ANKARA,
14/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen
13 Ekim 2005 tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda
sunulmaktadır:
ABD BASINI:
Boston Globe: "Türkiye'nin
Avrupa'ya Yolculuğu": "Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle yakınlaşmasından
42 yıl sonra ve ıstırap verici 30 saatin ardından, Avrupa Birliği
geçen hafta Türkiye'yi, muhtemelen AB'ye tam üyelikle sonuçlanabilecek
müzakerelere davet etmeye karar verdi. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack
Straw'un, 'Avrupa ve tüm uluslararası toplum için tarihi' olarak
nitelediği günde Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğe yönelik adımı, 200 yıl
önce ilk olarak Osmanlılar tarafından başlatılan Batılı reformların
meyvesini verdiğini gösteriyor. Türkiye'nin katılım sürecinin
başlamasını gölgeleyen tüm oyun ve belirsizliğe karşı kutlanacak çok
şey var. Avrupa içerisinde demokratik ve gelişen bir Türkiye, çabuk
alevlenebilen Orta Doğu'da istikrarın dayanağı, Batı'nın değerli dostu
ve ortağı ve dünyadaki Müslüman toplumları için de güçlü bir model
olabilir. (...) Amerika Birleşik Devletleri -Türkiye'nin katılımının,
İslam dünyası ile bağlantı kurulmasını sağlaması ve AB içinde ABD'nin
etkisini artırması umuduyla- her zaman Türkiye'nin emellerinin
destekçisi olmuştur. Türkiye dış politikada daha "Avrupalı" hale
gelirken, istikrarlı ve işbirlikçi bir Türkiye, komşu Irak'taki ABD
projelerinin başarısı için gereklidir. Ama müzakerelerin bir kere
başladıktan sonra, geri döndürülmesi kolay olmayan bir ivme kazandığını
unutmamak önemli. Aslında, Avrupa'nın tarihinde müzakereler başladıktan
sonra tam üyelikle sonuçlanmayan hiçbir vaka yok. Kamuoyu değişkendir
ve Türkiye AB'ye bağlı kaldığı ve reformlara devam ettiği sürece,
Türkiye yanlısı Avrupalıların sayısı azalmayacak, artacaktır. (...)" (Dimitris
Keridis, 13/10)
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau: "Schröder
Türkiye İçin Mücadele Veriyor": "Federal Şansölye Schröder yeniden
Türkiye'nin AB üyeliğinden yana olduğunu söyledi. Schröder,
'Müzakerelerin hedefi Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmasından
başka bir şey değildir' dedi. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
Şansölye'yi, ilk Hıristiyan Hükümet Başkanı olarak geleneksel 'iftar'
yemeğine davet etti. Davetin diğer bir nedeni de, Schröder'in
Türkiye'nin AB adaylığına verdiğe desteğe duyulan saygıyı göstermekti.
Schröder konuşmasında 'dostum' diye hitap ettiği Erdoğan'ın Türkiye'nin
AB'ye yakınlaşmasındaki rolünü övdü. Schröder, 'Bunun temelini,
ülkenin, Başbakan Erdoğan'ın etkileyici yönetiminde yöneldiği köklü
reform yolu oluşturmaktadır.' diye konuştu. Türkiye'nin AB yolunun
'uzun ve taşlı' olduğunun altını çizen Şansölye, Almanya'nın Türkiye'yi
bu yolda desteklemeye devam edeceği sözünü verdi. Schröder böylece,
Hıristiyan Birlik Partilerinin Türkiye politikasını ve kendisinin halef
adayı Angela Merkel tarafından tam üyeliğe alternatif olarak tercih
edilen 'ayrıcalıklı ortaklık' konseptini de dolaylı olarak reddetti.
