08.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

The Washington Times: "AB Raporu Türkiye'yi Doğu’ya İtebilir": "Diplomatlar, Türkiye'nin üyelik kriterlerini yerine  getirme başarısı konusunda eleştirildiği bir Avrupa  Birliği raporunun yarın yayımlanmasını bekliyorlar.  Rapor Ankara ile Batı'yı karşı karşıya getirecek bir  zemin yaratabilir. Türk ve AB analistleri Türkiye'yi reddetmenin, ülkeyi Avrupa katılım hedefinden saptırabileceğinden ve  Arap ve Müslüman komşularına doğru itebileceğinden endişe  duyuyorlar.  Bir AB yetkilisi, ‘Bu oldukça eleştirel bir rapor’  diyerek, Türkiye'nin Avrupa arzusuyla çelişki yaratan  insan hakları ihlallerinden, ifade özgürlüğünün  engellenmesinden ve ordunun siyasetteki rolünden bahsetti. Türk yetkililer resmen yayımlanması öncesinde  raporla ilgili yorumda bulunmayı reddettiler, ancak AB'nin  daha önce Hıristiyan adaylardan talep etmediği  olağanüstü sert koşullar öne sürdüğünü ifade ettiler. Yetkililer ayrıca Türkiye'nin gümrük birliğini Kıbrıs  dahil 2004 yılında AB üyesi olan ülkeleri kapsayacak   şekilde genişletmesine ilişkin bir protokol imzalamasına  rağmen limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmayı kabul  etmeye hazır olmadığını kaydettiler. Türkiye limanlarını Rumlara açmasının Kıbrıs Rum  hükümetini tanımakla aynı anlama geleceğini iddia ediyor. (…) Nüfuzlu Türk ordusu, AB üyeliğini destekliyor ve  dünyanın en hassas bölgelerinden birinde yer alan bir  ülkenin yönetimindeki önemli rolünü teyit ediyor. Ancak kimi AB yetkilileri, orduyu, nüfusunun çoğu  Müslüman olan Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin Hıristiyan  dünyasına kabulü çabalarında önemli bir engel olarak  kabul ediyor."  (Andrew Borowiec, 07/11)

 

ALMANYA BASINI:

Almanya'nın Sesi Radyosu: "Steinmeier: Müzakereler Adil Yapılsın": "Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier Türkiye ile AB üyeliği konusunda adil müzakereler  yapılmasından yana olduğunu söyledi. Steinmeier, Berlin'de Avrupa Parlamentosu Sosyal  Demokrat Parti (PSE)Grubu tarafından düzenlenen Avrupa  Konferansı'na katıldı. Steinmeier, burada yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB  üyeliği konusuna da değinerek, ‘Ankara Protokolü’nün  onaylanmasının üyelik sürecinin bir parçası olduğunu  biliyoruz ve bunda ısrar ediyoruz.’ dedi. Ankara  Protokolü'nün henüz onaylanmadığını ve bu konuda  tartışmaların başladığını ifade eden Steinmeier, Avrupa'nın bu konuda sadece kendi çıkarlarını düşünerek aceleci bir  karar almaması gerektiğini söyledi. AB Dönem Başkanı olarak Finlandiya'nın Türklerin ve  Kıbrıs'ta yaşayan halkın çıkarlarına uygun bir siyasi  uzlaşma sağlama çabalarını desteklediğini ifade eden  Steinmeier, geçen hafta sonunda yapılması öngörülen Kıbrıs  toplantısının iptal edilmesini de uzlaşma çabalarının sonu  olarak görmediğini kaydetti." (07/11)

