02.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Die Welt: "Türkiye İçin Konulan Kurallar": "Avrupa Birliği iki yıl önce beraberinde ağır  sonuçlar getirecek bir karar alarak Türkiye ile  AB'ye katılım müzakerelerini başlattı ve böylece  Avrupa halkı nezdinde AB Anayasası’nın reddedilmesine  de yol açan bir güven krizine neden oldu. Kamuoyu, resmen başlatılan müzakerelerin Ankara'yı  zorunlu olarak kulübe götüreceğinden endişeli.  Siyasetçilerin çoğu bu endişeleri bertaraf etmek için  neredeyse hiçbir şey yapmadılar. Tersine; yeterince sert çıktığında, hep Türk Hükümeti’ne taviz verdiler.  Türkiye'nin aynı zamanda önemli reformları gerçekleştirdiği,  halk tarafından ya hiç algılanmadı ya da omuz silkerek  kaydedildi. Eş zamanlı olarak Türkiye'deki Avrupa coşkusu,  Ankara'nın Avrupa'dan reddedildiği ölçüde azaldı.  Bu arada Türklerin sadece üçte biri ülkelerinin  AB üyeliğini destekliyor. Bunun dışında anketler,  Türklerin milliyetçi ve Batı karşıtı olmaya  başladıklarını kanıtlıyor. Bu durumda reformların  hızını yavaşlatmak zorunda kalan Başbakan Erdoğan eş zamanlı olarak Brüksel'den anlayış bekliyor. Brüksel'in ılımlı davranması halinde bu durum  Avrupa'daki krizi tetikleyecek. AB'nin sert bir tavır  alması iyi olurdu. Brüksel'den gelen ilk duyumlara  inanılacak olursa Türkiye'nin ilerleme raporu olumsuz  çıkacak. (…) Avrupa kulübüne üye olmak isteyen onun  kurallarını dikkate almak zorundadır. Buna uymayanlar  ortak üye ve yakın NATO müttefiki olarak kalmalarına  rağmen Avrupa Birliği'nin tam üyesi olamazlar."  (Jaques Schuster, 01/11)

 

Die Welt: "AB Komisyonu’nun Raporu Türkiye'nin Üyeliğini Şüpheye Düşürüyor": "AB Komisyonu, üye adayı Türkiye'ye çok kötü bir karne  veriyor. AB çevrelerinden alınan duyumlara göre Komisyon’un  yeni raporunda, ülkenin AB üyeliğini şüpheye düşüren eksikler  sıralanıyor. Raporun içeriğini bilenler, gelecek hafta  açıklanacak olan raporda, ne işkenceyle mücadele ne Kıbrıs ne de insan hakları konusunda büyük ilerlemeler kaydedildiği, Komisyonun buna rağmen katılım müzakerelerinin kesilmesini  tavsiye etmeyeceği, bunun yerine iki tarafın da yüzü kızarmadan müzakerelerin devamını mümkün kılacak bir strateji üzerinde  çalışıldığını söylüyorlar. (…) Komisyon’un İlerleme Raporu da kötü muamele, işkence,  yolsuzluk, tehlikeye altındaki azınlıklar ve yargıya yönelik  eleştirileri listeliyor. Öncelikle de Ankara'nın limanlarını  Kıbrıs gemilerine açmaması büyük bir sorun olarak görülüyor.  Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Kıbrıs'ın Türkiye ile AB'ye  katılım müzakerelerinin devamını veto etmesini engellemek  amacıyla önerdiği buluşmaya, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopulos katılabileceğini açıklarken, Türkiye, AB'nin vaadini yerine  getirerek, Kıbrıs'ın kuzeyine uygulanan ticari ambargoya son  vermesini şart koşuyor. Avrupa Milletvekili Elmar Brok (CDU), talepleri Türkiye  tarafından kabul edilmemesine rağmen sürekli taviz veren  AB'nin, müzakere ortağı olarak gülünç duruma düştüğünü  belirterek, Komisyondan katı bir tavır sergilemesini talep  etti. Brok aynı zamanda görüşmelerin başarısızlıkla  sonuçlanmaması için uyararak, ‘Türkiye'nin bir Avrupa  perspektifine sahip olması gerektiği tartışılmaz’ diye  konuştu."  (Hannelore Crolly, 01/11)

 

