ANKARA, 12/05(BYE)---
Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 11 Mayıs 2006
tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:
ABD BASINI:
International
Herald Tribune: "Bulgaristan'ın Delik Deşik Sınırı AB'yi
Kaygılandırıyor": "Kapitan-Andreevo sınır karakolunda Gümrük Müdürü
Nikola Karaivanov, 'Bu sınır kapısı insanları zorla yavaş yavaş
Bulgaristan'dan Türkiye'ye taşımak üzere inşa edilmişti. Şimdi ise tam
tersi istikamette Avrupa Birliği'ne doğru yön değiştirmeye ihtiyacı
var.' diyor. AB yetkilileri Sofya'nın güneydoğusundaki 300 kilometreye
yakın bu upuzun sınır bölgesinin, bir süre sonra AB'nin en yoğun dış
sınırı haline geleceğini söylüyorlar: "Türkiye ile genişleyen AB'nin 27
üye ülkesi arasında giderek artan ticaret hacminin ve yolcu trafiğinin
gözleneceği 35 hattan oluşacak sınır kapısı. Bunun ne kadar süreceğini,
Avrupa Komisyonu'nun, Bulgaristan ve Romanya'nın AB'ye katılımına dair
1 Ocak tarihinde yayımlayacağı ilerleme raporunda çok yakında
göreceğiz. İki Balkan ülkesinin en geç 1 Ocak 2008 tarihinde Birliğe
kabul edilmesi bekleniyor. Bir AB yetkilisi esas sorunun Bulgaristan ve
Türkiye'nin, Orta Doğu'dan Avrupa'ya uzanan önde gelen narkotik,
kaçakçılık ve yasa dışı göç yolu üzerinde bulunmasından kaynaklandığını
söylüyor. Kapitan-Andreevo sınır kapısındaki trafiğin yoğunluğu
şimdiden etkileyici seviyede ve Bulgaristan'ın AB'ye katılır katılmaz
daha da artacağı kesin. 2005 yılında, karşılıklı olarak toplam 1.4
milyon araç, beş milyon insan ve yedi milyon ton kargo taşındı. Risk,
genişleyen AB içinde sınırlar arası kontrolün nihayetinde ortadan
kalkmasından ve buna Bulgaristan'daki zayıf ve yolsuzluk batağına
batmış devlet yönetiminin eşlik etmesinden kaynaklanıyor. AB'nin
herhangi bir dış sınırında ortaya çıkacak bir zayıflık tüm sistemi
etkileyecek. Kapitan-Andreevo sınır karakolu Şefi Kostadin Kadev,
'Burada öyle bir kontrol yapılacak ki, diğer hiçbir Avrupa ülkesinde
sınır kontrolüne gerek kalmayacak' diyor. Diğer yandan Bulgar halkının
ve Bulgaristan'ın gelecekteki ortaklarının bu konuda ikna edilmeye
ihtiyacı var." (Matthew Brunwasser, 11/05)
AP: "Merkel,
Avrupa için "Yeni Bir Temel" Oluşturulması Çağrısında Bulundu": "Alman
Şansölye Angela Merkel, Avrupa Birliği için "yeni bir temel"
oluşturulması ve halkın daha fazla entegrasyonun ve genişlemenin kendi
yararlarına olacağına ikna edici yeni bir başlangıç yapılması
çağrısında bulundu. Alman Parlamentosu'nda Avrupa entegrasyonu konulu
bir konuşma yapan Merkel, 'Vatandaşlarımıza öncelik vermeliyiz. Avrupa
sendeleyen bir blok mu ya da Avrupa bazı şeyleri daha mı iyi yapıyor,
halkın bunu kesin olarak anlaması gerekiyor.' dedi. Angela Merkel,
'Avrupa'nın refah seviyesi yüksek ülke ekonomilerinin üstünlüğü
konusunda bazıları şüphe duyuyor ve bu da bizim karşımıza çıkan en
büyük engeldir' dedi. Merkel, Fransa ve Hollanda'da reddedilmesinin
ardından yeni bir Avrupa anayasasına destek verdiğini de yineledi.
Alman Şansölye, 'Şuna inanıyorum ki, Avrupa'nın, başka dinlerle ve
kültürlerle etkileşimde bulunurken kendi köklerini de belirlemesi
önemlidir.' diye konuştu. Merkel, 2007 ve 2008'de AB'ye girecek olan
Romanya ve Bulgaristan'ın 'kesin' olarak üye olacaklarını söyledi,
ancak üyelik müzakerelerinin 'iki yönlü bir yol' olduğunu ve
Hırvatistan ve Türkiye gibi potansiyel yeni üyelerin tüm zorunlulukları
yerine getirmeleri gerekeceğini ekledi. Geçen yılki seçimlerde, Merkel
Türkiye'nin tam üyeliğine karşı çıkarken, Merkel'in koalisyon ortağı
olan Sosyal Demokratlar Türkiye'nin girişimine destek vermişti." (David
McHugh, 11/05)
AVUSTURYA
BASINI:
Der Kurier:
"Türkiye'nin AB'ye Katılımı": "Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda,
destekçiler, avantajlarla dolu bir meydan okuma görüyorlar. Karşıtlar
ise, Birliğin hazmetme kapasitesinin aşılacağı endişesinde.
