05.05.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

            

            ANKARA, 05/05(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 4 Mayıs 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Die Welt: "Avrupa için Bir İmparatorluk": "AB, geri dönülmez bir çıkmaz sokağa girmiş bulunuyor. Kibarca ifade etmek gerekirse, AB Komisyonu ve devlet ile hükümet başkanları stratejik bir ikilem içindeler. AB'nin sınırlarındaki dış istikrarı sağlaması öngörülen genişlemenin, AB üyesi ülkelerdeki şüpheci çoğunluklara karşı kabul ettirilmesi zor. Etrafta çifte yorgunluk hakim. Bu arada Avrupa projesini inandırıcılık krizi, halkların güven kaybı ve hükümetler arası engellemeler tehdit ediyor. AB'nin yöneticileri orantı ve dengeleri kaybettiler. Artık onları yapılması mümkün olan değil, arzu edilebilecek olan en imkansız yönetiyor. Şimdi her istikamette müzakereler sürdürülüyor. Batı Balkan, Türkiye, hatta Ukrayna ve Magrib ülkeleri bile müzakere alanına giriyor. Ancak bu, demokrasi tarafından verilmemiş, sadece bürokrasi tarafından yürütülen bir görevdir. Zira sonunda önemli üye devletlerde, olumlu sonuçlanacağını mantıklı düşünen hiç kimsenin iddia edemeyeceği halk oylamaları yapılacaktır. Bu yüzden, jeopolitik nedenler ne kadar lehinde olursa olsun, görünür bir gelecekte boşa gidecek bir girişimdir ve sadece her iki tarafın da hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir. Yerine getirilemeyecek vaatlerde bulunmak ise, işin başından ölçülü davranmaktan daha tehlikelidir. 'Ya hep ya hiç' şeklindeki vahim telkinden kurtulmak gerekir. Yer ile gök arasında da ara zeminler olmalıdır. Ve bu zeminler az ya da çok, kapı önünde duran herkese açık tutulmalıdır. Türkiye'nin, ayrıcalıklı bir ilişki dışında pek şansı yok. Bunu ister Brüksel, ister İstanbul'da olsun işin içindeki herkes biliyor. İslamlaştırma devam ederken ve Türk birlikleri Iraklı Kürtlere baskı yaparken, Erdoğan bu arada ordunun yetkisini azaltıyor, ülke yapısal yardımlar alıyor. (...)"  (Michael Stürmer, 04/05)

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Der Standard: "Genişleme Tuzağı": "Ücretlerin düşürülmesi, işsizlik ve küreselleşme kurbanı olma gibi korkuları olan bir Avrupa için, sınırsız genişleme fikrinin ne tehlikeli bir siyasi tuzak olduğu görülüyor. AB hükümetlerinden hiçbiri genişlemeye hayır diyecek papazı elinde tutmak istemiyor. Bu tutum iktidara gelmeyi umut eden muhalefetteki politikacılar için de geçerli. Buna karşın geçenlerde Münih'te Fransa'nın eski Başbakanı Sosyal Demokrat AB Parlamenteri Michel Rocard, 'Avrupa kendine düşünme süresi tanımadı, Avrupa can çekişiyor.' diyerek oldukça gerçekçi bir dil kullandı. Rocard, yeni bir Avrupa kimliği bulunamaması ve Avrupa coşkusu uyandırılamaması halinde, birleşme projesinin tehlikeye düşeceğini belirtti. Balkan ülkeleri Bulgaristan ile Romanya'nın üyelik olgunluğuna işte bu gerçeğin ışığında bakılmalı. 16 Mayıs'ta AB Komisyonu'nun bu iki ülkenin üyelik olgunluğuna ilişkin ilerleme raporu açıklanacak. Ancak Bükreş ve Sofya yönünde kalkan AB'nin genişleme treni artık durdurulamaz. Katılımın Ocak 2008'e kaydırılması ihtimalinin, baskı aracı olarak kullanıp kullanılamayacağı şüpheli. Anlaşma yeni bir ertelemeye daha izin vermiyor. Türkiye ve Ukrayna gibi ülkelerin katılımı konusunda ise son derece riyakar bir tutum sergileniyor. Artık fikir değiştirmenin ve başka seçenekleri masaya yatırmanın zamanı geldi. Şu sıralar Avrupa'nın birleşmesi konusunda karşılaşılacak en büyük siyasi tehlike, AB'nin daimi olarak istikrarını kaybetmesi." (Paul Lendvai, 04/05)

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP: "Dora Bakoyanni: Balkanların Geleceği AB'de Yatıyor":

 

            "SORU: Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakereleri yedi ay önce başladı. Birçok gözlemciye göre, bu ülkede yapılan reformlar yerinde sayıyor. Bu konuda siz de mi böyle düşünüyorsunuz?

 

            BAKOYANNI: Bir ülkenin AB'ye üyeliği uzun ve zor bir süreçtir. Türkiye daha yolun başında. Türk Hükümeti de dahil kimse bunun kolay olacağını söylemedi. Şu ana kadar yapılmış değişiklikler kısmen de olsa temel değişikliklerdi ve bu yüzden reformlar konusunda Türkiye'de bir yorgunluk hissedilmesi olağandır. Ama Yunanistan bu ülkeyi bu süreçte destekliyor. Türkiye'nin AB'ye giden yolda taahhütlerini yerine getirmeye devam edeceğini umuyoruz.

 

            SORU: Sırbistan, Bulgaristan ve Romanya'daki şirketlerinin büyük başarı kazanmasıyla, Yunanistan'ın bölgedeki rolü ekonomik açıdan giderek daha büyük önem kazanıyor. Bu güç politik açıdan nasıl değerlendirilebilir?

 

            BAKOYANNI: Ekonomik katkımızın aynı zamanda politik bir yönü de var. Bölgeye yatırılan yaklaşık 9 milyar avro -ki bu sayede 200 bin kişinin istihdamı sağlanıyor- ve 500 milyon avroyu geçen doğrudan yardım programı ile, Yunanistan'ın ekonomik katkısı önemli miktarda siyasi kar sağlamıştır. Üstelik Güneydoğu Avrupa'nın geleceğinin AB'de olduğu inancımızı vurgulamak için hiçbir fırsatı kaçırmıyoruz. (...)" (Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, 04/05)

 

            MISIR BASINI:

 

            El Ahram: "Türk Deneyiminde, Demokrasi ile Terörle Mücadele Arasında Bir Seçim Olamaz": "PKK'nın Türk hedeflerine yönelik silahlı eylemlerini tırmandırmasıyla, teröre karşı kesin bir savaşa giren Türkiye, aynı zamanda Avrupa standartlarına uygun demokratik bir ülke olarak pozisyonunu teyit ettirmek amacıyla özgürlükler ve insan hakları alanında sicilini geliştirmek için var gücüyle çalışıyor. Bugün Türkiye'nin gündemine oturan soru, demokrasiyi tehlikeye atmadan terörle nasıl mücadele edileceğidir. Zira demokrasi, özellikle AB ile başlatılan tam üyelik müzakerelerinde geriye sayım sürecine girileceği için heba edilmesi imkansız temel bir değer sayılmaktadır. Güvenlik ile demokrasi arasında bir tercih Yapılamayacağını açıkça vurgulayan Türk yöneticileri, Kemal Atatürk'ün temelini attığı laik Türkiye Cumhuriyeti'nin ilkeleriyle örtüşen modernleşme ve demokrasi planı çerçevesinde her ikisini bir arada korumaya çalışıyor. (...) Avrupalılar, Türkiye'nin, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinden tamamen farklı bir Avrupa ülkesi olarak kimliğini belirlemesi için isteklerinin hiçbirinden vazgeçmeyeceklerini vurguluyor ve belirledikleri kriterlerin başında, azınlıkların durumunun düzeltilmesine yer veriyorlar. Türklerin ise AB ile tam üyelik müzakerelerinin sürdürülmesine özenle bağlı oldukları gözüküyor. Nitekim, sürekli Kopenhag Kriterleri'nin, özellikle azınlıklar konusunda yükümlülüklerin yerine getirileceği hep vurgulanıyor. Hiç kuşkusuz Türkiye Kopenhag Kriterleri ile uyum konusunda, demokratik reformlar ve Anayasa değişikliği yoluyla uzun bir mesafe kat etti. Özgürlükler, insan hakları ve kadın haklarının desteklenmesi ve güçlendirilmesi yolunda geniş siyasal ve yargısal reformlar gerçekleştirildi. En önemlisi idam cezasının ve Devlet  Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması ve azınlıkların statüsünün düzeltilmesi oldu. Ancak, AB hala Türkiye'den, 20 bin Avrupa yasasının benimsenmesi, uygulanması, gayrimüslim azınlıkların korunması ve Kürt meselesinin siyasi olarak giderilmesini bekliyor. Her şeye rağmen Türkler, Avrupa kriterlerine uygun demokratik bir devlet kurmak için değişime doğru sessiz yürüyüşlerini sürdürüyorlar. Bu onlara, AB'ye tam üyelik yolunu açma imkanını sağlayabilecektir. Türkler bununla birlikte ulusal güvenliğin korunması için gerekli tedbirler ile özgürlüklerin ve insan haklarının sağlamlaştırılmasını birlikte ele alarak terörle mücadeleyi sürdürmektedirler."  (Abdülaziz Mahmut, 03/05)

 

 

 

 

 

 
ESKİ SAYILAR