Die Welt: "AB, Türkiye ile Müzakereleri Dondursun": "Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri ağır bir krize  girdi. Türkiye'nin reformlarına ilişkin AB İlerleme Raporu öncesinde, Ankara  üzerinde baskı artıyor. CSU lideri Edmund Stoiber, AB'den, süregelen katılım  müzakerelerinin dondurulmasını talep etti. Bavyera Eyaleti  Başbakanı Stoiber gazetemize yaptığı açıklamada, ‘Türkiye'nin  AB üyesi Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini yerine  getirmemeyi sürdürmesinden ve AB Komisyonu’nun, Türkiye'de  kaydedilen ilerlemelere ilişkin olumsuz raporundan çıkarılacak  sonuç bu olmalı. Bu, somut olarak, bu sorunlar çözüme  kavuşuncaya kadar başka müzakere başlıklarının açılmaması  gerektiği anlamına geliyor’ ifadesini kullandı. Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Olli Rehn,  İlerleme Raporu’nda öncelikle TCK, ordunun üzerindeki sivil  denetim ve işkenceden koruma konularındaki eksiklikleri  eleştirecek. Ancak eleştirilerinin odak noktasında, Ankara  hükümeti tarafından tanınmayan AB üyesi Kıbrıs'a uygulanan  Türk liman ve havaalanlarıyla ilgili engellemenin sürüyor  oluşu bulunacak. Türkiye'yi Kıbrıs konusunda ‘anlaşmayı kabaca ihlal  Etmekle’ suçlayan Stoiber, ‘AB'nin hukuk ve yasaları şimdi  işe yaramayacaksa, o zaman Türkiye'yle tehlikeli inişli bir  yola kayacaktır’ diye konuştu. AB ile Türkiye arasındaki  ilişkilerin geçtiğimiz yıl kötüleştiğini düşünen Stoiber,  ‘Bilinçli olarak ucu açık yürütülen müzakerelerin başlamasından  bir yıl sonra, ibre giderek daha net bir şekilde tam üyeliğe  karşı olan yana kayıyor’ diye konuştu. Bavyera Başbakanı, eş  zamanlı olarak, Türkiye ile gelecekte, tam üyelik teklif etmek  yerine, ‘yoğun komşuluk politikası’ yürütülmesini talep etti.  Stoiber, ‘Türkiye bir Avrupa ülkesi değildir ve bu yüzden,  müzakerelerin sonunda da AB üyesi olamaz’ diye konuştu."  (Christoph B.Schlitz, 07/11)

Bild: "Türkiye Çaba Harcamak Zorunda":

            "SORU: Sayın Bakan, yarın AB, Ankara ile katılım  müzakerelerine ilişkin İlerleme Raporu’nu açıklayacak.  Türkiye pek ilerleme kaydetmiyor. AB, Türkiye'yi hala  üye olarak istiyor mu? 

            STEİNMEİER: Kesinlikle evet. AB Komisyonu’nun hala  istişare ettiği ilerleme raporu, ışık ve gölgeler içerecek. Mesaj şu olacak: İlerlemelere rağmen Türkiye'de reformlaşma  yönünde büyük çaba harcanması gerekiyor. Net olan bir şey de, biz müzakerelerin başarılı olmasını istiyoruz. Bu, Ankara'yı  seçilen yolda cesaretle yürümeye devam edilmesi yönünde  teşvik etmelidir.  (…) 

            SORU: AB içinde ve Türkiye'de, Türklerin üyeliğine  destek azalıyor. Burada ters giden nedir?

            STEİNMEİER: Başlangıçtaki coşkunun ardından şimdi her  iki taraf da, önümüzde halledilmesi gereken daha ne kadar  çok iş olduğunun farkına varıyorlar. Şu da bir gerçek ki, anlaşılan Avrupa'da kimileri, sürekli olumsuz konuşarak  katılım müzakerelerini adeta başarısız kılmak istiyorlar.  Türkiye'de ise, AB içinde istenilmediği izlenimi güçleniyor.  Bu izlenimi etkisiz kılmamız gerekiyor.

            SORU: Avrupa, Türkiye'deki siyasi gayretleri ciddiye  almıyor mu?

