ABD BASINI:
Washington Times: "AB'nin Ankara'nın Üyeliği
Üzerindeki Şüpheleri Yoğunlaşıyor": "Türkiye
ile AB arasındaki siyasi mesafe bu hafta, AB'nin Ankara'ya üyelik
hazırlıklarında zayıf not vermesi, Kıbrıs konusunda planlanan barış
görüşmelerinin başarısız olması ve Türkiye Başbakanı’nın bu ayın
başında kendisiyle görüşme ayarlamayı reddederek Papa'yı hiçe sayması
üzerine daha da arttı. AB'nin, Türkiye'yi, siyasi reformları
ağırdan almakla suçlayan ve Birliğe katılım yolunda kalmak istiyorsa
Ankara'nın 2007'de önemli ilerlemeler kaydetmesini talep edeceği hayli
eleştirel bir rapor yayımlaması bekleniyor. Birçok Avrupalı, büyük ve
Müslüman bir ülkeyi Birliğe almaya değip değmeyeceğini sorguluyor.
Türkiye'nin, AB üyesi Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesi de büyük bir engel
teşkil ediyor. Ankara, AB'nin, Kıbrıslı Türklerin tecridini sona
erdirmek istiyorsa daha fazlasını yapmasını istiyor."
(04/11)
AP: "Türkiye ile AB Üyelik Girişimi Konusunda Ayrı
Yerlere Sürükleniyor": "AB ile Türkiye en
başından beri uyumsuz bir ikiliydi. Biri müreffeh, çoğunlukla Hıristiyan
ve liberal; diğeri ise oldukça yoksul, ezici bir çoğunluğu Müslüman ve
büyük ölçüde muhafazakar. Belki de zamanla ikili arasındaki havanın
neşeli bir iyimserlikten, karşılıklı yakınmalara dönüşmesinde ve
iletişim kurulmasının imkansız hale gelmiş gibi görünmesinde şaşılacak
bir şey yok. AB, gelecek çarşamba günü Türkiye ile ilgili İlerleme
Raporu’nu yayımladığında bu durum daha da kötüleşecekmiş gibi gözüküyor.
Ancak Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin daha da kötüleşmesinin
sonuçları dramatik ve pek çok şeyi etkileyici bir nitelikte olabilir.
Müslüman bir ulusu, liberal Avrupa toplumunun içine almaya dair şevk
dolu vizyonun getirecekleri, ‘medeniyetler çatışmasının’ kaçınılmaz
olmadığını kanıtlıyor. Pek çok analist, tarafların bütün dünyadaki
Müslümanlara Batı'nın kendileriyle, diğerleriyle eşit şartlarda
uzlaşmaya hazır olmadıkları mesajını verecek kesin bir ayrılığa
gitmeden, müzakereleri öngörülebilir bir geleceğe dek sürdürecek gibi
görünmelerinin nedeninin bu olduğunu ifade ediyorlar. Peki müzakereler
sonuçsuz kaldığında ne olacak? İlk olarak yüzde 99'u Müslüman olan
demokratik bir toplumu Batı'ya entegre etmenin sembolik değeri yok
olacak. 1920'deki laik dönüşümünden bu yana yüzünü Avrupa'ya çevirmek
üzere eğitilmiş olan Türkiye'nin 71 milyonluk nüfusu olumlu bir destek
görebilmek için başka bir yere yönelmek zorunda kalabilir. (…)" (Benjamin
Harvey, 03/11)
AP: "İtalya Dışişleri Bakanı D'alema: İslam ile Kültür
Çatışmasından Kaçınılması Öncelikli Konudur":
"İtalya Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema yayımlanan bir mülakatında,
Batı ile İslam arasında vuku bulabilecek bir kültür çatışmasından
kaçınmanın dünyanın en önemli önceliği olduğunu ve Papa'nın Türkiye'ye
yapacağı ziyaretin bu yönde çok önemli bir adım olduğunu söyledi.
D'Alema La Repubblica gazetesine yaptığı açıklamada, ‘Papa'nın
Türkiye'ye yapacağı ziyaret Müslüman bir ülkeye gösterilen güçlü
ilginin bir işaretidir. Bu medeniyetler arasındaki diyalog konusunda
bir jest ve bizler bunun için minnettarız.’ dedi. Dışişleri Bakanı
D'Alema açıklamasında, Türkiye'nin AB'ye girmesine müsaade edilmesinin
çok gerekli bir durak olduğunu savundu ve şöyle dedi: ‘AB'nin
kapılarının büyük bir Müslüman ülkeye açılması, medeniyetler çatışması
temasına verilebilecek stratejik anlamda en doğru cevap olacaktır. 60
milyon Müslüman vatandaşın Avrupa'nın demokrasi ve özgürlüklerle ilgili
değerlerine entegre olması fikri çok güçlü siyasi ve kültürel bir
mesajdır.’" (03/11)
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi Radyosu: "Almanya Eski Başbakanı
Schröder, Türkiye'nin AB Üyeliğini Yazdı":
"Almanya'nın eski Başbakanlarından Schröder, Kıbrıs sorununda
Türkiye'nin etik açıdan haklı olduğunu söylüyor. Schröder, Türkiye'nin
Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nü onaylaması için öncelikle kendisine
verilen sözlerin yerine getirilmesi beklentisini anlayışla karşılıyor.
Schröder ayrıca, Türkiye'ye AB üyeliği için verdiği destekten dolayı
baskı gördüğünü de belirtmekten kaçınmıyor, siyasette zaman zaman bu
durumun yaşandığına da vurgu yapıyor. ‘Ben başından beri Türkiye ile
müzakerelerin doğru olduğuna inananlardanım. Bu görüşümde değişiklik
olmadı ve olmayacak da. Bunun iki nedeni var: Birincisi, 1963'te
verilen sözlerin tutulması. Politik koşulların yerine getirilmesi ve
ciddi reformların yapılması halinde, üyelik müzakerelerine başlanacağı
söylendi, başka bir şey değil.’ Söz konusu reformlar, Almanya eski
Başbakanı Schröder'e göre gerçekleşti. Bu nokta Schröder'in Türkiye'nin
AB üyeliğinde diretmesindeki ilk neden. Nedenlerden ikincisi ise,
politik bir temele dayanıyor. Schröder, demokratik Türkiye'nin
Avrupa'nın, aynı zamanda Almanya'nın güvenliği için önemli olduğunu
söylüyor. Bununla bağlantılı olarak eski Almanya Başbakanı,
müzakerelerin sürdürülmesi ve sonuçlanmasını talep ediyor. ‘Ben
kitabımda güncel sorunları ele alıyor ve tartışıyorum. Burada söz konusu
olan 2004 yılındaki güncel sorundur. Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonu ama
aynı zamanda imzalanan ancak, uygulanmaya konmayan Ankara Protokolü
ile nasıl başa çıkılacağıdır.’ Schröder, kasım ayında Türkiye'ye
gidecek ve İngilizce bir konferans verecek. Artık oy kaybetme gibi bir
endişe taşımayan Almanya'nın eski Başbakanı Schröder, Türkiye'nin
AB'de yer almasını daha açık bir şekilde savunuyor gibi gözüküyor,
ancak bunu Almanya'nın çıkarı için yaptığını belirtmeyi de ihmal
etmiyor." (Sevim Ercan, 03/11)
Die Welt: "Türkiye'nin Üyeliğine Karşı Yeni Direniş":
"Federal Almanya eyaletlerinde, reform sürecinde duraksamanın devam
etmesi halinde Türkiye ile AB'ye katılım müzakerelerinin sürdürülmesine
karşı direniş oluşuyor. Kuzey Ren Vestfalya ve Bavyera eyaleti
Berlin'de ‘Türkiye'de büyük demokrasi eksiklikleri olduğundan’ söz
etti. Bavyera Eyaleti Avrupa Bakanı Emilia Müller (CSU), AB
Komisyonu'nun İlerleme Raporu’nun memnun edici olmaması halinde,
sonradan yapılacak müzakerelerin bir faydası olmayacağını söyleyerek,
‘Türkiye'nin AB'ye dahil olmadığı giderek netleşiyor’ ifadesini
kullandı." (03/11)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Türkiye ile AB'ye
Katılım Müzakereleri Bloke Edildi": "Türkiye
ile AB'ye katılım müzakereleri, Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili
uzlaşmazlık nedeniyle şimdilik bloke edilmiş durumda. AB Dönem Başkanı
Finlandiya, Türk Hükümeti, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların
temsilcileriyle Helsinki'de yapılması planlanan buluşmayı iptal etti.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja, tüm taraflarla yaptığı ikili
pazarlıklar sonucunda şimdilik ortak görüşmeler için bir olasılık
görmediğini söyleyerek, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın AB
Komisyonu’nun katılım müzakerelerine ilişkin İlerleme Raporu’nu
bekleyeceğini belirtti. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,
İlerleme Raporu’nu gelecek çarşamba günü açıklayacak. Raporda,
Türklerin Kıbrıs meselesindeki tutumunun şiddetle eleştirilmesi
bekleniyor. Uzlaşmazlığın nedeni, Ankara'nın karşılık almadan Ankara
Protokolü'nü yerine getirmek istemeyişi. Bu meselede bir uzlaşı
sağlanmaması halinde, katılım müzakerelerinin devamı imkansız. Bu yıl
içinde ve Finlandiya'nın dönem başkanlığı sırasında böyle bir uzlaşıya
varılıp varılmayacağı perşembe gününe kadar belirsizdi. Her halükarda
Finlandiya'nın önerisinin gerçekleşmesine şu sıralar pek şans
verilmiyor. CDU/CSU, liman ve havaalanlarının Kıbrıs'tan gelecek
malların ticaretine açılmaması halinde, Türkiye ile katılım
müzakerelerinin durdurulmasını talep etti. Dış Politikadan Sorumlu
Hıristiyan Birlik Partileri Meclis Grup Başkan Yardımcısı Stockenhoff,
‘Türk Hükümeti’ne direnişinin sonuçlarının olumsuz olacağının net
sinyalini vermenin zamanı gelmiştir’ diye konuştu. CDU/CSU'nun
Finlandiya'nın önerisini desteklediğini söyleyen Stockenhoff, ‘Türkiye
direnmeyi sürdürecek olursa, Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini
yerine getirinceye kadar AB'nin, katılım müzakerelerinde yeni
başlıkları görüşmeye açmaması gerekir’ diye konuştu." (Werner
Mussler, Johannes Leıthaeuser, 03/11)
Die Tageszeitung: "Ağır Bir Darbe":
"Stoiber, Merkel ve Pofalla hep dememişler miydi?
‘Türkiye'den bir Avrupa devleti olamaz’ diye. Türkiye, Kıbrıs'ın
temsilcileriyle aynı masaya oturmamaktaki ısrarıyla tüm ön yargıları
teyit etti. Gerçekten de, hava atma amacıyla AB'ye girmek isteyen bir
üyenin, başka bir AB üyesini tanımaya hazır olmayışı kabullenemez.
Avrupa normları bir yana, karşılıklı saygı ve dostane ilişkiler,
AB'nin vazgeçilmez kurallarındandır. Ancak Türkiye şu sıralar AB
katılım sürecinden veda etmek için elinden geleni yapıyorsa da, şu an
oluşan durumdan Avrupalıların da tamamen suçsuz olduğu söylenemez.
Zira, iki yıl önce Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi planı, adanın Rum
yerleşimcilerinin direnişi nedeniyle başarısızlığa uğramasına rağmen,
Rum Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye alındı. Yeni devlete onay verenler ise
bunun için cezalandırıldı; Kıbrıslı Türkler, ekonomik açıdan izole
edilmiş olarak, Ankara'ya bağımlı kaldılar. AB, yeni üye
Kıbrıs'la sadece şirin bir ada parçasını değil, çok sayıda diplomatın
son 50 yılda parmağını yaktığı uluslararası bir ihtilaf ocağını da
üstlendi. Türkiye'nin şimdi, Avrupa karşısındaki yükümlülüklerini
yerine getirme karşılığında, Brüksel tarafından söz verilen AB ile
Kuzey Kıbrıs arasında doğrudan ticari ilişkilerin başlatılmasını talep
etmesi gayet anlaşılır bir tavır. Ancak ne yazık ki birinin diğeriyle
hiçbir ilgisi yok ve daha da vahimi: Kıbrıslı Rumlar şimdiye dek, Türk
komşularının daha iyi bir statü elde etmelerini engellediler. Bu da
Avrupa'dan pek şık bir davranış değil. Brüksel ile Ankara
arasındaki müzakereler, Kıbrıs yüzünden başarısızlıkla sonuçlanacak
olursa, bu sadece Avrupa için büyük bir darbe olmayacak. Türkiye de,
çoktan aşıldığına inanılan şovenist geçmişine geri dönme tehdidiyle
karşı karşıya kalacak." (Klaus Hillenbrandt,
03/11)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Türkiye ile Müzakereler: Krizin
Eşiğinde": "Türkiye şu sıralar kendisine arka
arkaya indirilen darbeleri şaşırtıcı bir soğukkanlılıkla karşılıyor.
AB Komisyonu tarafından 8 Kasım'da açıklanması beklenen ve önceden
alınan bilgilere göre Türkiye hakkında yıkıcı bir değerlendirme içeren
İlerleme Raporu karşısında yalnızca omuz silkiliyor. Ankara, insan
hakları ve ifade özgürlüğü konularındaki eksikliklerin eleştirilmesinin
yeni bir şey olmadığı görüşünde. Kıbrıs ihtilafı konusundaki bir
zirvenin iptal edilmesi de zaten tamamen çıkmaza girmiş olan durumu
pek etkilemiyor. AB'nin en geç aralık ayında Türkiye ile müzakerelere
nasıl devam edileceğine karar vermesi gerekecek. Şu sıralar korkulduğu
gibi, eğer o zamana kadar Kıbrıs konusunda bir yakınlaşma sağlanamazsa,
müzakereler ya durdurulacak ya da bazı ülkeler tarafından bloke
edilecek. Diplomatlar, ‘bir krizin çıkacağından’ emin görünüyorlar.
Akdeniz adasına ilişkin duygusal ihtilaf çoktan AB ile Türkiye
arasındaki zor ilişkilerin sembolü haline geldi. AB, Türkiye'den
limanlarını Kıbrıs'tan gelecek olan gemi ve uçaklara açmasını istiyor.
Ankara ise Kıbrıs'ın Türk kesimi ekonomik açıdan izole olduğu sürece
bunu reddediyor. Brüksel, büyükelçiler nezdinde AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın uzlaşma önerisi konusunda, noktası virgülüne kadar hala
tartışıldığını bildiriyor. BM'nin katkısı olmadan bir Kıbrıs çözümünün
de mümkün olamayacağına işaret eden Başbakan Erdoğan, AB'nin bunu
yalnız kendi görevi olarak görmesinin ‘büyük bir hata’ olacağını
söylüyor." (Friederike Leibl, 03/11)
BELÇİKA BASINI:
Le Soir: "Türkiye Yüksek Gerilim Altında":
"AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın düzenlediği toplantının iptal
edilmesinin sorumluluğunu Türkler ve Rumlar birbirlerinin üzerine
atıyorlar. Bu beklenen bir gelişmeydi. 5-6 Kasım tarihlerinde yapılması
öngörülen toplantı, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi kendini ilan
eden Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve AB'yi bir araya
getirecekti. Gündemde, verdikleri söze rağmen Türklerin uygulamadığı
Ankara gümrük protokolünün Kıbrıs Cumhuriyeti'ne genişletilmesi vardı.
Gerilim biraz daha arttı. AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine
başlamaya karar verdiği 3 Ekim 2005 tarihinden bu yana bu tür olaylar
sık sık yaşanıyor. Bir: Türkler, Ankara Protokolünü Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne genişletmemekte inat ediyorlar. (…) Türkiye, sürekli
yükümlülüklerini inkar ediyor. Konunun, Aralık ayı ortasında Brüksel'de
yapılacak devlet ve hükümet başkanları zirvesinde bir sonuca
bağlanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Olli Rehn, Liberation
gazetesine verdiği demeçte, ‘Ankara ile şizofrenik ilişkilerimiz var’
diyordu. Tam kelimesi. Ankara, nasıl üyelik müzakerelerine zarar
vermeden AB'nin kurallarına ve değerlerine saygı göstermeye
zorlanabilir? Siyasal, ekonomik ve ticari açıdan AB ve Türkiye'nin
birbirlerine ihtiyacı var. Ankara'nın üzerindeki baskı hat safhada.
