ANKARA, 30/05(BYE)---
Dış basında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinen 29 Mayıs 2006
tarihli haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda sunulmaktadır:
ALMANYA BASINI:
Handelsblatt:
"Türkiye... Alman Ekonomi Çevreleri Reform Uyarısında Bulunuyor":
"Şansölye Angela Merkel, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin müzakerelerin
zorlu geçeceğini, ancak şu an görevde olan koalisyon hükümetinin üyelik
müzakerelerinin başlatılması yönündeki anlaşmalara uyacağını söyledi.
Merkel, Türk-Alman Ekonomi Kongresi'nin açılışında yaptığı konuşmada,
'Mevcut anlaşmaların sürekliliği içinde hareket ediyoruz.' dedi.
Kongrenin açılışında Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan da hazır
bulundu. (…) Alman şirket temsilcileri Türkiye'deki reformlardan övgüyle
bahsettiler, ancak aynı zamanda reformların hızlandırılmasını
istediler. Bosch şirketi Menajeri Klaus-Peter Fouquet, AB
müzakerelerinin ertelenmemesi uyarısında bulunarak böyle bir uygulamanın
ekonomik ilişkilere çok büyük zarar vereceğini söyledi. Türkiye'nin AB
üyeliği konusundaki en büyük engeli, Ankara'nın Kıbrıs'ın Gümrük
Birliği'ne dahil edilmesi konusundaki uzlaşmaz tutumu teşkil ediyor.
Ankara, uluslararası alanda tanınan ve iki yıl önce AB üyesi olan Kıbrıs
Cumhuriyeti ile diplomatik ilişki kurmuyor. Erdoğan bu nedenle,
Kıbrıslı Rumlara hava alanları ve limanlarını açmayı reddediyor. (…)" (Silje
Kersting, Gerd Höhler, 29/05)
Der Tagesspiegel:
"Boğaz'a Bir Köprü": "Türkiye, modern bir sanayi ülkesi olma ve AB'ye
katılma yolunda dev adımlarla ilerliyor. Ülke, gayri safi milli
hasılasını geçen dört yıl içinde, ortalama yüzde sekiz artırarak, ikiye
katladı. Türkiye'nin Avrupa ve özellikle Almanya'yla bağlantı kurmayı ne
denli istediğini, Berlin'de gerçekleştirilecek Türk-Alman Ekonomi
Kongresi'nde görmek mümkün. Kongre'de 1.400 katılımcı, Almanya ile
Türkiye arasındaki işbirliğinin derinleştirilmesi, ortak projelerin
geliştirilmesi ve ticaretin artırılması konularını tartışıyor. Kongre,
Merkel ve Erdoğan'ın katılımlarıyla ayrıca bir ağırlık kazanıyor. Merkel,
Türkiye tarafından hedeflenen AB üyeliği konusuna doğrudan girmeksizin,
daha da geliştirilmesi gereken 'ortak ve güçlü ağı' vurguluyor. Erdoğan
ise, 'Gelecekte AB'de birlikte olacağız' vurgusunu yapıyor. Berlin
Belediye Başkanı Klaus Wowereit, Türkiye'nin AB üyeliğinden yana
olduğunu söyledi ve 'Müzakereler sürdürülürken bunların başarısızlıkla
değil, başarılı bir şekilde sonuçlanması istenmelidir' uyarısında
bulundu. (…)" (Daniel Rhee-Piening, 27/05)
Die Welt: "Merkel,
Türklere Anlaşmalara Sadık Kalınacağı Sözü Verdi": "Şansölye Angela
Merkel (CDU) Türkiye'ye, AB üyeliği müzakerelerine ilişkin bütün
tereddütlere rağmen, anlaşmalara sadık kalınacağı teminatını verdi.
Merkel, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Berlin'i ziyareti
sırasında yaptığı açıklamada, "Müzakereler, bütün kriterler yerine
getirilecek şekilde sürdürülecek.' dedi. Merkel, Alman Federal
Hükümeti'nin anlaşmalara süreklilik içinde sadık kalacağını belirtti."