            STEİNMEİER: Tabii ki alıyor. Bu yüzden de Türkiye'nin  daha şimdiden elde ettiği başarıları takdir ediyoruz. Ancak  bu tek başına yetmiyor. Hepimizin şimdi, ülkede yapılması  gereken zorlu reformların arkasında olan Türkiye'deki  cesur kesimi desteklememiz gerekiyor."  (Rolf Kleine, Federal Almanya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Frank-Walter  Steinmeier ile yapılan mülakat, 07/11)

Der Tagesspiegel: "Almanya ve Türkiye...Kohl'e Sorun":  "Türklere karşı yapılan nasıl bir saygısızlıktır! CDU'dan, Şansölyeleri ve parti genel sekreterleri tarafından Boğaz  istikametine yankılanan açıklamaların kesin nesnel bir nedeni  vardır, ancak bu, yapılış tarzı ve üslubu itibarıyla tamamen  uygunsuz, ders vericidir, adeta kibirlidir. Şayet Türkiye,  Avrupa için bir partner olarak kazanılmak isteniyorsa, ki söz  konusu olan budur. Şayet Türkiye'nin Kıbrıslılar, Yunanlılar  yahut diğerlerine sıcak davranması isteniyorsa, o zaman bu en  iyi şekilde eş düzeyde görüşmekle mümkün olur, tepeden bakarak  değil. Ayrıca, Hıristiyan Demokratlar bu konuda eski ustaları  Helmut Kohl'ün tavsiyelerinden faydalanabilirler, ki bu sadece  gelini Türk olduğu için değildir. Türklerin, 74 milyonluk  halkın çoğunluğunun hep bir kültür ulusu olduğu şimdiden  unutuldu mu? Türkiye, stratejik açıdan önemli bir ülkedir,  Şark'a uzanan bir köprü olarak olduğu kadar, Doğu'daki güvenlik  politikası penceresi olarak da. Eksikleri dile getirmek farklı  bir şeydir, ilerlemeleri takdir etmek yine farklıdır. Bunlar  rapor edilebilir ve umut ederiz ki AB de bunu yapacaktır. Aksi  takdirde Ankara'daki hükümet, ülkesine yeni bir yön verecek,  cazibesini sonsuz zanneden bu Avrupa'dan uzaklaşacak; Asya'ya,  Rusya'ya ve Orta Doğu bölgesine yönelecektir. Türkiye'ye giriş  şansını yitiren, çok şey kaybeder."  ("cas" rumuzlu, 07/11)

Frankfurter Rundschau: "Berlin, Türkiye Çizgisi Konusunda Hemfikir Değil": "AB, üye adayı Türkiye'ye muhtemelen çok  kötü bir karne verecek. Berlin'deki Siyah-Kırmızı (CDU/CSU-SPD) hükümet koalisyonu, buna verilecek uygun yanıt konusunda  hemfikir değil. SPD ile aynı partili Dışişleri Bakanı Steinmeier arasında  olduğu gibi CSU içinde de, AB'nin inatçı aday Türkiye'ye ne  kadar sert davranılması gerektiği konusunda görüş ayrılıkları  var. Hükümet çevrelerinden alınan bilgilere göre Başbakan  Angela Merkel'in kabinesinde, AB Komisyonu’nun raporunda  beklendiği gibi, Ankara'daki hükümetin reformları aksatmakla  ve Kıbrıs meselesinde geciktirme taktiği uygulamakla  suçlanması halinde AB'ye gösterilebilecek üç olası tepki  mevcut. En sert çizgiyi CSU savunuyor. Hükümet çevrelerinde,  partinin en kısa yoldan doğru olanı yaparak, müzakereleri  durdurmak istediği söyleniyor. CSU Ekonomi Bakanı Michael  Glos'un hafta sonu gerçekleşen Avrupa politikası konulu  kabine toplantısında bu yönde görüş bildirdiği belirtiliyor. Buna karşın CDU da, Türkiye'ye, ‘gücün kimde olduğunun  gösterilmesi gerektiği’ görüşünde olsa da, müzakerelerin  kesilmesindense şimdilik ara verilmesinden yana. Prensipte  Ankara ile ‘ayrıcalıklı ortaklık’tan yana olan Hıristiyan  Birlik Partileri, buna rağmen koalisyon anlaşmasında,  Kırmızı-Yeşiller tarafından önü açılan katılım müzakerelerinin  devam ettirilmesini kabul ettiler. Steinmeier yönetimindeki SPD, koalisyon partneri olarak  Türkiye karşısında ılımlı davranıyor. Partinin temkinli  davranmaktan yana oluşunun, katılım perspektifinin genel  olarak sorguladığı anlamına gelmediği, Kıbrıs meselesinde de  şu anki engellemenin suçunun sadece Ankara'da aranamayacağı,  Yunanistan ve Kıbrıs'ın da siyasi uzlaşıya katkı sağlamaları  gerektiği, böyle bir uzlaşının, Türkiye'nin kapitülasyonuyla  sonuçlanması halinde ise imkansız olacağı söyleniyor."  (Knut Pries, 07/11)

