ABD BASINI:
AP: "Merkel: Kıbrıs Konusunda Türkiye-AB Anlaşmazlığı
'Çok Ciddi' Sonuçlar Doğurabilir": "Alman
Şansölyesi Angela Merkel, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda Avrupa Birliği
ile yaşadığı anlaşmazlığın, ülkenin Birliğe katılımı konusunda ‘çok
ciddi’ sonuçlar yaratabileceğini söyledi. Bir gazeteye verdiği mülakatta
Merkel ayrıca, Almanya'nın ocak ayında Birliğin dönem başkanlığını
devraldığında AB Anayasası ile ilgili planları da yeniden gündeme
getireceğini söyledi. Merkel, AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin, ancak
Ankara'nın Kıbrıs'ın Rum kesimine deniz ve hava limanlarını açma
konusunda direnç göstermekten vazgeçmesi halinde sürebileceğini
açıkladı. Merkel, Süddeutsche Zeitung gazetesine verdiği mülakatta,
‘Aksi takdirde üyelik müzakerelerinin devamı konusunda çok ciddi
sonuçlar yaratacaktır’ şeklinde konuştu." (Stephen
Graham, 06/11)
The Washington Times: "Avrupa Birliği'nin Dikişleri
İyice Gerildi": "Avrupa'nın ortak bir dış
politikasının olmadığı ve ulusal emellerin giderek çatıştığı bir
dönemde karmaşa ve hayal kırıklığı Avrupa Birliği çapında artıyor.
Bulgaristan ve Romanya'nın ocak ayında mevcut 25 üyeli Birliğe üye olma
planı AB'nin entegrasyon yeteneğini zorluyor. Zengin üyelerle fakir
üyeler arasındaki uçurum ve Komünizm sonrası Doğu Avrupa'dan başıboş
göçlerin yanı sıra Türkiye'nin üyelik başvurusuna yönelik önemli bir
güçlük de var. Fransa Cumhurbaşkanlığının önde gelen adayı Nicolas
Sarkozy, ‘Şimdi kimin Avrupalı kimin Avrupalı olmadığını söylememiz
gerek. Bu soruyu cevapsız bırakmak artık mümkün değil’ diyor.
Potansiyel olarak istikrarsızlık yaratacak problemlerin ortaya çıkışı,
bunlara bir cevapları olmayan AB liderlerini sarsıyor. ‘Eski’ üye
ülkelerdeki siyasi sınıfın hisleriyle seçmenlerinin hisleri arasında
çoğunlukla bir uyumsuzluk olduğu da görülüyor. Buna tipik bir örnek
Türkiye'nin AB üyelik başvurusudur, bu başvuru bir çok hükümet
tarafından desteklenmekte, fakat kamuoyu yoklamalarına göre seçmenler
tarafından karşı çıkılmaktadır. Bu durum, özellikle 2004 yılından bu
yana AB üyesi olan Kıbrıs'ı etkilemektedir. Kıbrıs, Suriye'ye 150 mil,
Türkiye'ye 60 mil uzakta iken Avrupa'ya 500 mil uzakta bulunmasına
rağmen, şimdi resmi olarak Avrupa'nın bir parçası. Kıbrıs, ana problemi
olan adanın Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk toplumları arasındaki
bölünmüşlüğü ve Türk Ordusu’nun adanın kuzeyinde bulunması konularında
destek için Avrupa'ya güveniyor. ‘Kıbrıs problemi’ Avrupa Birliği'nin
karşı karşıya olduğu sorunları arttırıyor. Türkiye, Kıbrıs Rum
Hükümeti’ni tanımayı reddettiği ve Kıbrıslı Rum gemi ve uçaklarının
Türk liman ve havaalanlarına girmesini engellediği için Birlik,
Türkiye ile üyelik müzakerelerini muhtemelen donduracak. AB'nin başkenti
Brüksel'de bazı ‘Avrupa Birliği Bürokratları’, Kıbrıs gibi bölünmüş bir