AB'nin seçim sloganının 'farklılıklarla birliktelik' olduğunu söyleyen
Schröder, 'Türkiye'nin bu gelişmenin bir parçası' olduğunun altını
çizdi." (Gerd Höhler, 13/10)
AVUSTURYA BASINI:
Dıe Presse: "Mezarcıların
Seslerini İşitiyorum":
"SORU: Türkiye ile giriş
müzakerelerine başlandı. İmtiyazlı ortaklık şeklindeki isteğiniz yerine
getirilmedi. Şimdi tam üyeliğe razı mı olacaksınız?
GUSENBAUER: Hayır.
Müzakereler başlıyor. Başarılı olup olmayacaklarını zamanla göreceğiz.
Şimdi kesin olan bir şey varsa o da, katılım ve bunun aksi gibi iki
seçeneğin olması. Bence yazık. Şahsen, Avrupa'nın gelecekteki gelişmesi
açısından yalnızca bu iki kategorinin olmasının iyi olmadığı
görüşündeyim. Eğer bir Birlik bir ülke ile iyi ilişkiler içindeyse,
bunun bir başka yasal şekli de olmalı. Şu sıralar, AB ile iyi ilişkiler
içindeki her ülkenin üye olması gerektiği düşüncesi hakim. Daha AB
üyesi olmamış bazı Avrupa ülkelerinin bulunması, durumu daha da
güçleştiriyor.
SORU: Türkiye ile
müzakereler çerçevesinde Avusturya'ya karşı saldırılar oldu.
Avusturya'nın Türkiye'nin katılımı konusundaki tutumunun ırkçılık ve
yabancı düşmanlığı ile bağlantılı olduğu söylendi.
GUSENBAUER: Bu saçma.
Türkiye ile giriş müzakerelerine başlama konusuna eleştirel bir tutumla
yaklaşmamızın Avusturya'daki ırkçılığın ifadesi olduğunun kesinlikle
reddedilmesi gerekir. Böyle bir zemin üzerinde hiçbir mantıklı
tartışma yapılamaz. O zaman siyasi tartışma sona erer. Aksine
Avrupa'nın başka hiçbir ülkesinde Türk kökenli halk ile yerli halk
arasındaki birliktelik Avusturya'daki kadar iyi değildir. Bunun asıl
söyleyenler için geçerli olan, aptalca bir suçlama olduğu
görüşündeyim..." (Wolfgang Böhm imzasıyla SPÖ Başkanı Alfred Gusenbauer
ile yapılan mülakat, 13/10)
Salzburger Nachrichten:
"Yeni Sınırın Askeri Kalesi": Avrupa'nın dış siyasetini yürüten
politikacılardan bazıları, Türkiye'nin olası AB üyeliğinden söz
ederlerken, bazen hayranlıklarını dışa vuruyorlar. Birliğin, 75 milyon
nüfuslu bir ülkeyi yanına alarak, dünya siyasetinde büyük güç odakları
arasında yer alacağından ve sadece ekonomik olarak değil, aynı zamanda
stratejik açıdan da 'global player' (küresel aktör) konumuna
yükseleceğinden bahsediyorlar. İngiliz Jack Straw, Alman Joschka
Fischer veya AB Başdiplomatı Javier Solana bu görüşleri paylaşıyor.
Gerçekten de NATO üyesi Türkiye, muazzam bir orduya sahip. Rakamsal
bakımdan Türk ordusu, 905.000 askeriyle AB içerisinde en büyük orduya
sahiptir. Almanlar 260.000, Fransızlar 245.000 ve İngilizler 200.000
kişilik orduya sahip. Türk ordusu bu orduların toplamından büyük.
