21.02.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 21/02(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB  arasındaki ilişkilere değinen 20 Şubat 2006 tarihinde  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:

 

            Amerika'nın Sesi Radyosu: "Papadopulos, BM Genel  Sekreteri Kofi Annan'la Paris'te Biraraya Gelecek": "Kıbrıs  Rum Yönetimi Lideri Papadopulos, Kıbrıs'ta bundan sonraki  çözüm çabalarının başarıya ulaşması için Rum tarafının  yapılmasını gerekli gördüğü değişikliklerin, BM tarafından  kabul edildiğini söyledi. Rum tarafının bu konudaki  değişiklik taleplerinin BM tarafından kabul edildiğini  söyleyen Papadopulos, 'Bundan sonraki çözüm çabalarında  hakemlik ve zaman sınırlaması olmayacak; sadece üzerinde  uzlaşma sağlanmış bir çözüm halklarının onayına sunulacak.  Bu, büyük bir başarıdır.' dedi. (…) Türkiye'nin AB  üyeliğine de değinen Papadopulos, Türkiye'nin üyeliğinin  Kıbrıs sorununun çözümüyle bağlantılı olduğunu ileri  sürmenin, yanlış bir algılama örneği olduğunu söyledi.  Papadopulos Türkiye'nin AB sürecinde ellerinde çok sayıda  veto imkanı bulunduğunu belirterek, 'AB üyeliğinin Kıbrıs  konusuyla bağlantılı olmasını Türkiye kendisi istiyor.  Türkiye AB'ye karşı olan yükümlülüklerini, sadece Rumların  Annan planındaki mantıklı önerilerini kabul ettiğinde  yerine getirebileceğini söylüyor. Sonuç olarak bazılarının  dikkatsizce kurdukları bu bağlantı, bize değil, Türkiye'ye  yardımcı oluyor.' diye konuştu." (Nazmi Pınar, 20/02)

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Welt Am Sonntag: "Türkiye Dürüst Bir Aracı Olabilir  mi?": "İslamı eleştiren karikatürlerin yayımlanmasıyla  ortaya çıkan tartışmalarda Türkiye Başbakanı Recep Tayyip  Erdoğan, arabuluculuk yapmayı önerdi. Bu alkışlarla  karşılandı, zira Erdoğan, reformcu olarak kabul görüyor ve  Türkiye'yi Hıristiyan AB'ye taşımaya çalışıyor. Burada  'Müslüman-Hıristiyan Diyalogunun' bazı destekleyicileri,  Erdoğan'ın bizzat devlet düşmanlığı güden 'İslami tahrikten'  dolayı hüküm giymiş olduğunu gözden kaçırıyorlar. Türk  siyasetçisi, bugün bile hala laik devletin başörtüsü  yasağını tartışmalı hale getiriyor. Erdoğan, şu sıralar  kendisine hakaret ettiği iddia edilen karikatüristlere  karşı davalar açmış durumda. AB adaylığı perspektifi  verildiği halde, ülkesinde yaşayan Hıristiyanlara temel  haklarını vermekten resmen kaçınan bir aracı ne kadar  inandırıcı olabilir? Sayıları yüz bine varan Ermeni,  Rum-Ortadoks, Süryani, Keldani, Katolik ve Protestana  Türkiye'de ikinci sınıf vatandaş olarak davranılıyor.  (…)" (Heimo Schwilk, 19/02)