ülkeyi kabul etmenin ciddi bir hata olduğunu düşünüyorlar. Bunlar,
‘Kıbrıs probleminin’ Avrupa'nın ihtiyaç duyduğu son şey olduğunu
söylüyorlar. Türkiye'nin adaylığı, Avrupa Birliği'nin karşı karşıya
olduğu ve görüş ayrılığı yaratan problemlerden yalnızca biri. AB'nin en
son 10 üyesinden sekizi, komünist dönemde kötü yönetim ve siyasi
baskılarla geçen yıllardan sonra hala toparlanmaya çalışıyor. (…) Öte
yandan AB içinde ‘iç blokların’ ortaya çıkışı hem doğu hem de batı
kesimlerde kaygı yaratıyor ve Birliğin bölündüğünü teyit ediyor ve bazı
kurucu ülkeler şimdi bunu yönetilmesi güç bir sorun olarak
düşünüyorlar. Fransa ile Almanya arasındaki periyodik zirve
toplantıları ve özellikle bu ülkelerin Rusya ile özel ilişki kurma
gayretleri İngiltere'de, kıtanın ortak dış politika umutlarını suya
düşürecek girişimler olarak değerlendiriliyor. (…)" (Andrew
Borowiec, 05/11)
ALMANYA BASINI:
Focus: "Türkiye İçin Durum Kötü Gözüküyor":
"Aşağı Saksonya Başbakanı Christian Wulff (CDU)
dergimize yaptığı açıklamada, ‘Ankara'daki hükümetin tavrı, üyeliğin
gerçekleşmeyeceğini çok net bir şekilde gösteriyor’ diye konuştu. AB
Parlamentosu’ndaki sosyalist grubun başkanı SPD Milletvekili Martin
Schulz da, ‘Gelişmeler beni çok Endişelendiriyor’ ifadesini kullandı.
CSU'lu AB milletvekili Markus Ferber ise, Federal Almanya Başbakanı
Angela Merkel'den (CDU) ‘Müzakereleri askıya almasını’ talep etti. AB
Komisyonu İlerleme Raporu’nda, üye adayı Türkiye'nin reformları
aksattığı eleştirisinde bulunuyor. Brüksel'de dışarıya yansıyan, 8
Kasım'da açıklanacak olan rapor taslağında, gelecek yıl belirgin
iyileşmelerin zorunlu olduğuna işaret ediliyor."
(Ottmar Berbalk, Stefan Borst, 04/11)
Süddeutsche Zeitung: "Türkiye İçin Çok Ciddi Bir Durum
Ortaya Çıkabilir":
"SORU: AB'nin büyük bilinmeyeni
Türkiye'yi hezimete uğratacak bir ilerleme raporunu miras olarak
devralıyorsunuz.
MERKEL: Ümit ederim ki, Finlandiya
Dönem Başkanlığı ile Türkiye arasında yapılması planlanan Kıbrıs
konulu toplantının iptali son söz değildi. Ankara Protokolü’nün
Kıbrıs'la da serbest mal ticareti konusunda uygulanmasına ihtiyaç
duyuyoruz. Aksi takdirde katılım müzakerelerinin devamı konusunda çok,
ama çok ciddi bir durum ortaya çıkar. Böylesi komplike bir durumun
oluşmaması ve Avrupa Birliği’ni böyle bir ortama sürüklememesi için
Türkiye'nin elinden geleni yapması çağrısında bulunuyorum.
SORU: Bu nereye kadar uzanabilir?
Müzakereler durdurulacak mı?
MERKEL: Böyle bir durumda AB hiç bir
şey olmamış gibi davranmaya devam edemez. Türkiye'nin şunu bilmesi
gerekir ki şayet Ankara Protokolü konusunda harekete geçilmezse,
kolayca ‘böyle devam’ edilemez. (…)
SORU: Şansölye ve CDU Genel Başkanı
olarak Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili olarak iki farklı görüşü temsil
ediyorsunuz. Bu, Dönem Başkanı olarak mümkün mü?
MERKEL: Her iki pozisyon da mevcut
durumla iyi bağdaşıyor. Ucu açık ve adil yürütülecek olan katılım
müzakereleri, daha yıllar sürecek. İlerleme Raporu eksikleri ortaya
koyacak ve ne yapılması gerektiğini gösterecek."
(Stefan Kornelius, Christoph Schwennicke, Federal
Almanya Başbakanı Angela Merkel'le yapılan mülakat, 06/11)
Financial Times Deutschland: "Türkiye Politikası AB
Komisyonu’nu İkiye Bölüyor": "Türkiye'ye nasıl
davranılacağı konusu AB Komisyonu’nu ikiye bölüyor. Diplomatik
çevrelerden alınan bilgilere göre Brüksel'deki Komisyon’da, Türkiye'nin
bu çarşamba günü ne kadar sert eleştirilmesi gerektiği konusunda
hararetli bir tartışma başladı. Zira AB Komisyonu çarşamba günü, AB
üyesi olmaya çaba gösteren Türkiye hakkındaki İlerleme Raporu’nu
açıklayacak. Ayrıca, Türkiye ile katılım müzakerelerinin hangi
bölümlerinin askıya alınabileceği konusu da tartışmalı. Bugün 25 AB
Komiseri'nin kabine şefleri konuyu tartışacak. Komisyon’daki
uzlaşmazlık, AB üyesi ülkeler arasındaki tartışmayı yansıtıyor.
Avusturya ve Fransa Türkiye'ye oldukça eleştirel yaklaşırken, örneğin
İngiltere Ankara karşısında lütufkar davranıyor. Yunanistan ve Kıbrıs
ise, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına
açmamakta direnmesi nedeniyle, sert yaptırımlardan yanalar. 25 AB
devleti dışişleri bakanları, konuyu istişare etmek üzere haftaya
buluşacak. Brüksel'de, üye ülkeler arasında, Türkçü-milliyetçi eğilimi
teşvik edeceği gerekçesiyle müzakerelerin tamamen kesilmemesi yönünde
bir çoğunluk olduğu söyleniyor. (…)" (Fidelius
Schmid, Daniel Dombey, 06/11)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Türkiye Avrupa İçin Merkezi Bir Rol
Oynuyor":
"FİSCHER: Orta Doğu'daki güvenliğimiz
konusunda bir karar alınması gereken böyle bir zamanda, Türkiye
konusunda, bence dar görüşlülük örneği olabilecek bir tartışma
sergiliyoruz. Türkiye Avrupa'nın güvenliği açısından merkezi bir rol
oynayacaktır. Türkiye'nin günün birinde AB'ye tam üye olup olmayacağını
bilmiyorum. Bu 15-20 yıla kadar karşımıza, umarım katılım olgunluğuna
erişmiş bir Türkiye çıktığında verilecek bir karar. Ancak bugün
kesinlikle bildiğim bir şey varsa o da: Türkiye'nin modernleşme
sürecinin başarıya ulaşmasının ve Türkiye'nin AB ile sıkıca
kenetlenmesinin gerçek bir perspektif olarak kalmasının, mevcudiyetimiz
açısından büyük önem taşıması. Büyük bir İslam toplumunun değişime
uğraması başarılı olursa, bu bütün bölge için önemli bir sinyal olur.
Bu böyle bir şeyin mümkün olduğunu ve köktendincilikten başka bir
seçeneğin de bulunduğunu gösterir." (Thomas
Seifert, Almanya eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile yapılan
mülakat, 04/11)
BELÇİKA BASINI:
De Standaard: "Türk Hükümeti, AB'ye Ödün Vermeye
Hazır": "Türkiye-AB ilişkilerinde çok önemli
bir haftanın başında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tartışmalı yasa
maddesini değiştirmek istediğini açıkladı. Türkiye'yi ve Türk
kurumlarını eleştiren yazarlara karşı kullanılan 301. Madde söz konusu.
AB Komisyonu, Türkiye'nin eleştirildiği bir rapor açıklayacak. Rapor
tasarısında 301. Madde hakkında, ‘Ceza Kanunu'nun çerçevesine giren,
şiddete dayalı olmayan bazı düşüncelere karşı yapılan şikayetler ve
soruşturmalar, büyük endişelere neden olmaktadır ve ülkede bir
otosansür havası yaratabilir. Özellikle 301. Madde, Türk kimliğine,
Cumhuriyete ve devlet kurumlarına hakareti suç sayıyor. Söz konusu
madde, eleştirinin suç teşkil etmediğini söylese bile, yazar, gazeteci,
profesör ve insan hakları savunucularının şiddete başvurmadan ifade
ettikleri düşüncelerine karşı kullanıldı. 301. Madde Avrupa
standartlarına uyarlanmalıdır.’ Erdoğan'ın olası ödün konusundaki
açıklaması, Komisyon raporunun bu bölümü ile ilgili. Başbakan yaptığı
açıklamada, ‘301. Madde’nin tartışmalı olan bölümlerini değiştirmek
için öneriler yapmaya hazır’ olduğunu söyledi. Erdoğan konuşması
sırasında ayrıca, ‘AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler demokrasi,
özgürlük, hukuk devleti ve halklarımızın karşılıklı çıkarları gibi
ortak değerlere dayalıdır. Türkiye'nin Avrupa süreci o kadar ilerledi
ki, bundan böyle durdurulamaz.’ dedi." (Bernard Bulcke, 06/11)
İNGİLTERE BASINI:
The Times: "Avrupa Birliği Arzusunun Gerçekleşmesini
Beklerken": "Türkiye'nin yıllardır özlemle
gerçekleşmesini beklediği Avrupa Birliği'ne katılım arzusu, Avrupa
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun eylül ayında, en azından
şimdilik Birliğin genişlemesinin durdurulması çağrısında bulunmasıyla
birlikte ciddi bir darbe aldı. Avrupa Birliği, Romanya ve Bulgaristan'ın
1 Ocak 2007'de Birliğe katılmaları kararı aldığında Barroso, Birliğin
daha fazla genişlemeden önce kurumsal sorunlarını çözmek zorunda
olduğunu söyledi. (…) Barroso, AB'nin 2008 yılı sonuna kadar
kurumlarını reformdan geçirebileceğini ve böylece Birliğe katılması
konusunda Türkiye'ye verdiği sözü yerine getirme imkanı bulabileceğini
umduğunu söyledi. Pek çok AB milletvekili sorunların kısa sürede
çözülebileceği konusunda şüpheli. Türkiye AB'ye katılsa dahi Polonya
gibi yeni katılan ülkelerin elde ettiği özgürlüklerden faydalanabilmesi
mümkün görünmüyor. Piyasalarını 2004 yılında AB'ye katılan ülkelere
açan ancak çok fazla göçmen bulundurduklarından şikayet eden
İngiltere, İrlanda ve İsveçli yetkililer, Bulgarlar ve Rumenler için
çeşitli sınırlamalar getirmeyi düşünüyorlar." (Tom Bawden, 06/11)
Reuters: "AB Türkiye Başbakanı’nın İfade Özgürlüğü
Konusundaki Tutum Değişikliğini Memnuniyetle Karşıladı":
"Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri, Türkiye
Başbakanı’nın, ifade özgürlüğünü AB standartlarına getirmek için Türk
Ceza Kanunu'nda değişiklik yapmaya hazır olduğunu söylemesini
memnuniyetle karşıladı. Erdoğan'ın söz konusu tutum değişikliği, Avrupa
Komisyonu’nun yayımlayacağı ve Türk kimliğini aşağılamayı suç sayan
madde uyarınca yazarların yargılanmasını şiddetle eleştirmesi beklenen
İlerleme Raporu’nun üç gün öncesine denk geldi. AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn, ‘Başbakan Erdoğan tarafından dile getirilen
Türkiye'deki ifade özgürlüğüyle ilgili yasaları Avrupa standartlarına
uygun hale getirme niyeti memnuniyetle karşıladığımız bir girişimdir.
Bu, Türkiye Başbakanı’nın kişisel olarak ifade özgürlüğü ve AB'ye
katılıma bağlılığını gösteriyor.’ dedi. Rehn yine de bir ölçüde
ihtiyatlı bir tutum sergileyerek Brüksel'in önce eylem görmek
istediğini söyledi ve ‘İfade edilen bu niyeti somut eylemlerin takip
etmesini ve bu nedenle de somut kararları bekliyoruz.’ dedi."
(06/11)
JAPONYA BASINI:
Mainichi Shimbun: "AB'nin Japonya Nezdindeki
Temsilcisi Büyükelçi Hugh Richardson: Türkiye'nin Üyeliği Artı Getirir":
"AB'nin üye sayısı 25'e çıktı ve giderek de
büyüyor. Geçen 10 yılda AB'nin gelişmesinde beklenenin üzerinde başarı
sağlandı, ancak önünde bekleyen sorunlar da var. Eski Doğu Avrupa
ülkelerinin katılımı öncesinde 15 üyenin bir kısmında, daha fazla
genişlemeye karşı bir tepki var. Halkın işsizlik sorunu ve suç
oranlarının artışından endişe duyuluyor. Geçen yıl Fransa ve
Hollanda'da yapılan referandumda, AB anayasasının reddedilmesinin
ardında, kamuoyunun endişeleri yatıyor. Bizim, halkı bu endişelerden
arındırmamız gerekiyor. Yeni üye adayı Türkiye özel bir sorun
olarak ele alınmakla birlikte, ben şahsen, insan haklarına saygı duyan
demokratik bir Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin artı getireceğine
inanıyorum. AB'nin, Hıristiyan ülkelerin ‘dev kulübü’ olmadığının
mesajının verilmesi gerekiyor." (06/11)
YUNANİSTAN BASINI:
Eleftheros Tipos: "Çifte Standart":
"Ankara'nın, Türk liman ve havaalanlarının Kıbrıs gemi ve uçaklarına
açılması gibi sözleşmeli yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle,
AB Komisyonu’nun, Türkiye ile üyelik müzakerelerini ‘dondurması’
beklenmiyor. AB'nin Genişlemede Sorumlu Komiseri Olli Rehn, ABD'nin ve
İngiltere'nin boğucu baskılarına boyun eğiyor ve son 12 aydaki
gelişmelerle belki de Türkiye'nin rahat nefes almasını sağlayacak bazı
‘yaptırımlara’ yönelerek, sorumluluğunu üstlenmekten kaçınıyor. Rehn'in
çifte standardı belli: ‘Yüksek koruması’ olmayan ülkeleri, Hırvatistan
ve Sırbistan gibi ‘uçuruma’ yöneltiliyor, Türkiye gibi güçlü dostları
olan ülkeler ise büyük bir hoşgörüyle karşılanıyor. (…) Bir yıl önce
ekim ayında, Ankara'nın kabul ettiği bir dizi şartlar ortaya konularak,
Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararı alındı. Bu şartların
en önemlisi, Türk liman ve havaalanlarının 2006 yılı içinde Kıbrıs gemi
ve uçaklarına açılmasıydı. Türk Hükümeti bu şarta uyum sağlamayarak, AB
ile Kıbrıs'taki sözde devlet arasında doğrudan ticaret ile ilgili tüzük
konusu 25'ler düzeyinde askıda tutuldukça da uyum sağlamayacağını
savunarak, tahrik edici bir tavır takınıyor. Ankara'nın anlaşmayı
imzalayarak üstlendiği yükümlülüğe uyum sağlamadığı anlaşılıyor. Bu da
Komisere üyelik müzakerelerine ara verilmesini önermesine izin
veriyor, ancak bunu yapmıyor, çünkü Washington ile Londra'nın
talimatlarına göre yönetilen ve Finlandiya başkanlığını da etkileyen
Türk yanlısı lobi baskı uyguluyor. (…)" (Nikos Bellos, 05/11)
NOT: Bu bülten, 06
Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR