10.05.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

           ANKARA, 10/05(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 9 Mayıs 2006 tarihli haber  ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

            ALMANYA BASINI:

 

            Die Welt: "Türkiye'de Muazzam İlerlemeler Var":

 

            "SORU: Bir zamanlar Avrupalıların sahip olduğu Türkiye imajının sizin için bir bilmece olduğunu söylemiştiniz. Neden?

 

            STONE: Burada çok sayıda Avrupalı yaşıyor ve çalışıyor. Bunların arasında çok sayıda Alman da var. Batı Avrupa'dan gelen toplam 250 bin kişi. Milyonlarca turist buna dahil değil. Yurt dışında çok zaman geçirdim ve yabancıların ev sahibi ülkeye bu denli saygı ve sempati duydukları başka bir ülkeye nadiren rastladım. Aslında şöyle düşünüyorum: Türkiye'nin devasa ilerlemeler kaydettiğini gören yeterince insan mevcut. Her şeyi eleştiren Avrupalılar ortaya çıktığında biraz şaşırıyorum. İskandinavyalılar beni özellikle kızdırıyorlar. Örneğin, İsveç. Viyana Kongresi'nden bu yana hiçbir olayın meydana gelmediği bir ülke. Buraya geliyorlar ve azınlık hakları vaazı veriyorlar. (...)

 

            SORU: Batı'da Türkiye'nin kültürel açıdan Avrupa'ya uygun olup olmadığı konusu yoğun bir şekilde tartışılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

 

            STONE: Bu, Türkiye'de, Batı ile Türkiye arasında olduğundan daha yoğun olarak tartışılan bir konu. Kadınlara karşı takınılan tutum, çok eşlilik, namus cinayetleri v.b. konular Türkiye'de de tartışılıyor. Bu tartışma Batı ile Türkiye'nin doğusu arasında diyebilirdim, ancak Doğu'da da bu tür şeylere müsamaha göstermeyen geniş toplum kesimleri  mevcut. (...)

 

            SORU: Netice itibariyle, Türkiye AB üyesi olmalı mı?

 

            STONE: Türklerin üye olma yönündeki gayretleri muhtemelen iyi bir şey. Zira bu ülkede birçok şeyi değiştirmek zor. 20'li yıllarda Alman kanunlarını üstlendiler, ancak ondan sonra değiştirmediler. Almanya ise bu kanunları tabii ki reforma tabi tuttu. Ayrıca yurt dışına karşı genellikle biraz komik ve çok yersiz bir güvensizlik mevcut. Kapıyı onların suratına çarparsak, bunun için büyük gayret sarf eden çok sayıda mantıklı insan hayal kırıklığına uğrayacaktır. Böyle bir şey, çok iyi bir gelişme kaydetmiş olan bir ülkenin tarihine karşı bir hakaret olacaktır. Türkiye büyük yol kat etti. En iyi Rusya ile kıyaslanabilir. 1922 yılında Rusya'nın nerede ve Türkiye'nin ne durumda olduğunu düşünün. Bugün nerede yaşamak isterdiniz? Ben açıkça Türkiye'de yaşamak isterdim.

 

            SORU: AB'nin Ukrayna'nın üyeliğini taşıyamayacağını söylemiştiniz. Peki Türkiye'yi taşıyabilir mi?

 

            STONE: Duruma bağlı. Mevcut tarım politikasının reforma tabi tutulmasına birçok şey bağlı. AB mevcut tarım politikasıyla Türkiye'yi üye olarak kabul edemez. Böyle bir şey bütçenin belini kırar. Ancak samimi olmak gerekirse, Avrupa tarım politikasının reforma tabi tutulacağına inanmıyorum. Bu beş yıl boyunca denendi. İşe bir ineğin bir öğrenciden daha masraflı olmasının önlenmesi için başlandı, ancak başarılı olunamadı. Büyük yapısal engeller mevcut. Ayrıca, AB üyeliğinin Türklerin çıkarına olacağından emin değilim. (...)" (Boris Kalnoky, İngiliz Tarihçi Norman Stone ile yapılan mülakat, 09/05)

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP: "Türkiye ile Fransa Arasında Ermeni Soykırımı Konusunda Yeni Gerilim": "Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda zaten gerilmiş olan Paris ile Ankara arasındaki ilişkide, Fransa'nın, Osmanlı İmparatorluğu sırasında gerçekleştirilen Ermeni soykırımının inkarını cezalandırmayı hedefleyen bir yasa tasarısı, yeni bir gerilim yarattı. Ankara, Fransa'yı, bu yasanın ikili ilişkileri ciddi şekilde zedeleyebileceğini uyarmasının ardından, Paris Büyükelçisi Osman Korutürk'ü geri çağırdığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanı, bu yasanın kabul edilmesi halinde ortaya çıkabilecek, özellikle de ekonomik sonuçlar hakkında sorulan sorulara cevaben, Paris'in 'durumu ve Türk yetkililerin tepkilerini büyük dikkatle takip ettiğini' belirtti. Fransa'da Türkiye'nin AB üyeliğine muhalefetin artmasına o vakitten bu yana iki ülke arasındaki ilişkilere zarar verdi. Sosyalist Parti (PS) Sözcüsü Julien Dray de, iki konu arasında bağlantı kurarak, Türkiye'nin Ermeni soykırımını tanımasının AB'ye üyeliği için gerekli olan 'vazgeçilemez unsurlardan biri' olduğunu belirtti."  (Christophe de Roquefeuil, 09/05)

           

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Financial Times: "Türkiye'nin AB Üyeliği Yolunda Yeni Bir Tehdit Beliriyor": "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım yolunda bir kriz beliriyor. Bu ülke yıl sonuna kadar AB ile Gümrük Birliği Protokolü'nü -2004 yılında üye olan Kıbrıs dahil olmak üzere- Birliğin 10 yeni üyesine genişletmek zorunda. Birçok sıkıntının ardından ilgili protokol, geçen yıl üyelik müzakerelerinin 3 Ekim tarihinde başlamasına imkan verecek şekilde tam zamanında imzalandı. Ancak Türkiye birden bire protokole tek yanlı ilan edilen bir deklarasyon ekledi. Bu deklarasyonla Gümrük Birliği'nin genişletilmesinin Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmen tanıdığı anlamına gelmeyeceği belirtiliyordu. Türkiye'nin bu açıklaması sadece Ankara'nın uzun süredir takındığı tutumun sürdüğünü gösterirken Türkiye'nin dostları tarafından dahi kışkırtıcı olarak kabul edildi. Ankara Anlaşması'nın sonbaharda uygulanmaya başlanmaması halinde Kıbrıslı Rumlar, Türkiye ile katılım müzakerelerinin askıya alınması çağrısında bulunmak için ihtiyaçları olan her türlü mazerete sahip olacaklardır. Ortaya böylesi bir sonuç çıkması üzücü  olacaktır, zira Kıbrıs ile ticaret bir yana Türkiye'nin Avrupa topluluk mevzuatını benimseme çabaları oldukça iyi  gidiyor. Hükümet geçtiğimiz günlerde reformlara hız verdi  ve Türk Parlamentosuna modernleşmeye yönelik bir başka reform paketi sundu. Ekonomi hızla büyümeye devam ediyor. Hükümetin Avrupa ile entegrasyona yönelik kararlılığında azalma yok ve bu doğrultudaki kararlılık hala Türk kamuoyunun -iş çevreleri, medya ve insan haklarına yönelik sivil toplum örgütlerince- geniş kesimlerince destekleniyor. Hükümet Türkiye'de demokrasinin giderek daha da güçlendiği iddialarında haklı. Adli sistem zorlu reformlar gerçekleştiriyor. Eski tabular artık günlük yaşamda tartışma konusu haline geliyor. Avrupa normlarının benimsenmesi mücadelesinde, resmi laiklik ile popüler İslam arasındaki gerginlik, ordunun rolü, Kürtlerin durumu, muhaliflerin kırılganlığı, kiliselerin akıbeti, Ermeni 'soykırımı' gibi hassas konular gündeme geliyor. Daha zengin ve kendine güvenli bölgesel bir güç olarak anavatan Türkiye, küçük Kıbrıs Türk varlığının yaşamasını sağlayacaktır." (Avrupa Parlamentosu milletvekili ve AB-Türkiye Ortak Parlamento Komisyonu Başkan Yardımcısı Andrew Duff, 08/05)

            Reuter: "Hans-Gert Poettering: AB, Avrupa Kamuoyundaki Türkiye'nin Üyeliği Konusundaki Endişeleri Gözardı Edemez": "Üst düzey bir AB milletvekili yaptığı açıklamada, Ankara'nın, AB üyeliği için bütün resmi kriterleri yerine getirmesi halinde bile AB'nin, Türkiye'nin üyeliği konusunda gelecekte alacak kararında vatandaşlarının görüşlerini dikkate alması gerektiğini söyledi. Avrupa Parlamentosu'ndaki en büyük siyasi grubun başkanı olan ve Türkiye'nin üyelik ihtimaline öteden beri şüpheyle yaklaşan Hans-Gert Poettering, üyelik konusunda şimdi Avrupa çapında ulusal referandumlar yapılsa Türkiye'nin büyük bir ret cevabı alacağını söyledi. Muhafazakar Avrupa Halk Partisi ve Avrupa Demokratları (EPP-ED) Grup Başkanı Hans-Gert Poettering, Reuter'e verdiği mülakatta, 'AB'de büyük çoğunluk Türkiye'nin üyeliğine karşı ve bunu ciddiye almak zorundayız. Türkiye istenilen bütün kriterleri yerine getirse de, şu anda sürecin otomatik olarak Türkiye'nin üyeliği ile sonuçlanacağını söyleyemeyiz.' dedi. (...) Poettering, AB kamuoyunda çoğunluğun daha fazla genişlemeden endişe duyduğunu ve özellikle eski Yugoslavya'dan çıkan ülkelerin uzun vadedeki üyelik amaçları konusuna  şüpheyle baktığını söyledi ve 'İnsanlar Avrupa'nın çok  büyümesinden endişe ediyorlar. Romanya ve Bulgaristan tamam,  ancak Türkiye, Hırvatistan ya da diğer Balkan devletlerine şüpheyle bakılıyor' diye ekledi." (Darren Enis, Carsten Lietz,  09/05)

 

            İSPANYA BASINI:

 

            ABC: "Avrupa'nın Sınırları": "Avrupa Birliği'nin zorunlu olduğu genişleme döneminde ortaya çıkan belli başlı sorunlardan biri, Avrupa'nın sınırları olmuştur. Birliğin beşinci genişlemesi, Doğu Avrupa'ya doğru genişleme, öncekilerde olduğu gibi, bu yeni ülkeler için de siyasi ve ekonomik anlamda bir başarı arz etmektedir ve Bulgaristan ile Romanya'nın 2007'de öngörülen katılımıyla son bulacaktır. Bununla birlikte Doğu'ya doğru genişleme, son yıllarda, -bütçe ile Avrupa'nın şimdiki katılım düzeyinin düşmesine duyulan korku bazında- ilerideki genişlemeleri hazmetme kapasitesi konusundaki temel soruları da su yüzüne çıkarttı. Özellikle, Avrupa ülkeleri kamuoyunda AB'nin sonu olabilecek temel sorunu teşkil eden ve 50 yıldan sonra şimdi başlayan katılımlarla can sıkıcı son dizayn olarak beliren Türkiye vakasıyla. Hukuk Devleti, temel özgürlere saygı, azınlıkların korunması, serbest piyasa ekonomisi ve sosyal eşitlikle bağdaşan değerlerin demokratikleşmesinin ve ihracının çok güçlü bir aracı olduğunu gösteren AB, bugün dışarıya, yeni bir kreasyona sahip siyasi görünüm veriyor. Kapılarını çalan ülkelerin sayısının artması anlamına gelecek bir şekilde AB, buna üçlü bir stratejiyle cevap veriyor. Birinci olarak ve Batı Balkan ülkelerine yönelik olarak, 1993 Kopenhag Avrupa Konseyi'nde saptanan tüm siyasi ve ekonomik kriterlerin ('Kopenhag Kriterleri' olarak anılıyor) siyasi istikrarını ve sıkı olarak yerine getirilmesini takip eden anlaşmalar aracılığıyla ilerideki katılım amacını saptadı. İkinci olarak ve Akdeniz ülkeleri gibi eski Sovyet Cumhuriyeti ülkelerine de yönelik olarak AB'nin amacı, onları iç pazarın ve ortak siyasetlerin katılımcıları yapmaktır. Üçüncü olarak ve Türkiye'nin katılımına yönelik olarak Birlik; 1949'da Avrupa Konseyi daimi üyesi olan Türkiye'nin uzak ve yakın girişiyle ilgili olarak Avrupa tarafından istenen vaatlerin yerine getirilmesini takip etmeyi ve bunun sonucunda ülkeye resmi aday statüsü vermeyi -Türkiye, ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, azınlıklara saygı ve Avrupa ülkelerindeki gibi Ordu'nun sivil otoriteye tabi olması kriterlerini yerine getirmiş, tam olarak demokratik bir ülke olana kadar uzun katılım sürecinde müzakerenin çok katı isteklerine maruz bırakmayı- tercih etti. Türk hükümeti, ortak kuralları tam olarak uygulamak zorunda kalacak; ayrıca başlayan müzakere çerçevesi kapsamlı bölümler için geçiş dönemlerinin gözden geçirilmesini belirliyor. Türkiye, 2014'ten önce Birliğe giremeyecek ve her halükarda öncelikle müzakerelerin bittiği 2014'ten sonraki süre için mali perspektifler kabul edilmek zorunda. Türkiye'nin giriş sorunu, talepkar bir müzakere süreci boyunca halledilmek zorunda kalacak. Bu süreçte Avrupa kurumları, Türk Hükümeti ve  halkının süreç sonunda Avrupa toplumlarıyla tam olarak  uyuşması için nöbette kalacak. Hiç şüphesiz Türkiye'nin  durumu, Birliğe bugün büyük bir tehdit arz etmektedir ve  şu an var olan çekinceleri yenmek ve istenilen değişimleri  geçirmek için Türk toplumu ve Avrupa halkları arasında daimi  bir diyalog gerekli olacaktır." (Jose Maria Beneyto, 09/05)