            Frankfurter Rundschau: "Ankara İki Dünya Arasında":  "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan kendisi ve ülkesi  için eski bir rolü yeniden keşfetti: Şark ile Garp  arasındaki arabuluculuk rolünü. İlk olarak Hz. Muhammed  karikatürleri tartışmalarında hakemlik yapmak isteyen  Erdoğan, şimdi ise Hamas ile Batı arasında ve İran'ın  nükleer programı tartışmalarında da arabuluculuk yapmak  istiyor. Bu anlaşılabilir bir istek. Karikatür tartışması  Türkiye'de onbinlerce insanı sokağa döküyor. Bu  tartışmanın tırmanması durumunda ülkenin AB başvurusu  hasar görebilir. Erdoğan hakikaten iki dünya arasında  gidip gelen bir gezgin gibi. İslamcı köktendincilikten  Batılı değerlerin tipik bir savunucusu haline geldi.  Görüldüğü kadarıyla dönüşen Müslüman Erdoğan, ülkesini  AB'ye seleflerine göre daha kararlı ve hızlı bir şekilde  götürüyor. Erdoğan, AB'nin Türkiye'yi üyeliğe alarak  kültürler çatışması tehdidine karşı koruyabileceğini  ve 'çeşitlilik içinde birlik' idealini  gerçekleştirebileceğini söylüyor. Bazı Avrupalılar da  aynı görüşteler. Türkiye'nin 'köprü vazifesini'  hatırlatmaktan yorulmuyorlar. Türk toplumu, Müslüman  Şark kültürü ile öncülüğü devletin kurucusu Atatürk  tarafından yapılan Batıcılık arasında bölünmüş durumda.  Küçük ve Batıya yönelmiş seçkin zümre ülkeyi AB'ye taşımak  istiyor. Ancak giderek güçlenen Türk milliyetçileri ve  dinci çevreler AB'ye katılımın adını bile duymak  istemiyorlar. Anketlerin ortaya koyduğu kadarıyla geniş  halk kitlelerinde de üyeliğe verilen destek azalıyor.  Erdoğan'ın gerçek niyeti hala netlik kazanmadı. Ve onun  bir Avrupalıya dönüşmesine herkes inanmıyor. Bazıları  Erdoğan'ın AB adaylığı gölgesinde Türkiye'yi gizlice  İslamlaştırmaya gayret ettiğine inanıyor."  (Gerd Höhler, 18/02)

 

            FRANSA BASINI:

           

            AFP: "Papadopulos: Kıbrıs, Türkiye'ye Veto Hakkını  Saklı Tutuyor": "Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos  yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin Avrupa Birliği  üyeliğine veto hakkını saklı tuttuğunu, ancak bunu yapmaya  mecbur olmamasını ümit ettiğini ifade etti. Papadopulos,  Kıbrıs'ın diğer bütün üyeler gibi veto hakkına sahip  olduğunu, ancak Kıbrıs Hükümeti'nin, Ankara'nın Rum  Hükümeti'ni tanımamasına daha hoş bir çözüm bulmayı arzu  ettiğini dile getirdi." (20/02)

 

            YUNANİSTAN BASINI:

           

            Ethnos: "Türkiye AB Üyesi Olursa Bildiğimiz Avrupa  Son Bulur": "Hollanda ve Fransa'da Avrupa anayasasının  onaylanmamasında Türkiye konusu da önemli rol oynadı.  Referandum başka ülkelerde de -özellikle Avrupa'nın en  büyük ülkesi Almanya'da- uygulansaydı vatandaşların büyük  çoğunluğu Avrupa anayasasını reddedecekti. Bence, Amerika,  AB'deki uyduları vasıtasıyla, Türkiye'nin AB üyesi olması  için her şeyi yapacak. Ancak, Türkiye AB üyesi olursa,  Avrupa'nın tarih içinde şimdiye kadar ilerlemiş olduğu yol  son bulacak. Avrasya bölgesine yeni bir bakış açısı altında  bakılacak. Bir ya da öteki seçeneğin daha iyi olduğunu  söylemiyorum. Ne olacağı hakkındaki görüşümü sergiliyorum.  Belki daha iyi, belki de daha kötü olur. Ancak, Türkiye'nin  AB'ye girişiyle Avrupa değişecek, tarihi niteliklerini  kaybedecek. Zamanla, dini güç olarak değil, siyasi güç  olarak İslam'ın hakim olacağı ya da egemen konumda olacağı  yeni bir Avrasya bölgesi oluşacak." (Panayotis Panayotu  imzasıyla Anayasa Uzmanı eski AB Parlamenteri Dimitris  Tsatsos ile yapılan mülakat, 19/02)

 

 
ESKİ SAYILAR