18.10.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

             ANKARA, 18/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 17 Ekim 2005 tarihli haber  ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:  

            AP: "Türkiye ve Romanya'daki Kuş Gribi Salgını AB  Üyelik Görüşmelerini Etkilememeli": "Avrupa Komisyonu  Başkanı Jose Manuel Barrosso, yaptığı bir açıklamada,  Türkiye ve Romanya'daki kuş gribi salgınının ülkelerin  Avrupa Birliği üyelik görüşmelerini etkilememesi  gerektiğini söyledi. Barrosso, İsveç'in başkentinde  gazetecilere yaptığı açıklamada, 'Gerçekten de salgınlar  ve ülkelerin muhtemel üyeliği arasında bir bağlantı  kurmamız gerektiğini düşünmüyorum. Bu iki konu arasında  herhangi bir ilişki görmüyorum.' dedi." (17/10)

 

            ALMANYA BASINI:  

            Berliner Zeitung: "Türkiye'nin Üyeliği Konusunda Fazla  Coşku Yok": "Berlinlilerin çoğunluğu Türkiye'nin Avrupa  Birliği üyeliğine taraftar değil. Gazetemiz tarafından  düşünce araştırma enstitüsü FORSA'ya yaptırılan ve  10-13 Ekim arasında 1002 Berlinlinin katıldığı ankette,  deneklerin yüzde 56'sı Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktı. Başkentlilerin yüzde 32'si, ayrıcalıklı ortaklığı yeterli  bir çözüm olarak niteledi. Ankete katılanların yüzde 24'ü  ise ilişkilerin hiç geliştirilmemesi gerektiğini düşünüyor.  Ve sadece yüzde 39'u, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye  olarak alınmasından yana. Bu değerlendirmede Berlin'in doğu  ve batısındaki insanlar büyük ölçüde hemfikir. Doğu Berlin'de  Türkiye'nin katılımına verilen onay yüzde 42 ile Batı  Berlin'dekinden (yüzde 37) biraz daha yüksek. Özellikle  değişik partilerin taraftarları arasındaki farklılıklar  dikkat çekici. Örneğin Yeşil seçmenlerin yüzde 60'ı ve SPD  seçmenlerinin yüzde 52'si Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden  yana. Buna karşılık Sol Parti-PSD sempatizanlarının  yüzde 38'i, FDP'lilerin ise yüzde 35 üyelikten yana. Üyelik,  CDU'da net bir ret ile karşılaşıyor. CDU'luların sadece  yüzde 18'i üyeliği destekliyor. CDU taraftarlarının  çoğunluğu (yüzde 53), geleceğin Şansölyesi Angela  Merkel'in de istediği şekilde ayrıcalıklı ortaklıktan yana."  (Christine Richter, 17/10)

 

            AVUSTURYA BASINI:  

            Kronen Zeitung: "AB ve İngiltere: Türkiye Avrupa  Yuvasına Konulan Yabancı Bir Kuşun Yumurtası": "Amerikalı  güvenlik stratejisi uzmanları, New York gazetelerinin  Avusturya hakkında yazdıkları sinirli yorumları gizli bir  sevinçle karşılıyor. Üst düzeydeki bir memur Krone  gazetesine, 'Maliye dünyamız kendini baştan sona Türkiye'nin  AB'ye üye olmasına uyarladı, başkasının işine karışmasını  istemiyor' diyor ve Türkiye'nin NATO güvenlik politikası  tasarısında önemli bir konuma sahip olduğunu vurguluyor.  'Türkler yüzyıllar boyunca Orta Doğu'da ağırlıklı bir rol  oynadı. Şimdi de NATO ve AB çerçevesinde yeniden düzeni  sağlayacaklar.' ABD ordusundan Bill Gowen, Krone gazetesine,  'Amerikalılar ile İngilizlerin Türkiye-AB konusunda aslında  iki hedef güttüklerini' açıklıyor: Türklerin bir yandan  NATO'nun Orta Doğu'daki stratejik çıkarlarını güvence altına  alması; Öte yandan da AB içinde İngilizler ile birlikte  Amerika'nın çıkarlarını koruması bekleniyor. 'Türkiye'yi  kim sıkıntıya sokarsa, bedelini ödeyecektir.' ABD Güvenlik  Komitesi'nin 'Türkiye pokerinin' doruk noktasında  Avusturya'ya yönelttiği bu tehdit -ardından faturası  çıkarılacak olursa-, Avusturya'nın dönem başkanlığı  sırasında büyük bir sorun yaratabilir. Başbakan Erdoğan  ABD'den yardım istedi, ABD de bunun üzerine Avusturya'nın  müzakereleri daha fazla bloke etmesini önlemek üzere, onu  önemle uyardı. Beyaz Saray'ın AB'nin bir iç meselesinde bu  kadar aktif rol oynaması, ABD ile İngiltere'nin AB'yi ne  kadar NATO askeri paktının bir uzantısı olarak gördüklerini  ve Avusturya'nın emperyalist Washington-Londra ekseni  karşısında nasıl bir suç işlemiş olduğunu gösteriyor. (...)  Güçlü çıkarlar ekseni Washington-Londra-Ankara'ya dokunmak  isteyenler başdöndürücü bir öfke ile karşı karşıya kalıyor.  Bu durumda Paris bile sesini kıstı. Viyana'ya verilen ders:  Küçük Avusturya itaat etmezse, AB dönem başkanlığında  yapacağımızı biliriz. Avusturya Türkiye'nin AB'ye  katılımından önce yapacağı halk oylamasını da iyice bir  düşünmek zorunda." (Hans Janitschek, Kurt Seinitz, 15/10)

            Kurier: "Katılım Konusundaki Engeller": "Türkiye'nin  AB'ye katılımı hararetli tartışmalara yol açıyor. AB aşırı  gayret göstererek, ABD'nin de baskısıyla, Türkiye'yi AB'ye  tam üye alma hedefini taşıyan müzakerelere başlamaya karar  verdi. Avusturya uyarıcı bir şekilde sesini yükseltip,  katılım yerine imtiyazlı ortaklık öneren tek AB üyesi oldu.  Süddeutsche Zeitung bunu Avusturya'nın tutumunu eleştirmek  için vesile yaptı. Gazete bu tutuma, kökleri 1529 ve 1683  yıllarındaki Türk kuşatmalarına dayanan bir travmanın yol  açtığı teşhisini koydu. Bu konunun demagojik beyanlara  kulak asılmadan önyargısız bir şekilde tartışılması  gerekir. Birincisi politikacıların Fransa ve Hollanda'daki  seçimlerden hiç ders almadıkları görülüyor. AB bıkkınlığı  şimdiye kadarki en üst düzeye ulaştı. Bunun bir nedeni de  Türkiye'nin AB'ye katılımı konusundaki tartışma.  Avrupalıların büyük çoğunluğu bu katılıma karşı. (...)"  (Prof. Dr. Karlheinz Essl, 17/10)

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP: "Gül: Avusturya'nın AB Dönem Başkanlığı'nda  İlerleme Kaydedileceğine İnanıyorum": "Türkiye Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül, Helsinki'de yaptığı açıklamada, 2006  yılının ilk altı ayında AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak  Avusturya'nın başkanlığında Türkiye-AB müzakerelerinde  ilerleme kaydedileceğine inandığını belirtti. Gül basın  toplantısında, 'İngiltere'nin başkanlığında müzakerelerin  bir ya da iki bölümüne başlamayı amaçlıyoruz. Avusturya  ve Finlandiya'nın başkanlığında da büyük ilerleme  kaydedeceğimize inanıyorum.' dedi. Finlandiya Dışişleri  Bakanı Erkki Tuomioja, AB ülkelerinin Türkiye'ye verdikleri  sözü tutmamalarının ihtimal dışı olduğunu belirterek,  'Müzakerelere başlanmasını oy birliği ile onayladık. Tüm  dönem başkanlıkları da bu karara uyacaklardır. Hiçbir  başkanlığın, onaylanan çerçeve metni dışında bir program  teklif edeceğini sanmıyorum.' dedi. Tuomioja, Finlandiya'nın  uzun zamandır Türkiye ile müzakerelere başlanmasını  desteklediğini de sözlerine ekledi." (17/10)

            AFP: "Svoboda: AB-Türkiye Müzakereleri 'Ortaklık' ile  Sonuçlanacak": "Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Cyril  Svoboda, Prag'da yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne (AB) üyelik müzakerelerinin, tam üyelik değil,  bir çeşit ortaklıkla neticeleneceği değerlendirmesinde  bulundu. Çek Dışişleri Bakanı, 'Evlilik mi, bir çeşit  ortaklık mı mümkün, bunu müzakereler gösterecek. Bana göre,  müzakereler bir çeşit ortaklıkla bitecek.' dedi. Hıristiyan  Demokrat Svoboda, yakın bir zamanda başlayan AB-Türkiye  müzakerelerinin, 'Müslüman Avrupa ve Hıristiyan Avrupa'  gibi iki ayrı dünyanın nasıl bir beraberlik kuracağını  göstereceğini ileri sürdü." (17/10)       

 

            İRAN BASINI:           

