23.05.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 23/05(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 22 Mayıs 2006 tarihli haber  ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:

 

            ALMANYA BASINI:  

            Frankfurter Rundschau: "AB, Türkiye'ye Ümit Veriyor":  "AB Komisyonu, Türkiye'ye, 35 başlıktan biriyle ilgili ilk  müzakerelerin gelecek ay başlatılması yönünde umut verdi.  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye'nin  AB Başmüzakerecisi Ali Babacan'la gerçekleşen buluşma  sonrasında, haziran ayında 'en az bir başlığın  açılabileceğini' vurguladı. Ancak Rehn, 'Türkiye'nin hukuk  devleti ilkeleri ve özgürlüğü teşvik eden reformları  hızlandırmasının zamanı geldiğini' söyleyerek, burada söz  konusu olan 'tıpkı temel hakların korunması gibi düşünce  ve din özgürlüğüdür' diye konuştu. Geçtiğimiz sonbaharda,  Türkiye ile katılım müzakereleri açıldığından beri 'tarama  süreci' devam ediyor. Bu süreçte, eksiklerin tespiti  amacıyla AB müktesebatının Türkiye'deki yasalarla  kıyaslaması yapılıyor. Kaydedilen güncel ilerlemelere  rağmen, hala büyük engeller mevcut. Babacan, Rehn ile  görüşmesi sonrasında, 'Ankara Protokolü'nü farklı  yorumluyoruz.' dedi." ("FED" rumuzlu, 20/05)

            Die Welt: "Hollandalılar AB İçinde Türkiye'ye Karşılar":  "Bir kamuoyu araştırması sonucuna göre Hollandalılar, Avrupa  Birliği'nin daha fazla genişlemesine şüpheyle bakıyorlar.  Araştırmadan çıkan sonuca göre çok sayıda Hollanda vatandaşı,  2004'de gerçekleşen 10 yeni üyenin alımıyla üye sayısı 25'e  çıkan AB'nin şimdilik Doğu'ya doğru tekrar genişlemeyi  düşünmemesi gerektiği görüşündeler. Ankete katılan deneklerin  yüzde 48'i AB'nin neredeyse tamamlanmış olduğunu düşünüyor ve  sadece Norveç ya da İsviçre gibi Batılı devletlerin katılımını onaylayacağını belirtiyorlar. Yüzde 52 oranındaki kıl payı  bir çoğunluk ise, ülke tüm katılım kriterlerini yerine getirse  bile, Türkiye'nin Birliğe alınmasına karşı." (22/05)

 

            AVUSTURYA BASINI:  

            ORF: "Yakında, Türkiye ve Hırvatistan ile AB Katılım  Müzakerelerine mi Başlanacak?": "Öyle görünüyor ki, Türkiye  ve Hırvatistan ile fiili AB katılım müzakerelerine,  gerçekten de Avusturya'nın Dönem Başkanlığı sırasında start  verilecek. 12 Haziran tarihinde Lüksemburg'ta  gerçekleştirilecek olan bir sonraki dışişleri bakanları  toplantısında, görüşmelere fiili olarak başlanması  düşünülüyor. Dönem Başkanlığı çevrelerinden alınan bilgilere  göre, dışişleri bakanları toplantısı çerçevesinde 35  müzakere başlığından ilkinin açılması planlanıyor. Ancak  bunun öncesinde büyükelçiler, AB müzakere pozisyonlarını oy  birliği ile kararlaştırmalı. Bunda herhangi bir sorunun  yaşanması beklenmiyor. AB, Türkiye ve Hırvatistan'ı, ikinci  bölümü oluşturan ve çok da problemli olması beklenmeyen  'eğitim ve kültür' başlığında da müzakere pozisyonunu  açıklamaları için yazılı olarak davet etti. Hırvatistan,  geçen hafta cevap verdi. Ancak, Türkiye'nin cevabı henüz  gelmedi.(...) Bir sonraki müzakere başlığı olan 'açık  teklif usulü ile iş verme' bölümünde ise oldukça zor bir  konu ele alınacak. Ülkeler, bu alanda henüz yeterli ölçüde  hazırlanmış değil ve etkili müzakerelerin başlayabilmesi  için ülkelerin yapması gereken 'ödevler' bulunuyor." (22/05)

