota değişikliğine tek başına karar veremeyeceği, 'SPD'nin burada denge
sağlayıcı bir rol oynayacağı' konuşuluyor. Türk Hükümeti, AB katılım
müzakerelerinin önceki hafta başlamasının ardından, Merkel'in
müzakerelere zarar vereceğine, hatta durduracağına pek inanmıyor.
İngiltere Başbakanı Tony Blair, 15 dakika süren bir telefon
görüşmesinde, Almanya'nın ilk bayan hükümet başkanı olacak olan Merkel'i
tebrik etti. Blair, 'kurulmasının ardından' yeni bir Alman hükümeti ile
yapacağı işbirliğinden duyduğu mutluluğu dile getirdi. (...)" (Susanne
Güsten, 11/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "Finlandiyalılar,
Türkiye'nin Üyeliğine En Sıcak Bakan Halk": "Aamulehti gazetesi
tarafından yayımlanan bir kamuoyu araştırmasına göre, Finlandiyalılar
yüzde 75'lik bir oranla, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine
Avrupalılar arasında en sıcak bakan halk oluyor. 1006 kişi nezdinde, 4-6
Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen bu araştırmaya göre, bir yıl
içinde AB dönem başkanlığını devralacak olan bu ülkede kendisine soru
yöneltilen kişilerin sadece yüzde 16'sı, belirlenen kriterleri yerine
getirse dahi Türkiye'ye genişlemeye karşı olduklarını söylüyor, yüzde
9'u fikir beyan etmiyor. Bu sonuçlar, yazdan önce gerçekleştirilen
Eurobaromètre'nin araştırmasının doğru olmadığını gösteriyor. Bu
araştırmada Finlandiyalıların yüzde 66'sı, Türkiye'nin üyeliğine karşı
olduklarını belirtiyorlardı. Ankara ile müzakerelerde yer alan 35
başlıktan her biri üzerinde Avrupa Komisyonu'nun yapması beklenen ön
değerlendirme hesaba katıldığında ve Avusturya'nın Türkiye'nin
üyeliğine muhalefeti gözönünde bulundurulduğunda, süreci gerçek anlamda
başlatma görevi, yılın ikinci yarısında Finlandiya'nın Dönem
Başkanlığı'na düşebilir." (11/10)
MISIR BASINI:
El-Nabaa El-Watany:
"Türkiye-AB Üyelik Müzakerelerinin Gizli Koşullar Nedeniyle Başarısız
Olacağı Tahmin Ediliyor": "Amerika'nın arabuluculuğu ve İngiltere'nin
Avusturya'ya baskıları sonucu Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin
başlatılmasına rağmen, gözlemciler, Ankara'nın zoraki kabul ettiği gizli
şartlar nedeniyle bu müzakerelerin başarı şansı konusunda kuşkularını
dile getiriyorlar. Analistler, bu gözlemlerini, Fransa Cumhurbaşkanı
Chirac'ın, 15 yıl sürebilecek bu müzakerelerin, Türkiye'nin AB
ülkelerini inandıracak şekilde bir kültür devrimi gerçekleştirmemesi
durumunda başarısız kalacağını belirten demecinden hareketle ortaya
atıyorlar. Ancak gözlemcilere göre Türkiye şimdi, Kıbrıs'ın tanınması,
Türk hava ve deniz limanlarının Kıbrıslılara açılması, ordunun tamamen
politikadan uzaklaştırılması gibi yeni koşullarla karşı karşıya. Analistler
ise, AB içindeki büyük ülkelere oranla fakir olan Türkiye'nin bu
koşulları yerine getirememe endişesi taşıdığını, ayrıca din ve kültür
farklılığı nedeniyle AB ile entegrasyonunun zor olduğunu
belirtiyorlar." (09/10)
RUSYA BASINI:
Nezavisimaya Gazeta: "Türk
Marşı... Avrupa'nın Kendi Uygarlık Sınırlarının Dışına Taşması,
Politikasının Askerileştirilmesi Tehlikesini Yaratıyor": "Türkiye
taarruz ediyor, Avrupa ise savunuyor. Türkiye'nin AB'ye üyelik
müzakereleri öncesinde Ankara ile Avrupa ülkelerinin başkentleri
arasında yaşanan sözlü kavgalar, hoş olmayan ve Avrupalı bürokratlarca
çok isteksizce itiraf edilen bir hususu ortaya çıkardı: O da,
Türkiye'nin Avrupa'da istenmediği gerçeğiydi. Daha yakın zamanlara kadar
AB ülkelerinin sıradan vatandaşlarını bile korkutan eski Osmanlı
İmparatorluğu'nun devamı niteliğindeki Türkiye ile şimdi aynı kulüpte
bulunma ihtimali, AB'nin siyasi liderlerini de korkuttu. Muhtemelen
yakın gelecekte AB'nin kaderini belirleyecek en aktif Avrupalı
politikacılardan Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy ve Almanya'nın
Hıristiyan Demokrat Birliği lideri Angela Merkel, Türkiye'nin AB
üyeliğini önlemeye çalışıyorlar. Sarkozy'nin desteğiyle Fransa
anayasasında, birleşik Avrupa'nın genişletilmesi konusunu ülkede
referanduma sunmayı zorunlu kılan değişiklik yapıldı. Almanya'da ise
Türkiye'ye AB'de tam üyelik yerine 'imtiyazlı ortaklık' verilmesi fikri
yaygınlaştı. Avrupa Parlamentosu ise Türkiye'den Kopenhag
Kriterleri'nden başka, 1915 tarihli Ermeni soykırımını tanımasını ve
Kıbrıs ile barışmasını istedi. Acaba Türkiye AB'ye kabul edilir mi?