            İRNA: "Başbakan Merkel ve Türkiye-Almanya İlişkileri":  "AB'de Türkiye'ye tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık  verilmesinde ısrar eden bir politikacı olarak Alman  Hıristiyan Demokrat Partisi lideri Angela Merkel'in  başbakanlığının kesinleşmesinin, mutlaka Türkiye ve Almanya  ilişkilerine bir etkisi olacak, ancak iki ülkenin  ilişkilerinde o kadar da belirleyici olmayacaktır.  Türkiye'nin en büyük ticari ortağı olan Almanya'nın bu ülke  ile arasındaki ilişki yelpazesi öylesine geniştir ki, söz  konusu ilişki, siyasi açıdan tutun da, askeri, kültürel ve  sosyolojik açıdan Türk dış politikasında özel bir konuma  sahiptir. Ankara ile Berlin'in ilişkisi, özellikle Alman  Sosyal Demokrat Partisi Başkanı Gerhard Schröder'in  başbakanlığı döneminde ve Türkiye'de AKP'nin işbaşına  geçmesiyle filizlendi. Türkiye, 3 Ekim tarihinde Berlin ve  Schröder'in tam desteğiyle AB ile 40 yıllık ilişkisinde  önündeki en önemli engelini aşmayı başarmış oldu. Şüphesiz  bu gelişme, hem Türkiye'nin iç politikasında hem de dış  politikasında bir dönüm noktası oldu ve görüşmelerin  hedefi; Türkiye'nin yaşam standartlarının Avrupa  standartlarına çıkarılması ve AB'ye tam üyelik olarak  belirlendi. Başbakan Erdoğan, Angela Merkel ile yaptığı  telefon görüşmesinde de Merkel'i tebrik etti ve  Türkiye'nin üyelik müzakere sürecinin olumlu bir şekilde  süreceğinden ümitli olduğunu söyledi. Merkel de, Almanya  ve Türkiye ilişkilerinin bugüne kadar nasıl olduysa öyle  devam edeceği konusunda güvence verdi. Ankara'daki  uluslararası ilişkiler uzmanları, Angela Merkel'in  Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı tutumundaki değişimi  ve iki ülke ilişkilerinin Schröder'in döneminde olduğu  gibi süreceği yönündeki açıklamasını, 18 Eylül'de  Almanya'da yapılan erken seçimin sonuçlarına ve Merkel'in  başkanlığında kurulması kararlaştırılan koalisyon  hükümetinin son derece kırılgan yapısına dayandırıyorlar.  Uzmanlar, Merkel hükümetinin dış politikasında en büyük  sorunu, AB, Türkiye ve Amerika ile ilişkilerinde  yaşayacağı şeklinde değerlendiriyorlar. (...) Son olarak,  Ankara ve Berlin ilişkilerinin geleceğinin büyük ölçüde  bir taraftan AB ile entegrasyonda Türkiye'nin ilerleme  kaydetmesine ve elbette ülkede ciddi ekonomik, siyasi ve  toplumsal reformların peşine düşülmesine, diğer taraftan  AB'nin, tek kutupluluğu korumaya ısrarlı Amerika'nın  karşısında süper bir güce dönüşme yolunda yapısını  yenileme gücüne bağlı olduğu söylenebilir." (17/10)

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Elefteros Tipos: "Ankara İçin Zor Dönem Yeni Başlıyor":  "Türkiye katılım müzakerelerinin başlamasına ilişkin yeşil  ışığı belki 3 Ekim'de aldı, ancak önümüzdeki perşembe günü  zorlu yol başlıyor ve bu kez Ankara, Avrupalı ve Amerikalı  dostlarından yardım beklememeli, çünkü '25'ler karşısındaki yükümlülüklerinin uygulanması konusunda ters sayım başlıyor.  20 Ekim'de, Brüksel'de katılım müzakerelerinin ilk aşaması  başlıyor ve yaklaşık 12 ay sürmesi bekleniyor. Bu süre  zarfında Türk yasalarının bütün bölümlerde AB yasalarına  yaklaşım derecesi değerlendirecek; AB politikalarının  tümünü kapsayan 35 bölüm. Bu değerlendirme, Ankara'nın AB  müktesebatına karşılık vermesine ilişkin uğraşların  belirlenmesi için teknik bakımdan önemlidir. Türk  yasalarının değerlendirilmesi, birinci görüşmede Bilim ve  Araştırma ve bölümlerinden, ikinci görüşmede Eğitim ve  Öğretim bölümlerinden başlayacak. Bahsi geçen bölümler en  kolay bölümlerdir ve müzakerelerin olumlu önşartlarla  başlaması için seçilmişlerdir. Büyük sıkıntı, zor  bölümlerin ( üye-devletlerin çekincelerini içeren)  değerlendirilmesinin başlayacağı 2006 senesinde ortaya  çıkacaktır. (...) AB bakımından Türkiye'nin en büyük  zorlukları, halkların serbest dolaşımı, insan hakları ve  kişisel haklar, ortak tarım politikası ve AB'nin bölgesel  politikası (yapısal fon) bölümlerinde tespit ediliyor."  (Nikos Bellos, 16/10)

 

   

  

 

 
ESKİ SAYILAR