Deutschlandradio: "Müntefering, Türkiye'ye Avrupa'nın Kapılarını Açık Tutmak İstiyor":

            "SORU: Sayın Müntefering, yarın Türkiye İlerleme  Raporu açıklanacak. Duyumlara ve okunanlara bakıldığında,  raporun Ankara açısından oldukça kötü sonuçlar vereceği  anlaşılıyor. Buna rağmen SPD Başkanı Kurt Beck, bir  konuşmasında Türkiye'nin tam üye olarak AB'ye alınmasından  yana olduğunu dile getirdi; Birlik ise buna kesinlikle karşı. Bu konuda Büyük Koalisyonun AB Dönem Başkanlığı açısından  bir ihtilaf konusu belirmiyor mu?

            MÜNTEFERİNG: Aslında evet, bazı hususlarda son yıllardan  kalma farklı görüşlere sahip olabiliriz. Koalisyon içerisinde  buna hazırlıklıyız, bu konulara yapıcı olarak eğilmeliyiz.  Önümüzdeki yıl başlayacak Dönem Başkanlığında görevimiz,  sorunlara meydan vermek olmamalıdır. Üzerinde anlaşılmış olan  husus, Türkiye ile müzakere edileceğidir. Hem de ucu açık  olarak, fakat Türkiye'nin üyeliği perspektifiyle bir arada.  Bu konuda sosyal demokratlar da elbette taviz vermeyecektir.  Sonuç olarak Türkiye'yi Avrupa'ya yaklaştırmanın ve günün  birinde de üye edebilmenin ciddi ve olumlu bir biçimde  denenmesi fazlasıyla yerinde olacaktır.

            SORU: Bu konuda Birlik ile bir ihtilaf var mı?

            MÜNTEFERİNG: Burada bir ihtilafa gerek yok. Söz konusu  olan, müzakerelerde bulunulmasıdır. Müzakere yolunda bazı  aksaklıklar meydana gelecektir, tabii ki bu konuda Türkiye'nin  daha yapması gereken ev ödevleri var. Ancak öte yandan da biz,  Türkiye'ye, aramıza katılabilmesi için ciddi fırsatlar vermek  için dürüstçe çaba sarf etmeliyiz."  (Jürgen Liminski, Eski  Başbakan Yardımcısı Franz Müntefering (SPD) ile yapılan Mülakat, 07/11)

 

BELÇİKA BASINI:

Le Soir: "Sonucu Belli Olmayan, Açık Müzakereler":

            "SORU: 3 Ekim 2005 tarihinde AB'nin Türkiye ile  üyelik müzakerelerine başlamasından 1 yıl sonra Birlik  ile Türkiye arasındaki çekişmelerin arttığı gözleniyor.  Finlandiya Dönem Başkanlığı’nın bu hafta sonu için  düzenlemek istediği kriz toplantısı, Türkiye'nin Ankara  Protokolü’nü Kıbrıs Cumhuriyeti’ne uygulamak istememesinden  dolayı iptal edildi. Bu durum üyelik sürecini tehlikeye  sokar mı?