Müzakerelerin başlatılması asla üyeliği garanti etmiyor, dolayısıyla bu
soru şimdilik cevapsız kalıyor. Avrupa ülkelerinde yapılan kamuoyu
araştırmaları, Türkiye'nin Avrupa dışında kalması gerektiğini
düşünenlerin sayısının arttığını gösteriyor Bazı nedenlerle Avrupalılar
Türkiye'yi Avrupa'nın eşit haklara sahip ortağı yapmak istemiyorlar.
Türkiye'nin AB'ye katılması, AB'nin henüz tam olarak oluşturamadığı
'Avrupalı kimlik' bilincine meydan okuyor. Avrupalıların Türkiye'yi
benimsemek istememesi derin kültürel sebeplere dayanıyor. Fakat günlük
politikada siyasiler bu gerçekleri genellikle göz önüne almıyorlar.
Alsalar herhalde daha iyi olur. Çünkü Avrupa halkı, AB Anayasa tasarısı
örneğinde olduğu gibi, çok önemli bir projeyi bile tereddüt etmeden
engelleyebiliyor. (...) Avrupa Türkiye'nin üyeliğine razı olursa, büyük
bir güç haline gelecek ve bu gücün sorumluluğunu üstlenmek zorunda
kalacak. Oysa AB böyle bir güç değil ve zaten şimdilik buna niyeti de
yok. Avrupa'nın kendi uygarlık sınırlarının dışına taşması,
politikasının da askerileştirilmesi tehlikesini yaratıyor. Zorunlu
askerileşme, Avrupa'nın kimliğine indirilen ağır bir darbe olur. Zira
başından beri AB içinde kararlar oy birliğiyle alınıyor, ortak hedeflere
ulaşabilmek için gönüllü olarak egemenliğin bir kısmından vazgeçiliyor
ve diplomatik alanda yumuşak güç kullanılıyor. (...)" (Yekaterina
Kuznetsova, 10/10)
Moskovski Komsomolets: "AB
Komisyonu Moskova Temsilcisi Büyükelçi Marc Franko: Çok Girişli Vize
Almak Epeyce Kolaylaşacak":
"(...) SORU: Türkiye'nin
AB'ye üyelik müzakerelerinin başlatılmasına karar verildi. Siz bu
müzakerelerin nasıl geçeceğini düşünüyorsunuz ve sonunda Müslüman
Türkiye bir Avrupa ülkesi olabilecek mi?
FRANKO: Türkiye'nin AB'ye
üyelik müzakereleri, başka ülkelerin bu birliğe katılma müzakerelerinden
farklı bir süreç değildir. 1993 yılında imzalanan Kopenhag kriterlerinde
AB'ye üyelik için yerine getirilmesi istenen zorunlu şartlar
açıklanmıştır. Bu bağlamda AB'ye üye olmak isteyen bir ülkenin öncelikle
etkili bir demokratik ve politik sisteme, ayrıca istikrarlı ve rekabet
kabiliyeti bulunan bir pazar ekonomisine sahip olması lazım. Tabii, bir
de hukuk sisteminde reformlar yapması kaçınılmazdır. Müzakereler
çerçevesinde ilk aşamada Türkiye mevzuatıyla Avrupa mevzuatı
karşılaştırılacak, daha sonra Türkiye kanunlarını AB mevzuatına uygun
hale getirecek. Bu arada ülkenin politik ve ekonomik durumu da kontrol
edilecek. Bu işlemler tamamlandıktan sonra ortaya istenilen tablo
çıkarsa, o zaman başlayan müzakereler de devam edecek. Bu müzakerelerin
ne zaman sona ereceği ise Türkiye'de politik ve ekonomik değişimin nasıl
bir mesafe kat edeceğine bağlı." (Aleksey Anişuk imzasıyla AB Komisyonu
Moskova Temsilcisi Büyükelçi Marc Franko ile yapılan mülakat, 11/10)
-
-
ESKİ SAYILAR