- AB, dini
kanaatler üzerine değil, değerler üzerine kuruludur. Çoğunluğu
Müslüman olan bir ülke olarak Türkiye, devlet ve din işlerinin
birbirinden ayrılma ilkesini çoktan yerine getirmiş durumda.
Belirleyici olan ise, AB'nin 2002 yılındaki Kopenhag zirvesidir.
- Türkiye, kıta
Avrupası ile Doğu Akdeniz bölgesi arasındaki 'en önemli köprüyü'
oluşturabilir. Demokratik bir Türkiye, Batı değerlerinin diğer İslam
ülkelerindeki kabulü açısından bir 'örnek etkiye' sahiptir.
- Üyelik
müzakereleri, sadece Türkiye'nin kesintisiz demokratikleşmesi için
imkanlar sunmuyor, aynı zamanda Kıbrıs sorununun çözümü için de
belirleyici nitelik taşıyor.
- Jeostratejik
açıdan sorunlu bir bölgeye komşu olan bu NATO ülkesi, istikrar unsuru
olarak da önemlidir. AB, üye bir Türkiye ile, daha büyük bir güvenlik
politikasına erişecektir. İslami terör karşısındaki güvence artacaktır.
- Türkiye, ne
coğrafi açıdan ne de kültür açısından Avrupa'ya aittir. AB'nin
sınırları, Orta Doğu'daki sorunlu bölge sınırlarına çekilecektir. Bir
taraftan Hristiyan-Batılı, diğer taraftan da İslam kimliği ve yaşam
biçimi, birbiriyle uyuşmuyor.
- AB, son
genişlemesinden sonra henüz birleşmedi, bir AB Anayasası henüz ufukta
belirmedi. Türkiye
kadar büyük ve etki gücüne sahip bir ülke, karar verme mekanizmasını
zorlaştırır ve kurullardaki dengelerin etkili bir biçimde kaymasına
neden olur.
- Türkiye,
ekonomisindeki sıçramaya rağmen, hala tüm AB devletlerinin gerisinde
yer alıyor. Nüfusun üçte birinden fazlası tarım sektöründe çalışıyor.
AB'nin yapısal ve tarım politikalarına yönelik yıllık para yardımları,
çift haneli milyarlara ulaşacaktır.
- İş arayanların
yaratacağı göçmen dalgası, geçiş süreciyle ertelenebilir, ancak
engellenemeyecektir. Bu ise, iş piyasalarında dalgalanmalara neden
olacak ve entegrasyonu zorlaştıracaktır.
- Tüm reformlara
rağmen, yargı ve emniyet, insan ve azınlık hakları, ifade özgürlüğü,
kadın eşitliği ve dini vecibelerin yerine getirilmesi alanlarında hala
büyük açıklar söz konusu." (11/05)
İNGİLTERE
BASINI:
Reuters: "Türkiye
AB ile Zorlu Müzakerelere Hazırlanırken Kilit Konu Kıbrıs": "Reuters
tarafından yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, Türkiye, Kıbrıs ile
arasındaki sorunlu ilişki çözüme kavuşmadığı sürece, Avrupa Birliği'ne
nihayetinde katılım hakkı kazanacak olsa dahi muhtemelen en az 10 yıl
sürecek zorlu bir müzakere süreciyle karşı karşıya kalacak. Avrupa
çapındaki mali ve akademik kurumlardaki 40'ı aşkın uzmanın görüşü
alınmak suretiyle 8-10 Mayıs tarihleri arasında yapılan araştırmada, Türkiye'nin
AB'ye 2016 yılında katılacağı görüşü hakim. Benzer bir tahmin de şubat
ayındaki bir araştırmada yayınlanmıştı. 40 uzmandan üçü Türkiye'nin
asla AB'ye katılmayacağını söylüyor. AB'nin ekim ayında Türkiye'nin
katılım süreciyle ilgili olarak bir ilerleme raporu yayımlaması
bekleniyor. Diğer yandan Ankara'nın AB'ye katılım için gerekli bazı
kriterleri karşılamasına engel olan bazı hususların üstesinden gelmesi
gerekecek. Söz konusu hususlar arasında Kıbrıs ile ilişkiler de
var. Türkiye, Kıbrıs Rum gemilerinin ve uçaklarının kendi
hava sahasına ve limanlarına girişine izin vermiyor. Türkiye, Kıbrıslı
Türkler üzerinde AB'nin uyguladığı ticari ambargonun müzakereler daha
da ilerlemeden kaldırılmasını istiyor. Türkiye'nin demokratikleşme
sürecindeki yavaşlama ve aynı zamanda AB içindeki Türkiye karşıtı
eğilimler de bu ülkenin üyelik umuduna gölge düşürüyor... Türkiye'nin
katılım arzusu AB üyesi pek çok üye ülkede tartışma yaratırken, Fransa
ve Hollanda'daki referandumlarda anayasanın reddedilmesinin bir nedeni
de bu idi. Pek çok AB vatandaşı, 10 yeni ülkenin daha Mayıs 2004'te
Birliğe katılmasından sonra daha da fazla genişleme konusuna şüpheyle
bakarken, özellikle de Türkiye gibi kalabalık, görece fakir ve
çoğunluğu Müslüman bir ülkenin kabul edilmesi olasılığından endişe
duyuyor." (Nigel Davies, 11/05)
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher
Zeitung: "Ege'de Yeniden Serin Rüzgarlar Esiyor": "İkili ilişkilerdeki
şaşırtıcı bir normalleşme sonrasında Yunanistan ve Türkiye yeniden
giderek uzaklaşıyorlar. Din özgürlüğünün reddedilmesi ve çözülmeyen
Kıbrıs anlaşmazlığı, Ege'nin
her iki tarafındaki havayı zehirliyor. Yunanistan'ın muhafazakar
Başbakanı Kostas Karamanlis ile İslamcı-muhafazakar Türk mevkidaşı
Recep Tayyip Erdoğan'ın ortak yanları, futbola olan sevgileri. Erdoğan,
gençliğinde Türk milli takımını yönetebilme hayalleri kuruyormuş.
Karamanlis ise daha ziyade statlarda taraftar konumundaymış.
Ülkelerindeki futbolun gelişmesi için fikir alış verişi, her iki
siyasetçinin resmi görüşmelerinde de bir ferahlamaya neden oldu. Mayıs
ayı başında, Yunan liman kenti Selanik'te gerçekleşen 9. Güneydoğu
Avrupa ülkeleri zirvesindeki son karşılaşmalarında, kısa süre önce
kamuoyu önünde kendilerini senli benli dostlar olarak sunan iki
adam birbirlerine mesafeli idiler. Görüşmelerden sonra Karamanlis,
Türkiye ile ilişkileri tam olarak normalleştirmenin, hükümetinin
stratejik bir hedefi olduğunu söyledi. Ancak bu açıklama, neredeyse hiç
ikna edici bir etki göstermedi. Türk ve Yunan basını bir ağızdan, 'Ege
üzerinde serin rüzgarlar esiyor' diye yazdı... İki komşu ülke
arasındaki ilişkiler, birçok tartışma konusunun yükü altında. Bölünmüş
Akdeniz adası Kıbrıs konusundaki anlaşmazlık, yarım yüzyıldan beri havayı
zehirliyor ve gelecek sonbaharda Atina, Ankara ve AB arasında bir
zorlama denemesi oluşturuyor. En geç o tarihte Türkiye, AB Gümrük
Birliği sözleşmesi uyarınca deniz ve hava limanlarını Rum uçak ve
gemilerine açmak zorunda, ki bu, Ankara açısından kabul edilemez
olarak görülüyor." (11/05)
KIBRIS RUM
BASINI:
Fileleftheros: "Alternatif
Senaryolar": "Ankara'daki Avusturya Büyükelçisi, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün huzurunda Türkiye'yi, AB karşısında üstlendiği
yükümlülükleri yerine getirmeye çağırdı. Bu altı aylık süre için AB
Dönem Başkanlığını sürdüren Avusturya'nın diplomatı, somut bir şekilde
Türkiye-AB arasındaki Genişletilmiş Gümrük Birliği Protokolü'nün
uygulanmasının, özellikle Türkiye'nin liman ve hava alanlarını Kıbrıs
gemi ve uçaklarını açması konusunun gerekliliği hakkında yol gösterdi.
Bu uyarı, AB üye devletlerinin Türkiye'nin üyelik sürecinin
değerlendirileceği dönemde sergileyeceği tavırları da gösteriyor. Aynı
zamanda, büyük bir ihtimalle ocak ayında AB Parlamentosu Başkanlığını
üstlenecek olan Avrupa Halk Partisi'nin milletvekili Hans-Gerd
Pöttering'in yaptığı uyarının da altını çizmemiz gerekir. Pöttering,
Ankara, AB üyeliği için ön görülen bütün kriterleri tam olarak yerine
getirse bile; 'AB'nin, Türkiye'nin katılımı için kendi vatandaşlarının
görüşlerini de göz önünde bulundurması gerektiğini' söyledi. Dahası, 'eğer
şimdi AB ülkelerinde bu konuda referandum yapılırsa, tüm Avrupa'nın geniş
bir kesiminin Türkiye'nin AB üyeliğinin aleyhine oy kullanacağını'
söyledi. Bu uyarılar, Lefkoşa ve Atina tarafından ciddiyetle göz önünde
bulundurulmalıdır. İki hükümette, Türkiye'nin AB üyelik sürecini
destekleme yönünde bir strateji şekillendirdiler. Ankara ile
ilişkilerin normalleştirilmesini ve Türkiye'nin AB üyelik sürecini, birbirleri
ile bağlantılı olarak gördüler."
(11/05)
-
-
ESKİ SAYILAR