            MARTENS: Her üye ülke hükümeti, Türkiye  ile müzakereleri sürdürmeye kararlı. Ancak hatırlatmak  gerekir ki, söz konusu müzakerelerin açık olması yönünde  anlaşmaya varıldı ve bundan da müzakerelerin sonucunun  belli olmadığını anlamak gerekir. Diğer taraftan engeller  çoğalmaya başladı. Kıbrıs sorunu var. Önümüzdeki hafta AB  Komisyonu’nun Türkiye'nin üyelik yolunda kaydettiği  ilerlemeler konusunda raporu bekleniyor. Bu hafta içinde  raporla ilgili olarak bazı sızıntıların olması bana kalırsa  iyiye işaret değil. Bu raporda çok sayıda eleştirel konu  var. Türkiye hakkında olduğu kadar, Sırbistan ve  Bosna-Hersek için de var. Görünüşte, genişleme konusunda  AB'nin ‘yorgunluğu’ olarak adlandırılan şey, gerçek bir şey.  Ancak şimdi Türkiye konusunda en önemli sorun Kıbrıs  konusudur.

            SORU: Avrupa Halk Partisi, Türkiye'nin üyeliğine karşı  çıkıyor. Son gelişmelerde kendinizi daha fazla haklı  hissediyor musunuz?

            MARTENS: İmtiyazlı ortaklık taraftarıyız.  Bize kalırsa Türkiye hemen üye olmamalı, ancak sıkı bir  işbirliği kurulmalı. Hatta bazı üyelerimiz bu işbirliğinin  dış ilişkilerde de geçerli olmasını istiyor. (…)"

            SORU: Bazıları Türkiye'nin üyelik şartlarına Ermeni  soykırımının tanınmasının da eklenmesini istiyor. Üyelik  kriterleri belirlendiği zaman bu konuya değinilmemişti.  Siz ne düşünüyorsunuz?

            MARTENS: Evet, üyelik kriterleri  belirlendiğinde bu konuya değinilmedi. Söz konusu değildi.  Geriye dönmek ciddiyetsizlik olur. Müzakereleri daha önce  belirlenen kriterler çerçevesinde sürdürmek gerekir." (Dominique Berns, Belçika eski Başbakanı ve Avrupa Halk Partisi (PPE) Başkanı Wilfried Martens ile  yapılan mülakat, 04-05/11)

 

FRANSA BASINI:

AFP: "AB-Türkiye... Avrupa Komisyonu’nda Derin Görüş Ayrılığı Hakim": "Avrupa kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik görüşmeleri için temel olan İlerleme Raporu’nun  yayımlanmasına iki gün kala, Avrupa Komisyonu, Kıbrıs  konusunda taahhütlerini yerine getirmeyen Ankara'ya karşı  benimsenecek tavır konusunda fikir ayrılığı içine girdi. Diplomatik bir kaynaktan edinilen bilgilere göre,  Komisyonun yarın yayımlaması beklenen raporda, ‘Türkiye'nin  AB ile Gümrük Birliği konusunda Ankara Protokolü'ne uygun  hareket etmediği açıktır’ deniliyor. Aynı kaynak, ‘Ancak bir tavsiyede bulunmalı mı, nasıl  bir mahiyet arz etmeli ve nasıl bir ifade kullanmalı konusunda  kesin bir karar verilmedi. Hala Komisyonda yapılması gereken  görüşmeler var’ diye ekledi. (…) Söz konusu kaynak, yarın en sonunda  kabul edilecek ses tonu ne olursa olsun, ‘genel fikir,  aralık ayında yapılacak olan Avrupa zirvesini beklemek’  ve 25 hükümet ve devlet başkanının mesele üzerine eğileceği  o güne kadar her türlü kararın askıya alınarak ‘Türkiye'nin  ne yapacağını görmek’ olduğunu belirtti. O zamana kadar Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum  gemilerine açmaması halinde Türkiye'yi, AB'ye üyelik  müzakerelerini askıya almakla tehdit edeceği gayet  açıktır. Ancak, Avrupa icra organı, yarın 25'lere bu  müzakerelerin askıya alınmasını resmen tavsiye etmeyecek." (07/11)         

