ANKARA, 31/10(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB
arasındaki ilişkilere değinen 28-30 Ekim 2005 tarihli haber ve
yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:
ABD BASINI:
AP: "Yunanistan Cumhurbaşkanı Türkiye'ye,
Ankara'nın AB Üyeliği İçin Çaba Sarfettiği Bir Dönemde Daha Yakın
İşbirliği Çağrısında Bulundu": "Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, ikili
ilişkilerin iyileşmesinin Avrupa Birliği'ne katılmayı isteyen Ankara'nın
çıkarına olacağını söyleyerek komşu ülke Türkiye'yi Yunanistan ile
işbirliği yapmaya çağırdı. Papulyas şu açıklamada bulundu: 'Türk-Yunan
ilişkilerinin ilerlemesi için mücadele edeceğiz. Türkiye'nin siyasi ve
askeri yönetimi, art niyet olmaksızın Yunanistan ile işbirliğinin kendi
çıkarlarına olduğunu anlamalıdır.' Taşıdığı rol çoğunlukla sembolik
açıdan anlam ifade eden Papulyas, 'Türkiye bir yol ayrımında, ya Avrupa
yolunu takip edecek ya da AB'ye hiçbir zaman tam üye olamayacak.' dedi.
Yunanistan Türkiye'nin AB'ye girişini hararetli bir şekilde destekleyen
ülke oldu." (28/10)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Türkiye ile Müzakereler": "Türkiye,
Avusturya'nın AB Dönem Başkanlığı sırasında AB ile giriş müzakerelerinde
zorluklarla karşılaşmayı beklemiyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Hampton Court'taki gayriresmi AB zirvesinin ardından, Türkiye ile
Avusturya arasındaki ilişkilerin iyi olduğunu söyledi. Erdoğan bundan
önce zirve çerçevesinde, Başbakan Wolfgang Schüssel ile görüşmüştü."
(29/10)
Wiener Zeitung: "Türkiye Yunanistan'ı Savaşla
Tehdit Ediyor": "Ankara kendi kalesine gol atıyor: Türkiye, AB içinde
acilen Yunanistan'ın yardımına ihtiyacı olmasına ve Yunanistan Başbakanı
Kostas Karamanlis'in önümüzdeki aylarda Türkiye'ye tarihi bir ziyarette
bulunmasının beklenmesine rağmen, komşusunu resmen savaşla tehdit
ediyor. 'Savaş nedeni' (casus belli), Türk Hükümeti ve ordusu tarafından
milli güvenlik konusunda kararlaştırılan yeni strateji belgesinin bir
parçasını oluşturuyor. 'Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi' aslında
Türkiye'nin AB ile 3 Ekim'de giriş müzakerelerine başlamasından önce
kararlaştırılacaktı, ama karar, böyle önemli bir tarihin eşiğinde
Yunanistan'ı Türkiye'nin karşısına almamak için ertelendi. Bu konudaki
endişeler haklı nedenlere dayanıyordu. Ankara'daki Milli Güvenlik
Kurulu'ndan geçen belge, AB'ye kabul edilmek isteyen bir ülke için garip
denebilecek nitelikte: Buna göre AB üyesi Yunanistan Ege'deki
karasularını 12 mile çıkaracak olursa, bu, AB adayı Türkiye için savaş
nedeni olabilecek. Basın, ordunun böylece Güvenlik Kurulu'nda hükümete
görüşünü kabul ettirdiğini yazıyor. (...) İşte bu yüzden 'savaş nedeni'
(casus belli) bir Yunanistan Başbakanı'nın 46 yıldan beri ilk kez
Türkiye'ye yapacağı resmi ziyarete gölge düşürüyor. Halbuki Karamanlis,
AB içindeki Türkiye taraftarlarının en önemlilerinden biriydi.
Başbakan, Türkiye'nin AB süreci sonucu 'yumuşatılmasının' Yunanistan'ın
da çıkarına olacağından yola çıkıyor." (Susanne Güsten, 29/10)
İSPANYA BASINI:
ABC: "Mehmet Aydın: Türkiye'den Başka, AB'ye Üye
Ülkelerden Bazıları da İnsan Haklarına Saygı Göstermiyor":
"(...)
SORU: Türkiye'nin AB'ye girmesinin savunucuları,
İslami bir toplumun laik bir birliğe katılımının, Müslüman kültüre sahip
diğer ülkeleri de etkileyebileceğini söylüyorlar. Uygulamada bunu nasıl
görüyorsunuz?
AYDIN: Türkiye çok şey başardı, demokrasi adına
olan savaşımızdan galip çıktık, ancak alçakgönüllü olmalıyız. Modelden
değil, deneyimden bahsedelim. Demokrasi, dikkate almazlık edemediğimiz
çok kırılgan bir şeydir. Avrupa'nın demokratik deneyimi, dünyanın en
iyisidir ve örnek teşkil edebilecek niteliktedir.
SORU: AB'nin, insan hakları konusunda Türkiye'den
çok şey istediğine inanıyor musunuz?
AYDIN: Artık üye olmuş ülkeler için eleştirmek
kolay. AB'ye üye en az iki ülkede, insan haklarına Türkiye'dekinden daha
fazla saygı duyulmuyor. Yunanistan'da Türk azınlığın üyeleri,
kendilerini Türk olarak adlandıramıyorlar, sadece 'azınlık' deniyor.
Onlar müftülerini seçiyorlar, ancak devlet kendi seçtiğini tayin ediyor.
Şu an Yunanistan'la çok iyi geçiniyoruz, ancak kimse bu sorunlardan
bahsetmiyor. Bir çok Müslüman AB ülkelerinde sorunlar yaşıyor ve bunlar
giderek artıyor. Antisemitizm kadar ciddi değil, ancak sürüp gitmesine
izin vermemek lazım. İki ay içinde AB'nin bir ülkesinde camilere 10'dan
fazla ve Hollanda'da da üç yılda 72'den fazla saldırı oldu. Geleceğin
şansölyesi Angela Merkel, çok kültürlülüğün öldüğünü söyledi. O halde
Almanya'da yaşayan iki buçuk milyon Türk'e ne yapacak? Kovacak mı?
Asimile mi edecek? Bu iki seçenekten hiçbiri mümkün değil. Entegrasyon
tek cevap." (Diego Merry del Val imzasıyla Devlet Bakanı Mehmet Aydın
ile yapılan bir mülakat, 29/10)
RUSYA BASINI:
Vedomosti: "AB Ne Demek?": "Avrupa Birliği ile
Türkiye, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya arasındaki ilişkiler, bir noktaya
kadar AB'ye katılma hazırlığı demekti (gerçi Rusya hazır olmamasının
ötesinde çok da büyük bir ülke). Bugünse başka bir mesele var ortada; o
da AB'nin bu ülkeleri kabul etmeye hazır olup olmamasıdır. AB,
genişlemenin belli sınırları bulunması gerektiğine inanıyor. Özellikle
bu durum, Türkiye açısından sorgulanıyor. Türkiye'nin Avrupa'nın bir
parçası olmadığı artık açıkça dile getiriliyor. Angela Merkel'in
Türkiye'ye teklif edebildiği tek şey, imtiyazlı ortaklık. Türkiye ile
üyelik müzakerelerine başlanması tasvip edildi, ancak bu müzakerelerin
ne kadar süreceği belirsiz. Türkiye'nin üyeliğine muhalefet, yalnızca
ucuz işgücü akımından duyulan korkudan kaynaklanmıyor, daha büyük
gerekçeler var; örneğin Avrupa'nın İslamlaşması korkusu ve Avrupa'nın
kimliğinin korunması gibi. AB ne demektir? Mekanik bir karışım mı,
değerler birliği mi, ekonomik ve kurumsal anlaşmalar mı, ya da oluşma
aşamasında bulunan bir ulus mu? Eğer birincisiyse, o zaman genişlemenin
bir sınırı olamaz. Bu durumda AB, kurallarını kabul eden herkese açık
bir kulüp demektir. Yok, eğer ikincisiyse, o zaman genişlemenin bir
sınırı olması gerekir ve bu sınır dini, kültürel veya tarihsel olabilir.
Birinci ihtimal açısından, Türkiye'nin AB'ye katılmaya hazır olmadığı
söylenebilir, fakat kısa süre sonra hazır hale gelebilir. İkinci ihtimal
açısından ise, AB'nin kendisi henüz Türkiye'nin katılmasına hazır değil
ve bu hazırlık hiçbir zaman da gerçekleşmeyebilir." (Robert Skidelski
-İngiltere Lordlar Kamarası üyesi ve Warwick Üniversitesi Profesörü-,
27/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "Ankara Etkili Bir Müttefik
Kaybediyor": "Almanya'da 'Büyük koalisyonun' oluşmasından sonra hüküm
sürmeye devam eden akıcı atmosferde bir gerçek varsa, bu da Türkiye'nin
AB çerçevesinde güçlü ve ateşli bir destekleyiciyi kaybettiğidir. Bir
diplomatik kaynak, Kathimerini'ye, 'Almanya'nın Türkiye'ye karşı tutumu,
seçim öncesi dönemindeki Hıristiyan-Demokratların tavrı haricinde, daha
sert olacak, ancak gerçek şudur ki, Ankara bir destekçiyi kaybetti ve
özel maddelerin görüşülmesi esnasında, müzakereler hakikaten zor
olacak.' diye vurguladı. Buna paralel olarak, Bavyera'nın Avrupa
Konuları ve Uluslararası İlişkiler Bakanı Eberhardt Sinner,
Kathimerini'ye, 'Türkiye'nin bütün ön şartları yerine getirmemesine
imkan olmadığını' vurguladı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması
konusunun 'dört yıllık dönem süresince çözülmesi gerektiğini' ilave
etti. Türkiye'nin AB yönelimine ilişkin, yeni Alman Hükümeti'nin
muhtemel politikasını özetleyerek, katılım müzakerelerinin normal devam
edeceğini, ancak Berlin'in artık Ankara'nın yönelimini özel dikkatle
takip edeceğini ve 'büyük koalisyonu' oluşturan iki partinin de
görüşlerini gözden geçirmek için ortada sebep olmayacağını,
söyleyebiliriz. (...)" (Kostas İordanidis, 28/10)
-
-
ESKİ SAYILAR