06.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

Washington Times: "AB'nin Ankara'nın Üyeliği Üzerindeki Şüpheleri Yoğunlaşıyor": "Türkiye ile AB arasındaki siyasi mesafe bu hafta, AB'nin  Ankara'ya üyelik hazırlıklarında zayıf not vermesi, Kıbrıs  konusunda planlanan barış görüşmelerinin başarısız olması ve  Türkiye Başbakanı’nın bu ayın başında kendisiyle görüşme  ayarlamayı reddederek Papa'yı hiçe sayması üzerine daha da  arttı. AB'nin, Türkiye'yi, siyasi reformları  ağırdan almakla suçlayan ve Birliğe katılım yolunda kalmak  istiyorsa Ankara'nın 2007'de önemli ilerlemeler kaydetmesini  talep edeceği hayli eleştirel bir rapor yayımlaması  bekleniyor. Birçok Avrupalı, büyük ve Müslüman bir ülkeyi Birliğe  almaya değip değmeyeceğini sorguluyor. Türkiye'nin, AB üyesi  Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesi de büyük bir engel teşkil ediyor.  Ankara, AB'nin, Kıbrıslı Türklerin tecridini sona erdirmek istiyorsa daha fazlasını yapmasını istiyor." (04/11)

 

AP: "Türkiye ile AB Üyelik Girişimi Konusunda Ayrı Yerlere Sürükleniyor": "AB ile Türkiye en başından beri uyumsuz bir ikiliydi. Biri müreffeh, çoğunlukla Hıristiyan ve liberal; diğeri ise  oldukça yoksul, ezici bir çoğunluğu Müslüman ve büyük ölçüde  muhafazakar. Belki de zamanla ikili arasındaki havanın neşeli  bir iyimserlikten, karşılıklı yakınmalara dönüşmesinde ve  iletişim kurulmasının imkansız hale gelmiş gibi görünmesinde  şaşılacak bir şey yok. AB, gelecek çarşamba günü Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu’nu yayımladığında bu durum daha da kötüleşecekmiş gibi gözüküyor. Ancak Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin daha da kötüleşmesinin sonuçları dramatik ve pek çok şeyi etkileyici  bir nitelikte olabilir. Müslüman bir ulusu, liberal Avrupa toplumunun içine almaya dair şevk dolu vizyonun getirecekleri, ‘medeniyetler çatışmasının’ kaçınılmaz olmadığını kanıtlıyor. Pek çok analist, tarafların bütün dünyadaki Müslümanlara  Batı'nın kendileriyle, diğerleriyle eşit şartlarda uzlaşmaya  hazır olmadıkları mesajını verecek kesin bir ayrılığa gitmeden,  müzakereleri öngörülebilir bir geleceğe dek sürdürecek gibi  görünmelerinin nedeninin bu olduğunu ifade ediyorlar. Peki müzakereler sonuçsuz kaldığında ne olacak? İlk olarak yüzde 99'u Müslüman olan demokratik bir  toplumu Batı'ya entegre etmenin sembolik değeri yok olacak.  1920'deki laik dönüşümünden bu yana yüzünü Avrupa'ya çevirmek  üzere eğitilmiş olan Türkiye'nin 71 milyonluk nüfusu olumlu  bir destek görebilmek için başka bir yere yönelmek zorunda  kalabilir. (…)" (Benjamin Harvey, 03/11)

 

AP: "İtalya Dışişleri Bakanı D'alema: İslam ile Kültür Çatışmasından Kaçınılması Öncelikli Konudur": "İtalya Dışişleri Bakanı Massimo  D'Alema yayımlanan bir mülakatında, Batı ile İslam  arasında vuku bulabilecek bir kültür çatışmasından kaçınmanın  dünyanın en önemli önceliği olduğunu ve Papa'nın Türkiye'ye  yapacağı ziyaretin bu yönde çok önemli bir adım olduğunu  söyledi. D'Alema La Repubblica gazetesine yaptığı açıklamada,  ‘Papa'nın Türkiye'ye yapacağı ziyaret Müslüman bir ülkeye  gösterilen güçlü ilginin bir işaretidir. Bu medeniyetler  arasındaki diyalog konusunda bir jest ve bizler bunun için  minnettarız.’ dedi. Dışişleri Bakanı D'Alema açıklamasında, Türkiye'nin  AB'ye girmesine müsaade edilmesinin çok gerekli bir durak  olduğunu savundu ve şöyle dedi: ‘AB'nin kapılarının büyük  bir Müslüman ülkeye açılması, medeniyetler çatışması  temasına verilebilecek stratejik anlamda en doğru cevap  olacaktır. 60 milyon Müslüman vatandaşın Avrupa'nın  demokrasi ve özgürlüklerle ilgili değerlerine entegre  olması fikri çok güçlü siyasi ve kültürel bir mesajdır.’" (03/11)

