ANKARA,
24/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen
21-23 Ekim 2005 tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda
sunulmaktadır:
ABD BASINI:
AP: "Seçim Zamanı... Türkiye
Karşıtı Avusturya Yerel Türklerin Oylarının Peşinde": "Avusturyalıların
çoğu ve ülkedeki belli başlı siyasi partilerin büyük bir bölümü
Türkiye'nin AB üyeliğine şiddetle karşı çıkıyor. Ancak Viyana'da seçim
zamanı ve bir zamanların muhalif siyasi partileri şimdi orada oturan
Türklerin oylarının peşine düşmüş durumdalar. Peki ama bir yandan
başkentteki seçimlerde verecekleri her bir oyun seçim sonuçlarını
etkileyeceği Türk kökenli seçmenlere göz kırparken diğer yandan da
Türklere korkuyla bakan ılımlı Avusturya seçmen kitlesine yönelmek gibi
birbiriyle çelişen iki yaklaşımı nasıl birbiriyle bağdaştırırsınız? Tüm
seçmenlere -Türk olsun olmasın- Sosyal Demokrat Parti'ye oy vermeleri
çağrısında bulunan broşürleri ve ayrıca kırmızı renkli balonları
dağıtırken Türk kökenli Avusturyalı Nurten Yılmaz bir ara bize dönüp,
'Bazı durumlarda zorlanıyoruz.' diyor. Ancak Avusturya'daki 200 bin
Türk'ün büyük bir bölümü 1.5 milyonluk Viyana'da yaşadığı için diğer
partiler bu kesimden gelecek oyları gözardı edemezler. Son kamuoyu
araştırmaları Avusturyalıların yalnızca yüzde 10'unun Türkiye'nin AB
üyeliğine destek verdiğini ortaya koyuyor. (...)" (George Jahn, 22/10)
ALMANYA BASINI:
Deutsche Welle:
"AB-Türkiye... Tarama Süreci Başladı": "Brüksel'de, kırmızı halılar
serilmeden ve fazlaca kutlama olmaksızın tarama olarak adlandırılan
süreç başladı. Bu, Türkiye ile üyelik müzakereleri yolunda ilk adımdır;
Türkiye'nin 40 yıldan fazla bir süredir üyelik talebinden beri. AB
Komisyonu Sözcüsü Christina Nagy, bu süreçte Türkiye Anayasası'nın,
AB'nin 80 bin sayfa tutarındaki hukuk metinleriyle kıyaslanacağını ifade
etti. Nagy, 'Öncelikli hedef olarak aday ülke, AB'nin hangi yasalardan,
yönetmeliklerden ve standartlardan oluştuğu yönünde bilgilendirilecek.
İkinci aşamada, yasalar denkleştirilecek. Sonunda ise Komisyon bir
tarama raporu hazırlayacak.' diye özetledi. Ancak yaklaşık bir yıl
sürmesi beklenen tarama sürecinden sonra, Türkiye'nin yasal boşlukları
tamamladığını belgelemesinden itibaren, asıl üyelik müzakerelerine
geçilecek. AB Müktesebatı 35 konu başlığı içeriyor ve bunlardan
dokuzunun bu yıl sonuna kadar ele alınması bekleniyor. Ardından Türk
Hükümeti, yasaları her yerde gerçekten uyguladığını ispatlamak
zorundadır. Ancak bu durumda bir konu başlığı kapatılabilecek. Bunun
için ise şu anki 25 üyelik toplam mevcudun tümünün onayı gerekiyor. Yani
teorik olarak her üye ülke tarama sürecinde veto hakkını kullanabilecek.
Müzakerelerin on yıl sürmesi öngörülüyor. AB, ilk olarak bir aday ülke,
yani Türkiye için bu denli fazla frenleme olanakları ve özel hükümler
ortaya koydu." (Bernd Riegert, 20/10)
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung: "Türkiye'nin
Korkmasına Gerek Yok"
"SORU: Türkiye ile giriş
müzakerelerinin somut başlangıcı Avusturya'nın AB Dönem Başkanlığı'na
rastlıyor. Ankara, karşısında katı bir muhatap mı bulacak?
