02.02.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

AVUSTURYA BASINI:

Wiener Zeitung: "Önümüzdeki Fırsatları Kaçırmayalım": "Avusturya Dönem Başkanlığı, hem Türkiye-AB hem de Türkiye-Avusturya ilişkilerinin gelişmesi açısından önemli  fırsatlar yaratacaktır. 3 Ekim 2005 tarihinde, Türkiye ile  katılım müzakereleri başlatma kararı alınırken, Avusturya'nın  tutumu acı bir tat bırakmış olabilir, ama bunlar geride kaldı.  Artık ileriye bakmak lazım. Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri uzun yıllar  alacaktır. Bu dönemi her iki taraf da iyi değerlendirmelidir.  Anayasa'nın reddedilmesinden sonra AB şu anda kimliğini  aramaktadır. Ne yazık ki 60 yılı aşkın bir süredir, barış  ya da Şengen bağlamında dolaşım, hayatın bir parçası haline geldi ve bunlar topluluk dışındaki bir ülke için AB'yi cazip  kılan çok önemli başarılar. Türkiye'nin müzakere süreci döneminde AB'nin genişleme  ve derinleşme çerçevesinde birçok sorununu çözümlemiş  olacağını umuyorum. Aynı zamanda Türkiye bir yandan siyasi  ve ekonomik reformlarını daha da geliştirecek, müktesebatı  üstlenerek, AB ile aynı standartlara erişecektir. Bununla  birlikte, sadece standartları kağıt üstünde yakalamak değil,  bunları uygulamak da önemlidir. Türkiye'nin bugüne dek  gösterdiği azim bunun da sağlanacağının garantisidir. Sade Avusturyalının Türklere tereddütlü bir bakışı  olduğunu görüyorum. Ekonomik ve kültürel temeldeki bu  endişeleri gidermek uzun soluklu bir çalışmayı gerektiriyor.  Türklerin Avusturya'ya gelmelerinin esas nedenin daha iyi ekonomik koşullara erişmek olduğu bilinmelidir. Önceki  genişlemelerde olan göç endişeleri nasıl gerçekleşmediyse, Türkiye'nin üyelik zamanı geldiğinde de aynısı olacaktır. Evet Türkler din, dil ve kültür bakımından  Avusturyalılardan farklı olabilir. Ancak iki halk da temelde  aynı değerlere sahip çıkmaktadır. Türklerin de Avusturyalılar  gibi demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü duyguları  kuvvetlidir. AB'nin bir kültürler topluluğu olduğu gerçeğini göz önünde  tutarak, dışlanmaları yerine, Türklerin entegre olmaları  için daha da gayret gösterilmesi gereklidir. Biz Türkler zordan kaçınmayız. Ama fırsat eşitliğine de  inanırız. Tüm koşulları tamamlayan ve her açıdan AB ile aynı  düzeye gelen yarınki Türkiye'nin konumu çok başka olacaktır." (Türkiye'nin Avusturya Büyükelçisi Selim Yenel, 01/02)

 

 

AZERBAYCAN BASINI:

Ekspress: "Türkiye, ABD ve Orta Doğu": "Washington Yönetiminin ‘kurtarıcı’ politikası yürütmesi  nedeniyle, ABD yetkililerinin çoğunun modern muhafazakarlığı,  dünyanın çeşitli bölgelerinde çıkarlarının sağlanması için en  radikal adımların atılmasını gerektiriyor. Her ülkenin ve her insanın hakkı, diğer ülke ve  insanların özgürlüğü ile aynı noktada. ABD'nin, Orta Doğu,  Güney Kafkasya ve Ön Asya'da yürüttüğü politik çizgisinde  endişeye neden olacak konuları sezmemek mümkün değil. Endişe konusu ise Türkiye. O Türkiye ki, AB'ye üye olmak için kanunlarından sosyal yaşamına kadar ciddi  reformlar yapıyor, doğunun en uygar İslam ülkesi olmasının  yanı sıra, dünyevi konularla İslam'ı uygar bir şekilde bir araya getiriyor ve Batıya, gerçek İslam'ın gelişim, tolerans  ve diğer din ve ırklara saygı duymayı öğreten bir din olduğunu  gösteriyor. Mantık olarak, Batının, özellikle de ABD'nin, Türkiye'nin  bölgedeki konumunun güçlenmesi ve ülkenin bulunduğu coğrafyada  dengeyi sağlaması için çalışması gerekir. (...) Orta Doğu ülkelerinde batı modeli demokrasinin sağlanarak, toplumlarda demokratik değerlerin yaratılmasına,  insan hakları ve parlamenter demokrasinin güçlenmesine çalışan  Bush, tüm niyetlerine rağmen, Türkiye dışında başarısızlığa  uğradı. ‘Büyük Orta Doğu Projesi’ çerçevesinde, bölge ülkelerinde  gerçekten de demokratik seçimlerin yapılmasını, halkı ezen ve dünya birliğine meydan okuyan, terörizme destek veren  rejimlerin iktidardan uzaklaştırılmasını amaç edinen Washington, ‘Gül isterken, kül aldı’ deyimini kullandı. ABD'nin söz konusu proje çerçevesinde, Orta Doğu  ülkelerine harcamaya başladığı yüz milyonlarca dolar  karşılığında, Batı eğilimli, politikalar yürütmeye başlayan  partiler iktidara gelmedi ve insan haklarının savunucusu  olduklarını açıklayan kurumlar parlamentolarda temsil  edilmedi." (Hasan Ağacan, 01/02)