AFP: "Türklerin Çoğu, Kıbrıs Konusunda Taviz Verilmesine Karşı": "Bir kamuoyu araştırmasına göre, Türklerin büyük çoğunluğu,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinin  askıya alınmasını, Kıbrıs konusunda taviz verilmesine  tercih ediyor. Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) tarafından yapılan  ankete katılan kişilerin yüzde 70'i, Avrupa Birliği'nin Türk  liman ve hava meydanlarının Kıbrıs (Rum) gemi ve uçaklarına  açılmasında ısrar etmesi halinde -ki Türkiye bunu bu  senenin sonuna kadar yapmayı taahhüt etmiştir- AB ile  müzakerelerin kesilmesinden yana fikir beyan etti. Ankete katılanların yüzde 20'si, müzakerelerin askıya  alınmasına karşı olduklarını söylerken, yüzde 10'u, fikir beyan etmedi. Avrupa Komisyonu’nun, Ankara'nın AB yürüyüşü konusunda  yarın yayımlayacağı yıllık rapor, özellikle Kıbrıs yüzünden  kritik olarak değerlendiriliyor. Ankara'nın üyelik müzakerelerinin geleceğini tehdit  eden bu ihtilaf konusunda bir mutabakat bulunması ihtimali  hususunda da karamsar olan Türkler, Kıbrıs'ın, Ankara ile  25'ler arasında tek problem olmadığını düşünüyorlar. Sadece iki Türk’ten biri, Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne  adaylığını destekliyor ve büyük bir çoğunluk (yüzde 81)  AB'nin Türkiye'ye karşı ‘dürüst ve samimi’ olmadığını  ifade ediyor." (07/11)

AFP: "Danimarka Başbakanı: Türkiye, AB ile Yaşanan Zorlukları Kendisi Çıkarıyor": "Danimarka Başbakanı  Anders Fogh Rasmussen, Türkiye'nin, Kıbrıslı  Rumlara limanlarını açmayarak AB'ye üyelik müzakerelerinde  kendisinin zorluk çıkardığını ileri sürdü. Kopenhag'da düzenlediği basın toplantısında Rasmussen,  ‘Türkiye'nin, Ankara Protokolü'ne uymayı reddederek, AB ile  üyelik müzakereleri yolunda bizzat engeller koyduğunu görmek  oldukça endişe vericidir.’ dedi. Rasmussen, ‘Bu protokolü AB'nin Türkiye ile üyelik  müzakerelerinde kaydedilecek gelişmeler için kesin bir  şart olarak görüyoruz’ diye belirterek, üyeliği için  ‘teminat vermeksizin’ AB'nin Ankara ile müzakerelere yeşil  ışık yaktığını hatırlattı. Rasmussen şöyle devam etti: ‘Müzakereleri başlatırken  Türkiye'nin AB tarafından aday ülkeler için ileri sürülen  taleplere uymak istediğini göstermesi için bu ülkeye bir  şans verdik. Maalesef Türkiye'nin mevcut durumda bu iradeyi  tam olarak göstermediğini görmeliyiz ve işte bunu nedenle  de bu ülkeyle yapılan müzakerelerde zorluklar yaşanmaktadır.’" (07/11)