PLASSNİK: Türkiye de dahil
olmak üzere kimsenin bundan korkmasına gerek yok. Zaten Türkiye şimdiye
kadar da korkmadı. Adil ve iyi bir muhatap olacağız. Müktesebatın gözden
geçirilmesi sona erdikten sonra, Türkiye ve Hırvatistan ile görüşmelere
başlayacağız.
SORU: Avusturya
müzakerelerin başlangıcına ilişkin tartışmada uzun süre katılıma bir
seçenek getirilmesi isteğinde ısrar etti. Lüksemburg'taki görüşmelerde
ilişkilere zarar verilmedi mi?
PLASSNİK: Ben bu görüşte
değilim. Avrupa düzeyinde yeni bir şey öğrenildi. Katı görüşmelerin
sonunda uzlaşmaya varıldı. Avrupa Birliği'nin yeni üye alma gücünün
müzakere çerçevesine şart olarak eklenmesi önemli bir adımdı. Bu konu
bizi, olayın mali boyutu da düşünülecek olursa, önümüzdeki hafta ve
aylarda meşgul edecek.
SORU: Türkiye için örneğin
Hırvatistan'dan daha sıkı şartlar mı söz konusu?
PLASSNİK: Hayır. Ankara
örneğin insan hakları ve yasaların uyumu konusunda diğer adaylar ile
içerik olarak aynı kriterleri yerine getirmek zorunda. Ama bundan bir
yıl önce bu özel duruma uyacak bir görüşme korsesi hazırladık. Şimdi de
AB'nin yeni üye alma gücüne açıklık getirdik. (...)" (Martyna Czarnowska
imzasıyla Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile yapılan
mülakat, 22/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "PPE, Türkiye'yi,
İslami Düşüncede Reform Yapmaya Çağırdı": "Bünyesinde,
Hıristiyan-Demokrat Avrupa milletvekillerini bir araya getiren Avrupa
Halk Partisi (PPE), Türkiye'yi, bütün dinlerde ibadetlerin serbestçe
yapılabilmesini temin ederek, 'İslami düşüncede bir reform' yapmaya
davet etti, ki bu reform, medeniyetler çatışması tehlikesini bertaraf
etme kabiliyetine sahiptir. İstanbul'da toplanan, Ortodoks Kilisesi ile
PPE arasında diyalog konusundaki yıllık 9'uncu Konferansa katılanlar,
'Din hürriyetinin, Türk toplumunun bir parçası olduğunun delili olarak,
Türkiye'de kiliselerin hukuki statülerinin tanınması gerekiyor.'
dediler. Belgede devamla, 'Bu şarta cevap vermek ilk defa İslami
düşüncede reform gerektiriyor (...), ki bu reform, bütün ümmete, hatta
bütün dünyaya (...) medeniyetler ihtilafını önleyecek ve örnek teşkil
edecek bir reform' deniyordu. Avrupa milletvekilleri ile Kilise
temsilcileri, ekim ayı başlarında başlayan AB'ye üyelik müzakerelerini
daha iyi yürütmek için Türkiye tarafından yerine getirilecek şartlar
konusunda ısrar ederek iki gün boyunca görüş ve fikirlerini savundular."
(21/10)
İSVİÇRE BASINI:
Le Temps: "Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne Üyeliğinin Sonuca Ulaşma Şansı Var": "Türkiye'nin
Avrupa'ya üyelik görüşmeleri zor olacak, ancak nihai anlaşma kaçınılmaz
gibi görünüyor ve kısmen düşman olan kamuoyları, yılların akışı içinde
daha olumlu düşünme eğilimi içindeler. Avrupa Birliği'nin Türkiye ile
üyelik görüşmelerinin 3 Ekim'de resmen başlaması, Birlik içinde ani bir
kaynama ve harekete neden oldu. Bazılarına göre AB, Türkiye ile sürecin
tıkanması felaketinden kaçınmış olsa da, Avrupa'da ve dünyada büyük bir
liberal ve hümanist umut vaat etme kapasitesini ve ruhunu kaybetti.