 

 

ALMANYA BASINI:

 

Almanya'nın Sesi Radyosu: "Almanya Eski Başbakanı Schröder, Türkiye'nin AB Üyeliğini Yazdı": "Almanya'nın eski Başbakanlarından Schröder, Kıbrıs  sorununda Türkiye'nin etik açıdan haklı olduğunu söylüyor. Schröder, Türkiye'nin Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nü  onaylaması için öncelikle kendisine verilen sözlerin yerine getirilmesi beklentisini anlayışla karşılıyor. Schröder ayrıca, Türkiye'ye AB üyeliği için verdiği destekten dolayı baskı gördüğünü de belirtmekten kaçınmıyor, siyasette zaman zaman bu durumun yaşandığına da vurgu  yapıyor. ‘Ben başından beri Türkiye ile müzakerelerin doğru  olduğuna inananlardanım. Bu görüşümde değişiklik olmadı ve  olmayacak da. Bunun iki nedeni var: Birincisi, 1963'te verilen sözlerin tutulması. Politik koşulların yerine  getirilmesi ve ciddi reformların yapılması halinde,  üyelik müzakerelerine başlanacağı söylendi, başka bir şey  değil.’ Söz konusu reformlar, Almanya eski Başbakanı Schröder'e  göre gerçekleşti. Bu nokta Schröder'in Türkiye'nin AB  üyeliğinde diretmesindeki ilk neden. Nedenlerden ikincisi ise, politik bir temele dayanıyor. Schröder, demokratik  Türkiye'nin Avrupa'nın, aynı zamanda Almanya'nın güvenliği  için önemli olduğunu söylüyor. Bununla bağlantılı olarak  eski Almanya Başbakanı, müzakerelerin sürdürülmesi ve  sonuçlanmasını talep ediyor. ‘Ben kitabımda güncel sorunları ele alıyor ve tartışıyorum. Burada söz konusu olan 2004 yılındaki güncel  sorundur. Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonu ama aynı zamanda  imzalanan ancak, uygulanmaya konmayan Ankara Protokolü ile  nasıl başa çıkılacağıdır.’ Schröder, kasım ayında Türkiye'ye gidecek ve İngilizce  bir konferans verecek. Artık oy kaybetme gibi bir endişe  taşımayan Almanya'nın eski Başbakanı Schröder, Türkiye'nin  AB'de yer almasını daha açık bir şekilde savunuyor gibi  gözüküyor, ancak bunu Almanya'nın çıkarı için yaptığını belirtmeyi de ihmal etmiyor."  (Sevim Ercan, 03/11)

 

Die Welt: "Türkiye'nin Üyeliğine Karşı Yeni Direniş": "Federal Almanya eyaletlerinde, reform sürecinde  duraksamanın devam etmesi halinde Türkiye ile AB'ye  katılım müzakerelerinin sürdürülmesine karşı direniş  oluşuyor. Kuzey Ren Vestfalya ve Bavyera eyaleti Berlin'de  ‘Türkiye'de büyük demokrasi eksiklikleri olduğundan’ söz  etti. Bavyera Eyaleti Avrupa Bakanı Emilia Müller (CSU), AB Komisyonu'nun İlerleme Raporu’nun memnun edici olmaması  halinde, sonradan yapılacak müzakerelerin bir faydası  olmayacağını söyleyerek, ‘Türkiye'nin AB'ye dahil olmadığı  giderek netleşiyor’ ifadesini kullandı."  (03/11)

 