Birkaç haftadır Kıbrıs Rum diplomasisi, üyelik müzakerelerinde yeni
başlıkların açılmasını engelliyor. Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph
Borrell, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece üyeliğinin
söz konusu olmadığını tekrarladı. Geçen yıl müzakerelerin başlaması için
zorunlu ilerlemeden sonra Türkiye yerinde sayıyor. Ayrıca 2007 yılı
Türkiye'de seçim yılı olacak. Bu kapsamda Kıbrıs konusu ulusal ve hissi
bir boyut kazanacak. Şayet bir kazayı önlemek istiyorlarsa
Avrupalıların bunu gözönünde bulundurmaları gerekir." (Pascal
Martin, 03/11)
FRANSA BASINI:
AFP: "Babacan: Türkiye'de Reformların Uygulanması Çok
Yavaş": "Publico gazetesinde yayımlanan bir
mülakatta, Türkiye'nin AB Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'deki
reformların yavaşlığının, yeni kanunların uygulanmasındaki güçlüklere
bağlı olduğunu açıkladı. Babacan, ‘Yasa çıkartırken hızlı ilerliyoruz.
Türk Parlamentosu tarihinde bu kadar kısa bir sürede bu kadar çok
kanun çıkartmadı. Fakat bu kanunların uygulanması zihniyet değişimini
gerektiriyor’ ifadesini kullandı. Portekiz'i ziyaret eden Türk yetkili,
‘Reformların yavaşlığı sorunu daha çok uygulamalardan kaynaklanıyor.’
dedi. Babacan, ‘Ceza kanunumuz moderndir. Sorun mahkemelerin değişik
yorumlama yapmasından kaynaklanıyor. Yüksek Mahkemenin içtihat
yaratması için biraz zamana ihtiyacı var’ şeklinde konuştu. Ankara'nın
gümrük birliği anlaşmasını Kıbrıs Cumhuriyeti’ne genişlemesini
reddetmesine karşı müzakerelerin askıya alınması olasılığı konusundaki
bir soru üzerine Babacan, ‘Bu olasılık çok düşük’ cevabını verdi.
Bakan, ‘Sonuçlar Türkiye açısından olduğu kadar Avrupa Birliği
açısından da kötü olacaktır’ yorumunu yaptı.
(04/11)
AFP: "Kırmızı Kart Beklenirken Ankara'ya Sarı Kart":
"Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini muhtemel
durdurma yönünde bir karar alamaz. Bir Avrupa kaynağının belirttiğine
göre, ‘Gümrük Birliği Protokolü'ne (Türkiye'nin AB ile) ilişkin
statüko mecburen Komisyonun yıllık raporuna yansıtılacak.’ Bir Avrupalı
diplomata göre ise Brüksel, AB için stratejik önemi olan bu ülkeyle
üyelik müzakerelerini kısmi olarak bile durdurmayı tavsiye etmemeli.
Türkiye Başmüzakerecisi Ali Babacan, müzakerelerin durdurulmasının ‘çok
düşük bir ihtimal’ olduğunu ileri sürdü. (…) Üyelik sürecinin her
aşamasında Kıbrıs meselesi ve Lefkoşa'nın veto tehdidi, Ankara ile
müzakereleri düzenli olarak tehlikeye sokuyor. (…) Bazı ilerlemelere
rağmen genel anlamda durumun negatif olması, Avrupa kamuoyunun
Türkiye'ye karşı artan düşmanlığını ve karşılık olarak da Türk halkının
AB'ye karşı kuşkularının artmasını tetikliyor."
(Amelie Bottollier-Depois, 05/11)
İNGİLTERE BASINI:
The Times: "Yasak, AB Katılım Umutlarını Engelliyor":
"Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesine ilişkin çıkmazın aşılmasını
amaçlayan olağanüstü toplantının iptal edilmesi, Ankara'nın Avrupa
Birliği'ne katılım çabasına yeni bir darbe indirdi. Diplomatlar,
Türkiye'nin, Yunanistan'ın katılmayacağını öğrendiği ve müzakerelerin
tek taraflı olmasından çekindiği için Helsinki'de yapılması teklif
edilen görüşmelere katılmayı reddettiğini söylediler. Ankara'nın, geçen
yıl katılım müzakerelerine başladığında kabul ettiğinin aksine Kıbrıs
uçak ve gemilerine limanlarını açmamasını kınaması beklenen rapor,
sürecin askıya alınmasına neden olabilir. Türkiye'nin Birliğin katılım
kriterlerine uyma çabalarını AB üyesi bir ülke olarak veto etme gücüne
sahip bulunan Kıbrıs, halihazırda Yunanistan'la birlikte, resmi
müzakerelerin sanayi politikalarıyla ilgili bölümünün ertelenmesi için
çalışıyor. (David Charter, 03/11)
Reuters: "Türk Genelkurmay Başkanı AB'nin ‘Ordu ile
Uğraşmaktan’ Vazgeçmesini İstedi": "Türkiye
Genelkurmay Başkanı yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği’nin, Türk
Ordusu ile uğraşmaktan vazgeçmesi ve ülkenin zorlu coğrafi durumu
gözönünde tutulduğunda ordunun oynadığı özel rolü kabul etmesi
gerektiğini söyledi. Ankara'nın üyesi olmayı umduğu AB, sıklıkla Türk
Ordusu’nu siyasete müdahalede bulunmakla suçluyor. Avrupa Komisyonu
önümüzdeki hafta yayımlayacağı yıllık İlerleme Raporu’nda Silahlı
Kuvvetler üzerinde sivil kontrolünün güçlendirilmesi çağrısını
yineleyecek. Gazetelerde yer alan açıklamalarında Genelkurmay Başkanı
Yaşar Büyükanıt, ‘Ordu AB'nin hedefi haline geldi. Neden orduyla
uğraşıyorlar? Her ülkenin kendine ait koşulları vardır. AB sınırları
içerisindeki hangi ülkenin Irak, İran ve Suriye ile sınırı var?
Güvenlik şartları çok iyi bir şekilde değerlendirilmek zorundadır.
Türkiye coğrafi anlamda oldukça hassas bir yerde bulunmaktadır...
Hepimiz dikkatli olmalıyız.’ dedi." (03/11)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Avrupa Komisyonu’nda Türkiye
İkilemi": "AB Dönem Başkanı Finlandiya,
Türkiye'nin üyelik sürecine ilişkin bir uzlaşı formülü bulmak yönündeki
çabalarını sürdüredursun, Helsinki'de yapılması planlanan dolaylı
görüşmelerin iptali Avrupa Komisyonu’nda işleri karıştırdı. AB
kaynaklarına göre, hem AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Olli Rehn hem de kurmayları, Finlandiya'nın girişiminin, gelecek
çarşamba günü yapılacak olan Komisyon toplantısına dek sonuç
vereceğini, dolayısıyla Komisyonun işinin kolaylaşacağını umuyorlardı.
8 Kasım'dan önce bir formül bulma ihtimalinin olmaması Brüksel'de öfke
yarattı. Hem Rehn'in yardımcıları hem de Komisyon Başkanı Jose Manuel
Barrosso'nun yardımcıları arasında yoğun bir hareketlilik yaşanacağına
kesin gözüyle bakılıyor. Aynı kaynaklar, şu anda masada bulunan farklı
farklı görüşler dolayısıyla tüm ihtimallerin mümkün olduğunu; ancak
zamanın darlığından ötürü bir an önce bir noktaya varılması gerektiğini
belirtiyorlar. Finlandiya girişiminin iptalinden sonra Komisyona bağlı
üst düzey birimler, "Stratejik Belge"de Türkiye'ye karşı siyasi bir
tavır alıp alınmaması veya konunun aralık zirvesine havale edilip
edilmemesi gibi ikilemlerle karşı karşıya bulunuyor."
