13.10.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 13/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 12 Ekim 2005 tarihli haber  ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:  

            The Washington Times: "Kültür AB Müzakerelerinde Bir  Engel": "Avrupa Birliği Türkiye'nin üyelik başvurusunu  kabul ettiğinde Brüksel'deki bir Türk heyeti doğaçlama bir  kutlamaya ev sahipliği yaptı ve portakal suyu patlattı.  Zira Müslüman olarak alkollü içecek içmiyorlar. AB  merkezlerinde ise genellikle başarılı bir müzakereyi  kutlamak üzere şampanya patlatılır. Bu durum karşısında  bazı yetkililer, küçük, ama önemli bir engelin işaretini  gördü. 3 Ekim'de AB, üye Avusturya'nın çekincelerinin  üstesinden geldi ve Ankara ile üyelik müzakerelerine  başlama kararı aldı. İnsan hakları, ekonomi ve güvenlik  meseleleri, Türkiye üyeliğe kabul edilmeden önce kapsamlı  görüşmeler esasında irdelenecek. Ancak isminin açıklanmasını  istemeyen Brüksel'deki üst düzey bir yetkili, 'portakal  suyuna karşı şampanya türünden' diye nitelendirdiği, eşit  derecede zor ve hassas sorunlarla karşılaşılacağı tahmininde  bulunuyor. Diğer bir deyişle, pek çok şey, İslami kökenlerini  yeniden keşfeden bir ülkenin, 25 üye devleti tarihi ve  kültürel olarak Hristiyan, ama kesin olarak laik olan bir  kuruma nasıl uyum sağlayacağına bağlı. Türkiye resmi olarak  laik, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde dini  eğilimli bir hükümetin seçilmesine neden olan İslami bir  uyanış yaşıyor. Türkiye'nin, Müslümanların kutsal ayı  ramazanın gereklerini katı bir şekilde yerine getiriyor  olması da muhtemelen sorun yaratacak. Çoğu İslam ülkesinde,  hükümet işleri de dahil çoğu faaliyet; oruç, namaz ve zekat  ayında yavaşlama eğilimi gösteriyor. Bu Ankara'nın AB'deki  rolünü  nasıl etkileyecek? Karşıt bir argüman, Brüksel'in  benzer bir durağanlığı, Avrupalıların yaz tatiline çıktıkları  ağustos ayında yaşadığı şeklinde olabilir. Bu durumda, ağır  çekime geçen sadece tek bir üye ülke değil, AB'nin tamamı.  (...) Ankara için, güçlü ekonomik ve siyasi bağları bulunan  tek tek ülkelerden oluşan bir birliğe uyum sağlamak, bazı  dini ve kültürel engelleri ortadan kaldıracağından, açıkça  çok daha kolay olacaktır. (...) Washington'un Türkiye'nin  AB arzusuna verdiği açık destekse, Brüksel'de bir ürperti  yaratıyor. Ankara'nın Avrupa ve İslam dünyası arasında  değerli bir köprü oluşturabileceği argümanı anlaşıldı. Ama  pek çoklarının gözünde Türkiye hala uygunsuz bir aday."  (Roland Flamini, 12/10)

 

            ALMANYA BASINI:  

            Berliner Zeitung: "Birlik Partileri Schröder'i Uyarıyor":  "Birlik Partileri, halen görevdeki Şansölye Gerhard Schröder'e  (SPD), görevinden ayrılana kadar dış ve Avrupa politikasında  görüş alarak hareket etmesi çağrısında bulundular. Federal  Parlamento Avrupa Komisyonu Başkanı Matthias Wissmann (CDU),  bunun ekim sonunda Londra'da yapılacak AB zirvesi için de  geçerli olduğunu, Schröder'in zirveye katılması durumunda  halefiyle uyum halinde olması gerektiğini bileceğini, zira  bunun demokratik seçim sonuçlarına saygı duymanın bir gereği   olduğunu ifade etti. Birlik Partileri ile SPD arasındaki  Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin görüş ayrılıklarına rağmen,  Wissmann, Schröder'in bugün gerçekleştireceği İstanbul  ziyaretinde herhangi bir sorun görmüyor. 'Bu, Schröder'in  veda ziyareti olacak, önemli kararlar alınmayacak' diyen  Wissmann, 'Ne de olsa Türkiye ile müzakereler daha yeni  başladı, müzakere masasında da kurulacak yeni hükümet  oturacak' şeklinde konuşuyor." (Bettina Vestring, 12/10)  

            Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Anlaşmalardan Ziyade  İçeriklerine Dikkat Etmeliyiz":  

            "(...) SORU: AB üyeliğini isteyen ve Kopenhag kriterlerini  yerine getiren tüm ülkeler gerçekten de üyeliğe alınmalı mı;  Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Türkiye vs..? 

            RASMUSSEN: Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum: Tarih  ve planlara riayet etmeliyiz. Yani Romanya ve Bulgaristan  için geçerli olan takvime uymalıyız. Bu ülkeler koşulları  yerine getirdikleri taktirde 1 Ocak 2007'de üye olacaklar.  Türkiye'ye gelince: Üyelik görüşmelerine daha yeni başladık  ve bunların da ucu açık. Ne olacağını göreceğiz. Bunun  dışındaki genişlemeler konusunda ise tartışmaya ihtiyacımız  var. Bu tartışmalar, AB'nin fiziki sınırları, fiziki büyüklüğü  hakkında yürütülmelidir. AB ne kadar büyüyebilir ve aynı  zamanda hala etkin bir kurum olarak kalabilir? Belirleyici  soru budur. Fakat bu tartışmaların Ukrayna ve gelecekteki  muhtemel üyelerin Avrupa perspektifine zarar vermeden  yürütülmesi de önemlidir. Bu yüzden, tam üyeliğin dışındaki   diğer imkanlar hakkında da tartışmaya ihtiyacımız var. Her   halükarda, Avrupa perspektifi bu ülkelerdeki reform politikası  için teşvik edici güç olarak kalmalıdır. (...) 

            SORU: Türkiye'yi üye olarak kabul edecek bir Avrupa  otomatikman bir serbest bölge ya da bir çeşit 'uluslar  topluluğu' haline dönüşmeyecek mi? 

            RASMUSSEN: Birçok şey doğal olarak, üye olmak istediği  sırada Türkiye'nin ne durumda olacağına bağlı. Türkiye 80  bin sayfalık müktesebatı üstlendiğinde ve bunu kendi hukuk  sistemi ile toplumuna aktardığında Avrupalı bir Türkiye'den  söz edeceğiz. Türk toplumu 15 yıl sonra muhtemelen bugünkünden  çok farklı olacaktır. (...) 

            SORU: Türkiye'nin günün birinde, bütünleşmeyi çok daha  ileriye götürmüş bir grup ülkenin bulunduğu bir AB'ye üye   olacağını düşünüyor musunuz? 

            RASMUSSEN: Farklı viteslere sahip Avrupa fikri bana  fazla bir şey ifade etmiyor. Avrupa'da yeni sınırlar  çizmemeliyiz. Bütün ülkeler birlikte ilerlemelidirler."  (Jasper von Altenbockum, Günther Nonnenmacher imzalarıyla  Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen ile yapılan  mülakat)

 

            AVUSTURYA BASINI:  

            Der Standard: "Türkiye Çabalarına Değecek": "Türkiye'nin  AB üyeliğine karşı olanlar kadar destekçiler de Brüksel'de  hesaplamalara girişiyor. Kimileri, paraları tomarla  Brüksel'den çekecek olan boğazlar ülkesindeki sübvansiyon  uçurumu ile ilgili korku filmi senaryoları üretiyor. Söz  konusu olan rakamlar, her yıl 30 milyar avroya varacak  tutarlardır. Olur ya, Türkiye 2015 yılında gerçekten AB'ye  üye olursa, o dönemde AB bütçesinin oluşturacağı tam 150  milyar avrodan, olanaklar dahilinde yüzde 20'lik dilim   Ankara'ya akacak. AB'nin finansman yapısının tamamıyla ne   yönde gelişeceği kimse tarafından bilinemeyeceğinden, maddi   sonuçların güvenli bir biçimde hesaplanması güç olacağından,  buna Türkiye'nin katılımını destekleyenler itiraz etmektedir.   Ayrıca birçok etken de müzakere sürecinin sonucuna bağlı   olacaktır. Müzakere sürecinde Türkiye'ye, tarım ve bölge   kalkınması için elbette özel düzenlemelerle sorumluluklar  yüklenebilir. (...) AB Komisyonu'na göre, 2015 yılında var  sayılan bir AB bütçesinden, Türkiye'ye her yıl yaklaşık 20  milyar avro aktarılabilir. Bu rakamdan 5.6 milyar avro eksik  hesaplanmalıdır ki, bu rakam Türkiye'nin AB'ye üye olduğu   andan itibaren Brüksel'e ödemesi gereken üye aidatıdır. Yani  kaba bir hesapla 15 milyar avronun altına düşmeyecektir.   Komisyon, raporunda bu rakamı 'epeyce' olarak nitelendiriyor  ve açıklıyor: 'Türkiye'nin üyelik masraflarının, müzakerelerin  bir unsuru olacağının ve üye ülkelerin kabul etmeye hazır  olduğu, ortak bir zeminde karara bağlanacağının altı önemle çizilmelidir.'" (Manfred Perterer, 12/10)

