01.02.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 01/02(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB  arasındaki ilişkilere değinen 31 Ocak 2006 tarihli haber  ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:

 

            The New York Times: "Türkiye'nin Önündeki Yol": "Türk yazar Orhan Pamuk'un ifade özgürlüğü davasına bakan hakim geçen hafta tüm suçlamaları düşürdü ve Türkiye'yi daha fazla uluslararası küçümsemeden kurtardı. Ancak dava teknik detaylara dayanılarak düşürüldü. Türkiye'nin hala Pamuk'un suçlanmasına neden olan baskıcı yasayı değiştirmesi ve daha az tanınan Türklere yönelik pek çok benzer davayı düşürmesi gerekiyor. Bu tür değişikliklerin yapılması için en güçlü motivasyon her zaman Türkiye'nin AB'ye katılma arzusu oldu. Ancak katılıma yönelik kamuoyu desteği giderek azalıyor. Bu oran son dönemde yüzde 85'lerden yüzde 65'lere geriledi. Bu kısmen, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlangıcını lekeleyen son dakika meselelerine yönelik uzun süren tatsızlıkları yansıtıyor. Avrupa Birliği tekrar tekrar Türkiye'ye, Kıbrıs'ın birleştirilmesinin siyasi açıdan gerekli olduğunu bildirdi. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, halkını reformlardan vazgeçmemeye ikna etmek zorunda. Ayrıca Washington ve Brüksel de ona bu konuda yardım etmeli. ABD, tarihsel olarak Washington'un dostları olan Türk generallere, reformlara verilen desteğin devam etmesinin Türkiye'nin 21.yüzyıla taşınmasına katkıda bulunacağını hatırlatmalı. Washington ve Brüksel ayrıca, adanın birleştirilmesi konusunda Kıbrıslı Rumlara yönelik baskısını artırmalı ve çabalarından dolayı ekonomik ve siyasi olarak Kıbrıslı Türkleri ödüllendirmeli. Batının Kıbrıs konusunda bu tür bir girişimi, Türkiye'nin Avrupa'yla ticaret anlaşmasını Birliğin Kıbrıs da dahil 10 yeni üyesini kapsayacak şekilde genişletmesi konusunda Meclis'te yapılacak oylamanın yönünü değiştirebilir. Anlaşma hayati bir öneme sahip, ama Türklerin bazılarınca bölünmüş bir Kıbrıs'ın fiili olarak tanınması olarak görülecektir. Bunu Erdoğan başlatmadı, hatta adanın birleştirilmesi konusunda tüm doğru adımları attı. Ancak Türkiye'deki milliyetçiler çoktan hükümetin Avrupa'yı memnun etmek için Türklerin çıkarlarını sattığının bir örneği olarak bu meseleyi kullanmaya başladılar bile. Erdoğan'ın dostlarından alacağı ufak bir yardımla bir hamle yapması gerekiyor." (31/01)

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Süddeutsche Zeitung: "Tarihi Sınırlar İçinde Güçlenmek": "Avrupa Birliği'ne üye ülkeler arasında bundan sonra gidilecek ortak yol konusunda derin bir tedirginlik olduğu açık. Büyük Britanya'nın AB Dönem Başkanlığı'nın son döneminde sergilediği gevşek tutumun yanı sıra, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın nükleer meselesinde tek taraflı çıkışıyla, reddedilen Anayasa Anlaşmasının bazı bölümlerini, daha küçük yeni bir anlaşmayla hayata geçirmeye yönelik önerisi, buna gösterilebilecek güncel ve tipik örnekler. Dönem Başkanlığı'nı isteksiz bir şekilde yürütmek, oldukça şüpheli bir nükleer tehdit kulisi oluşturmak ya da hala tamamlanamayan ortak Avrupa Evi'nin inşası için bir kaç münferit uzlaşma yönünde gayret sarf etmek bugün AB'de artık yeterli gelmiyor. (...) Avrupa Evi'nin inşa edileceği nihai arazi bu durumda bugünkü AB ile, buna ilaveten Bulgaristan, Romanya ve AB devletleri Slovenya ile Yunanistan arasındaki güney Avrupalıların bölgesinden oluşmaktadır. Bu net tablo, ABD'nin AB devletlerine uyguladığı devasa baskı nedeniyle giderek silikleşmiştir. Bu şekilde Anadolu'daki Türkiye'nin alınması hedeflenmektedir. Bu baskı AB devletlerini, neredeyse kendi anlaşmalarını ihlal edecek derecede tutum değişikliğine zorlamıştır. Bu yüzden 1999'daki Helsinki Zirvesi'nde rezil olmamak için, 'Avrupa' sözcüğünün kullanılmasından kaçınılarak, 'Türkiye'nin Birliğin üyesi olması kararlaştırılmıştır' şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Böylece AB'ye üyelik için şimdiye kadar tartışılmaz olan Avrupa'ya aidiyetin artık ilk ön koşul olmadığı, daha ziyade siyasi, ekonomik ve toplumsal kriterlerin yerine getirilmesi gerektiği izlenimi oluşturulmuştur. Görüldüğü kadarıyla AB projesi, Avrupalılaşmaktan çıkarılmıştır. Bununla beraber Avrupalılar arasında ezelden bu yana, özellikle Ukrayna'nın sürekli dile getirdiği katılım gayreti nedeniyle, AB'nin sınırlarının genişlemesinden dolayı yıkılabileceği endişesi büyüyor. Bu endişe özellikle Türkiye ile yapılan müzakerelerin başlamasından bu yana söz konusu. AB'ye üye devletler ittifakla, müzakerelerin 10 ila 15 yıl süreceği ve ucu açık yapılacağı tespitinde bulundular. Bu ülkeler böylece, 'uluslararası müzakereler' olarak tanımlanan durum hakkında yeni ve oldukça tuhaf bir anlayış icat ettiler. Şu an Türkiye ile AB arasında yapılan işin adı aslında 'istişare'dir. Ancak Avrupalılar, bu yolla aynı zamanda ABD ile acil bir ihtilaf içerisine de düşmeksizin kendilerine siyasal ve zamansal hareket alanı yarattılar. Avrupalılar bu hareket alanını, ortak siyasetlerinin anlaşmalarla sabit kılınan ve vazgeçilmez temeline geri dönebilmek için kullanmalıdırlar." (Hans Arnold, 31/01)

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Der Standard: "Türkiye... AB Kapısındaki Çin": "Avusturya'nın Ankara'da yeni açılan ticaret temsilciliği, Avusturya firmalarının yolunu açacak. Ankara'da üst düzeydeki bir AB görevlisi, 'Yabancı yatırımcıların Türkiye'de yaşamlarının pek kolay olmadığını' söylüyor. AB yetkilisi, Türkiye ile AB arasında 10 yıldan beri yürürlükte olan Gümrük Birliği ile Türkiye'nin Brüksel'in giriş müzakerelerine artık başlaması yolundaki tüm çabalarına rağmen, 'Türkiye'nin gümrük birliğine uymadığı görüşünde olduğumuz birçok vaka var' diyor. Avusturya'nın Türkiye'ye yaptığı doğrudan yatırımlar 150 milyon avroyu buluyor. Dış Ticaret Yetkilisi Richard Bandera, aralarında 35'i tanınmış olan 50 Avusturya işletmesinin kendi ürettikleri mallarla Türkiye'ye doğru adım attıklarını, Türkiye'nin 'kapının önündeki Çin' gibi bir şey olduğunu söylüyor. Rekabet edilebilecek nitelikteki ücretler karşılığında, örneğin otomobil sanayinde yüksek kalite sunuluyor. Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Richard Schenz, Avusturyalı işletmelerin öncelikle çevre teknolojisi, inşaat endüstrisi, enerji sektörü, alt yapı ya da turizm alanlarında geniş olanaklara sahip olduğu görüşünde. Türkiye'nin AB standartlarına ulaşabilmek için yalnız çevre sektörüne 70 milyar avro harcaması gerekeceği tahmin ediliyor. Ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine, AB'nin kapısını açacak anahtar gözüyle bakılıyor. Sanayi Bakanı Ali Coşkun, 'Türkiye birçok alanda kısa süre önce AB'ye katılan ülkelerden çok daha ileride. 2010 yılından sonra AB'ye katılabileceğimize inanıyorum. Seçenek arayışı içinde değiliz' diyor. Schenz ise, 'Eğer bundan sonraki genişleme dalgası iyi hazmedilirse, Türkiye'ye ilişkin tereddütler de kaybolacaktır. Politika ekonomiyi takip eder' şeklinde konuşuyor." (Michael Bachner, 31/01)

 

            Salzburger Nachrichten: "Dolambaçlı Türkiye Çizgisi": "SPÖ iddia ettiği gibi Avrupa politikası konusunda görüş birliğine sahip değil. Eyalet Başkanı Gabi Burgstaller, stratejik nedenlerden dolayı Türkiye'nin AB üyesi olmasını istediğini söyleyerek, bunu ispatlamış oldu. Burgstaller, bunun, 'İslam ülkelerinin nasıl bir gelişme göstereceklerinin bilinmemesinden, daha iyi' olduğunu da ifade etti. Viyana Belediye Başkanı Michael Haeupl da Türkiye'yi AB'de tam üye olarak tasavvur edebiliyor. Parti Başkanı Alfred Gusenbauer ise, Boğaz'daki ülkeyi yalnız AB'nin imtiyazlı üyesi olarak görmek istiyor. Federal parti yönetimi, Burgstaller'in beyanlarının parti çizgisinden ayrılmak olarak algılanmadığını belirtti. SPÖ Parlamento Grubu Başkanı Josef Cap, Türkiye ile Birlik arasında başlanmasına karar verilen müzakerelere işaret ederek, şu anda Türkiye konusunda bir tartışmanın olmadığını belirtti." (31/01)

            Der Standard: "Türkiye'ye Yönelik Şüpheler Fırsatların Kaçırılmasına Neden Oluyor": "Bu konuyu bilmeyen var mıdır? Türkiye AB'ye girsin mi, girmesin mi? Türkiye 40 yıl önce AB'ye başvuruda bulunmuştu. Ancak birkaç yıl öncesinde 'eski-yeni' Avusturya meselesiyle ilgili haber, yorum ve programlar dalgası patlak vermiş oldu. Seçim afişleri birilerini yönlendirirken, diğerlerini şoke ediyordu. Bazıları tarafsız kalmayı ve zamanın ne zaman geleceğine karar verebilmek için daha fazla bilgi edinmeyi yeğledi, bunu da üyelik müzakerelerinin sonuna bıraktılar. Ancak can alıcı soru şu: Bizim büyük partilerimizin, AB üyeliğine duruşları nasıl? Kendi görüşlerimizle ilgili olarak ne kadar haklıyız ve nasıl açıklanabilir? Avusturya halkı nezdinde Türkiye'nin birçok yüzü mevcut: Başörtüsü, yaz tatilleri, Anadolu ve elbette kebap. Fakat bu bakış açıları AB, Türkiye ve Avusturya'nın da geleceğine karar vermek için yeterli midir? Örneğin Türkiye'nin -Türkiye'de çok saygı gören reformcu- Mustafa Kemal Atatürk'ten (1881-1938) beri laik-demokratik bir devlet olması, yıllardır politikanın AB üyeliği üzerine kurulması, zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılması, Türk üniversitelerinde görev alan kadınların oranının yüzde 40'larda olması ve yine kadınların daha 1934 yılında oy kullanma hakkına -Fransa, İtalya, Yunanistan ve İsviçre'den de önce- kavuşması, görmezden gelinmek istenen olgulardır." (Lale Eleonora Çabuk, 31/01)      

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia: "Kadınların Eşit Olacağı Günü  Çabuklaştıracağım":

 

            "SORU: Türkiye, AB maratonunun hangi kısmında bulunuyor?

 

            LOKATELLİ: Yolun üçte birlik kısmını geride bıraktı. Türkiye'yi ilk ziyaretim 33 yıl önceydi. Halen kadınların gösteri yapmalarına izin vermiyorlar. Geçen mart ayında ne olduğunu hatırlıyor musunuz? İstanbul'da gösteri yapmak cesaretini gösteren kadınlar, polis tarafından dövüldü. Birkaç hafta sonra hükümet bunun tekrarlanmayacağını vaat etti.

           

            SORU: Türkiye'nin AB'ye katılımı konusundaki tavrınız nedir?

 

            LOKATELLİ: Katılımından yanayım. Avrupa sadece coğrafi bir bölge değil, prensip, kanun ve değer toplumudur. Bu prensipleri kabul eden ülke sayısı ne kadar çok olursa o kadar memnun olurum. Tüm bunlara rağmen, Türkiye'nin katılım prosedürünün çok sert olması gerektiğine inanıyorum. Türkiye'nin katılımı için geçmesi gereken sınavların çok sert olması gerekir." (Liana Spiropulu imzasıyla Kadınlar Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pia Lokatelli ile yapılan mülakat, 31/01)

 

 
ESKİ SAYILAR