AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung: "Önümüzdeki Fırsatları
Kaçırmayalım":
"Avusturya Dönem Başkanlığı, hem Türkiye-AB hem de Türkiye-Avusturya
ilişkilerinin gelişmesi açısından önemli fırsatlar yaratacaktır. 3 Ekim
2005 tarihinde, Türkiye ile katılım müzakereleri başlatma kararı
alınırken, Avusturya'nın tutumu acı bir tat bırakmış olabilir, ama
bunlar geride kaldı. Artık ileriye bakmak lazım. Türkiye'nin AB'ye
katılım müzakereleri uzun yıllar alacaktır. Bu dönemi her iki taraf da
iyi değerlendirmelidir. Anayasa'nın reddedilmesinden sonra AB şu anda
kimliğini aramaktadır. Ne yazık ki 60 yılı aşkın bir süredir, barış ya
da Şengen bağlamında dolaşım, hayatın bir parçası haline geldi ve bunlar
topluluk dışındaki bir ülke için AB'yi cazip kılan çok önemli
başarılar. Türkiye'nin müzakere süreci döneminde AB'nin genişleme ve
derinleşme çerçevesinde birçok sorununu çözümlemiş olacağını umuyorum.
Aynı zamanda Türkiye bir yandan siyasi ve ekonomik reformlarını daha da
geliştirecek, müktesebatı üstlenerek, AB ile aynı standartlara
erişecektir. Bununla birlikte, sadece standartları kağıt üstünde
yakalamak değil, bunları uygulamak da önemlidir. Türkiye'nin bugüne
dek gösterdiği azim bunun da sağlanacağının garantisidir. Sade
Avusturyalının Türklere tereddütlü bir bakışı olduğunu görüyorum.
Ekonomik ve kültürel temeldeki bu endişeleri gidermek uzun soluklu bir
çalışmayı gerektiriyor. Türklerin Avusturya'ya gelmelerinin esas
nedenin daha iyi ekonomik koşullara erişmek olduğu bilinmelidir. Önceki
genişlemelerde olan göç endişeleri nasıl gerçekleşmediyse, Türkiye'nin
üyelik zamanı geldiğinde de aynısı olacaktır. Evet Türkler din, dil ve
kültür bakımından Avusturyalılardan farklı olabilir. Ancak iki halk da
temelde aynı değerlere sahip çıkmaktadır. Türklerin de Avusturyalılar
gibi demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü duyguları
kuvvetlidir. AB'nin bir kültürler topluluğu olduğu gerçeğini göz önünde
tutarak, dışlanmaları yerine, Türklerin entegre olmaları için daha da
gayret gösterilmesi gereklidir. Biz Türkler zordan kaçınmayız. Ama
fırsat eşitliğine de inanırız. Tüm koşulları tamamlayan ve her açıdan
AB ile aynı düzeye gelen yarınki Türkiye'nin konumu çok başka
olacaktır." (Türkiye'nin Avusturya
Büyükelçisi Selim Yenel, 01/02)
AZERBAYCAN BASINI:
Ekspress: "Türkiye, ABD ve Orta Doğu":
"Washington Yönetiminin ‘kurtarıcı’ politikası yürütmesi nedeniyle, ABD
yetkililerinin çoğunun modern muhafazakarlığı, dünyanın çeşitli
bölgelerinde çıkarlarının sağlanması için en radikal adımların
atılmasını gerektiriyor. Her ülkenin ve her insanın hakkı, diğer ülke
ve insanların özgürlüğü ile aynı noktada. ABD'nin, Orta Doğu, Güney
Kafkasya ve Ön Asya'da yürüttüğü politik çizgisinde endişeye neden
olacak konuları sezmemek mümkün değil. Endişe konusu ise Türkiye. O
Türkiye ki, AB'ye üye olmak için kanunlarından sosyal yaşamına kadar
ciddi reformlar yapıyor, doğunun en uygar İslam ülkesi olmasının yanı
sıra, dünyevi konularla İslam'ı uygar bir şekilde bir araya getiriyor ve
Batıya, gerçek İslam'ın gelişim, tolerans ve diğer din ve ırklara saygı
duymayı öğreten bir din olduğunu gösteriyor. Mantık olarak, Batının,
özellikle de ABD'nin, Türkiye'nin bölgedeki konumunun güçlenmesi ve
ülkenin bulunduğu coğrafyada dengeyi sağlaması için çalışması gerekir.
(...) Orta Doğu ülkelerinde batı modeli demokrasinin sağlanarak,
toplumlarda demokratik değerlerin yaratılmasına, insan hakları ve
parlamenter demokrasinin güçlenmesine çalışan Bush, tüm niyetlerine
rağmen, Türkiye dışında başarısızlığa uğradı. ‘Büyük Orta Doğu Projesi’
çerçevesinde, bölge ülkelerinde gerçekten de demokratik seçimlerin
yapılmasını, halkı ezen ve dünya birliğine meydan okuyan, terörizme
destek veren rejimlerin iktidardan uzaklaştırılmasını amaç edinen
Washington, ‘Gül isterken, kül aldı’ deyimini kullandı. ABD'nin söz
konusu proje çerçevesinde, Orta Doğu ülkelerine harcamaya başladığı yüz
milyonlarca dolar karşılığında, Batı eğilimli, politikalar yürütmeye
başlayan partiler iktidara gelmedi ve insan haklarının savunucusu
olduklarını açıklayan kurumlar parlamentolarda temsil edilmedi."
(Hasan Ağacan, 01/02)
FRANSA BASINI:
AFP: "Romanya, Türkiye'nin Avrupa
Emelini Destekliyor":
"Romanya Başbakanı Calin Tariceanu, Ankara'ya yaptığı ziyaret
sırasında, Türkiye'nin Avrupa emelini desteklediğini belirtti ve
müzakere süreci için ülkesinin yardımını önerdi. Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan ile katıldığı ortak basın toplantısı sırasında Tariceanu,
‘Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerini sonuna kadar götüreceğine
inanıyoruz.’ dedi. Romanya Başbakanı, Türkiye'ye, -AB üyeliğinin Ocak
2007 için öngörülen- ülkesinin tecrübelerinden yararlanması önerisinde
bulundu. Tariceanu, Brüksel ile yapılan müzakerelerin ‘zorlu’ olduğunu
belirterek, ‘Tecrübelerimizi paylaşmaya hazırız.’ dedi. Erdoğan ise,
Bükreş'in, Türkiye'nin 2009-2010 için BM Güvenlik Konseyi üyeliğine
adaylığını desteklemesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
(01/02)
MISIR BASINI:
El Kahire: "Türkiye Üyesi Olmayı
Arzuladığı AB'nin Baskılarına Boyun Eğiyor ve En Ünlü Romancısının
Davasını Düşürüyor":
"Geçen hafta bir Türk mahkemesi, yazar Orhan Pamuk'a isnat edilen
davanın düşürülmesini kararlaştırdı. Pamuk, geçen yıl bir İsviçre
gazetesiyle yaptığı söyleşide, 20. yüzyılın başlarında Osmanlı yönetimi
sırasında, Ermenilerin bir milyon kişi kurban vererek maruz kaldığı
kıyımlara, ayrıca, 80'li ve 90'lı yıllarda Türk Hükümeti’nin bölücü
Kürtleri etkisiz hale getirme çabası sonucu 30 binden fazla Kürdün
öldürülmesine değinmesinin ardından, Türkiye'ye, Türk kimliğini alenen
aşağılamakla suçlamıştı. Bu söyleşiyi Türkiye'ye kötülük olarak
niteleyen milliyetçi çevreler, Türkiye'nin, Ermenileri topluca imha
eylemlerine bulaştığını gerçek dışı kabul edip, belirtilen sayıda
Ermeni'nin ölümünü; binlerce Türk'ün de can vermesine neden olan
Birinci Dünya Savaşı öncesine ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüne yol
açan olaylara bağlıyor ve Türkiye'nin, Kürtleri hedef almadığını
savunuyorlar. O sıralarda birçokları, Pamuk'un devlete ihanet suçundan
yargılanmasını istiyordu. Uluslararası toplum ise, Pamuk'a yöneltilen
suçlamalara sert eleştirilerle yanıt verdi. Bu bağlamda Türkiye, kişi
özgürlükleri ile düşünce özgürlüğünü ihlal etmekle suçlandı.
Türkiye'deki düşünce özgürlüğünü eleştirenlerin başında gelen AB,
Türkiye'nin azınlık hakları ve kişi özgürlükleri konusunda katı
tutumundan duyduğu kaygıyı dile getirdi. Dile getirilen bu kaygının
özünde; Türkiye'nin AB üyesi olma arzusunun yanı sıra, AB ülkelerinin
çoğunun, Türkiye'den, demokrasiye sahip çıkma, ekonomiyi reforme etme,
azınlıkların haklarını koruma, çoğulculuğa dayalı siyasi ve kültürel
ortamı yaratma ve ılımlı İslam çizgisinde kalma yolunda Batı'nın
izinden gitme isteği yatmaktadır. (...) Müslüman Türkiye'yi Avrupa ile
bütünleştirme konusunda yaratıcı eserler yazan Pamuk, 2005 yılında
Frankfurt'ta Alman Yayıncılar Birliği tarafından verilen barış ödülünü
aldığında yaptığı konuşmada, Avrupa'da Türkiye karşıtı duyguların
kışkırtılmasının, Türkiye içinde Avrupa'ya olan düşman güçlü bir
ortamın oluşmasına yol açacağını vurgulayarak, AB'ye inanan herkesin
barış ile milliyetçilik arasında bir seçim yapmak zorunda olduğunu
savunmuştu. (...) Birçok kişi, fikir ve düşünce özgürlüğüne dayalı
oturmuş bir zihniyetten kaynaklanmayan bu kararın nedenini, Türkiye'nin
AB tehditlerine boyun eğmesine bağlıyorlar. Bu da, Türk
milliyetçilerinin Pamuk'a olan nefretlerini artırıyor." (Emine El
Neccar, 31/01)
NOT:
Bu bülten, 01 Şubat 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek
hazırlanmıştır.
-
-
ESKİ SAYILAR