ANKARA,
06/02(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen
3-5 Şubat 2006 tarihleri arasında haber ve yorumlardan yapılan
alıntılar aşağıda sunulmaktadır:
AZERBAYCAN
BASINI:
Ekspress: "Sözde
Soykırıma Karşı Savaş Başladı": "İtalya'nın La Stampa gazetesinin
yaptığı habere göre, Türkiye, 2006'yı, Ermenilerin sözde soykırım
iddialarına karşı kampanya yılı ilan etti. Konuyla ilgili özel bir
program hazırlayan Ankara, çalışmalara başlamak için bir komisyon
oluşturdu. Komisyonun başkanı, KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş.
Projenin ismi de çok cazip: 'Ermeni belgeleriyle Ermeni soykırımı
yalanı... Büyük Proje 2006.' Ermeniler yıllardır Türklere karşı sözde
soykırım iddialarıyla dünyanın her yerinde propaganda yapıyorlar.
Yaklaşık 25 ülke Ermenilerin bu yalanlarına destek verdi. Türkiye ise
hep buna karşı çıkan açıklamalarını tekrarlamakla yetiniyordu. Türk
politikacılar zaman zaman Ermenilere, iyi bir komşu olmayı, konuyla
ilgili gerçekleri itiraf etmeyi ve en azından bunu tarihte bırakmayı
teklif ettiler. (...) La Stampa durumu şu şekilde yorumluyor:
'Ankara'nın bu adımının arkasında, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusu
duruyor. Zira Brüksel, Türkiye'ye, AB'ye üye olması için sözde Ermeni
soykırımını tanıması şartını koymuştu. Avrupa'da yaşayan Ermeniler de
bunun için çaba gösteriyorlar.' Gazetenin yazdıklarıyla ilgi görüşünü
açıklayan Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği Basın Müşaviri Süha Bacanakgil,
'Madalyonun iki yüzü var. Ermeniler soykırım olduğunu iddia ediyor, biz
ise o dönemde yaşanan olayların, her iki tarafın da büyük kayıplara
uğradığı bir facia olduğunu söylüyoruz. Komisyon, tarihi gerçeklerin
ortaya çıkarılması için bir Fırsat.' dedi." (Alekber Raufoğlu, 04/02)
FRANSA BASINI:
Le Figaro:
"Paris'ten Ankara'ya Çifte Mesaj": "Fransız Dışişleri Bakanı Türklerden
siyasi reformları hızlandırmalarını istedi, ancak ekonomik alanda elini
uzattı. Eğer bir gün gerçekten Avrupa Birliği'ne girmek istiyorsanız
demokratikleşmenizi hızlandırın. Ekonomik bütünleşmenizi sağlamak üzere
aramızdaki ticareti daha fazla beklemeksizin geliştirelim. Ankara'da,
Philippe Douste-Blazy çift taraflı bir mesaj verdi: Reformlar alanında
itina ve teşvik; iş ve pazar alanında da uzatılan yardım eli. Türkler
ise kendi açılarından, bu ziyaret vesilesiyle özellikle Paris ile
aralarındaki gerilimi çözmeyi bekliyorlardı. (...) Geçtiğimiz 3 Ekim'de
AB ile üyelik müzakerelerinin resmen başlamış olması da art düşüncelere
ve kaçamak söylemlere son vermedi. Douste-Blazy bu konuda şunları dile
getirdi: 'Fransa'da ve şimdi de tüm Avrupa'da genişleme süreci halkların
görüşü dikkate alınarak gerçekleşecektir. Bu nedenle, Avrupa kamuoyları
için en hassas olan alanlarda daha hızlı ve daha uzun yol almak
gerekir.' Bu çerçevede sıralanacak konular: Kadın hakları, ifade ve
inanç hürriyeti, işkenceyle mücadelenin sürdürülmesi ve AB'nin bu yıl
içerisinde Ankara'dan beklediği çetrefilli bir sorun olan Kıbrıs'ın
tanınması. Zira değişime doğru Türkiye'nin hızında geçen yıl büyük bir
yavaşlama olmuş, bu alanda yapılanlar bölgelere dağılımı açısından
yetersiz kalmış ve adil olmamıştır. Douste-Blazy'nin de özellikle
vurguladığı üzere bu ülkenin Avrupa'ya girebilmesi ancak bir dizi değer
ve kıstaslara uymasıyla mümkün olabilecektir. Douste-Blazy şunları dile
getirdi: 'Asıl mesaj aynı Avrupa Birliği vizyonunu paylaştığımıza
inanmaktır, yani bir serbest mübadele bölgesi değil, bir ortak ev.' Buna
karşın Türk yöneticiler ayarlamalara giriştiler. Onların da zamana
ihtiyacı var. Abdullah Gül bu konuda şunları söylüyor: 'Türkiye'nin
üyeliği konusunda referandum yoluyla Fransız halkının görüşüne başvurma
kararı alınmıştır. Kimse buna karşı çıkmayı düşünemez. Ancak bu konuda
karar verilecek zaman bugün değildir. Türkiye AB üyelik koşullarını
yerine getirdiği gün son derece farklı bir ülke olacaktır.'" (Alain
Barluet, 03/02)
İNGİLTERE
BASINI:
The Economist:
"Kültür Savaşları": "Avrupalı liderlerin, Batı medeniyetiyle aynı anlama
geldiğini düşündükleri Avrupa kültürünü, iyi bir fikir olarak
değerlendirdiklerine ve Avrupa Birliği'nin meşruluğunu Avrupa kültürünün
faziletlerine dayandırmanın doğru bir yaklaşım olacağına inandıklarına
dikkat çekilen yorumda, bu düşüncenin, Avrupa'nın geleceğiyle ilgili
anayasal tartışmanın ardından ortaya çıkan bir sonuç olduğu
vurgulanmıştır. Avrupalı liderlerin artık idealizmin ötesine geçerek,
'Avrupalılık' olgusunun belirli nitelikleri üzerinde durmak ve AB ile
ilgili tartışmalar yapmak istediklerinin belirtildiği yorumda, sanat ve
siyaset için geçenlerde Salzburg'da bir araya gelen liderlerin, ortak
bir Avrupa kültüründe kutsallaşan farklı bir Avrupa kimliği bulunduğu;
Avrupa kültürünün insanlara, piyasalar ve ticaret gibi sıkıcı işlerin
aksine ilham verdiği ve ortak Avrupa kültürünün, başta AB olmak üzere
ortak Avrupa kurumları içinde şekillenmesi gerektiği yönünde üç görüş
ortaya koydukları kaydedilmiş ve bunlar sorgulanmıştır. 'Avrupa'
olgusunun, tek bir kültüre dayanarak tanımlanamayacağının ve kültürün,
yüzyıllar boyunca birleştirici olduğu kadar bölücü bir unsur da
olduğunun ifade edildiği yorumda, Avrupa kıtasının yarısının, birbiriyle
çatışan değerleri savunurken ölen insanların kemiklerini örten bir savaş
meydanına döndüğüne dikkat çekilerek, insan haklarına saygı, hukukun
üstünlüğü, yoksullara yardım ve özgürlük sevgisi gibi tüm kıtayı
kucaklayan bir tanımlamanın, daha doğru olduğu vurgulanmıştır. Avrupalı
liderlerin Avrupa kültürü ile ilgili ortaya attıkları üç görüşün de
şüpheli olduğunun belirtildiği yorumun devamında, 'Türkiye'yi Konuşmak'
altbaşlığıyla yer alan bölümde şu ifadelere yer verilmiştir: 'Ancak
tartışılacak başka şeyler de var. Kültür hakkında konuşmak, dikkatleri
ekonomik reform gibi daha zor konulardan uzaklaştırmaktır. Bu ayrıca,
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasını engelleyen sinsi bir yol
haline de dönüşebilir. (Türkiye katılım için resmi şartları yerine
getirse de kültürel anlamda Avrupalı sayılmayabilir). (...)" (04/02)
İSVİÇRE
BASINI:
Der Bund: "Avrupa
Sınırsız": "Avrupa'nın sınırları nerede? AB'nin 2004 yılındaki son
genişlemesi ve geçen yıl Türkiye ile üyelik müzakerelerinin resmen
başlamasından beri bu soru gittikçe güncelleşiyor. İsviçre Doğu Avrupa
Kütüphanesi ve hükümetin polit forumunun Bern'de Kaefigturm'daki bir
dizi konferansının başlangıcında, Zürih'ten SP'li Ulusal Konsey üyesi
Andreas Gross, kışkırtıcı bir tez sundu: 'Aslında Avrupa'nın coğrafi
sınırı yok.' Avrupa Konseyi Üyesi, Avrupa Konseyi'nin Çeçenistan özel
raportörü ve Azerbaycan gözlemcisi Gross'a göre, Avrupa bir 'değerler
topluluğu.' Geçen yüzyılda Avrupa'da meydana gelen felaketlerden sonra,
eski kıtada bazı merkezi değerlerin milliyet ve milli sınırların
üzerinde olduğu anlayışı yerleşti: Örneğin insan hakları, hukuk devleti
ve demokrasi. Bu sivil kazançlar, Avrupa düşüncesinin temelleri. Gerçi
içinde çok fazla Hıristiyan düşüncesi mevcut, ancak Avrupa, 'sadece
Hıristiyanlara ait bir proje' değil. Bu yüzden, uzun zamandan beri
Avrupa Komisyonu üyesi olan Türkiye'nin, kriterleri yerine getirdiğinde
Avrupa'da yeri var. Gross, şu andaki İslamcı hükümetin, bu konuda tüm
sosyal demokrat ve liberal hükümetlerden daha fazla şey yaptığına dikkat
çekti. Ayrıca komşuların yüzüne kapıyı kapatmak akıllıca değil.
Dışlanmış olma duygusu, saldırganlık ve kıskançlık reaksiyonlarına neden
olabilir, bu da Avrupa'nın güvenliğini artırmaz, azaltır. (...)" (Jürg
Müller, 02/02)
KIBRIS RUM
BASINI:
Cyprus Weekly: "AP
Raportörü Agneletto: AB, Önemli Bir Dönemece Geldi": "Avrupa
Parlamentosu İnsan Hakları Raportörü Vittori Agneletto, Avrupa
Birliği'nin, Türkiye'nin, insan hakları ve Kıbrıs konularındaki
sorumluluklarını yerine getirmesi hususunda çok hassas bir noktaya
geldiğini söyledi. Agneletto, Türkiye'nin AB'ye yönelik sorumluluklarını
yerine getirmesi hususunda ön koşul öne sürmesini eleştirdi. Türkiye'nin
AB'ye yönelik sorumlulukları arasında, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması ve
limanlarını Kıbrıs bandıralı gemi ve uçaklara açması da bulunuyor.
Türkiye'nin insan haklarına karşı tutumuna atıfta bulunan Agneletto,
AB'nin çok hassas bir dönemece geldiğini kaydederek, AB Konseyi ve AB
Komisyonu'nu, Türkiye'ye insan haklarına saygı göstermesi konusunda
yaptırım uygulayamamasından dolayı eleştirdi. Almanya'da iktidarda
bulunan Hıristiyan Demokrat Parti Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Andreas Schockenhoff da 'Cyprus Weekly'e verdiği bir beyanatta,
Türkiye'nin AB'ye karşı sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini
savundu ve bunu yapmadığı takdirde AB kriterlerine karşı gelmiş
olacağını ileri sürdü." (03/02)
Kıbrıs Haber
Ajansı: "Hükümet Sözcüsü: Kıbrıs Konusu Avrupa'nın da Sorunudur":
"Hükümet Sözcüsü Yorgo Lillikas, Kıbrıs sorununun Türkiye için bir
Avrupa konusu haline geldiğini, Türkiye'nin Avrupa ilkeleri temelinde
Kıbrıs sorununa çözüm bulma sorumluluklarını yerine getirmemesi halinde
bu durumla karşı karşıya kalacağını söyledi. Fransa Dışişleri Bakanı
Philippe Douste-Blazy'nin 'Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'yle
ilişkilerini normalleştirmeye başlaması gerektiği' şeklindeki
açıklamalarının hükümeti şaşırtmadığını belirten Lillikas, 'Kıbrıs
konusu Avrupa'nın da bir sorunudur ve Türkiye için de bir Avrupa
sorunudur. Ankara, Avrupa ilkeleri temelinde Kıbrıs sorununa çözüm
bulmazsa, bu konuyu karşısında bulacaktır. Avrupa Birliği'nin resmi
belgelerinde bu böyle ifade ediliyor.' dedi. Hükümet Sözcüsü Lillikas,
Kıbrıs konusunun Avrupa Birliği müzakere sürecinde engel olarak
durmasına son vermenin Türkiye'ye bağlı olduğuna dikkati çekti ve
Ankara'nın Avrupa Birliği'ne karşı sorumluluklarını yerine getirmeyi
reddetmesinin, bu ülkeyi Birliğe üyelik sürecinde ciddi sorunlarla karşı
karşıya bırakacağına işaret etti." (05/02)
YUNANİSTAN
BASINI:
Elefterotipia:
"Kıbrıs'ı En Kısa Zamanda Tanıyın": "Fransa Dışişleri Bakanı Philippe
Douste-Blazy, Ankara'nın AB'ye üye ülkelerden birini tanımadan Birliğe
katılmak istediğini, bu gerçeği de Avrupalıların kavrayamadığını
belirterek, Türkiye'yi Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerini en kısa
zamanda düzene sokmaya davet etti. Ankara'da resmi ziyarette bulunan
Fransa Dışişleri Bakanı düzenlediği basın toplantısında, 'Türkiye'nin
Kıbrıs ile olan ilişkilerini en kısa zamanda düzene sokması
gerekmektedir.' diye uyardı. Abdullah Gül ise, 'eylem planı'nı Kıbrıs
sorununun çözümlenmesi için sunduklarını vurguladı. Bununla birlikte,
Ankara'nın Avrupa yükümlülüklerini bir kez daha görmezden gelerek,
Türkiye'nin Kıbrıs'ı ancak 'yaşanabilir bir çözüm bulunduğunda'
tanıyacağını tekrarladı." (03/02)
Makedonya Haber
Ajansı: "Skandalakis: Yunanistan Türkiye'den Köklü Değişiklikler
Bekliyor": "Dışişleri Bakan Yardımcısı Panayotis Skandalakis, yaptığı
konuşmada, İstanbul Yunan soydaşlarına ve Türk-Yunan ilişkilerine
değindi. Skandalakis, Yunan Hükümeti'nin, Türk-Yunan ilişkilerinde tam
bir yumuşama için karşılıklı güvenin aşamalı olarak iyileştirilmesi ve
tesis edilmesini hedef alarak, bölgede yeni bir dönem için istikrarlı
bir şekilde çalıştığını belirtti. Skandalakis, 'Türkiye'nin, Avrupa
süreci konusunda gayet açık bir politikamız var. Türkiye, Avrupa
şartlarını yerine getirdiği takdirde, uzun bir uyum sürecinden sonra AB
üyeliğine hak kazanacaktır. AB'nin, komşu Türkiye'nin üyelik
müzakereleri konusundaki kararını, derece derece Avrupa müktesebatına
uyum sağlayan bir Türkiye'nin, gerek halkı gerek komşuları açısından
daha iyi olacağı inancıyla destekledik.' dedi. Türkiye'nin, Avrupa
kriterleri ve isteklerine, AB ilkeleri ve değerlerine tam olarak
karşılık verdiği takdirde AB'nin tam üyesi olabileceğini vurgulayan
Skandalakis, 'Özellikle siyasi ve ekonomik Kopenhag kriterleri
açısından, bunlar gayet açıktır.' dedi." (02/02)
Antenna TV:
"Türkiye'ye Öneriler": "Türkiye'ye en kısa zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti
ile ilişkilerini normalleştirme çağrısında bulunan Fransa Dışişleri
Bakanı Philippe Douste-Blazy, Avrupalıların, Ankara'nın, bir üyesini
tanımadığı Birliğe girmek istemesi olayını kavrayamadıklarının altını
çizdi. Fransa Dışişleri Bakanı, resmi ziyarette bulunduğu Ankara'da
düzenlediği basın toplantısında, 'Türkiye en kısa zamanda Kıbrıs ile
ilişkilerini normalleştirme yoluna gitmeli' uyarısında bulundu. Douste-Blazy
ayrıca, Avrupa kamuoyunun, Türkiye'nin AB üyesi bir ülkeyi tanımamasını
idrak edemediğini vurguladı." (03/02)
-
-
ESKİ SAYILAR