(03/11)
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima: "Türkiye-AB İçin Meclis'te Çatışma":
"Meclis'te gerçekleştirilen gündem dışı oturumda yaşanan tartışmada iki
siyasi lider karşı karşıya geldi. Başbakan Karamanlis dış politikada
‘kısır sürtüşmeler’ yerine bir kez daha ‘uzlaşma’ talep ederken, PASOK
Başkanı Papandreu, ‘Sizin diplomatik başarısızlıklarınızın ortak
sorumlusu olmayacağız’ cevabını verdi. (…) Papandreu, PASOK tarafından
Türkiye'nin Avrupa üyeliğine verilen desteğin ‘açık çek olmadığını’ net
bir şekilde ifade etti ve ülkemizin, ‘gerektiğinde hayır deme
cesaretini de göstermesinin gerekli olduğunu’ vurguladı. PASOK Başkanı,
Başbakan'a hitaben, 2005 Ekim ayında komşumuz ülkeyle üyelik
müzakerelerinin başlaması kararı alınırken, ‘Israr etmeliydiniz, fakat
siyasi faturayı ödemekten korktunuz.’ dedi ve Helsinki çerçevesinden
vazgeçen (Aralık 2004) Başbakanın bu tutumunun, ‘Türkiye ile
ilişkilerimizde, müzakere yeteneği açısından ciddi bir eksiklik
yarattığını’ öne sürdü. Papandreu, ayrıca, ‘Türkiye'nin gerçek bir AB
üyeliğinden yana olduğunu’ belirterek, bunun Kıbrıs sorununun
çözülmesi yönünde baskı aracı olacağını, iyi komşuluk koşullarının
şekillenmesine ve Türkiye'deki azınlıkların korunmasına yol açacağını
belirtti. (…) Başbakan Karamanlis, ‘Avrupa raylarının, Avrupa yolunda
ilerleyen Türkiye treninin raydan çıkmayacağı yönünde garanti sağlayan
tek ray olduğu’ ve ‘raylar üzerinde ilerleyerek ve trafik ışıklarına
uyum sağlayarak üyeliğe varmanın Ankara'nın elinde olduğu, trenin
makinistinin Ankara olduğu’ şeklinde konuşmasıyla Ankara'ya bir ‘mesaj’
gönderdi. Papandreu, Başbakan'ın mesajına karşılık olarak, ‘Türkiye
trenin direksiyonundayken bizi, valizlerin bulunduğu vagona koydunuz’
eleştirisinde bulundu. (…) Karamanlis'in, daha net açıklamalarda
bulunmadan ‘Bazı ortaklarımız tarafından AB-Türkiye arasında özel bir
ilişkiye dair düşünceler de dile getiriliyor’ şeklinde konuşması,
Papandreu'nun tepkisine yol açtı: ‘Özel ilişkiden söz ettiğiniz için,
bu konu hakkında tezinizi net bir şekilde dile getirmenizi istiyorum.
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden yana mısınız, yoksa politikanızı
değiştirdiniz mi?’ diye sordu. PASOK Başkanı'nın sorusunu,
Karamanlis'in yerine, Bakoyanni cevaplandırdı: ‘Türkiye'nin Avrupa'ya
tam üyeliğinden yanayız’ ve ‘Türkiye'ye, ihtiyacı olduğu uygulamaları
ve iç değişiklikleri yapması için ciddi ve güvenilir teşviklerin olması
gerekir.’ dedi." (Gr. Tziovaras, L. Stavropulos, 03/11)
******* *******
ABD DIŞİŞLERİ
BAKANLIĞI SÖZCÜSÜ SEAN MCCORMACK'IN
GÜNLÜK BASIN BRİFİNGİNDE TÜRKİYE İLE
İLGİLİ SORULARA
VERDİĞİ CEVAPLAR
"SORU: Türkiye'de üst düzey
yetkililerden, Papa'nın ziyareti ve AB ile ilgili bazı yorumlar geldi.
Avrupa'da birçok kişi, Türkiye'nin Avrupa'dan uzaklaştığını görüyor,
aynı zamanda da AB'nin daimi üyesi olmak istiyor. Türkiye ile AB ve
Vatikan arasındaki son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'nin aslında Avrupa'dan uzaklaşıyor olabileceğinden endişeli
misiniz?
MCCORMACK: Ben böyle
değerlendirmiyorum. Türkiye ile AB arasında yapılacak çok iş var.
Basında, AB yetkililerinin müzakerelerde çok daha fazla ilerleme
kaydetmeyi umduklarını söyledikleri haberler görüyorum. Türk tarafı
için de aynı şeyin geçerli olduğundan eminim. Biz bu müzakerelere
müdahale etmeye çalışmıyoruz. Bunu, Türkiye ve AB'nin çözmesi
gerekiyor. Bu yüzden yaptığımız açıklamaların gerçekten yararlı mı veya
ilgili mi olduğundan emin değilim. AB üyesi olma çabalarında
Türkiye'yi destekledik ve desteklemeye de devam ediyoruz, ama
müzakereler iki taraf arasında ve biz onlardan biri değiliz. (…)"
(04/11)
NOT: Bu bülten,
03-05 Kasım 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR