07.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

AP: "Merkel: Kıbrıs Konusunda Türkiye-AB Anlaşmazlığı 'Çok Ciddi' Sonuçlar Doğurabilir": "Alman Şansölyesi Angela Merkel, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda Avrupa Birliği  ile yaşadığı anlaşmazlığın, ülkenin Birliğe katılımı  konusunda ‘çok ciddi’ sonuçlar yaratabileceğini söyledi. Bir gazeteye verdiği mülakatta Merkel ayrıca, Almanya'nın ocak ayında Birliğin dönem başkanlığını devraldığında AB Anayasası ile ilgili planları da yeniden gündeme getireceğini  söyledi. Merkel, AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin, ancak Ankara'nın  Kıbrıs'ın Rum kesimine deniz ve hava limanlarını açma  konusunda direnç göstermekten vazgeçmesi halinde  sürebileceğini açıkladı. Merkel, Süddeutsche Zeitung gazetesine verdiği mülakatta, ‘Aksi takdirde üyelik müzakerelerinin devamı konusunda çok  ciddi sonuçlar yaratacaktır’ şeklinde konuştu."  (Stephen Graham, 06/11)

 

The Washington Times: "Avrupa Birliği'nin Dikişleri İyice Gerildi": "Avrupa'nın ortak bir dış politikasının olmadığı ve  ulusal emellerin giderek çatıştığı bir dönemde karmaşa ve  hayal kırıklığı Avrupa Birliği çapında artıyor. Bulgaristan ve Romanya'nın ocak ayında mevcut 25 üyeli  Birliğe üye olma planı AB'nin entegrasyon yeteneğini  zorluyor. Zengin üyelerle fakir üyeler arasındaki uçurum ve  Komünizm sonrası Doğu Avrupa'dan başıboş göçlerin yanı sıra  Türkiye'nin üyelik başvurusuna yönelik önemli bir güçlük de  var. Fransa Cumhurbaşkanlığının önde gelen adayı Nicolas  Sarkozy, ‘Şimdi kimin Avrupalı kimin Avrupalı olmadığını  söylememiz gerek. Bu soruyu cevapsız bırakmak artık mümkün  değil’ diyor. Potansiyel olarak istikrarsızlık yaratacak problemlerin  ortaya çıkışı, bunlara bir cevapları olmayan AB liderlerini  sarsıyor. ‘Eski’ üye ülkelerdeki siyasi sınıfın hisleriyle  seçmenlerinin hisleri arasında çoğunlukla bir uyumsuzluk  olduğu da görülüyor. Buna tipik bir örnek Türkiye'nin AB üyelik başvurusudur,  bu başvuru bir çok hükümet tarafından desteklenmekte, fakat  kamuoyu yoklamalarına göre seçmenler tarafından karşı  çıkılmaktadır. Bu durum, özellikle 2004 yılından bu yana AB  üyesi olan Kıbrıs'ı etkilemektedir. Kıbrıs, Suriye'ye 150 mil, Türkiye'ye 60 mil uzakta iken  Avrupa'ya 500 mil uzakta bulunmasına rağmen, şimdi resmi  olarak Avrupa'nın bir parçası. Kıbrıs, ana problemi olan  adanın Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk toplumları arasındaki  bölünmüşlüğü ve Türk Ordusu’nun adanın kuzeyinde bulunması  konularında destek için Avrupa'ya güveniyor. ‘Kıbrıs problemi’ Avrupa Birliği'nin karşı karşıya  olduğu sorunları arttırıyor. Türkiye, Kıbrıs Rum Hükümeti’ni  tanımayı reddettiği ve Kıbrıslı Rum gemi ve uçaklarının Türk  liman ve havaalanlarına girmesini engellediği için Birlik,  Türkiye ile üyelik müzakerelerini muhtemelen donduracak. AB'nin başkenti Brüksel'de bazı ‘Avrupa Birliği  Bürokratları’, Kıbrıs gibi bölünmüş bir ülkeyi kabul etmenin  ciddi bir hata olduğunu düşünüyorlar. Bunlar, ‘Kıbrıs  probleminin’ Avrupa'nın ihtiyaç duyduğu son şey olduğunu  söylüyorlar. Türkiye'nin adaylığı, Avrupa Birliği'nin karşı karşıya  olduğu ve görüş ayrılığı yaratan problemlerden yalnızca biri.  AB'nin en son 10 üyesinden sekizi, komünist dönemde kötü  yönetim ve siyasi baskılarla geçen yıllardan sonra hala  toparlanmaya çalışıyor. (…) Öte yandan AB içinde ‘iç blokların’ ortaya çıkışı hem  doğu hem de batı kesimlerde kaygı yaratıyor ve Birliğin  bölündüğünü teyit ediyor ve bazı kurucu ülkeler şimdi bunu  yönetilmesi güç bir sorun olarak düşünüyorlar. Fransa ile Almanya arasındaki periyodik zirve  toplantıları ve özellikle bu ülkelerin Rusya ile özel ilişki  kurma gayretleri İngiltere'de, kıtanın ortak dış politika  umutlarını suya düşürecek girişimler olarak  değerlendiriliyor. (…)" (Andrew Borowiec, 05/11)

 

 

ALMANYA BASINI:

 

Focus:  "Türkiye İçin Durum Kötü Gözüküyor": "Aşağı Saksonya Başbakanı Christian Wulff (CDU) dergimize  yaptığı açıklamada, ‘Ankara'daki hükümetin tavrı, üyeliğin gerçekleşmeyeceğini çok net bir şekilde gösteriyor’ diye  konuştu. AB Parlamentosu’ndaki sosyalist grubun başkanı SPD  Milletvekili Martin Schulz da, ‘Gelişmeler beni çok  Endişelendiriyor’ ifadesini kullandı. CSU'lu AB milletvekili  Markus Ferber ise, Federal Almanya Başbakanı Angela Merkel'den  (CDU) ‘Müzakereleri askıya almasını’ talep etti. AB Komisyonu İlerleme Raporu’nda, üye adayı Türkiye'nin  reformları aksattığı eleştirisinde bulunuyor. Brüksel'de dışarıya yansıyan, 8 Kasım'da açıklanacak olan  rapor taslağında, gelecek yıl belirgin iyileşmelerin zorunlu  olduğuna işaret ediliyor."  (Ottmar Berbalk, Stefan Borst, 04/11)

 

Süddeutsche Zeitung: "Türkiye İçin Çok Ciddi Bir Durum Ortaya Çıkabilir":

 

            "SORU:  AB'nin büyük bilinmeyeni Türkiye'yi hezimete  uğratacak bir ilerleme raporunu miras olarak devralıyorsunuz.

 

            MERKEL: Ümit ederim ki, Finlandiya Dönem Başkanlığı  ile Türkiye arasında yapılması planlanan Kıbrıs konulu  toplantının iptali son söz değildi. Ankara Protokolü’nün  Kıbrıs'la da serbest mal ticareti konusunda uygulanmasına  ihtiyaç duyuyoruz. Aksi takdirde katılım müzakerelerinin  devamı konusunda çok, ama çok ciddi bir durum ortaya çıkar.  Böylesi komplike bir durumun oluşmaması ve Avrupa Birliği’ni  böyle bir ortama sürüklememesi için Türkiye'nin elinden  geleni yapması çağrısında bulunuyorum.

           

            SORU: Bu nereye kadar uzanabilir? Müzakereler durdurulacak  mı?

           

            MERKEL: Böyle bir durumda AB hiç bir şey olmamış gibi  davranmaya devam edemez. Türkiye'nin şunu bilmesi gerekir ki şayet Ankara Protokolü konusunda harekete geçilmezse, kolayca  ‘böyle devam’ edilemez. (…)

 

            SORU: Şansölye ve CDU Genel Başkanı olarak Türkiye'nin  üyeliğiyle ilgili olarak iki farklı görüşü temsil ediyorsunuz.  Bu, Dönem Başkanı olarak mümkün mü?

 

            MERKEL: Her iki pozisyon da mevcut durumla iyi bağdaşıyor.  Ucu açık ve adil yürütülecek olan katılım müzakereleri, daha  yıllar sürecek. İlerleme Raporu eksikleri ortaya koyacak ve  ne yapılması gerektiğini gösterecek." (Stefan Kornelius, Christoph Schwennicke,  Federal Almanya Başbakanı Angela Merkel'le yapılan mülakat, 06/11)

 

Financial Times Deutschland: "Türkiye Politikası AB Komisyonu’nu İkiye Bölüyor": "Türkiye'ye nasıl davranılacağı konusu AB Komisyonu’nu  ikiye bölüyor. Diplomatik çevrelerden alınan bilgilere göre  Brüksel'deki Komisyon’da, Türkiye'nin bu çarşamba günü ne  kadar sert eleştirilmesi gerektiği konusunda hararetli bir  tartışma başladı. Zira AB Komisyonu çarşamba günü, AB üyesi  olmaya çaba gösteren Türkiye hakkındaki İlerleme Raporu’nu  açıklayacak. Ayrıca, Türkiye ile katılım müzakerelerinin  hangi bölümlerinin askıya alınabileceği konusu da tartışmalı.  Bugün 25 AB Komiseri'nin kabine şefleri konuyu tartışacak. Komisyon’daki uzlaşmazlık, AB üyesi ülkeler arasındaki  tartışmayı yansıtıyor. Avusturya ve Fransa Türkiye'ye oldukça  eleştirel yaklaşırken, örneğin İngiltere Ankara karşısında  lütufkar davranıyor. Yunanistan ve Kıbrıs ise, Türkiye'nin  liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmamakta  direnmesi nedeniyle, sert yaptırımlardan yanalar. 25 AB  devleti dışişleri bakanları, konuyu istişare etmek üzere  haftaya buluşacak. Brüksel'de, üye ülkeler arasında, Türkçü-milliyetçi eğilimi teşvik edeceği gerekçesiyle müzakerelerin tamamen kesilmemesi yönünde bir çoğunluk  olduğu söyleniyor. (…)" (Fidelius Schmid, Daniel Dombey, 06/11)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Die Presse: "Türkiye Avrupa İçin Merkezi Bir Rol Oynuyor":

 

            "FİSCHER: Orta Doğu'daki güvenliğimiz konusunda bir karar  alınması gereken böyle bir zamanda, Türkiye konusunda, bence  dar görüşlülük örneği olabilecek bir tartışma sergiliyoruz.  Türkiye Avrupa'nın güvenliği açısından merkezi bir rol  oynayacaktır. Türkiye'nin günün birinde AB'ye tam üye olup  olmayacağını bilmiyorum. Bu 15-20 yıla kadar karşımıza, umarım  katılım olgunluğuna erişmiş bir Türkiye çıktığında verilecek  bir karar. Ancak bugün kesinlikle bildiğim bir şey varsa o da:  Türkiye'nin modernleşme sürecinin başarıya ulaşmasının ve  Türkiye'nin AB ile sıkıca kenetlenmesinin gerçek bir perspektif  olarak kalmasının, mevcudiyetimiz açısından büyük önem taşıması. Büyük bir İslam toplumunun değişime uğraması başarılı  olursa, bu bütün bölge için önemli bir sinyal olur. Bu böyle  bir şeyin mümkün olduğunu ve köktendincilikten başka bir  seçeneğin de bulunduğunu gösterir." (Thomas Seifert, Almanya eski Dışişleri  Bakanı Joschka Fischer ile yapılan mülakat, 04/11)

           

 

BELÇİKA BASINI:

 

De Standaard: "Türk Hükümeti, AB'ye Ödün Vermeye Hazır": "Türkiye-AB ilişkilerinde çok önemli bir haftanın  başında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tartışmalı yasa  maddesini değiştirmek istediğini açıkladı. Türkiye'yi  ve Türk kurumlarını eleştiren yazarlara karşı kullanılan  301. Madde söz konusu. AB Komisyonu, Türkiye'nin eleştirildiği  bir rapor açıklayacak. Rapor tasarısında 301. Madde hakkında,  ‘Ceza Kanunu'nun çerçevesine giren, şiddete dayalı olmayan  bazı düşüncelere karşı yapılan şikayetler ve soruşturmalar,  büyük endişelere neden olmaktadır ve ülkede bir otosansür  havası yaratabilir. Özellikle 301. Madde, Türk kimliğine,  Cumhuriyete ve devlet kurumlarına hakareti suç sayıyor.  Söz konusu madde, eleştirinin suç teşkil etmediğini söylese  bile, yazar, gazeteci, profesör ve insan hakları savunucularının şiddete başvurmadan ifade ettikleri  düşüncelerine karşı kullanıldı. 301. Madde Avrupa  standartlarına uyarlanmalıdır.’ Erdoğan'ın olası ödün konusundaki açıklaması, Komisyon  raporunun bu bölümü ile ilgili. Başbakan yaptığı  açıklamada, ‘301. Madde’nin tartışmalı olan bölümlerini  değiştirmek için öneriler yapmaya hazır’ olduğunu söyledi. Erdoğan konuşması sırasında ayrıca, ‘AB ile Türkiye  arasındaki ilişkiler demokrasi, özgürlük, hukuk devleti  ve halklarımızın karşılıklı çıkarları gibi ortak değerlere  dayalıdır. Türkiye'nin Avrupa süreci o kadar ilerledi ki,  bundan böyle durdurulamaz.’ dedi."  (Bernard Bulcke, 06/11)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

The Times: "Avrupa Birliği Arzusunun Gerçekleşmesini Beklerken": "Türkiye'nin yıllardır özlemle gerçekleşmesini beklediği  Avrupa Birliği'ne katılım arzusu, Avrupa Komisyonu Başkanı  Jose Manuel Barroso'nun eylül ayında, en azından şimdilik  Birliğin genişlemesinin durdurulması çağrısında bulunmasıyla  birlikte ciddi bir darbe aldı. Avrupa Birliği, Romanya ve Bulgaristan'ın 1 Ocak 2007'de Birliğe katılmaları kararı aldığında Barroso, Birliğin daha  fazla genişlemeden önce kurumsal sorunlarını çözmek zorunda  olduğunu söyledi. (…) Barroso, AB'nin 2008 yılı sonuna kadar kurumlarını  reformdan geçirebileceğini ve böylece Birliğe katılması  konusunda Türkiye'ye verdiği sözü yerine getirme imkanı  bulabileceğini umduğunu söyledi. Pek çok AB milletvekili sorunların kısa sürede  çözülebileceği konusunda şüpheli. Türkiye AB'ye katılsa  dahi Polonya gibi yeni katılan ülkelerin elde ettiği  özgürlüklerden faydalanabilmesi mümkün görünmüyor.  Piyasalarını 2004 yılında AB'ye katılan ülkelere açan  ancak çok fazla göçmen bulundurduklarından şikayet eden  İngiltere, İrlanda ve İsveçli yetkililer, Bulgarlar ve  Rumenler için çeşitli sınırlamalar getirmeyi düşünüyorlar." (Tom Bawden, 06/11)

 

Reuters: "AB Türkiye Başbakanı’nın İfade Özgürlüğü Konusundaki Tutum Değişikliğini Memnuniyetle Karşıladı": "Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri, Türkiye  Başbakanı’nın, ifade özgürlüğünü AB standartlarına getirmek  için Türk Ceza Kanunu'nda değişiklik yapmaya hazır olduğunu  söylemesini memnuniyetle karşıladı. Erdoğan'ın söz konusu tutum değişikliği, Avrupa  Komisyonu’nun yayımlayacağı ve Türk kimliğini  aşağılamayı suç sayan madde uyarınca yazarların  yargılanmasını şiddetle eleştirmesi beklenen İlerleme  Raporu’nun üç gün öncesine denk geldi. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  ‘Başbakan Erdoğan tarafından dile getirilen Türkiye'deki  ifade özgürlüğüyle ilgili yasaları Avrupa standartlarına  uygun hale getirme niyeti memnuniyetle karşıladığımız  bir girişimdir. Bu, Türkiye Başbakanı’nın kişisel olarak  ifade özgürlüğü ve AB'ye katılıma bağlılığını gösteriyor.’  dedi.  Rehn yine de bir ölçüde ihtiyatlı bir tutum  sergileyerek Brüksel'in önce eylem görmek istediğini  söyledi ve ‘İfade edilen bu niyeti somut eylemlerin takip  etmesini ve bu nedenle de somut kararları bekliyoruz.’ dedi." (06/11)

 

 

JAPONYA BASINI:

 

Mainichi Shimbun: "AB'nin Japonya Nezdindeki Temsilcisi Büyükelçi Hugh Richardson: Türkiye'nin Üyeliği Artı Getirir": "AB'nin üye sayısı 25'e çıktı ve giderek de büyüyor.  Geçen 10 yılda AB'nin gelişmesinde beklenenin üzerinde  başarı sağlandı, ancak önünde bekleyen sorunlar da var.  Eski Doğu Avrupa ülkelerinin katılımı öncesinde 15  üyenin bir kısmında, daha fazla genişlemeye karşı bir  tepki var. Halkın işsizlik sorunu ve suç oranlarının  artışından endişe duyuluyor. Geçen yıl Fransa ve Hollanda'da yapılan referandumda, AB anayasasının reddedilmesinin ardında, kamuoyunun endişeleri yatıyor. Bizim, halkı bu endişelerden arındırmamız gerekiyor. Yeni üye adayı Türkiye özel bir sorun olarak ele  alınmakla birlikte, ben şahsen, insan haklarına saygı  duyan demokratik bir Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin artı  getireceğine inanıyorum. AB'nin, Hıristiyan ülkelerin ‘dev kulübü’ olmadığının mesajının verilmesi gerekiyor." (06/11)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

Eleftheros Tipos: "Çifte Standart": "Ankara'nın, Türk liman ve havaalanlarının Kıbrıs gemi ve uçaklarına açılması gibi sözleşmeli yükümlülüklerini  yerine getirmemesi nedeniyle, AB Komisyonu’nun, Türkiye ile üyelik müzakerelerini ‘dondurması’ beklenmiyor. AB'nin Genişlemede Sorumlu Komiseri Olli Rehn, ABD'nin  ve İngiltere'nin boğucu baskılarına boyun eğiyor ve son 12  aydaki gelişmelerle belki de Türkiye'nin rahat nefes almasını  sağlayacak bazı ‘yaptırımlara’ yönelerek, sorumluluğunu  üstlenmekten kaçınıyor. Rehn'in çifte standardı belli: ‘Yüksek koruması’ olmayan  ülkeleri, Hırvatistan ve Sırbistan gibi ‘uçuruma’ yöneltiliyor, Türkiye gibi güçlü dostları olan ülkeler ise büyük bir  hoşgörüyle karşılanıyor. (…) Bir yıl önce ekim ayında, Ankara'nın kabul ettiği bir  dizi şartlar ortaya konularak, Türkiye ile üyelik  müzakerelerine başlama kararı alındı. Bu şartların  en önemlisi, Türk liman ve havaalanlarının 2006 yılı içinde Kıbrıs gemi ve uçaklarına açılmasıydı. Türk Hükümeti bu şarta  uyum sağlamayarak, AB ile Kıbrıs'taki sözde devlet arasında  doğrudan ticaret ile ilgili tüzük konusu 25'ler düzeyinde  askıda tutuldukça da uyum sağlamayacağını savunarak, tahrik  edici bir tavır takınıyor. Ankara'nın anlaşmayı imzalayarak üstlendiği yükümlülüğe  uyum sağlamadığı anlaşılıyor. Bu da Komisere üyelik  müzakerelerine ara verilmesini önermesine izin veriyor,  ancak bunu yapmıyor, çünkü Washington ile Londra'nın  talimatlarına göre yönetilen ve Finlandiya başkanlığını da  etkileyen Türk yanlısı lobi baskı uyguluyor. (…)" (Nikos Bellos, 05/11)

 

 

 

  

NOT: Bu bülten, 06 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR