14.02.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 14/02(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB  arasındaki ilişkilere değinen 13 Şubat 2006 tarihli haber  ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ALMANYA BASINI:

           

            Der Tagesspiegel: "AB Üyeliği İçin Artı Puan Yok": "Türkiye, karikatür tartışmasında kilit rolü üstlenebilecek olsa da, bunu, AB'ye katılım müzakereleri için kendi lehinde bir artı puan olarak kullanamayacak. En azından çok sayıda CDU'lu dış politikacı bu görüşte. Federal Parlamento'daki AB Komisyonu Başkanı Matthias Wissmann, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İspanyol mevkidaşı Jose Luis Zapatero'nun birlikte yaptıkları itidal çağrısını 'akıllıca bir işaret' olarak değerlendirmekle birlikte, Ankara'nın karikatür ihtilafındaki tutumunun, Türkiye'nin AB'ye alınması bağlamında bir anlam taşıdığına inanmıyor. CDU'lu politikacı, 'Türkiye'nin üyeliğine birkaç yıl sonra karar vereceğiz ve o zaman sorulacak başlıca soru, AB'nin alım kapasitesine sahip olup olmadığı olacak.' diyerek, CDU/CSU içersinde hakim olan, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin şüpheleri paylaştığını söyledi. Hıristiyan Birlik Partilerinin dış politika sözcüsü Eckart von Klaeden de, CDU/CSU'nun Türkiye siyasetinde ve ülkenin AB'ye üyeliğiyle ilgili tutumunda değişikliğe gitmesi için bir neden olmadığı görüşünde. Kaldı ki CDU'lu politikacı, Hz. Muhammed karikatürleri tartışmasını, İslam ile Batı arasındaki bir ihtilafın dışa yansımasından ziyade, İslam dünyasındaki farklı akımlar arasında yaşanan bir ihtilaf olarak yorumluyor. Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Elmar Brok da (CDU) benzer görüşte. 'Eğer Türkiye burada yatıştırıcı rol oynarsa, bunu memnuniyetle karşılarız.' diyen Brok, 'Ancak ben şimdi kalkıp da, bu konunun üyelik tartışmasında öyle ya da böyle bir rol oynayacağını söyleyemem.' ifadesini kullandı." (Robert Birnbaum, Albrecht Meier, 11/02)

            Die Welt: "Türkiye'de Başörtüsü Kavgası Yeniden Alevlendi": "Türk siyasetinin kırılma noktaları bazen insanı şaşırtıyor. İslamcı olarak bilinen bir hükümet AB'ye entegrasyonda ısrar ediyor ve bunu yaparken de, kendilerini Kemalist olarak tanımlayan ve tarihi olarak bir zamanlar Türkiye'nin 'Batılılaşmasını' teşvik eden milliyetçi, laik güçler tarafından frenleniyorlar. Tersine Hükümet sadece AB'ye yakınlaşma politikası değil, aynı zamanda da toplumun İslamileştirilmesi politikası güdüyor. Böylece, Avrupa karşıtı kuvvetleri güçlendiriyor ve bunu yaparken yine muhafazakar kesim tarafından frenleniyor. Bu uzun siper savaşındaki saldırı ve karşı saldırılar, şu sıralar birbirleriyle çarpışıyorlar. Genelde laik eksendeki Danıştay, -Kemalizmin hakim olduğu Türkiye'nin en üst düzey İdare Mahkemesi- eğitim kurumlarında geçerli olan başörtü yasağını, sokakları ve eğitim kurumlarının önlerini kapsayacak şekilde genişletti. Mahkeme, okul binaları önünde başörtü takılmasını yasakladı. (...) Uzun zamandır devam eden imam hatip tartışması, özellikle çelişkilerle dolu. Öğrenciler arasında yapılan anketler, bunların, Batıya ilişkin bilgilerin en az öğretildiği, buna karşın 'ahlaksız' olarak algılanan Batıya yönelik önyargıların en güçlü bir şekilde ele alındığı okullar olduğunu ortaya koydu. AB üyeliğini önceliği yapan bir hükümetin tam da bu politikanın çok bariz bir tepkiyle karşılandığı bu okulları teşvik etmek istemesi, hükümet partisi AKP içinde de belirgin bir zihniyet çelişkisine yol açıyor." (Boris Kalnoky, 11/02)

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Simerini: "Yorgo Yakovu'dan Açık Uyarı... Kıbrıs'ın Silahı... Gerekmesi Durumunda Veto Kesin... Türkiye Avrupa Birliği'ne Karşı Taahhütlerini Yerine Getirsin": "Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun Türkiye'ye veto silahını göstermekte olduğu bildirildi. Dışişleri Bakanı'nın, 'AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve Güney Kıbrıs'ın uluslararası örgütlere katılma çabalarını veto etmeyi sürdürmesi durumunda Türkiye'ye, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin büyük silahı olan vetoyu göstermekte olduğu ve bu silahın İngilizleri korkuttuğu görüşünü ortaya koyduğu' kaydedildi. Yakovu, 'Türkiye 25'lere karşı yükümlülüklerini yerine getirmez ve Kıbrıs'ın uluslararası örgütlere katılım çabalarını veto etmeye devam ederse, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından vetonun da, müzakereler sırasında pratikte geciktirmenin de kesinlikle kullanılacağı an gelecek. Kıbrıs sorumluluk gösterdi ve bu nedenle referandumlar sonrasında AB içerisinde zor anlar geçirdi. 2004'te ve 2005'te Türkiye ile alakalı sahip olduğumuz olanaklar vardı ve bunları kullanmadık. Avrupalı ortaklarımız, yalnızca iyi niyetli olduğumuzu değil, aynı zamanda tamamen sorumlu bir tutuma sahip olduğumuzu gördüler..." dedi. (11/02)

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia: "Kürt Sorunu, Kıbrıs ve Arabulucular": "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Kıbrıs sorununa ilişkin son teklifi, ABD ve İngiltere diplomasisinin gözle görünen anlaşmasıyla yapılmış olsa da, Kıbrıs sorununda uluslararası arabulucuların stratejisinin anlaşılması gereğini ortaya koydu. Bugün Türkiye'de birçok yorumcu şaşkınlıklarını ifade ediyor ve ABD'nin 1999 yılında Türk güçlerinin PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanması için neden yardım ettiklerini anlayamıyor. Bu belirsizlik, PKK'nın tekrar faaliyete geçmesinde ABD'nin Ankara'ya karşı desteğinin zayıflamış olduğu bir dönemde ortaya çıkıyor. Zaman geçtikçe ve Türkiye'de Kürt sorununa ilişkin ABD politikası daha belirgin olarak biçimlendikçe, ABD'nin Ankara'ya yardıma koşmasının sebebi daha açık belli oluyor. (...) Türk politikacıların ve de özellikle askerlerin son rahatsızlıkları, Türk toplumunun büyük bir kısmını saran güçlü bir güvensizlik hissini yansıtıyor, çünkü hem ülkelerinde hem de bölgelerinde veriler değişiyor. Türkiye içindeki değişiklik, ülkenin AB yönelimi ve beklentisi sebebiyle gerçekleşmesi gereken reformlarla ilgilidir. (...) ABD'nin artık Kürt sorununda stratejik seçimlerini yaptığı görülüyor. Ancak, Türkiye'yi Orta Doğu gelişmelerinin insafına terk etmek istemiyor. Bunu dengelemek için Türkiye'nin Batı sistemlerine, özellikle AB'ye, katılımının güçlendirilmesi gerekir. Türkiye'yi Kıbrıs sorununda memnun etmek de bu mantığa dahil. Bu da, haksız Annan planının sunulmasıyla ve Türkiye'nin AB yönelimini garanti etmek çabaları suretiyle bir dereceye kadar başarıldı."  (Hristos Yakovu, 12/02) 

 

 
ESKİ SAYILAR