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Türkiye ile AB'ye Katılım Müzakereleri Bloke Edildi": "Türkiye ile AB'ye katılım müzakereleri, Kıbrıs'ın  tanınmasıyla ilgili uzlaşmazlık nedeniyle şimdilik bloke  edilmiş durumda. AB Dönem Başkanı Finlandiya,  Türk Hükümeti, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların  temsilcileriyle Helsinki'de yapılması planlanan buluşmayı  iptal etti. Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja, tüm  taraflarla yaptığı ikili pazarlıklar sonucunda şimdilik  ortak görüşmeler için bir olasılık görmediğini söyleyerek,  AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın AB Komisyonu’nun katılım  müzakerelerine ilişkin İlerleme Raporu’nu bekleyeceğini  belirtti. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  İlerleme Raporu’nu gelecek çarşamba günü açıklayacak.  Raporda, Türklerin Kıbrıs meselesindeki tutumunun şiddetle  eleştirilmesi bekleniyor. Uzlaşmazlığın nedeni, Ankara'nın karşılık almadan Ankara Protokolü'nü yerine getirmek  istemeyişi. Bu meselede bir uzlaşı sağlanmaması halinde, katılım müzakerelerinin devamı imkansız. Bu yıl içinde ve Finlandiya'nın dönem başkanlığı  sırasında böyle bir uzlaşıya varılıp varılmayacağı perşembe  gününe kadar belirsizdi. Her halükarda Finlandiya'nın  önerisinin gerçekleşmesine şu sıralar pek şans verilmiyor. CDU/CSU, liman ve havaalanlarının  Kıbrıs'tan gelecek malların ticaretine açılmaması halinde,  Türkiye ile katılım müzakerelerinin durdurulmasını talep  etti. Dış Politikadan Sorumlu Hıristiyan Birlik Partileri  Meclis Grup Başkan Yardımcısı Stockenhoff, ‘Türk Hükümeti’ne  direnişinin sonuçlarının olumsuz olacağının net sinyalini  vermenin zamanı gelmiştir’ diye konuştu. CDU/CSU'nun  Finlandiya'nın önerisini desteklediğini söyleyen Stockenhoff,  ‘Türkiye direnmeyi sürdürecek olursa, Kıbrıs karşısındaki  yükümlülüklerini yerine getirinceye kadar AB'nin, katılım  müzakerelerinde yeni başlıkları görüşmeye açmaması gerekir’ diye konuştu." (Werner Mussler, Johannes Leıthaeuser, 03/11)

 

Die Tageszeitung: "Ağır Bir Darbe": "Stoiber, Merkel ve Pofalla hep dememişler miydi?  ‘Türkiye'den bir Avrupa devleti olamaz’ diye. Türkiye,  Kıbrıs'ın temsilcileriyle aynı masaya oturmamaktaki  ısrarıyla tüm ön yargıları teyit etti. Gerçekten de, hava  atma amacıyla AB'ye girmek isteyen bir üyenin, başka bir  AB üyesini tanımaya hazır olmayışı kabullenemez. Avrupa  normları bir yana, karşılıklı saygı ve dostane ilişkiler,  AB'nin vazgeçilmez kurallarındandır. Ancak Türkiye şu sıralar AB katılım sürecinden veda  etmek için elinden geleni yapıyorsa da, şu an oluşan  durumdan Avrupalıların da tamamen suçsuz olduğu söylenemez.  Zira, iki yıl önce Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi planı, adanın Rum yerleşimcilerinin direnişi nedeniyle başarısızlığa  uğramasına rağmen, Rum Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye alındı. Yeni devlete onay verenler ise bunun için cezalandırıldı;  Kıbrıslı Türkler, ekonomik açıdan izole edilmiş olarak,  Ankara'ya bağımlı kaldılar.  AB, yeni üye Kıbrıs'la sadece şirin bir ada parçasını  değil, çok sayıda diplomatın son 50 yılda parmağını yaktığı  uluslararası bir ihtilaf ocağını da üstlendi. Türkiye'nin  şimdi, Avrupa karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirme  karşılığında, Brüksel tarafından söz verilen AB ile Kuzey  Kıbrıs arasında doğrudan ticari ilişkilerin başlatılmasını  talep etmesi gayet anlaşılır bir tavır. Ancak ne yazık ki  birinin diğeriyle hiçbir ilgisi yok ve daha da vahimi:  Kıbrıslı Rumlar şimdiye dek, Türk komşularının daha iyi bir  statü elde etmelerini engellediler. Bu da Avrupa'dan pek şık  bir davranış değil. Brüksel ile Ankara arasındaki müzakereler, Kıbrıs  yüzünden başarısızlıkla sonuçlanacak olursa, bu sadece Avrupa  için büyük bir darbe olmayacak. Türkiye de, çoktan aşıldığına  inanılan şovenist geçmişine geri dönme tehdidiyle karşı karşıya  kalacak." (Klaus Hillenbrandt, 03/11)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Die Presse: "Türkiye ile Müzakereler: Krizin Eşiğinde": "Türkiye şu sıralar kendisine arka arkaya indirilen  darbeleri şaşırtıcı bir soğukkanlılıkla karşılıyor. AB  Komisyonu tarafından 8 Kasım'da açıklanması beklenen ve  önceden alınan bilgilere göre Türkiye hakkında yıkıcı bir  değerlendirme içeren İlerleme Raporu karşısında yalnızca  omuz silkiliyor. Ankara, insan hakları ve ifade özgürlüğü  konularındaki eksikliklerin eleştirilmesinin yeni bir şey  olmadığı görüşünde. Kıbrıs ihtilafı konusundaki bir zirvenin  iptal edilmesi de zaten tamamen çıkmaza girmiş olan durumu  pek etkilemiyor. AB'nin en geç aralık ayında Türkiye ile müzakerelere nasıl  devam edileceğine karar vermesi gerekecek. Şu sıralar  korkulduğu gibi, eğer o zamana kadar Kıbrıs konusunda bir  yakınlaşma sağlanamazsa, müzakereler ya durdurulacak ya da  bazı ülkeler tarafından bloke edilecek. Diplomatlar, ‘bir  krizin çıkacağından’ emin görünüyorlar. Akdeniz adasına  ilişkin duygusal ihtilaf çoktan AB ile Türkiye arasındaki  zor ilişkilerin sembolü haline geldi. AB, Türkiye'den limanlarını Kıbrıs'tan gelecek olan  gemi ve uçaklara açmasını istiyor. Ankara ise Kıbrıs'ın  Türk kesimi ekonomik açıdan izole olduğu sürece bunu  reddediyor. Brüksel, büyükelçiler nezdinde AB Dönem Başkanı  Finlandiya'nın uzlaşma önerisi konusunda, noktası virgülüne  kadar hala tartışıldığını bildiriyor.  BM'nin katkısı  olmadan bir Kıbrıs çözümünün de mümkün olamayacağına işaret  eden Başbakan Erdoğan, AB'nin bunu yalnız kendi görevi olarak  görmesinin ‘büyük bir hata’ olacağını söylüyor."  (Friederike Leibl, 03/11)

 

 

BELÇİKA BASINI:

 

Le Soir: "Türkiye Yüksek Gerilim Altında": "AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın düzenlediği  toplantının iptal edilmesinin sorumluluğunu Türkler ve  Rumlar birbirlerinin üzerine atıyorlar. Bu beklenen bir  gelişmeydi. 5-6 Kasım tarihlerinde yapılması öngörülen  toplantı, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi kendini  ilan eden Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve AB'yi  bir araya getirecekti. Gündemde, verdikleri söze rağmen  Türklerin uygulamadığı Ankara gümrük protokolünün Kıbrıs  Cumhuriyeti'ne genişletilmesi vardı. Gerilim biraz daha arttı. AB'nin Türkiye ile  üyelik müzakerelerine başlamaya karar verdiği 3 Ekim 2005  tarihinden bu yana bu tür olaylar sık sık yaşanıyor. Bir: Türkler, Ankara Protokolünü Kıbrıs Cumhuriyeti'ne  genişletmemekte inat ediyorlar. (…) Türkiye, sürekli yükümlülüklerini inkar ediyor.  Konunun, Aralık ayı ortasında Brüksel'de yapılacak devlet  ve hükümet başkanları zirvesinde bir sonuca bağlanacağına  kesin gözüyle bakılıyor. Olli Rehn, Liberation gazetesine  verdiği demeçte, ‘Ankara ile şizofrenik ilişkilerimiz var’  diyordu. Tam kelimesi. Ankara, nasıl üyelik müzakerelerine  zarar vermeden AB'nin kurallarına ve değerlerine saygı  göstermeye zorlanabilir? Siyasal, ekonomik ve ticari açıdan  AB ve Türkiye'nin birbirlerine ihtiyacı var. Ankara'nın üzerindeki baskı hat safhada. Birkaç  haftadır Kıbrıs Rum diplomasisi, üyelik müzakerelerinde  yeni başlıkların açılmasını engelliyor. Avrupa Parlamentosu  Başkanı Joseph Borrell, Türkiye yükümlülüklerini yerine  getirmediği sürece üyeliğinin söz konusu olmadığını tekrarladı. Geçen yıl müzakerelerin başlaması için zorunlu  ilerlemeden sonra Türkiye yerinde sayıyor. Ayrıca 2007 yılı  Türkiye'de seçim yılı olacak. Bu kapsamda Kıbrıs konusu  ulusal ve hissi bir boyut kazanacak. Şayet bir kazayı  önlemek istiyorlarsa Avrupalıların bunu gözönünde  bulundurmaları gerekir."  (Pascal Martin, 03/11)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "Babacan: Türkiye'de Reformların Uygulanması Çok Yavaş": "Publico gazetesinde yayımlanan bir mülakatta, Türkiye'nin AB  Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'deki reformların  yavaşlığının, yeni kanunların uygulanmasındaki güçlüklere  bağlı olduğunu açıkladı. Babacan, ‘Yasa çıkartırken hızlı ilerliyoruz. Türk Parlamentosu  tarihinde bu kadar kısa bir sürede bu kadar çok kanun  çıkartmadı. Fakat bu kanunların uygulanması zihniyet  değişimini gerektiriyor’ ifadesini kullandı. Portekiz'i ziyaret eden Türk yetkili,  ‘Reformların yavaşlığı sorunu daha çok uygulamalardan kaynaklanıyor.’ dedi. Babacan, ‘Ceza kanunumuz moderndir. Sorun mahkemelerin  değişik yorumlama yapmasından kaynaklanıyor. Yüksek Mahkemenin  içtihat yaratması için biraz zamana ihtiyacı var’ şeklinde  konuştu. Ankara'nın gümrük birliği anlaşmasını Kıbrıs Cumhuriyeti’ne genişlemesini reddetmesine karşı müzakerelerin askıya alınması  olasılığı konusundaki bir soru üzerine Babacan, ‘Bu olasılık  çok düşük’ cevabını verdi. Bakan, ‘Sonuçlar Türkiye açısından olduğu kadar Avrupa  Birliği açısından da kötü olacaktır’ yorumunu yaptı. (04/11)

 

AFP: "Kırmızı Kart Beklenirken Ankara'ya Sarı Kart": "Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin AB üyelik  müzakerelerini muhtemel durdurma yönünde bir karar alamaz. Bir Avrupa kaynağının belirttiğine göre, ‘Gümrük  Birliği Protokolü'ne (Türkiye'nin AB ile) ilişkin statüko  mecburen Komisyonun yıllık raporuna yansıtılacak.’ Bir Avrupalı diplomata göre ise Brüksel, AB için  stratejik önemi olan bu ülkeyle üyelik müzakerelerini  kısmi olarak bile durdurmayı tavsiye etmemeli. Türkiye Başmüzakerecisi Ali Babacan, müzakerelerin durdurulmasının ‘çok düşük bir ihtimal’ olduğunu ileri sürdü. (…) Üyelik sürecinin her aşamasında Kıbrıs meselesi ve  Lefkoşa'nın veto tehdidi, Ankara ile müzakereleri düzenli  olarak tehlikeye sokuyor. (…) Bazı ilerlemelere rağmen genel anlamda durumun negatif  olması, Avrupa kamuoyunun Türkiye'ye karşı artan düşmanlığını  ve karşılık olarak da Türk halkının AB'ye karşı kuşkularının  artmasını tetikliyor." (Amelie Bottollier-Depois, 05/11)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

The Times: "Yasak, AB Katılım Umutlarını Engelliyor": "Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesine ilişkin çıkmazın aşılmasını amaçlayan olağanüstü toplantının iptal edilmesi, Ankara'nın Avrupa Birliği'ne katılım  çabasına yeni bir darbe indirdi. Diplomatlar, Türkiye'nin, Yunanistan'ın  katılmayacağını öğrendiği ve müzakerelerin tek taraflı  olmasından çekindiği için Helsinki'de  yapılması teklif edilen görüşmelere katılmayı  reddettiğini söylediler. Ankara'nın, geçen yıl katılım müzakerelerine  başladığında kabul ettiğinin aksine Kıbrıs uçak ve  gemilerine limanlarını açmamasını kınaması beklenen  rapor, sürecin askıya alınmasına neden olabilir. Türkiye'nin Birliğin katılım kriterlerine uyma  çabalarını AB üyesi bir ülke olarak veto etme gücüne  sahip bulunan Kıbrıs, halihazırda Yunanistan'la birlikte,  resmi müzakerelerin sanayi politikalarıyla ilgili  bölümünün ertelenmesi için çalışıyor.  (David Charter, 03/11)

 

Reuters: "Türk Genelkurmay Başkanı AB'nin ‘Ordu ile Uğraşmaktan’ Vazgeçmesini İstedi": "Türkiye Genelkurmay  Başkanı yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği’nin, Türk  Ordusu ile uğraşmaktan vazgeçmesi ve ülkenin zorlu coğrafi  durumu gözönünde tutulduğunda ordunun oynadığı özel rolü  kabul etmesi gerektiğini söyledi. Ankara'nın üyesi olmayı umduğu AB, sıklıkla Türk  Ordusu’nu siyasete müdahalede bulunmakla suçluyor. Avrupa  Komisyonu önümüzdeki hafta yayımlayacağı yıllık İlerleme Raporu’nda Silahlı Kuvvetler üzerinde sivil kontrolünün  güçlendirilmesi çağrısını yineleyecek. Gazetelerde yer alan açıklamalarında Genelkurmay  Başkanı Yaşar Büyükanıt, ‘Ordu AB'nin hedefi haline  geldi. Neden orduyla uğraşıyorlar? Her ülkenin kendine  ait koşulları vardır. AB sınırları içerisindeki hangi  ülkenin Irak, İran ve Suriye ile sınırı var? Güvenlik  şartları çok iyi bir şekilde değerlendirilmek zorundadır.  Türkiye coğrafi anlamda oldukça hassas bir yerde  bulunmaktadır... Hepimiz dikkatli olmalıyız.’ dedi." (03/11)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

 

Kıbrıs Haber Ajansı: "Avrupa Komisyonu’nda Türkiye İkilemi": "AB Dönem Başkanı Finlandiya, Türkiye'nin üyelik sürecine ilişkin bir uzlaşı formülü bulmak yönündeki  çabalarını sürdüredursun, Helsinki'de yapılması planlanan dolaylı görüşmelerin iptali Avrupa Komisyonu’nda işleri   karıştırdı. AB kaynaklarına göre, hem AB Komisyonu’nun Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Olli Rehn hem de kurmayları, Finlandiya'nın  girişiminin, gelecek çarşamba günü yapılacak olan Komisyon  toplantısına dek sonuç vereceğini, dolayısıyla Komisyonun  işinin kolaylaşacağını umuyorlardı. 8 Kasım'dan önce bir formül bulma ihtimalinin olmaması Brüksel'de öfke yarattı. Hem Rehn'in yardımcıları hem de  Komisyon Başkanı Jose Manuel Barrosso'nun yardımcıları arasında yoğun bir hareketlilik yaşanacağına kesin gözüyle  bakılıyor. Aynı kaynaklar, şu anda masada bulunan farklı farklı  görüşler dolayısıyla tüm ihtimallerin mümkün olduğunu;  ancak zamanın darlığından ötürü bir an önce bir noktaya  varılması gerektiğini belirtiyorlar. Finlandiya girişiminin iptalinden sonra Komisyona bağlı üst düzey birimler, "Stratejik Belge"de Türkiye'ye  karşı siyasi bir tavır alıp alınmaması veya konunun  aralık zirvesine havale edilip edilmemesi gibi ikilemlerle  karşı karşıya bulunuyor." (03/11)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

To Vima: "Türkiye-AB İçin Meclis'te Çatışma": "Meclis'te gerçekleştirilen gündem dışı oturumda  yaşanan tartışmada iki siyasi lider karşı karşıya geldi.  Başbakan Karamanlis dış politikada ‘kısır sürtüşmeler’  yerine bir kez daha ‘uzlaşma’ talep ederken, PASOK Başkanı  Papandreu, ‘Sizin diplomatik başarısızlıklarınızın ortak  sorumlusu olmayacağız’ cevabını verdi. (…) Papandreu, PASOK tarafından Türkiye'nin Avrupa üyeliğine  verilen desteğin ‘açık çek olmadığını’ net bir şekilde ifade  etti ve ülkemizin, ‘gerektiğinde hayır deme cesaretini de  göstermesinin gerekli olduğunu’ vurguladı. PASOK Başkanı, Başbakan'a hitaben, 2005 Ekim ayında  komşumuz ülkeyle üyelik müzakerelerinin başlaması kararı  alınırken, ‘Israr etmeliydiniz, fakat siyasi faturayı  ödemekten korktunuz.’ dedi ve Helsinki çerçevesinden vazgeçen  (Aralık 2004) Başbakanın bu tutumunun, ‘Türkiye ile  ilişkilerimizde, müzakere yeteneği açısından ciddi bir  eksiklik yarattığını’ öne sürdü. Papandreu, ayrıca, ‘Türkiye'nin gerçek bir AB üyeliğinden  yana olduğunu’ belirterek, bunun Kıbrıs sorununun çözülmesi  yönünde baskı aracı olacağını, iyi komşuluk koşullarının  şekillenmesine ve Türkiye'deki azınlıkların korunmasına yol  açacağını belirtti. (…) Başbakan Karamanlis, ‘Avrupa raylarının, Avrupa yolunda ilerleyen  Türkiye treninin raydan çıkmayacağı yönünde garanti sağlayan  tek ray olduğu’ ve ‘raylar üzerinde ilerleyerek ve trafik  ışıklarına uyum sağlayarak üyeliğe varmanın Ankara'nın  elinde olduğu, trenin makinistinin Ankara olduğu’ şeklinde  konuşmasıyla Ankara'ya bir ‘mesaj’ gönderdi. Papandreu,  Başbakan'ın mesajına karşılık olarak, ‘Türkiye trenin  direksiyonundayken bizi, valizlerin bulunduğu vagona  koydunuz’ eleştirisinde bulundu. (…) Karamanlis'in, daha net açıklamalarda bulunmadan  ‘Bazı ortaklarımız tarafından AB-Türkiye arasında özel  bir ilişkiye dair düşünceler de dile getiriliyor’ şeklinde  konuşması, Papandreu'nun tepkisine yol açtı: ‘Özel ilişkiden  söz ettiğiniz için, bu konu hakkında tezinizi net bir şekilde  dile getirmenizi istiyorum. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden  yana mısınız, yoksa politikanızı değiştirdiniz mi?’ diye  sordu. PASOK Başkanı'nın sorusunu, Karamanlis'in yerine,  Bakoyanni cevaplandırdı: ‘Türkiye'nin Avrupa'ya tam  üyeliğinden yanayız’ ve ‘Türkiye'ye, ihtiyacı olduğu  uygulamaları ve iç değişiklikleri yapması için ciddi ve  güvenilir teşviklerin olması gerekir.’ dedi."  (Gr. Tziovaras, L. Stavropulos, 03/11)

 

 

                                                *******               *******

 

            ABD DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI SÖZCÜSÜ SEAN MCCORMACK'IN                      

            GÜNLÜK BASIN BRİFİNGİNDE TÜRKİYE İLE İLGİLİ SORULARA

            VERDİĞİ CEVAPLAR

 

            "SORU: Türkiye'de üst düzey yetkililerden, Papa'nın  ziyareti ve AB ile ilgili bazı yorumlar geldi. Avrupa'da  birçok kişi, Türkiye'nin Avrupa'dan uzaklaştığını görüyor,  aynı zamanda da AB'nin daimi üyesi olmak istiyor. Türkiye  ile AB ve Vatikan arasındaki son gelişmeleri nasıl  değerlendiriyorsunuz? Türkiye'nin aslında Avrupa'dan uzaklaşıyor olabileceğinden endişeli misiniz?

 

            MCCORMACK: Ben böyle değerlendirmiyorum. Türkiye ile  AB arasında yapılacak çok iş var. Basında, AB yetkililerinin  müzakerelerde çok daha fazla ilerleme kaydetmeyi umduklarını  söyledikleri haberler görüyorum. Türk tarafı için de aynı  şeyin geçerli olduğundan eminim. Biz bu müzakerelere  müdahale etmeye çalışmıyoruz. Bunu, Türkiye ve AB'nin  çözmesi gerekiyor. Bu yüzden yaptığımız açıklamaların  gerçekten yararlı mı veya ilgili mi olduğundan emin değilim.   AB üyesi olma çabalarında Türkiye'yi destekledik ve  desteklemeye de devam ediyoruz, ama müzakereler iki taraf  arasında ve biz onlardan biri değiliz. (…)" (04/11)

 

 

           

 

NOT: Bu bülten, 03-05 Kasım 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

ESKİ SAYILAR