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Financial Times: "Türkiye ile Birlik, Bölünmüş Bir Dünya  İçin Ödül Olacaktır": "Türkiye ile üyelik müzakerelerine  başlama kararıyla AB kahramanca, riskli bir işe girdi. Eğer  her şey yolunda giderse, AB gönençli, demokratik, büyük ve  çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeyi içine alacak. Bunun  göndereceği işaret paha biçilmez olacak. Eğer katılım  koşullarında hata yapılırsa, AB'nin en kalabalık üyesi,  üzgün, yoksul ve istikrarsız olacak. Ancak, eğer AB Türkiye'yi  insafsızca reddederse, tehlikeli bir biçimde hayata küsmüş bir  komşu yaratacak. O halde riskler çok büyük, o kadar büyük ki,  Türkiye'nin üyeliği eğer ilk kez tartışılıyor olsaydı AB'nin  bunu reddetmesi neredeyse kesindi. Pek çok Avrupalının gözünde  Türkiye, başarılı bir üye olmak için fazla büyük, fazla yoksul  ve fazla Müslüman. Ancak sözler verildi. O yüzden doğru olarak  AB, müzakerelere başlama kararı aldı. Ancak endişeler mantıksız  değil. Bundan 15 yıl sonra, AB üyesi 33 ülkede (mevcut AB  üyeleri artı Arnavutluk, Bosna, Bulgaristan, Hırvatistan,  Makedonya, Romanya, Sırbistan ve Türkiye) 600 milyon kişi  yaşıyor olabilir. O zamana kadar yaklaşık 80 milyon kadar  olacak nüfusuyla Türkiye, Almanya ile aynı büyüklükte olacak.  Ekonomik açıdan durgun ve kurumsal olarak felce uğramış bir  AB toptan çökebilir. AB enerjisini yeniden kazanamazsa,  Türkiye'nin üyeliğinin referandumda reddedilmesi olasılığı  çok yüksek olacak. Bu bir felaket olur. Ama Türkiye'nin daha  çok değişmesi gerekiyor. Türklerin bunu ne kadar anladıkları  açık değil. (...) Ekonomik başarı, AB üyeliği için gerekli  bir koşuldur, ama yeterli değildir. İlerleme kaydedilmiştir,  ama eğer Türkiye kendisini, son dönemde yaşayan en ünlü  yazarın davasında ortaya çıkan milliyetçi aşırılıklardan  kurtarmak istiyorsa, daha pek çok şey yapılmalıdır. Bazı  Türkler AB'nin ülkelerini kabul etmesi gerektiğini aksi  takdirde kendi iç bölünmelerinin şiddeti içinde  boğulabileceklerini ileri sürüyorlar. Bu kötü bir argüman.   Avrupalılar, Türkiye'nin pek çoklarının korktuğu kadar   istikrarsız olduğunun söylenmesini dilemiyorlar. Ama eğer  Türkiye, AB'nin taleplerinin hepsini karşıladıktan sonra   reddedilirse, halkının istediği kadar sert olma hakkı olacak.   AB, Avrupa'yı kültürel açıdan dışa kapalı bir bütün olarak   değil, bir değerler topluluğu olarak inşa etmeye karar verdi.   Avrupalılar şimdi bu cesur karardan geri dönmemelidir. Kimse  riskleri hafife almamalı, ama ödülü de göz ardı etmemeli.  Eğer Avrupa Türkiye ile başarılı ve yakın bir Birlik kurmanın  mümkün olduğunu kanıtlayabilirse, bölünmüş dünyaya bir mesaj  iletilmiş olacak. Türkiye'nin üyeliği Avrupa Birliği'nin  değişen gücünün bir kanıtı olacaktır. Türkler yapmaları  gerekeni yaparlarsa, Avrupa da sözünü tutmalıdır."  (Martin Wolf, 12/10)

 

            KIBRIS RUM BASINI:  

            Haravgi: "AB, İlkelerini Savunsun": "Türkiye'nin günden  güne tutum ve davranışlarını değiştirmesini, aynı zamanda hem  içteki ülke yönetimi, hem de diğer ülkelerle ilişkiler konusunda  gerçekten bir Avrupa ülkesi olmasını hiç kimse beklemiyor. AB,  Ankara'nın, Avrupalılaşma isteksizliğini ve AB'ye üye olma  konusunda dile getirdiği isteği ile çelişkisini, zamanında  anladı. Bu yüzden, Ankara'yı, üyelik müzakereleri konusunda,  hem yasal olarak hem de pratikte Avrupa Mevzuatı ile uyum   sağlamasına zorlayacak katı bir çerçeve hazırladı ve onayladı. Türkiye, zorlukların ve AB'ye üye olma yönündeki bütün   kriterlere uyacak bir ülke olma olasılığından şüphe duyulduğu   için, birçok üye devletin, üyelik müzakerelerinin başlamasına   razı olma zorluğunun farkında olmasına rağmen, AB aleyhindeki izlenimlerini değiştirme konusunda hiçbir şey yapmıyor. (...)  AB, henüz erkenken, Türkiye'yi yola getirmeli ve üye olmak  isteyen diğer devletlerin, Avrupa sürecinde yerine getirmek  zorunda olduklarından daha fazla yükümlülüğe sahip olmadığını  ve üye devletlerin milli çıkarları ile çatışan herhangi bir  durumdan fayda sağlayamayacağını, ona daha açık ve kesin bir  şekilde ifade etmelidir. AB, haysiyetini savunurken, ilke ve  değerlerini de savunmak zorundadır." (Lenia Stilianu, 12/10) 

            Kıbrıs Haber Ajansı: "Yakovu: Kıbrıs'ın Amacı Türkiye'ye  Karşı Veto Kullanmak Değil": "Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu,  Kıbrıs'ın amacının Türkiye'nin AB katılımına karşı veto  kullanmak olmadığını söyledi. Yakovu, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin  müzakere sürecinde saldırgan tutumunu değiştirdiğini  kanıtlaması, Ankara Anlaşması'ndan doğan yükümlülükleri en  kısa sürede yerine getirmesi ve Kıbrıs sorununa adil ve  Avrupai bir çözüm bulunması halinde AB'ye katılımını  engellemeyeceğini söyledi." (12/10)

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Elefterotipia: "AB ile Türkiye Arasındaki Zor İlişki":  "'Türkiye'nin AB üyesi olma yönündeki iradesi ne kadar güçlü  ise, AB'nin de Türkiye'yi tam üye yapma olasılığı o kadar  zayıftır... Türkiye, bütün ülkelerin yaptığı gibi, ulusal  varlığı ve tek bir devlet kimliğiyle ilgili konularda büyük  bir hassasiyet gösterecektir. Bu konuda uygulanacak büyük  baskılar, adaylığının askıya alınmasına neden olabilir...'  Bu sözler, Profesör Hristodulos Yalluridis'in, 'Türkiye 21.  Asırda... Türkiye'nin Avrupa Yönündeki Uzun Yolu' başlıklı  kitabında yer alıyor ve Amerikalılar ile İngilizlerin  uyguladığı baskılara karşı, iyimser bir öngörü oluşturuyorlar.  (...) Kitap için konuşanlar, demokrasi konusunda üzüntü verici  bir geçmişi olan Türkiye gibi bir ülkede demokratikleşmenin,  çağdaş kurumların yerleşmesinin kolay bir konu olmadığını  vurguladılar." (12/10) 

   

 

  

 
ESKİ SAYILAR