23.02.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 23/02(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB  arasındaki ilişkilere değinen 22 Şubat 2006 tarihinde  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ABD BASINI:

 

            Amerika'nın Sesi Radyosu: "Karikatür Krizinde Türkiye'ye Önemli Rol": "Hazreti Muhammed'in karikatürlerinin yayımlanması nedeniyle İslam dünyası ile Avrupa Birliği arasında yaşanan gerginlik henüz giderilemedi. Türkiye bu ortamda İslam ve Batı değerlerini bir arada yaşatmayı başaran yapısıyla dikkati çekiyor. Avrupa Birliği, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan tek aday ülke konumundaki Türkiye'den krizin aşılabilmesi yönündeki düşünce ve deneyimlerini Birlik dışişleri bakanlarıyla paylaşmasını istedi. Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 10-11 Mart'ta Salzburg'da düzenlenecek olan Gayri Resmi Dışişleri Bakanları Toplantısında (GYMNICH) bir sunum yapacak. AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'in Gül'e sunum daveti yaparken üç ana unsuru dikkate aldığı belirtiliyor. Bunlardan ilki, Türkiye'nin, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan tek AB adayı ülke olması. Türkiye'nin BM çatısı altında oluşturulan medeniyetler ittifakında yer alması ve muhtemel arabuluculuk rolüne en uygun ülke olması da etkenler arasında." (Güven Özalp, 21/02)

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Die Presse: "Bana Türk Aleyhtarı Canavar Gözüyle Bakıyorlar":

 

            "(…)

 

            SORU: Sık sık veto sözü ediyorsunuz, ama hiç veto etmediniz. Neden Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda hiç veto hakkınızdan yararlanmadınız?

 

            PAPADOPULOS: Ben hiç veto tehdidinde bulunmadım. Veto her AB ülkesinin hakkı. Ama bu ancak diğer AB ülkelerinin de sınıra ulaşıldığı ve başka ödün verilemeyeceği konusunda ikna olmaları halinde etkili olabilir. Biz henüz bu aşamaya gelmedik. Umarım Türkiye AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğinin bilincine varır. Ama vetonun son çare olarak kaçınılmaz olduğunu düşünecek olursak, bu hakkımızı kullanırız.

 

            SORU: Hükümet sözcünüz daha geçenlerde, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği Anlaşmasına rağmen limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs'a açmaması halinde, veto etmekle tehdit etti.

 

            PAPADOPULOS: Türkiye Gümrük Birliği ile yalnız Kıbrıs'a karşı değil, tüm AB'ye karşı yükümlülük altına girmiş oldu. AB çok ciddi bir ikilemle karşı karşıya. Ya Türkiye'nin kendi şartları doğrultusunda AB'ye katılmasına ve yükümlülüklerine aldırmamasına göz yumacak, ya da Türkiye'nin diğer bütün ülkeler gibi kurallara uyması gerektiği yolunda kararlı bir sinyal verecek.

 

            SORU: Türkiye'nin AB'ye katılmasını istiyor musunuz?

 

            PAPADOPULOS: AB'nin kurallarını kabul eden bir Türkiye, Avrupa'nın da Kıbrıs'ın da yararına olacaktır.

 

            SORU: Avusturya'nın Türkiye'ye tam üyelik yerine imtiyazlı bir ortaklık teklif edilmesi önerisini neden desteklemediniz?

 

            PAPADOPULOS: Avusturya ile sıkı temas içindeydik. Kıbrıs başlangıçta, Avusturya'nın AB'nin yeni üye alma gücünün Türkiye'nin Birliğe katılım şartlarından biri olması yolundaki önerisini destekleyen tek ülkeydi. (…)" (Christian Ultsch, Wolfgang Böhm imzalarıyla Kıbrıs Rum Lideri Papadopulos ile yapılan mülakat, 22/02)

 

            Die Presse: "Avrupalıların Yeni Gözdesi": "Daha birkaç ay önce şüpheler baskın çıkıyordu, ama şimdi birçok AB hükümeti umutla Türkiye'ye bakıyor. Tartışmalı aday ülke, Muhammed karikatürlerinin yol açtığı krizde Batı ile İslam dünyası arasında aktif bir arabulucu rolü üstlendi. Birkaç haftaya kadar somut giriş müzakerelerine başlayacak olan Türkiye için bu, bir profil belirlemek yolunda beklenmedik ve sevindirici bir fırsat. Geleneksel olarak Türkiye'ye eleştirel gözle bakan Avusturya bile şimdi yoğun bir şekilde Ankara ile temas arayışına geçti. Avusturya Dışişleri Bakanı ve AB Dönem Başkanı Ursula Plassnik, Türk meslektaşı Abdullah Gül'den resmen, Batılı ve İslam toplumları arasında 'yapıcı bir diyalog' kurabilmek için somut önerilerde bulunmasını rica etti. Gül bu nedenle, AB Troykası ile bir araya gelmek üzere 8 Mart'ta Viyana'ya gelecek. Dışişleri Bakanı, 10-11 Mart tarihlerinde Salzburg'ta yapılacak olan AB Dışişleri Bakanları toplantısına da katılacak. Başbakan Erdoğan, karikatürlerin yol açtığı şiddet yanlısı protesto gösterileri başlar başlamaz, Türkiye'nin 'Medeniyetler İttifakının' 'avukatı' olduğunu söyleyerek, ülkesinin arabuluculuk rolünün altını çizmişti. Türkiye'nin angajmanı AB'de etkisini gösterdi. Almanya'da, Türkiye'ye kuşkulu bakan CDU bile, Ankara'daki hükümetin 'soğukkanlı tutumuna' ilişkin övücü bir ifade kullandı. Birlik partilerinin federal grup sözcüsü Eckart von Klaeden geçenlerde, artık 'Türkiye'nin AB'ye yakınlaştırılmasının, hem iç hem dış politika açısından Almanya'nın çıkarına olduğu besbelli.' dedi. Hala sürmekte olan karikatür krizi göz önünde bulundurulacak olursa, Gül'ün AB'li politikacıların ve Avrupa kamuoyunun olumlu dikkatini üzerine çekeceğinden yola çıkabiliriz. Türkiye'nin de zaten şimdi buna ihtiyacı var, çünkü AB ile somut müzakereler şu sıralarda başlayabilir." (Susanna Bastaroli, 22/02)

 

            Der Standard: "Avrupa Birliği Tam Üyeliğe Alternatif Arıyor": "Avrupa Birliği Dış İşleri Komisyonu Başkanı Brok, Batı Balkanlar, Türkiye ve Ukrayna için ara çözüm istiyor. AB Parlamentosu Dış Politika Komisyonu Başkanı olan Brok, bundan sonraki AB genişlemeleri için bir öneri getirdi. Alman CDU politikacıları arasında ağırlığı olan Brok, gelecekte, 'komşuluk politikası ile üyelik arasında bir durum' olabileceği görüşünde. Bu şekilde, Batı Balkan ülkelerine, hatta Türkiye'ye de 'müzakereler planlandığı gibi gitmediği takdirde', yine aynı şekilde Ukrayna, Gürcistan, Moldavya ve Beyaz Rusya'ya, 'üyeliğin biraz altında olacak' bir durumun önerilmesi gerektiğini ama bu önerinin AB komşuluk politikasının ilerisinde olması gerektiğini, mesela Kuzey Afrika ülkelerini de kapsamasını belirtmiştir. " (Alexandra Föderl-Schmid, 22/02)

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter: "Türk Adli Sistemi, AB'ye Giden Yolda Bir Engel mi?": "Türk adli sistemi, sistemi eleştirenler için ülkenin Avrupa Birliği'ne giden uzun yolunda en büyük engeli oluşturuyor. Eleştirmenlere göre sistem katı, muhafazakar, güvenilmez, insan haklarına düşman ve genellikle yolsuzlukla işliyor. Ancak destek verenler içinse sistem, Türk devletinin İslamcılardan Kürt asilere kadar pek çok düşmanına karşı ülkenin laik ve üniter yapısının korunması mücadelesindeki bir ileri hat niteliğinde. Liberalleri hayal kırıklığına uğratan ve muhafazakarların güvenini tazeleyen son olayda ise başbakanlığın kendi himayesindeki bir komisyonda yer alan iki akademisyen, Türkiye'deki azınlıklarla ilgili hazırladıkları raporla ulusun bütünlüğüne zarar verdikleri gerekçesiyle suçlandılar. Akademisyenlerin davası halen sürüyor. Ankara AB'nin insan hakları reformları konusundaki taleplerini yerine getirmeye çalışırken ve ülke 2007 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine hazırlanırken, Türk adli sistemi birbiriyle rekabet içerisindeki ideolojilerin savaş alanına döndü. Türkiye ekim ayında AB ile katılım müzakerelerine başladı, ancak 2015 yılında önce zengin Birliğe katılması mümkün görünmüyor. Türk adli sistemine AB'den gelen son eleştiriler, Türkiye'nin yenilenen Ceza Yasası'nın 301'inci Maddesi'ni hedef aldı. Bu madde, devletin kurumlarını veya Türk kimliğini küçük düşürmeyi suç sayıyor. Ankara'da bulunan bir AB diplomatı, 'Adli sistem, AB karşıtı güçlerin eski yöntemleri savunmakta ve değişime karşı direniş göstermekte kullandıkları belki de en büyük araç olarak ortaya çıkmıştır.' dedi." (Gareth Jones, 22/02)

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Kıbrıs Haber Ajansı: "Schüssel: Kıbrıslı Türklere Yönelik AB Tüzüklerinin Ayrılması için Bir Fırsat Penceresi Var": "Avrupa Konseyi Başkanı ve Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, Avrupa Birliği'nin, Kıbrıslı Türklere yönelik tüzükler sorununda ilerleme sağlanması için "bir fırsat penceresi" olduğunu söyledi. Avusturya'yı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ile iki saatlik görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında açıklama yapan Schüssel, Kıbrıs sorunun çözüm çabalarında ana rolün Birleşmiş Milletler de olduğunu, ancak Avrupa Birliği'nin de destekleyici bir rol oynayabileceğini söyledi. Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülükleriyle ilgili olarak ise, 2006 yılı içerisinde ilerleme kaydedilmesi gerektiğini belirtti. İki lider, Avusturya Başkanlığı'nın gündemi, Kıbrıs'taki durum ve diğer AB konularıyla ilgili çok verimli bir görüşme yaptıklarını ifade ettiler. Ankara'nın AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesine ivme kazandırılması için Avusturya Başkanlığı'nın girişim başlatıp başlatmayacağı konusunda Schüssel, 'Türkiye açık yükümlülükler kabul etmiş bulunuyor ve bu taahhütlerini 2006'da yerine getirmesini bekliyoruz.' dedi. 'Türkiye'nin Kıbrıs uçakları ve gemileri üzerindeki kısıtlamaları gevşettiği yönünde bir belirti var mı' sorusuna Papadopulos, Türkiye'nin AB'ye ve Kıbrıs'a karşı açık ve şartsız olarak üstlendiği yükümlülükleri olduğunu, Avrupalı yetkililerin, Türkiye'den, yükümlülüklerini reddetmediği güvencesini aldıklarını söyledi ve 'Ancak Türkiye şu ana kadar tüm uygulama çabalarını reddetmiş görünüyor ve bu politikasının değiştiği yönünde bir belirti yok.' dedi. (22/02)

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            To Vima: "Türkiye Kıbrıs Sorununda Tutum Değiştirsin": "Cumhurbaşkanı Papulyas, Yanya'dan Türkiye'ye yeni bir mesaj göndererek, Türkiye'nin Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerini yerine getirmesini istedi. Papulyas yaptığı konuşmada, komşu ülkenin Kıbrıs konusundaki politikasını değiştirmesi gerektiğini, aksi takdirde AB yönelimini tehlikeye sokacağını altını çizerek söyledi. Cumhurbaşkanı şunları vurguladı: 'Yunanistan, Türkiye'nin AB yönelimini destekliyor. Ancak, bu kural değil. Türkiye büyük bir ikilem içinde: Kıbrıs'a karşı politikasını değiştirmek veya katılım müzakerelerinin yönelimini tehlikeye sokmak.' Papulyas, 'Son zamanlarda, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı yükümlülüklerini, katılım yöneliminden ayırmak gayretine destek sesleri duyuluyor. Ancak diplomasi, adalet ve ahlak meselesi değil, güç ve çıkarlar meselesidir. Atina ve Lefkoşa, AB-Türkiye ilişkilerinin ilerlemesi için Gümrük Birliği'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de içine alacak şekilde genişlemesini şart koşmayı başarmıştır. Bu koşul, ne kadar baskı yapılırsa yapılsın iptal edilemez." dedi. (22/02)

 

 

  

 

 
ESKİ SAYILAR