Ancak Türkler teknik üstünlüğünden ziyade nicel çoğunluğa önem
vermektedir. AB Komisyonu'nun Türkiye'nin olası bir AB üyeliğinin
etkileri üzerine hazırladığı bir raporunda, Türkiye'nin, AB'nin
güvenliği ve korunmasına önemli katkılar sağlayacağı belirtiliyor. Buna
da ihtiyaç duyulacak, eğer Ankara'nın katılımı söz konusu olduğunda
Avrupa, yepyeni, politik bakımdan fazla istikrar sahibi olmayan
komşularla yan yana gelecek: Kafkas bölgesinde Ermenistan, Gürcistan ve
Azerbaycan, Orta Doğu'da ise Suriye, Irak ve İran. Komisyon'daki uzman
görüşlerine göre, bu ülkeler 'gerginlik unsurları'dır. Raporda
belirtildiği gibi, Birlik, daha önce 'Türkiye ile komşu ülkeler
arasındaki meseleler' olarak değerlendirirken, bu dış politik konularla
da artık ilgilenmek durumunda kalacak." (Manfred Perterer, 13/10)
Kurier: "HC Strache Halk
Oylaması İstiyor": "Türkiye ile müzakereler başladı. Burada kaybeden,
kendi hükümeti tarafından yalnız bırakılan, kendisine ihanet edilen ve
satılan Avusturya oldu. Başbakan Schüssel ve Dışişleri Bakanı Plassnik
Avusturyalılara kötü bir komedi sergileyip ülkemizi bütün dünya
kamuoyu önünde gülünç duruma düşürdüler. Halbuki Schüssel açıkça hayır
diyerek, tarihe geçecek bir devlet adamı olabilirdi. Şimdi ise
Avusturyalılara tiyatro oynayan ve ülkesinin çıkarlarını savunmak
yerine, Brüksel tarafından okşanmayı tercih eden, kendi kendine hayran,
kaotik bir Başbakan olarak hatırlanacak. FPÖ Türkiye'nin AB'ye
katılımına açıkça karşı çıkan tek parti, çünkü Özgürlükçüler vatanımızı
korumak istiyor ve vatandaşlarımızı gereksiz yere tehlikeye maruz
bırakmak istemiyor. Bu yüzden diyoruz ki: Türkiye ne coğrafi, ne
tarihi, ne de kültürel açıdan Avrupa'nın bir parçası değil. Bugün de,
yüzyıl geçse de olmayacak. FPÖ Başkanı HC Strache bu yüzden çıkmaz ayın
son çarşambasında değil, hemen halk oylaması yapılmasını istiyor.
Avusturya Anayasası'nda 'Adaletin yolu halktan geçer' diye yazıyor.
Bunun ne Brüksel, ne de Schüssel ile bir ilgisi var. Schüssel yeniden
taban ile temasa geçse ve halkın görüşünü alsa iyi olur. 'İnsanların
neyin doğru neyin yanlış olduğunu gayet iyi bildiklerinden' emin olan
HC Strache, 'Türkiye'nin AB'ye katılımı yanlış ve Avusturyalıların
büyük bir çoğunluğu tarafından reddediliyor.' diyor. FPÖ halkı
sırtından vurmayacak ve halk oylaması yapılması için ısrar edecek.
Strache, katılımdan sonra gelecek olan muazzam göç dalgasının en çok
sıkıntısını çekecek olan Avusturya, öncelikle de Viyana halkının
güvenliği ve geleceği için çaba harcayacaktır. (...)" (13/10)
FRANSA BASINI:
Le Monde: "Erdoğan,
Türkiye'nin İyi Niyeti Konusunda Avrupalıları İkna Etmek İstiyor":
"SORU: Birçok Avrupa
ülkesinde ve özellikle de Fransa'da halk, Türkiye'nin Avrupa Birliği
üyeliği konusunda eleştirel bir tutum içerisindedir. Sizce bunun
nedenleri nelerdir?
ERDOĞAN: Bunları anlamakta
güçlük çekiyorum. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım süreci yeni
birşey değildir. 43 yıldan bu yana süregelmektedir. Birbirimizi daha
iyi anlamamız gerekir; zira NATO, OECD ve Avrupa Konseyi gibi
uluslararası birçok kuruluşta birlikte yer almaktayız. 1960'lı
yıllardan bu yana beş milyon Türk vatandaşı AB ülkelerinde
yaşamaktadır. Türkiye'nin demokratik evriminde, Fransız Devrimi'nin çok
büyük bir etkisi bulunmaktadır. Böyle bir işbirliği ve AB ülkeleri
kaynaklı yatırım düzeyine rağmen, Türkiye'nin bunca yıldır bekleme
durumunda kalmasının nedenlerini anlamak çok güçtür. Dostlarımızın bizi
daha iyi anlamaları gerektiği üzerinde ısrar etmek istiyorum. Sizler
medya olarak çok önemli bir role sahipsiniz. (...) Dünya bir
medeniyetler ittifakını başarmak zorundadır ve buna en iyi yanıt da
Avrupa Birliği'dir. İkinci olarak, eğer bir dünya gücü olmak istiyorsa,
AB bu medeniyetler ittifakını başarmak zorundadır. Dünyadaki 1,5 milyar
Müslümana köprü görevi yapan Türkiye, AB üyesi olduğunda, Avrupa da bu
insanların kalbini, beklentilerini ve desteğini kazanacaktır."
SORU: Türkiye'nin
üyeliğinden yana olanlar şu görüşü ileri sürüyorlar: Türkiye eğer
Avrupa'ya katılım yoluna girmezse, İslami köktendinciliğin tehlikesine
maruz kalır...
ERDOĞAN: Köktendincilik
konusunda, Türkiye çok güçlü önlemler almıştır. Ancak unutmamak gerekir
ki, tüm ülkelerde tüm dinlerde köktendinciler bulunmaktadır. Bunlar
hiçbir zaman çoğunluğu oluşturmazlar, yalnızca bir azınlık
durumundadırlar. Değerlendirmelerimizi bunların üzerine kurmamamız
gerekir. (...)" (Patrick Jarreau, Arnaud Leparmentier, Sophie Shihab
imzasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan mülakat, 12/10)
İNGİLTERE BASINI:
Reuter: "Türk Yetkililer AB
Katılım Müzakerelerinin 2012 Yılına Dek Sonuçlanacağını Düşünüyor":
"Türkiye'nin nüfuzlu Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri,
Türkiye'nin Avrupa Birliği katılım müzakerelerinin, beklenenden daha
erken bir tarihte, 2012 yılına dek tamamlayacağını söyledi. MGK Genel
Sekreteri Yiğit Alpogan, Amerikalı ve Alman gazetecilere verdiği
brifingde, 'Bazılarına göre AB ile müzakereler yaklaşık 10 veya 15 yıl
alacak. Bana sorarsanız müzakereleri 7 yılda tamamlayacağız, daha uzun
bir sürede değil.' dedi. Türkiye'nin, AB'nin 2007-2013 yıllarını
kapsayan gelecek bütçe periyodunun sonuna dek hazırlıklarını tamamlamış
olacağını kaydeden Alpogan, 'Bu bütçe periyodunun hemen sonunda Türkiye
hazır olacak.' dedi. Alpogan, 'Türkiye'nin AB'ye giremese bile
gelişmeye ve reformlar gerçekleştirmeye devam edeceğini' söyledi.
Türkiye'nin hiçbir zaman AB'ye katılamaması ihtimaline ilişkin bir
soru üzerine Alpogan, bunun 'dünyanın sonu' olmayacağını belirtti." (Jeff
Mason, 13/10)
JAPONYA BASINI:
Yomiuri Shimbun: "Türkiye
ile Üyelik Görüşmeleri AB İçin Bir Şanstır": "AB, Türkiye ile
görüşmelere başladı. Ancak Fransa ve Avusturya Hükümetleri, Türkiye'nin
üyeliğini referanduma sunma kararındalar ve nasıl bir sonuçla
karşılaşılacağı da belirsizliğini korumaktadır. Son ana kadar resmi
üyeliğine karşı çıkan ve 'imtiyazlı ortaklık' statüsü verilmesi
gerektiğinde ısrar eden Avusturya başta olmak üzere, Fransa, Danimarka
ve Hollanda gibi AB üyesi ülkeler, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan
kamuoyuna sahipler. Türk halkının çoğunluğu Müslümandır ve üyelik
gerçekleşecek olursa AB ilk kez İslam dünyasından bir ülkeyi içine
alacaktır. Ama AB, herhangi bir sebebe dayanarak Türkiye'nin üyeliğine
izin vermeyecek olursa, Orta Doğu ve İslam dünyasına, 'Hıristiyan
kulübü'nden öteye gitmeyen bir birlik imajı verecektir. Dünyanın aşırı
İslamcı terör tehdidiyle karşı karşıya olduğu günümüzde, Türkiye'nin
AB'ye üyeliğinin gidişatı, dünya güvenliği açısından da önemli bir
anlama sahiptir. Türkiye, laikliği anayasanın temel ilkesi yaparak
İslam'ın siyasete müdahalesine yasak getirmiştir. AB ile üyelik
görüşmeleri öncesinde insan hakları ve demokratikleşme konusunda da
göze çarpıcı ilerlemeler kaydetmiştir. Bu durumdaki Türkiye'nin
Birlikten dışlanması, aşırı İslamcı grupların Batı karşıtı duygularını
daha da körükleyecektir. Çünkü bu, 'o kadar Avrupa'ya yaklaşan Türkiye
bile AB tarafından dışlandıysa, Batı'da İslam ile bir arada yaşama
niyeti bulunmamaktadır' mesajı anlamına gelecektir. Türkiye içerisinde
de Batı karşıtı duyguların tırmanarak, aşırı İslamcılık ve
milliyetçiliğin ön plana çıkması tehlikesi bulunmaktadır. (...) Terör
tehdidi dünyaya yayılıyor, silah gücüyle bastırmaya kalkışmak ise işe
yaramamaktadır. Türkiye, resmi üye olacak olursa AB, Batı ile İslam
dünyası arasındaki uçurumu gidermek için neyin gerekli olduğu konusunda
tartışma açısından önemli bir zemin hazırlayacaktır. Askeri güç
kullanmadan terörle mücadeleyi sağlayacak yeni bir strateji
oluşturulabilirse, 21. yüzyılda AB'nin kuruluş prensibi yeniden gündeme
oturacak ve varlığına anlam kazandırıcı bir rol oynayacaktır." (Masanori
Naito, 13/10)
KIBRIS RUM BASINI:
Simerini: "Türkiye ve AB":
"Yunanistan ve Kıbrıs Hükümetlerinin, özellikle de politikacıların
birçoğunun, Türkiye'nin AB'ye girmesiyle, bir Avrupa ülkesi gibi
davranacağına, aynı zamanda Yunanistan ve Türkiye arasında askıya
alınan diğer sorunlar gibi, Kıbrıs sorununa da bir çözüm bulunulacağına
inandıkları zaman, saf ve tarih bilmez olarak nitelendirilmeleri
mümkündür. Başaracakları tek şey; Türkiye'nin mantıksız iddialarını
kabul ettirmektir. Türkiye'nin, üyelik müzakerelerinin başlamasında
Yunanistan ve Kıbrıs'a ihtiyaç duymasına rağmen; Kıbrıs ve Yunanistan
karşısındaki tezlerini gittikçe sertleştirdiğini görüyorsunuz.
Yunanistan, Türkiye'nin üyeliği konusunda veto hakkını kullandığı
dönemde o kadar da uzlaşmaz değilken, vetoyu kaldırıp ona yüz verince,
durum giderek kötüleşti. (...) AB'ye girmemesine rağmen, her zaman,
kendi isteklerinin gerçekleşmesini talep ettiğini görüyorsunuz. Biz
ise, üye olacakları zaman değişmelerini saf bir şekilde bekliyoruz.
Türkiye'nin AB'ye üye olması; rekabetten kaçınmak ve dünyanın karşı
çıkılamaz tek hakimleri olmak için, AB'yi zayıflatma ve onu parçalama
arzusunda olan İngiliz ve Amerikalıların eseri olduğunu unutmayalım." (Mikis
Mihailidis, 13/10)
-
-
ESKİ SAYILAR