(27/05)
Süddeutsche
Zeitung: "Muhtemel AB Üyeliği Öncesi Merkel, Türkiye ile Müzakerelerin
Zorlu Geçmesini Bekliyor": "Şansölye Angela Merkel, Türkiye'nin Avrupa
Birliği üyeliğine ilişkin müzakerelerin zorlu geçeceğini belirtti.
Ancak Merkel, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Edoğan ile
gerçekleştirdiği ortak basın konferansında, Alman Hükümeti'nin Avrupa
tarafından imzalanan anlaşmalara uyacağını ve bir önceki hükümetin
politikasıyla süreklilik sağlanacağını vurgulayarak, bunun Avrupa ile
işbirliğinin bir gereği olduğunu söyledi. Merkel, AB üyeliği için bütün
kriterlerin yerine getirilmek zorunda olduğunu söyledi. Bu çerçevede
bazı konularda çok zorlu müzakereler sürdürülmek zorunda kalınacağını
söyleyen Merkel, partisi CDU'da Türkiye'nin tam üyeliğine şüpheyle
yaklaşan görüşlerin bulunduğunu da itiraf etti. Merkel, bizzat seçim
kampanyası sırasında Türkiye'ye üyelik yerine 'imtiyazlı ortaklık'
sunulmasını istemişti. Erdoğan, Şansölye'nin bugüne kadar izlenen
politikayı devam ettireceği hissine daima sahip olduğunu söyledi.
Türkiye Başbakanı Almanya'yı ziyareti sırasında, ülkesinin
modernleşmesine ilişkin muhtemel endişeleri gidermeye çalıştı. Merkel,
Erdoğan'a ülkedeki iç politik gelişmeler konusunda da sorular sorduğunu
ve Erdoğan'ın kendisine 'geçmişte olduğu gibi sürekli bir gelişim
sağlanacaktır' teminatında bulunduğunu söyledi. (…)" (Nico Fried, 27/05)
İNGİLTERE
BASINI:
Reuters: "Türkiye
Yavaş Yavaş AB ile Krize Doğru İlerliyor": "Bu yıl sonunda, özellikle
seçim politikalarının AB reformlarının önüne geçmesiyle her iki tarafın
da gözünün açılmasıyla patlak verecek olası bir krize doğru Türkiye
yavaş yavaş ilerliyor. Türkiye'nin üyelik yönünde attığı adımları
hızlandırmak bir yana, 3 Ekim tarihinde başlayan katılım müzakereleri
öyle görünüyor ki, Türklerin Avrupa'nın içtenliğini sorgulamaya
başlamasıyla pek çok Avrupalının da Türkiye'nin nihayetinde istenip
istenmediği konusunda yoğun tartışmalar yaşamasıyla her iki tarafın da
geri adım atmasına neden oldu. İcra organı Avrupa Komisyonu'nun Türk ve
Avrupa Dışişleri Bakanları 12 Haziran tarihinde bir araya geldiklerinde
ve müzakerelerin ilk 35 faslının gerçek anlamda görüşülmeye
başlandığında Ankara'ya kritik önemde geçici bir rapor sunması
bekleniyor. AB yetkilileri raporda, ifade özgürlüğü, dini ve azınlık
hakları ve ordunun geçmişteki reformlara rağmen siyasi hayattaki rolü
gibi uzun zamandır süregelen sorunlara işaret etmesinin beklendiğini
söylüyorlar. (…) Türk analizciler, hükümetin AB reformlarını
cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine giderek yaklaşıldığı bir
dönemde bir kenara ittiğini ifade ediyorlar. Hükümetten bir yetkili,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlarına AB dosyasından ziyade
iç politikaya eğilmelerini söylediğini ifade ediyor. (…)" (Paul Taylor,
29/05)
İSPANYA BASINI:
Europa Press:
"Madrid Başpiskoposu Rouco Varela, Avrupa Kültürü İçinde Yer Almadığı
için, Türkiye'nin AB'ye Girmesi Gerektiğine Şüpheyle Bakıyor": "Madrid
Başpiskoposu Kardinal Antonio Maria Rouco Varela, 'Avrupa kültürel
dünyası' içinde yer almadığı için Türkiye'nin AB'ye girmesine şüpheyle
bakıyor. 'Tartışan Avrupa-20 Yıl Sonra-1986-2006' adlı kitapta Varela,
'Papa II. Jean Paul, her zaman Avrupa'nın coğrafik bir kavram değil,
kültürel bir kategori olduğunu söyledi. Sınırlar meselesini ortaya
koyduğumuz zaman, bu tarif aşikardır. Avrupa, Avrupa kültürel dünyası
içinde yer alıyor ve Türkiye'nin burada olmadığı kesin' diye vurguluyor.