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Ankara'nın Üyeliği... Komisyon Müzakerelerin Askıya Alınmasına Karşı": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu  Komiseri Olli Rehn, yaptığı açıklamada, imzalamış olduğu  Ankara Anlaşmasını ihlal ederek Kıbrıs gemi ve uçaklarına  liman ve havaalanlarını açmayı reddeden Türkiye ile üyelik  müzakerelerinin askıya alınmasına karşı olduğunu belirtti. Ankara ile müzakerelerin askıya alınıp alınmamasıyla ilgili bir soruya Rehn şu yanıtı verdi: ‘Türkiye yapması  gerekeni yaparsa hayır.’ Türkiye'nin Ankara Anlaşmasına uymaması hakkında ise  Rehn, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, bir çözüm bulmak  amacıyla Kıbrıslı iki toplumla ve aynı zamanda Türkiye ile  halihazırda görüşmelerde bulunduğunu belirtti. Olli Rehn, daha genel anlamda üyelik konusunda da,  Birliğin, yeteri kadar inanılır olmayan reformların  yavaşlığından dolayı hayal kırıklığı yaşadığını, bunun,  kamuoylarının kuşku duymasına yol açtığını ifade etti." (01/11)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

The Independent: "Türkiye'nin Katılımı İnsan Haklarıyla İlgili AB Raporunun Tehdidi Altında": "Ankara, insan hakları sicili nedeniyle sert eleştirilerle  karşı karşıya kalırken, Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin  kesintiye uğramasını önlemek amacıyla bu hafta sonu acil durum  toplantıları yapılması planlanıyor. Gelecek hafta yayımlanacak olan kritik raporun basına  sızan bazı bölümleri, Türkiye'nin, ifade özgürlüğü konusunda Avrupa standartlarına uyma yolundaki ilerleyişi ile ilgili  endişeleri yansıtırken, ülkenin, limanlarını AB'ye 2004  yılında katılan Kıbrıs'ın gemilerine açmayı reddetmesini  de öne çıkarıyor. AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finlandiya, rapordaki  eleştirilerin, Türkiye'de tepkiye neden olacağının da  bilincinde, Kıbrıs meselesiyle ilgili bir anlaşmaya  varılmasına çalışarak Avrupa Komisyonu'nun raporunun  ilgili bölümünün değiştirilmesini amaçlıyor. Finlandiya bu amaçla, konuyla ilgili mutabakata  varılmasını sağlamak için ilgili ülkelerin dışişleri  bakanlarını Helsinki'ye davet etti. Davete icabet edeceğini henüz teyit etmeyen Türkiye,  Kıbrıs'a uyguladığı kısıtlamaları yıl sonuna kadar  yumuşatmaması halinde AB üyeliği için yürüttüğü  müzakerelerin askıya alınacağı yönünde uyarılıyor. İlerleme sağlandığı takdirde AB, Türkiye'ye, Kıbrıs  uçak ve gemilerine limanlarını açmayı kabul etmesi için  verdiği son mühleti erteleyebilir ve bu gelişme, gelecek  hafta yayınlanacak raporun son halini etkileyecektir. Konuyla ilgili ilerleme kaydedilemediği takdirde ise  Türkiye, sert eleştirilerle karşı karşıya kalacak."  (Stephen Castle, 01/11)

 

Financial Times: "Türkiye AB ile Çatışma Yolunda": "Brüksel'in bu yılın başında Ankara'nın üyelik  müzakerelerini sona erdirebileceğine dair uyarıda bulunduğu  bir ‘tren kazası’na doğru ilerlenirken, Türkiye ve Avrupa, uyur gezer bir halde olduklarına dair her türlü izlenimi  veriyorlar. Bu durum, Birliğin yabancılara kapatılmasını  isteyen bazı mevcut üyeler tarafından memnuniyetle  karşılanabilecek olsa da AB için stratejik bir hata olacak  ve Türkiye'nin tam olarak gelişmiş modern bir ulus olma  amacını da başarısızlığa uğratacaktır. Yaklaşık bir hafta sonra Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin  reform çabalarını ve şimdiye kadar AB'nin bölünmüş Kıbrıs  adası konusundaki taleplerini yerine getirmedeki  başarısızlığını değerlendirecek. AB, insan hakları, demokratik haklar ve azınlık  haklarını sağlam bir şekilde yerleştirmek için bir dizi  reform paketine rağmen Türkiye'nin ifade özgürlüğünü ve  mahkumları işkenceden korumak için yeterince çaba  sarfetmediğini ve hala ordu üzerinde sivil kontrolü tesis  etmeye çalıştığını kaydediyor. Ankara ise Avrupalıların,  Türkiye önündeki bariyeri hiç kimseye uygulanmadığı kadar  yüksek tutarak ve özellikle Fransa, Almanya ve Avusturya'da  olmak üzere Müslüman karşıtı ön yargıyı körükleyerek, kötü  niyetli hareket ettiklerini kaydediyor. Her iki taraf da  bir noktaya kadar haklı. Şimdi her iki tarafın da yapması gereken geri adım  atmak ve riske attığının ne olduğunu iyice düşünüp  taşınmaktır. AB açısından, Türkiye'yi kucaklamak  ‘soft power’ın (ince güç) çekiciliğinin en iddialı  sınavı niteliğindedir. Batı ve İslam ülkeleri arasında  kronik bir çatışma yaşandığı bir dönemde Türkiye projesi,  AB taahhütlerine bağlı olarak İslam ve demokrasinin  evliliğinin başarılı olabileceğini ispatlamayı amaçlıyor.  Bu hiç de küçük bir ödül değil. Türkiye açısından ise, Avrupa projesi sadece reform  lokomotifi değil siyasi uyumun tutkalı. AB üyeliği, Türk  halkı, cumhuriyetin laik mirasının muhafızı olan Mustafa  Kemal Atatürk'ün ordusu ve Avrupa'yı sadece Türkiye'nin  amacı olarak değil aynı zamanda generallere karşı da bir  kalkan olarak gören Recep Tayyip Erdoğan'ın neo-İslamcı  hükümeti tarafından paylaşılan bir amaç. Türkiye'nin doğu  ve güney sınırlarının istikrarsızlık tehdidi altında olduğu  bir zamanda şimdi her şey risk altında. (…) Bilhassa, 10 yıl veya daha fazla bir süre içinde, Türkiye AB'ye er geç üye olsun ya da olmasın, tam üyelik  vadeden müzakere sürecinin bütünlüğü korunmalıdır. Bundan  daha azı ise Türkiye'nin yüzüne kapıyı kapatacaktır." (01/11)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

Kıbrıs Haber Ajansı: "Lillikas: Türkiye'den Gelen Mesajlar Net Değil": "Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Kıbrıs Hükümeti’nin, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Türkiye'nin AB üyelik  müzakereleriyle ilgili girişimine yazılı cevap verdiği  halde, Türkiye'den gelen mesajların net olmadığını söyledi. Lillikas, Londra'da Kıbrıs Rum Kardeşliği  tarafından verilen yemekte yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ın,  Türkiye'nin AB'ye üye olmasını desteklediğini, ancak  AB'ye karşı yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin  bedelini ise üstlenmeye hiç niyetli olmadığını belirtti." (01/11)

           

 

YUNANİSTAN BASINI:

Yunanistan Radyo-TV Kurumu: "Borrell'in Atina Temasları": "Avrupa Anayasası Anlaşması ile ilgili gelişmeler ve  Türkiye'nin üyelik süreci, Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı  Joseph Borrell'in Atina'da Cumhurbaşkanı, Başbakan ve  siyasi parti liderleriyle yaptığı görüşmenin odağında yer  aldı. Borrell, Türkiye'nin Avrupa perspektifine değindiği  basın toplantısında, AB'nin denge noktaları bulmaya  çalıştığını söyledi ve komşu ülkenin yükümlülüklerini  yerine getirmesinin gerekliliğinin altını çizdi. Borrell, Türkiye'nin Avrupa  ailesine katılması için Avrupa'nın, bu ülkeden, üstlendiği  vaatleri yerine getirmesini istemesi gerektiğini söyledi.  Ayrıca, Türkiye'nin AB üyesi olup olmayacağına bir cevap  vermek için erken olduğunu, çünkü Ankara'nın Avrupai düzeye  yaklaşması için katetmesi gereken yolu tamamlamadığını  belirtti. Türkiye'nin üyeliğinin yarın olacak olan bir şey  olmadığını, çünkü 10 ile 15 yıl sonrasını beklemek  gerektiğini söyleyen Borrell, ‘Yarınki Türkiye, AB'ye üye  olacak.’ dedi." (01/11)

 

 

  

 

 

 

 

NOT: Bu bülten, 01 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR