17.05.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 17/05(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 16 Mayıs 2006 tarihli haber  ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ALMANYA BASINI:

           

            Der Tagesspiegel: "Reform Rotasından Tam Gaz Geri mi?":  "Türkiye ile AB'ye katılım müzakerelerinin kutlamalar  eşliğinde başlamasından altı ay sonra, güzel söylemler  dönemi nihai olarak sona erdi. Her iki taraf da yavaş yavaş  ilişkilerini daha gerçekçi görme eğilimine döndüler. Şu  sıralar Türkiye'nin, Batı'nın liberalliği ve hukuk devleti  ilkelerine yakınlaştığının sözü bile edilemez. Tam tersine:  Brüksel'de, ılımlı İslamcı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin,  geçen yıl AB'nin bekleme odasını açan anahtar işlevi gören  reform çarkını yeniden geri döndürmek istediği izlenimi  güçleniyor. Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu üyesi  Alman Parlamenter Renate Sommer, 'Katılım müzakereleri  resmen başladığından beri Türkiye'de hiçbir hareketlilik  gözlenmediğini tespit etmek durumundayız.' diye konuşuyor.  Ankara'daki Meclis Komisyonu ziyareti ve AB devletleri  büyükelçileriyle yapılan görüşmeler sonrasında, Hıristiyan  Demokratın çıkardığı net bilanço şöyle: Türk Hükümeti,  AB'nin baskısıyla gerçekleştirilen bazı reformları 'art arda  kaldırıyor'. (…) Bu yüzden bazı AB hükümetleri, katılım  müzakereleri sürecinde siyasi baskıyı artırmak istiyorlar.  Demokrasi, insan haklarına saygı, hukuk devleti,  azınlıkların korunması gibi siyasi kriterlerin, katılım  müzakerelerinin sonunda değil, şimdiden belirleyici olması  öngörülüyor. Buna sadece Türkiye değil, müzakerelerin  hızla yürütülmesi yönünde baskı yapan İngiliz Hükümeti de  karşı çıkıyor. İhtilaf şimdilik bertaraf edilmiş bulunuyor.  Ancak kilit sorun ve kırılma noktası başka bir ihtilaf  olabilir. Ankara inatla, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü  imzalamış olmasına rağmen, deniz ve hava limanlarını Kıbrıs  gemi ve uçaklarına açmamakta direnmeye devam ediyor.  Başbakan Erdoğan, giderek Avrupa'dan daha çok şüphe duyan  seçmenlerine, AB karşısında Türkiye'nin ulusal çıkarlarını  zorla kabul ettirebileceğini göstermek istiyor. 'Eğer buna  göz yumarsak, AB nihai olarak kaybeder' diyen Sommer,  'Türkiye'nin üyeliğinin Türk koşullarına göre  gerçekleşmesine izin vermemeliyiz.' diye ekliyor."  (Thomas Gack, 16/05)

            Die Welt: "AB Genişlemesi... Üyelik Yerine Pay Sahibi  Olmak": "Romanya ve Bulgaristan'ın AB üyelikleri, şimdiye  kadar izlenen AB genişleme politikasının son noktasını  teşkil etmeliydi. AB sınırları nerededir? Avrupa'da AB  dışında da bir hayat yok mudur? Genişlemenin alternatifi  nedir? Bu soruların net bir şekilde yanıtlanması, ruhsuz  bir AB Anayasası'ndan ve liberal iç pazardan daha önemlidir.  (…) AB bir amaç birliği değil, değişmez ilkelere ve tarihi  kimliğe dayalı bir değerler topluluğudur. AB'nin üye kabul  etme kapasitesi ve sınırları için belirleyici ölçüt,  Batı'nın ortak siyasi kültürü olmalıdır. Bu da bugünkü  bakış açısıyla, Polonya ve Macaristan gibi Batı Balkan  ülkelerinin de AB'ye ait olduğu, Türkiye'nin ise olmadığı  anlamına gelmektedir. Diğer önemli bir kriter ise AB'nin  kurumsal yapısıdır. AB'nin genişleme maratonuna uzun bir  süre ara verilmelidir. Ancak AB, aynı zamanda eski Sovyet  cumhuriyetlerine ve Akdeniz bölgesine yönelik transformasyon  baskısını devam ettirmeyi mümkün kılan ve böylece üyelik  gerekmeden AB'nin güvenliğini sağlayan bir politika  geliştirmelidir. AB'nin bu bağlamda, 'teknokratik eylem  planları' aracılığıyla, esasen üye olmaması gereken  ülkelere yönelik izlediği komşuluk politikasını daha da  geliştirmesi ve yoğunlaştırması gerekir. Bunun için siyasi,  ekonomik ve güvenlik politikası boyutları olan kapsamlı  ortaklık anlaşmaları sayesinde, karar mekanizmasına katılımı  öngörmeyen ve böylelikle AB'nin aşırı yük altına girmemesini  teminat altına alan 'istikrar ortaklıkları' oluşturulabilir.  Türkiye de bu yeni stratejiye dahil edilmelidir."  (Christoph B. Schiltz, 16/05)

            Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Geride Kalmamak": "AB  bir kimlik krizi yaşamasına rağmen büyümeye devam ediyor.  Bulgaristan ve Romanya'nın AB üyelikleri bir yıldan beri  kesinleşmiş durumda. Sadece tarih ve sıralama konusunda küçük  bir soru işareti söz konusu. (…) Bu arada Hırvatistan da üç  yıl içinde AB üyesi olmayı amaçladığını belirtti. Hırvatistan  Başbakanı Ivo Sanader, 'Balkanlarda savaş olmasaydı,  Hırvatistan Avrupa uygarlığının bir çekirdek ülkesi olarak  geçen yılın mayıs ayında diğer yeni üye ülkelerle birlikte  AB'ye üye olacaktı, ancak Sırpların emperyalist saldırganlığı Yugoslavya'nın barışçıl bir şekilde dağılmasını önledi.' dedi.  Zagreb hükümeti, Hırvatistan'ın katılım müzakerelerinin  Türkiye'nin katılım müzakere süreciyle ilişkilendirmesinden  endişe duyuyor ve böyle bir ilişkiyi mümkün olduğunca hızlı  bir şekilde ortadan kaldırmak istiyor, zira geçen yılın  sonbaharında yaşandığı gibi, gelecekte de siyasi taktik  kurbanı olmaktan endişe duyuyor. O dönemde AB Dönem Başkanlığı  görevini yürüten İngiltere, Türkiye ile müzakerelerin  başlatılmasına karşı çıkan Avusturya'nın direncini kırmak  amacıyla Hırvatistan ile de görüşmelerin başlatılamayacağını  belirterek konuyu karşılıklı bir alışverişe dönüştürmüştü.  Hırvatistan Hükümeti, AB ile sürdürdüğü müzakereler ile  Kıbrıs konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle krize girmesi  muhtemel olan Türkiye müzakereleri arasındaki bağlantının,  yılın ikinci yarısında başlayacak olan Finlandiya'nın AB  Dönem Başkanlığı sırasında ortandan kalkmasını umuyor."  (Horst Bacia, 16/05)

 

            AVUSTURYA BASINI:

           

            Der Standart: "Stoiber: Türkiye Önemli Ama Sonuçta  Avrupalı Olmayan Bir Ülke": "Bavyera Eyaleti Başbakanı ve  CSU Lideri Edmund Stoiber, birkaç gün sürecek Helsinki  ziyareti sırasında, Türkiye'nin olası AB üyeliği  konusundaki geri adım atmaz tavrını yineledi. Finlandiya  ile bu konudaki görüş ayrılığına yönelik sorular üzerine  Stoiber, Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen ile birlikte  Helsinki'de düzenlediği basın konferansında, müzakerelerin  aslında AB Komisyonu ile birlikte gözlemlenmesi gerektiğini  ifade etti. Stoiber, 'Müzakerelerden bağımsız olarak  Türkiye'nin AB'ye katılımına karşıyız.' dedi. Stoiber,  Türkiye'nin 'önemli ama sonuçta Avrupalı olmayan bir ülke'  olduğunu dile getirdi. Stoiber, Avrupa Birliği'nin  Türkiye'nin katılımıyla 'fazla yük alacağı ve böylece  ekonomik ve finansal kapasitesi açısından da tehlikeye'  gireceği görüşünde. Stoiber, Türkiye'nin Birliğe olası  katılımına karşı direneceğini şu sözlerle ima etti:  'Müzakerelerin nasıl cereyan edeceğini göreceğiz, ancak  sonunda yine de onaylanması gerekecektir.' Buna karşın  Vanhanen, Finlandiya'nın, Birliğin üyelik için öngördüğü  kriterleri yerine getiren her adayın, üye olması gerektiği  şeklindeki pozisyonunu teyit etti. Vanhanen, Finlandiya  açısından önemli olanın örneğin insan hakları alanında  Türkiye'de ilerlemelerin sağlanması olduğunu ve bu  bağlamda Ankara'ya üyelik perspektifinin verilmesinin yarar  sağladığını belirtti." (APA kaynaklı, 16/05)

 

            İRAN BASINI:

 

            Tahran Radyosu: "Erdoğan: Tasarının Kabul Edilmesi  Halinde Fransa'ya Ticari Yaptırım Uygulanacak": "Sözde  Ermeni soykırımıyla ilgili bir tasarının Fransa Milli  Meclisi'nde görüşülmesine üç gün kala, Türkiye Başbakanı  Recep Tayyip Erdoğan, tasarının kabul edilmesi halinde  Fransa'ya ticari yaptırım uygulanacağı uyarısında bulundu.  Ermeni soykırımı iddiaları Türkiye ile Batı arasında en  önemli sorunlardan birini oluşturmakta. Ermeni lobisi,  birçok Batılı ülkede soykırım iddialarının resmiyet  kazanması için yeni çalışmalarda bulunuyor. Avrupa'da bazı  ülkelerin Parlamentoları, Ermenilerin Osmanlı döneminde  soykırıma maruz kaldıklarını tanımıştır. Lakin Türkiye,  Fransa'ya gösterdiği tepkiyi o ülkelere göstermedi. Bunun  sebebi, Ermeni lobisinin Fransa'da geniş bir nüfuza sahip  olması ve Fransa'nın AB içerisindeki siyasi ve iktisadi  konumudur. Aslında Ermeni soykırımı iddialarının resmiyet  kazanması, Türkiye'nin itibarına ciddi bir zarar verecek  ve Ankara ile AB arasında Türkiye'nin üyeliği için yapılan  müzakereleri olumsuz yönde etkileyecektir. Aslında Ermeni  soykırımı iddialarının mahiyeti bir yana Ermeni katliamı  konusunun Fransa Meclisi'ne gelmesi, Fransız devleti ve  temsilcilerinin konuyu insani amaçlarla takip ettikleri  anlamına gelmiyor. Bu tamamen siyasi ve Türkiye'nin  konumunun zayıflatılması ve Ankara'ya baskı uygulanması  amacına yönelik bir girişimdir. Eğer Avrupalılar gerçekten  katliam meselesini takip etmek istiyorlarsa, İngiltere,  Fransa ve diğer Avrupalı ülkelerin sömürgecilik döneminde  yaptıkları katliamlara öncelik vermeleri gerekiyor." (16/05)

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Kıbrıs Haber Ajansı: "Yakovu: Türkiye'nin Erteleme  Talebine Muvafakat Etmeyeceğiz": "Dışişleri Bakanı Yorgo  Yakovu, Türkiye'nin, AB üyelik sürecinin değerlendirilmesi  konusundaki görüşmenin ertelenmesi yönünde muhtemel bir  talebine Kıbrıs'ın muvafakat etmeyeceğini ve böyle bir şey  için AB liderlerinin kararının gerektiğini söyledi. Yakovu,  Türkiye'nin, normal olarak ekim ayında yapılması gereken  AB üyelik sürecinin değerlendirilmesinin 2007 yılına  ertelenmesi talebinin, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler  Konseyi toplantısında görüşülüp görüşülmediği yolunda bir  soruya olumsuz cevap verdi. Toplantıda, Türkiye ve AB'ye  karşı üstlendiği yükümlülükler konusunda hiçbir görüşme  yapılmadığını belirten Yakovu, AB Komisyonu'nun, AB  Dışişleri Bakanları Konseyi'nde ekim ayında görüşülecek  şekilde bir rapor hazırlaması gerektiğini belirtti.  Türkiye'nin, AB üyelik sürecinin değerlendirilmesinin  ertelenmesini resmen istemediğini açıklayan Yakovu, böyle  bir durumda Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ne yapacağına dair bir  soruya cevaben, AB liderlerinin, müzakere çerçevesinde  2006 yılında Türkiye'nin üyelik süreci konusunda bir  değerlendirme yapılmasına karar verdiğini ve bu nedenle,  erteleme için yine bir karar alması gerekeceğini,  Kıbrıs'ın da Konseyin bir üyesi olarak buna muvafakat  etmeyeceğini vurguladı." (16/05) 

 
ESKİ SAYILAR