Ona göre Avrupa, Hıristiyan ve sonrasında laik; Türkiye meselesi ise,
'ciddi ve kritik' bir sorun olduğu için üzerinde düşünmek lazım.
'Hıristiyan ve Müslüman dünyasında, dini görüş açısından doğan bir
diyalogun ve ilişkinin olması iyi. AB içinde sorumlu olarak hareket
etmek ve Avrupa'nın ortak bir kültürel alan olduğunu ya da bunun
bozulmak istenip istenilmediğini bilmek lazım' diye altını çiziyor."
(28/05)
İTALYA BASINI:
Corriere Della
Sera: "Avrupa'nın Yorgunluğu Kapısını Çalanlara da Bulaşıyor": "AB'nin
zayıflığı, gittikçe büyüyen ulusal bencillik ve de -mütevazı dahi olsa-
ortak siyasi bir platform oluşturmaktaki beceriksizliği Türkiye gibi AB
kulübüne tam üye olmak arzusunda olanlara tehlikeli bir biçimde
bulaşıyor. Ani ve zorlayıcı çöküntüler adeta kuşku ve şüpheleri yeniden
uyandırıp Avrupa yürüyüşünün hafifletmiş olduğu bir takım irili ufaklı
krizleri de kalıcı hale getirerek bu katılım heyecanını boğuverdi.
Türkiye'de hedeflerini yeniden belirlemek isteyenlerin sayısı -her ne
kadar şu an için azınlıkta da olsalar- artıyor gibi görünüyor. Avrupa
yorgunluğu hastalığına yakalananlar kendilerine daha az bir yükümlülük
getirecek bir geleceği tercih edebilirler: Büyük bir ihtimalle
-yaratılacak ekonomik fırsatları da kaybetmeksizin, yükümlülükleri
hafifleten- imtiyazlı bir ortaklık gibi. Ve temelde baştan beri 'ılımlı
Müslüman' olan Başbakan Erdoğan'ın Avrupa stratejilerine karşı çıkan
aşırı milliyetçiler de, mevcut hükümet programını sabote etmek pahasına,
her yola başvurmaya hazırlar. Belirsizlik ve korku yayılmakta ve de ülke
büyük bir çoğunluk tarafından desteklenen Avrupa rüyasından günden güne
uzaklaşmaktadır. Ankara, neticede AB'yi statükoculuktan kurtaracak
itici bir güç olmak yerine, kendi içine kapanmaktadır. Atina, halkının
kuşku ve kararsızlıklarını ortadan kaldıracak kapasitedeki
politikalarıyla, Türkiye'nin AB'ye katılımını memnuniyetle karşılamıştı.
Zira Ankara'nın AB'ye katılımı Yunanistan'ın askeri harcamalarını büyük
ölçüde azaltacaktı." (Antonio Ferrari, 26/05)
YUNANİSTAN
BASINI:
Ethnos:
"Helsinki'nin Terk Edilmesi Feci Hataydı":
"SORU: Helsinki
stratejisinin terk edilmesinin sonuçları artık görünüyor.
PAPANDONIU: (…)
Türkiye-Yunanistan farkları, Türkiye-AB farkları oldu ve Türkiye AB'ye
hesap vermek zorunda kaldı. Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri,
Türkiye'nin taleplerinin kaldırılmasına ve Yunanistan'ın ilgili
muvafakatine bağlıydı. Yunanistan'ın AB'ye ve Para Birliği'ne katılımı,
Türkiye'nin de katılım arzusu nedeniyle, AB çerçevesini, milli
meselelerin çözümünde bizim için avantajlı hale getiriyordu. Hiçbir
ulusal karşılık olmaksızın, AB ile müzakerelerin başlaması için Aralık
2004'te Türkiye'ye bugünkü hükümet tarafından 'yeşil ışık' yakılmasıyla
Helsinki'nin terk edilmesi, feci hata oldu. Türkiye'nin ülkemiz aleyhine
taleplerini kaldırması hususunda baskı yapılması için eşsiz fırsat
kaçırıldı. Türk saldırganlığına karşı esaslı bir destek olmayan eski
düzene döndük. Ege'de geçen gün meydana gelen trajik olayla, Yunanistan
Helsinki'yi terk etmenin bedelini ödüyor.
SORU: Sizin
görüşünüze göre, gelecekte ne yapılması gerekir?
PAPANDONIU:
Helsinki tipi bir prosedüre geri dönüş tek yoldur. Maalesef, Helsinki
geri dönülemez şekilde kayboldu. Böyle bir fırsat bir daha ortaya
çıkamaz. Ancak, uluslararası hukuka uyum ve Yunanistan ile
anlaşmazlıklarının çözümüne ilişkin belirli yükümlülükleri yerine
getirmesi gereken Türkiye'nin, AB yolunda yeni durakların belirlenmesi
gerekir." (V. Skuris, PASOK Milletvekili Yannos Papandoniu ile yapılan
mülakat, 28/05)
Antenna TV: "Veto
Uygulanması İhtimali Açık": "Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni,
Türkiye'ye veto uygulanma ihtimalini açık bıraktı. Bakoyanni,
'Türkiye'nin tutumu, AB üyesi olmak isteyen bir ülkeyle bağdaşmıyor.'
dedi. AB Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana ise,
Viyana'daki AB Dışişleri Bakanlarının gayri resmi toplantısında yaptığı
konuşmada, Ankara'nın davranışıyla ve Avrupa süreciyle ilgili
kaygılarını dile getirdi. Toplantıda, Bakoyanni, Ege'deki trajik olay
hakkında mevkidaşlarını bilgilendirirken, Belçika Başbakanı Guy
Verhofstadt da, Türkiye'nin Kıbrıs'a karşı olan yükümlülüklerini yerine
getirmemesi durumunda Avrupa sürecinin bloke edilmesi ihtimalini açık
bıraktı." (29/05)
To Vima:
"Heybeliada Ruhban Okulu Tekrar Açılmalı":
"SORU: Ekümenik
Patrikhanenin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
REINS: Zor soru.
Ben konunun anlaşmayla sonuçlanmasını umut ediyorum. Tabii ki,
müzakereler çok zor, ancak Türkiye AB'ye katılmak istiyorsa bu
problemleri çözmeli. Heybeliada Ruhban Okulunun tekrar açılması gerekir.
Bunun nasıl olacağını bilmiyorum, ancak Patrikhane problemini çözmediği
takdirde Türkiye'nin AB'ye giremeyeceğine inanıyorum. Türkiye'nin bu
geleneği kabul etmesi gerekir. Türk çocuklarının klasik eğitim
aldıklarını gördükçe gerçekten seviniyorum. Bir Alman sanat tarihçisiyle
evlenen bir Türk kızı, benim gözetimimde doçentlik yaptı. Etnik
duvarların yavaş yavaş kalkması gerekir. Başlangıç da, aydın insanlar
tarafından yapılacak." (Katerina Limberopulu, Bizantoloji Profesörü
Diter Rondrich Reins ile yapılan mülakat, 28/05)
-
ESKİ SAYILAR