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Haravgi: "ABD'den Türkiye'ye Yardım Eli ve Uygulamalar": "Kıbrıs sorunu, ya da daha dar ve somut bir kapsamda Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin gelişmesinden kaynaklanan ve Kıbrıs ile alakalı konulardaki yükümlülükleri ve Kürt sorunu; Türkiye'nin iç ve dış politikasını ciddi bir şekilde güçleştiren sorunlardandır. Rice'ın ziyareti ile ABD, Türkiye'ye yardım etme yönündeki niyetlerini gösterdi. Türkiye, bu konularda herhangi bir tatmin edici düzenleme bulamaması halinde üyelik sürecini ve bölgedeki güvenlik düzenlemelerini tehlikeye sokmanın mümkün olduğunu bilmektedir. Kıbrıs meselesi, bu sıralarda ciddi bir şekilde Ankara'yı meşgul etmektedir. AB, Türkiye'ye, Kıbrıs'ı da kapsayan, AB'nin 10 yeni üyesine genişletilen Gümrük Birliği Protokolü'nü imzalaması gerektiğini öğütlemiş, Türkler bunu, işgal bölgesiyle ticaretteki yasaklamaların kaldırılması gibi esaslı karşılıklar olmaksızın kabul edilemez bulmuştu. Bu konuya ilişkin tartışmalar, yeterince sert olacaktır. Ancak nihayetinde, Türkiye'nin yükümlülüklerine uymaması durumunda, üyelik müzakerelerinin iyice başlamadan bitmesi söz konusudur. Sonuç olarak herhangi bir kişi, AB'ye yönelik olarak yapılan Amerikan uygulamalarına karşı Yunan ve Kıbrıs Hükümetlerinin Türk duyarlılığına "anlayış gösterip" üyelik müzakerelerini bloke etmemek için bu konuda esneklik göstermesini bekliyor. Rice'ın, Kıbrıs'ın AB'ye girerken Türkiye'nin üyelik yoluna engel çıkarmayacağına dair bazılarının garanti verdiği ve ABD'nin çeşitli yollardan ilerlettiği şekilde Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kalkması yönündeki açıklamaları tesadüf değil. Bu iki açıklama, muhtemelen ABD'nin çıkmazı sürdürmek için yaptığı pazarlık ve uygulamaları su yüzüne çıkarmaktadır. (...)" (Dr. Aristos Aristotelus, 07/05)

 

 

 

 

 

 

 

 
ESKİ SAYILAR