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            The Financial Times: "Türkiye'nin Sancıları": "Seçkin  bir Türk hakimin, bağlı olduğu mahkemenin başörtüsü  tartışmasıyla ilgili kararından hoşlanmayan, görünüşte bir  İslamcı tarafından geçen hafta öldürülmesi, dikkatleri,  kökleri siyasi İslam'a dayanan Recep Tayyip Erdoğan hükümeti  ile Kemal Atatürk'ün mirasının güçlü savunucularının  bulunduğu laik yapı arasında giderek artan gerginliğin  üzerine çekti. Bu gerginlik, AB'nin, Türkiye'nin Birliğe  katılım emellerine karşı takındığı -gerçek ya da öyle  görünen- soğukluğun da etkisiyle daha da büyüyor. (...)  Türklerin, AB'nin art niyetli olduğu yönündeki düşünceleri,  hem AB ile ilgili yaygın hayal kırıklığını körüklüyor hem de  milliyetçi sağ ile sert görüşlü İslamcıları mutlu ediyor.  Ankara, en az on yıl sürmesi beklenen üyelik müzakerelerine  geçen sonbaharda resmen başladı. AB yasalarından elde edilen  kazanımların uyarlanmasının yanı sıra, azınlık ve insan  hakları ile demokratik haklar konusundaki AB talepleri ve AB  müktesebatının kabulü sürekli olarak zorlu bir sürece işaret  ediyordu. Ancak, AB anayasasının, Fransız ve Hollandalı  seçmenler tarafından geçen yıl reddedilmesiyle birlikte,  Türkiye'nin üyeliğine duyulan husumet de sertleşti. Türklere  göre, AB sürekli olarak müzakereden öte ahlaki bir muhasebe  yapılmasını dayatıyor gibi görünüyor. Avrupa, sadece reform  sürecinin motoru değil, Türkiye'deki siyasal bütünlüğün de  çimentosu. AB üyeliği, halk, iş dünyası ve ordu tarafından  paylaşılan ulusal bir proje ve AKP tarafından generallere  karşı bir kalkan olarak görülüyor. Başka bir deyişle Avrupa  perspektifi, bu Müslüman demokrasinin ve laik cumhuriyetin,  çözülmemiş çelişkilerine rağmen, niçin işlediğinin de iyi bir  açıklaması. Ulusal yaşamda ordunun yeri ve İslam'ın rolü gibi  meseleleri Türkler bizzat kendileri çözecekler. Ancak AB,  Türkiye'nin Birliğe katılımı önündeki engelleri yükseltmeye  devam edeceği izlenimini vermekten kaçınırsa bu şiddetli  tartışmaların üstesinden gelmek daha da kolaylaşır. Ne kadar  zaman alırsa alsın, Avrupa'nın, Türkiye'yi, jeopolitik  karanlığa itmeye değil, kucaklamaya ihtiyacı var." (22/05)

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Kathimerini: "Ege'de Tavır Değişikliğine Doğru...":  "Türk-Yunan 'diyalogu' olarak tanımlanmış olan (ve ulusal  açıdan yararlı sayılan) hareketsizlik çizgisinde bir  değişiklik yok. Resmen izlenmekte olan siyasi rotaya göre,  büyük konularda Ankara ile ikili diyalogdan kaçınmak,  ılımlı tonları sürdürmek, sadece 'ikinci derece öneme  haiz' konuları ilerletmek ve Türkiye'nin üyelik yönelimi  konusunda sabit bir şekilde olumlu tavır takınmak,  hükümetin değerlendirmesine göre, bu aşamada ulusal  çıkarları güvence altına alan bir ağ oluşturuyor.  Türkiye'nin birçok açıdan sorunlu olan AB üyeliği,  Washington'un Türkiye'ye 'kolaylık sağlanması' yönündeki  çabalarına ve Ankara'nın, Atina'ya, gerek Ege gerekse  Trakya'daki Müslüman azınlık konularında sürekli olarak  yoğunlaşmakta olan baskılarına bağlanabilir. Türk  diplomasisi, AB'ye karşı yükümlülükleri paketinden  çıkarabilmek amacıyla, azınlık konusunu ısrarla ikili  konuya dönüştürmeye çalışıyor. Atina'nın Türk-Yunan  politikasında hassas, aynı zamanda da kritik olan diğer  bir husus, Karamanlis hükümetinin, Kıbrıs Cumhurbaşkanı  ile önümüzdeki dönemde, özellikle AB düzeyinde  ilişkilerinin kalitesi ve işbirlikleriyle ilgili. Zaten,  bu ilişkilerin üzerinde bazı bulutlar toplanmış bulunuyor.  Atina, Kıbrıs ile bağlantılı AB-Türkiye konularında daha  esnek bir taktikten yana." (K.I. Angelopulos, 21/05)

            Kathimerini: "Türkiye'deki Kriz": "Türkiye'yi sarsmakta  olan Kemalistler ile İslamcılar arasındaki iç çarpışma,  tehlikeli bir yapısal bölünmeyi yansıtıyor. Bu durum, kitle  halinde tepki olarak ilk kez ortaya çıkıyor ve istikrarsızlık  bir yana, Türk siyasi saldırganlığının Yunanistan'a ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı yoğunlaşmasına neden oluyor. Bu nedenle,  Türkiye'deki kriz, herkesten önce, Karamanlis hükümetini ve  genelde ülkenin siyasi dünyasını kaygılandırmalıydı. (...)  Ankara'nın 2004 yılının ekim ayında üyelik müzakerelerine  başlarken üstlendiği yükümlülükler çerçevesinde, Yunanistan'ın  artık özel çıkarları olan bir ülke olarak hareket etmesinin  gerekli olduğu AB alanı da var. AB Komiseri Olli Rehn, Türk  müzakereci Ali Babacan ile görüşmesinden sonra, itiraz payı  bırakmayan bir şekilde, 2006 yılı içinde liman ve hava  alanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmasının, Türkiye'nin  müzakere konusu oluşturmayan yükümlülüğü olduğunu açıkladı.  Bu konu hakkında, Yunan Hükümeti tarafından Rehn'nin yaptığı  bu açıklama kadar net bir açıklama şimdiye kadar yapılmadı.(…) Türkiye'nin, AB üyeliği perspektifiyle üstlenmiş olduğu  yükümlülüklere uyum sağlayamaması, Avrupa vatandaşlarının ve  bazı ülkelerin siyasi liderlerinin, bu Müslüman ülkenin AB'ye  katılması perspektifine yüzlerini çevirmeleri, Ankara'nın  Avrupa hamlesinin ne kadar zamansız ve kendi bütünlüğü için  dahi ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor. Yunan  hükümetlerinin öne sürdüğü, 'Türkiye'nin AB'ye katılması  perspektifinin ikili ilişkilerin yararına olacağı' yönündeki  ideolojik çarpıtma, artık devamlı olarak uygulamada iptal  ediliyor. Hükümetin bazı Avrupa ülkeleriyle, özellikle de  Merkel Almanyası ile AB ve Türkiye arasında özel bir  ilişkinin belirtilmesi amacıyla ciddi bir diyaloga  başlaması zamanı artık geldi. Böylece, aşamalı bir şekilde  yapısal bir kriz içinde batmakta olan bu ülkenin hükümetine  ve kurulu düzenine uygulanan ve geniş Yunan çıkarları için  tehlikeli durumlar yaratan baskı da kalkacak." (Kostas  Yordanidis, 21/05)  

 

 
ESKİ SAYILAR