Diğerlerine göre ise aksine AB, yeni bir döneme, Doğu ile Batı arasında
bir köprü olma ve çok kültürlü bir toplum dönemine girmeyi başardı. Bu
hareketlenme şaşırtıcı oldu. Birlik üyesi ülkeler, Aralık 2004'te
Brüksel'de yapılan Avrupa Konseyi toplantısında Türkiye ile
müzakerelerin ilkesini, yapısını ve başlama tarihini açıkça kabul
ettiler. O zaman Avrupalılar, 18 yıldan bu yana resmen üye adayı bir
ülkeye karşı taahhütlerinin detayları ve ilke konusuna yeniden döndüler.
Bu kıpırdanma, yine de şaşırtıcı değildi. Anayasa konusundaki
beceriksizlikten ağzı yanan bazı hükümetler, Avrupa halklarının görüşüne
karşı olan bir Avrupa politikasına ilişkin eleştirilerden kendilerini
koruma arayışına girdiler. (...) Hedefin üyelik olduğu açıktır ve üyelik
amaçlı görüşmelerin sonuçlanmaması şansı azdır. Gerçekte Türkiye'nin
yasalarını Avrupa Birliği yasalarına uygun hale getirme süreci söz
konusudur. Kısa süre önceki genişlemelerde olduğu gibi, bu müzakereler
kesinlikle güçtür, ancak geçiş dönemlerinin sağlayacağı olanaklar ve
(özellikle işçilerin serbest dolaşımı konusunda) daimi koruyuculuk
şartları, nihai bir anlaşmayı garanti etmek için yeterince esneklik
sunmaktadır. Yoksul ve kalabalık bir ülkeyi kabul etmek için 2014
yılından önce uygun bir mali çerçevenin onaylanması gerekliliği, daha
fazla kaygı ortaya koyabilir. Ancak çözümler, erişilmeyecek uzaklıkta
görünmüyor. 'Aday devletin, Birliğin dayandığı, özgürlük, demokrasi,
insan hakları, temel özgürlükler ve hukuk devleti ilkelerini ciddi
biçimde ihlal etmesi ve bunu sürdürmesi durumunda', şüphesiz
müzakerelerin askıya alınması mümkündür. Bu durumda, müzakereler,
Komisyon tarafından Avrupa Konseyi'ne yıllık raporlarla belirtilen,
Türkiye'de siyasi reformların sürmesi için bir işbirliği eşliğinde
yürütülecektir. Ancak Türkiye fanatizme ve hoşgörüsüzlüğe gömülmediği
sürece, görüşmelerin askıya alınması olasılığının, görüşme sürecinde
olumlu bir sonucu engellememesi gerekir. Sonunda, müzakerelerin
sonucunun onaylanması sorunu ile karşılaşılabilir. Avrupa
Parlamentosu'nun, basit çoğunlukla onay vermesi gerekiyor ve daha sonra
her üye ülke ile aday ülke Türkiye'nin, ya parlamentoda bir oylamayla ya
da referandum yoluyla sonucu onaylaması gerekiyor. Bu perspektifte ve
Avrupa Birliği kamuoyunun durumu gözönüne alındığında, Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso'nun da belirttiği gibi, 'Avrupa'nın,
Türkiye'yi en iyi şekilde tanımayı öğrenmesi ve Türkiye'nin de Avrupalı
vatandaşların kalplerini ve ruhlarını kazanması gerekiyor.' Üyelik
görüşmelerine paralel olarak Birlik, Türkiye ile derinlemesine siyasi ve
kültürel bir diyalogu sürdürmeye çaba gösterecek." (Cedric Dupont,
21/10)
