ABD BASINI:
The Christian Science Monitor: "Yanlış Adımlar
Türkiye-AB Valsini Bozuyor": "Avrupa Birliği'nin yıllar süren
kararsızlığını bozup Türkiye'nin kulübe katılmasını sağlamaya yönelik
müzakereleri başlatmasının üzerinden sadece altı ay geçti fakat her iki
tarafta da altı ay evvel atılan bu adımın hikmeti hakkında kafalarda
soru işaretleri var. Türk yazarlar hakkında sonuncusu görülen bir dizi
dava Avrupalıları bir kez daha ifade özgürlüğü anlayışlarının Ankara
tarafından gerçekten paylaşılıp paylaşılmadığını sorgulamaya itiyor. Öte
yandan birçok Türk, türban yasağı ve Fransa'daki Ermeni soykırımının
inkarını yasaklayan kanun teklifi konularında çifte standart
uygulandığını düşünüyor. Türk ve AB yetkililerinin yılbaşından bu yana
müzakerelerle ilgili görüşmeleri gölgeleyen şüpheli ruh halleri,
Türkiye'yi tam anlamıyla Avrupalı bir ülkeye dönüştürmenin ne kadar uzun
ve zorlu bir süreç olacağını gözler önüne seriyor. Kimliğinin
açıklanmasını istemeyen bir AB diplomatı, 'Ankara'nın bu sürece vereceği
siyasi iradenin, tabii hâlâ böyle bir irade varsa, geçmiştekinden daha
zayıf olduğu yönünde bir inanç var. Halen sıklıkla dile getirilmekle
birlikte Türklerin bu sürece bağlılıkları şimdi daha az inandırıcı zira
bu bağlılık onların eylemlerine yansımıyor' diyor. Avrupalıları bilhassa
kaygılandıran şey ise savcıların Türk Ceza Kanunu'nun devlet kurumlarına
ya da Türk kimliğine hakareti suç kapsamına alan hükümlerini Türk
yazarlar aleyhine kullanmaları. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
'reform Yorgunluğu' suçlamalarını reddederken 'Hayatın tüm alanlarında
standartların ve uygulamaların en yüksek çağdaş seviyeye yükseltilmesine
yönelik reform çabalarımız kararlılıkla devam edecektir' ifadelerini
ısrarla dile getiriyor. (...)" (Peter Ford, Yigal Schleifer, 17/05)
ALMANYA BASINI:
Financial Times Deutschland: "Avrupa'nın Bekleme
Salonu": "Romanya ve özellikle de Bulgaristan'ın AB üyeliklerinin çok
sayıda vatandaşı rahatsız edişinin haklı nedenleri var. Brüksel'deki
Komisyonun ilerleme raporları, bu iki ülkede yolsuzluk, yasa dışı suçlar
ve yargı sistemindeki çarpıklıklarla mücadelede bariz eksiklikler
olduğunu gösteriyor. Ancak katılım anlaşmalarına kısaca bakmak, iki üye
adayının üyeliğinin en geç 2008'e kadar gerçekleşmiş olması gerektiğini
gösteriyor. 25'ten 27 üyeye doğru atılacak adımın, birliğin üzerindeki
genişleme baskısını kısa vadede kaldıracağına inananlar yanılıyorlar.
Hırvatistan ve Türkiye şimdiden katılım müzakerelerini sürdürüyorlar.
Batı Balkan devletleri AB'nin genel itibarıyla verdiği üyelik
perspektifine kenetlenmiş durumdalar. Bu yüksek beklentiler ise,
özellikle AB'nin 15 eski üyelerinden bazılarına hakim olan genişleme
yorgunluğuna çarpıyor. (...) Türkiye meselesinde de Avrupa Birliği,
sınırlar çekmeye ve değiştirilemez fiili bir durum yaratmaya ilgi
duyamaz. Uzun yıllar sürecek olan ve ucu açık bir şekilde sürdürülen
Brüksel ile Ankara arasındaki katılım müzakereleri, halihazırda her iki
taraf için de olası tüm senaryolar içinde en iyisidir. AB baskısı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendi ülkesindeki reformları kabul
ettirmesine yardımcı olmaktadır. Müzakereler Türkiye'yi, istikrarlı ve
dostane zihniyetteki bir partner olarak Avrupa'ya bağlamaktadır.
Günbegün Orta Doğu ihtilafı, Irak Savaşının sonuçları ve İran krizi ile
sarsılan bölgedeki böylesi bir müttefikin değeri küçümsenemez. (...)"
(Wolfgang Proissl, 17/05)
Die Welt: "Brüksel'in Yeni Sert Tutumu": "AB
Komisyonunu övmek için neden var. Brüksel, Avrupa'ya sadece Orta ve Doğu
Avrupalı yeni üyeleriyle kıtanın batısının değil, son defa başaramayan
adayların da dahil olduğu vizyonuna bağlılığını sürdürüyor. 1945'te
Yalta Konferansı'nda saptanan Soğuk Savaş sınırları ebediyyen maziye
karıştı. Ancak bu, Romanya ve Bulgaristan'ın uyurken Avrupa Birliği'ne
tam üye olacakları anlamına gelmiyor. Komisyonun kararı şunu net bir
şekilde ortaya koyuyor: Sofya ve Bükreş, AB'ye ehil olmak için çok şey
başardılar. Ancak çok şey, her şey demek değil. Sadece hükümetlerin
yolsuzluk, mafya, kara para aklama ve rüşvete açık yargının önüne
geçmesi halinde, iki üye adayı AB üyeliğinin ve kendilerini bekleyen
paraların zevkini tadacaklar. Brüksel sertlik sergiliyor ve böylece
halkın Avrupa'dan duyduğu hoşnutsuzluğu dikkate alıyor. Komisyon, yeni
üyelere karşı direnişi ilan eden AB Anayasası karşıtı kararlardan doğru
sonucu çıkarmış gözüküyor. Yeni sertlik AB'ye bir bütün olarak iyi
gelecektir. Ancak Türkiye gibi diğer adaylar eskisinden daha çok
zorlanacaklar." (Jaques Schuster, 17/05)
AZERBAYCAN BASINI:
Yeni Azerbaycan: "AB ve Türkiye Arasındaki Üyelik
Müzakerelerinin Yeni Aşaması Başlıyor": "AB ve Türkiye arasındaki üyelik
müzakerelerinin yeni aşaması başlıyor. AB Dönem Başkanlığı'nı yapan
Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, AB'nin, Ankara ile müzakerelerin
iki yeni maddesiyle ilgili görüşmelere haziran ayında başlamak niyetinde
olduğunu açıkladı. Yeni müzakere konuları eğitim, kültür, bilim ve
araştırma alanlarını içerecek. Viyana'da düzenlenen AB-Latin Amerika ve
Karaib Zirvesi'nde Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüşen
Avusturya Başbakanı Schüssel, söz konusu iki maddeyle ilgili
müzakerelerin Avusturya'nın AB Başkanlığı döneminde başlamasının daha
uygun olacağını bildirdi." (17/05)
FRANSA BASINI:
AFP: "Rehn, Türkiye'yi Üyelik Müzakerelerinde Bir
'Ara' ile Tehdit Etti": "Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn, Sofya'da yaptığı açıklamada, Türkiye'yi, üyelik
müzakerelerinde bir 'aradan' kaçınmak üzere reformları hızlandırmaya ve
Gümrük Birliği Protokolü'ne riayet etmeye çağırdı. Bulgaristan'ın AB'ye
üyeliği üzerine düzenlenen bir basın konferansında Rehn, 'Türk
Hükümeti'nin, reformların ritmini yeniden yakalaması ve Ankara Protokolü
uyarınca AB üyeleri ile ilgili taahhütlerini yerine getirmek için acilen
harekete geçmesi gerekir.' dedi." (17/05)
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi: "Türkiye Zor Durumda": "Türkiye'nin AB
karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin ele
alınacağı toplantının Ekim 2006 yerine 2007 yılında yapılması için
Türkiye ve AB üyesi bazı ülkeler girişimlerde bulunuyorlar.
Cumhurbaşkanı Papadopulos, yaptığı açıklamada, 'Türkiye'nin amacı, AB
karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğine ilişkin AB
tarafından yapılacak değerlendirmeden kaçmaktır' iddiasında bulundu.
Papadopulos, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımayacağını belirttiği
deklarasyonuna karşı AB'nin yayımladığı 21 Eylül 2005 tarihli
deklarasyon uyarınca, yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin
değerlendirilmesi durumunda Türkiye'nin zor durumda kalacağını savundu.
(...)" (17/05)
Simerini: "Yunanistan-Kıbrıs Treni Kaçırdı":
"Türkiye, değişik hileler ve kaçışlar ile üyelik sürecinin
değerlendirme sürecini ertelemeye çalışıyor ve bu çaba Avrupa
Hükümetleri tarafından da destekleniyor. Ankara, yine eski bir oyun olan
'iç sorunlar' oyuncağıyla oynayarak ve Erdoğan'ın derin devletle ilgili
karşılaştığı zorlukları öne sürerek, AB karşısında üstlendiği sorumluluk
ve yükümlülüklerden yeniden kaçmak için AB desteğini garantilemek
istiyor. Bu sorumluluk ve yükümlülükler içteki reformlarla ve özellikle
de Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de kapsayan Genişletilmiş Gümrük Birliği
Protokolü'nün uygulanmasıyla ilgilidir. Ankara'nın siyasi oyununun
Avrupa Birliği'nde ne kadar taraftar bulacağını bilemiyoruz. Eğer
sonunda böyle bir şey olursa, ABD-İngiltere eşgüdümüyle, Türkiye'nin
üstlendiği yükümlülükleri uygulamaksızın engelsiz bir şekilde üyelik
sürecini devam ettirmesi için, Türkiye'nin çıkışına göz yummaları
yönünde yapılacak olan baskıların merkezinde Yunanistan ve Kıbrıs'ın
olacağı kesindir. Ortaya çıkacak olan siyasi oyunu çok iyi bilen ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, yakın bir tarihte Atina ziyareti
sırasında Türkiye'nin üyelik sürecine engel koymamamız için, bizi
doğrudan uyarmıştı. Şu halde, biz seçim mücadelesinde birincilikler ve
ikincilikler için içeride birbirimizi yiyip, milli sorunumuzu beklemeye
bırakarak, Türkiye ile müttefiklerinin sorunu uluslararası olarak
harmanlamasına izin verirken, Ankara kendi stratejisini engelsiz olarak
uyguluyor ve kendi planını ilerletiyor. (...) Yunanistan ve Kıbrıs treni
kaçırdı. Türkiye'nin içerisinde bulunduğu vagon, gözlerinin önünden
geçip gitti. Elbette, yeşil ışığı yakanlar da onlardı. Tren gitmeye
başladığı andan itibaren onu durduramayacaklardı." (17/05)
-
-
ESKİ SAYILAR