 

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Romanya, Türkiye'nin Avrupa Emelini Destekliyor": "Romanya Başbakanı Calin Tariceanu, Ankara'ya yaptığı ziyaret sırasında,  Türkiye'nin Avrupa emelini desteklediğini belirtti ve müzakere süreci için ülkesinin yardımını önerdi. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile katıldığı  ortak basın toplantısı sırasında Tariceanu, ‘Türkiye'nin  AB ile üyelik müzakerelerini sonuna kadar götüreceğine inanıyoruz.’ dedi. Romanya Başbakanı, Türkiye'ye, -AB üyeliğinin  Ocak 2007 için öngörülen- ülkesinin tecrübelerinden  yararlanması önerisinde bulundu. Tariceanu, Brüksel ile yapılan müzakerelerin ‘zorlu’  olduğunu belirterek, ‘Tecrübelerimizi paylaşmaya hazırız.’  dedi. Erdoğan ise, Bükreş'in, Türkiye'nin 2009-2010 için  BM Güvenlik Konseyi üyeliğine adaylığını desteklemesinden  duyduğu memnuniyeti dile getirdi. (01/02)

 

 

MISIR BASINI:

El Kahire: "Türkiye Üyesi Olmayı Arzuladığı AB'nin Baskılarına Boyun Eğiyor ve En Ünlü Romancısının Davasını Düşürüyor":  "Geçen hafta bir Türk mahkemesi, yazar Orhan Pamuk'a isnat edilen davanın düşürülmesini kararlaştırdı. Pamuk,  geçen yıl bir İsviçre gazetesiyle yaptığı söyleşide, 20. yüzyılın başlarında Osmanlı yönetimi sırasında, Ermenilerin  bir milyon kişi kurban vererek maruz kaldığı kıyımlara,  ayrıca, 80'li ve 90'lı yıllarda Türk Hükümeti’nin bölücü  Kürtleri etkisiz hale getirme çabası sonucu 30 binden fazla Kürdün öldürülmesine değinmesinin ardından, Türkiye'ye, Türk kimliğini alenen aşağılamakla suçlamıştı. Bu söyleşiyi Türkiye'ye kötülük olarak niteleyen milliyetçi çevreler, Türkiye'nin, Ermenileri topluca imha eylemlerine  bulaştığını gerçek dışı kabul edip, belirtilen sayıda Ermeni'nin ölümünü; binlerce Türk'ün de can vermesine neden  olan Birinci Dünya Savaşı öncesine ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüne yol açan olaylara bağlıyor ve  Türkiye'nin, Kürtleri hedef almadığını savunuyorlar. O  sıralarda birçokları, Pamuk'un devlete ihanet suçundan  yargılanmasını istiyordu. Uluslararası toplum ise, Pamuk'a yöneltilen suçlamalara  sert eleştirilerle yanıt verdi. Bu bağlamda Türkiye, kişi  özgürlükleri ile düşünce özgürlüğünü ihlal etmekle suçlandı.  Türkiye'deki düşünce özgürlüğünü eleştirenlerin başında gelen  AB, Türkiye'nin azınlık hakları ve kişi özgürlükleri konusunda  katı tutumundan duyduğu kaygıyı dile getirdi. Dile getirilen  bu kaygının özünde; Türkiye'nin AB üyesi olma arzusunun yanı  sıra, AB ülkelerinin çoğunun, Türkiye'den, demokrasiye sahip  çıkma, ekonomiyi reforme etme, azınlıkların haklarını koruma,  çoğulculuğa dayalı siyasi ve kültürel ortamı yaratma ve ılımlı  İslam çizgisinde kalma yolunda Batı'nın izinden gitme isteği yatmaktadır. (...) Müslüman Türkiye'yi Avrupa ile bütünleştirme konusunda  yaratıcı eserler yazan Pamuk, 2005 yılında Frankfurt'ta Alman  Yayıncılar Birliği tarafından verilen barış ödülünü aldığında yaptığı konuşmada, Avrupa'da Türkiye karşıtı duyguların  kışkırtılmasının, Türkiye içinde Avrupa'ya olan düşman güçlü  bir ortamın oluşmasına yol açacağını vurgulayarak, AB'ye  inanan herkesin barış ile milliyetçilik arasında bir seçim  yapmak zorunda olduğunu savunmuştu. (...) Birçok kişi, fikir ve düşünce özgürlüğüne dayalı oturmuş bir zihniyetten kaynaklanmayan  bu kararın nedenini, Türkiye'nin AB tehditlerine boyun  eğmesine bağlıyorlar. Bu da, Türk milliyetçilerinin Pamuk'a  olan nefretlerini artırıyor." (Emine El Neccar, 31/01)  

 

NOT: Bu bülten, 01 Şubat 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek

           hazırlanmıştır.

 
ESKİ SAYILAR