ULUSLARARASI ARAP BASINI:
Londra'da Arapça yayımlanan
El Kuds El Arabi: "Türkiye, Avrupa Serabının Peşinden Koşuyor":
"Türkiye'den istenen şu; Kürtlere bir yurt vermesi, Kıbrıs Türk
kesiminden vazgeçmesi, doğruluğu tartışma konusu olan katliamlardan
dolayı Ermenilerden özür dilemesi, İslami kanunlar ve başörtüsü
meselesi, Türk demokrasisinin dizginlenerek iktidara dini bir partinin
gelişine engel olunması, milliyetçi Türklerin eli kolu bağlanarak sözüm
ona Yahudi cemaatine İstanbul'daki mülkleri nedeniyle tazminat
istemesini sağlayan azınlık hakları ve neredeyse Çarlık Rusya'sı ile
yapılın Kırım Savaşı için tazminat isteme noktasına varabilecek diğer
istekler... Ancak gerçek şu ki Türkiye'nin Batı'dan dem vurması -bir ay
sonra AB'ye girecek olsa bile- onu hedefine ulaştırmaz. Kaldı ki olası
üyelik tarihi, De Villepin'in hesaplarına ve zamanı geldiğinde gündeme
getireceği tılsımlı koşuluna göre 10 yıl ya da 15 yıl sonra olabilir. Bu
koşula, diğer Avrupalılar 'Türkiye'nin AB üyeliği garantili değil;
Türkiye'de gerçekleşecek iç reformlara bağlı olacaktır.' yolundaki
açıklamalarıyla açıklık getirmişlerdir." (Muhammed Melkavi, 22/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia: "Yerine
Getirilmemiş Yükümlülüklerle Avrupa Kapısında": "Ankara, 9 Kasım
heyecanıyla yaşıyor, çünkü o tarihte açıklanacak, Türkiye'nin Kopenhag
Kriterleri konusunda yapmış olduğu ilerlemelere ilişkin AB Komisyonu
raporu tanzim ediliyor. Ankara, ciddi şekilde rahatsızlık hissediyor,
çünkü TBMM'ye sunulan yeni kanun konusunda Komisyonun baskıcı
vurgulamalarını göz önünde bulundurmadı. Bu kanun azınlıkları tatmin
etmiyor ve Türk kamu idaresinin yasa dışı olarak el koyup üçüncü
şahıslara sattığı azınlık vakıflarına ilişkindir. Vakıflar Genel
Müdürlüğü'nün Rum azınlığın gayrimenkulüne 'el koymasından' ve kira veya
topluma ait gayrimenkullerin yasal satışlarından gelen paraları tahsil
edememesinden dolayı Rum azınlık zarara uğramıştır. Rum cemaati
mütevelli heyetleri, paraları bankalara yatırmak ve Türk makamlarının
izninden sonra kullanabilmek zorundadır, böylece nakit eksikliğinden
dolayı faaliyetlerinde şiddetli problem oluşuyor. (...) Gerçekten,
İstanbul Rumları azınlık gayrimenkullerine devam eden yasa dışı el
koymalarından dolayı zarar ediyorlar. Yapılması gereken nedir? İstanbul
Rumlarının, Yunanistan'a 'avuç açmakla' suçlanmamaları için (kötü
durumdaki Türk-Yunan ilişkileri dolayısıyla kaybettikleri kendi
kaynakları olması sebebiyle) Yunanistan'ın Rumların çabalarını
desteklemesi ve aynı zamanda Türkiye'ye 'Kopenhag Kriterleri'ni yerine
getirmediği takdirde AB'ye katılım yönelimi döneminin kolay olmayacağı'
mesajını vermesi gerekir." (Simeon Soltaridis, 21/10)
-
-
ESKİ SAYILAR