AFP: "Merkel, Ankara'yı, Kıbrıs Konusundaki Tavrını Yumuşatmaya Çağırdı": "Almanya Başbakanı Angela  Merkel, Türkiye'yi, yıl sonuna kadar, verdiği  taahhütler uyarınca Kıbrıs konusundaki tavrını yumuşatmaya  çağırdı ve bu konunun Ankara ile 25'ler arasında bir  ‘gerilime’ yol açmaması gerektiğinin altını çizdi. Merkel, ‘AB'ye üyelik müzakerelerine başlandığı sırada  Türkiye 2006 sonuna kadar Ankara Protokolü'nü uygulamaya  söz verdi’ hatırlatmasında bulundu. Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen ile katıldığı  ortak basın toplantısında Merkel, ‘Beraberce anlaşmaya  vardıklarımızın uygulanmasını sağlamak için her şeyi  yapmalıyız’ şeklinde konuştu. Bununla beraber Merkel bu konunun Ankara ile 25'ler  arasında ‘anlaşmazlıkların artmasına’ yol açmaması  gerektiğinin altını çizdi ve ‘Bir çözüm bulmalıyız.’ dedi." (07/11)

 

İNGİLTERE BASINI:

The Daily Telegraph: "Türkiye AB Yolunda En Zorlu Engelle Karşı Karşıya": "Türkiye, katılım için gereken bir dizi talebi karşılamak  konusunda kaydettiği ilerlemeye ilişkin yayımlanacak rapor  sebebiyle Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda en zorlu engelle  karşı karşıya. Yarın açıklanacak olan Avrupa Komisyonu raporuna,  Türkiye'nin üyeliğine karşı olan Avrupalı liderlerin  görüşleri damgasını vuracak gibi görünüyor. Aralarında Alman Şansölyesi Angela Merkel'in de  bulunduğu Türkiye'nin katılımına karşı olan kesim,  Ankara'nın limanlarını Kıbrıs'a açmak gibi temel  taahhütlerini yerine getirmeyi reddetmesi dolayısıyla  cezalandırılması için, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin  -en azından kısmen- askıya alınmasını istiyor. Komisyonun, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın  büyük oranda iyi niyet göstergesi olarak yaptığı jesti  havada kapması da işlerin ne kadar kötü bir durumda  olduğunun bir işareti.  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  Tayyip Erdoğan'ın, Türk Ceza Kanunu'nun tartışma konusu  olan 301. Maddesi’ni yeniden gözden geçirmeye hazır  olduklarını açıklamasından ötürü duyduğu memnuniyeti ifade  etti. Rehn, ‘Bu açıklama, Türkiye Başbakanı'nın ifade  özgürlüğü ve AB'ye katılım konusuna kişisel olarak  bağlılığını göstermektedir.’ dedi." (David Rennie, 07/11)

Financial Times: "Brüksel Türkiye ile Çatışmaktan Kaçınıyor": "Avrupa Komisyonu, AB ile katılım müzakerelerinde yaşanan  sorunların diplomatik yoldan çözümüne daha fazla zaman tanımak  adına Türkiye ile çatışmaya girmekten kaçındı. Komisyon üyelerinin kurmayları yaptıkları  toplantıda, Fransa ve Kıbrıs gibi ülkelerin sert bir tutum  izlenmesi yönündeki baskılarına rağmen Komisyonun konuyla  ilgili kararını erteleme planına destek verdiler. Komisyon bir süredir, Ankara'nın limanlarını, Kıbrıs'a ait  gemi ve uçaklara açmaması nedeniyle Türkiye ile müzakerelerin  kısmen askıya alınmasını tavsiye edip etmemeyi değerlendiriyor.  Kıbrıs, Türkiye'nin, AB'nin taleplerini yerine getirmemesi  halinde müzakereleri tamamen engelleyeceğini beyan etmişti. Komisyon üyelerinin kurmayları kabul ettikleri  taslak kararda, Türkiye'nin, Rumlara limanlarını açmaması  halinde ‘Avrupa Komisyonu, aralık ayındaki Avrupa Konseyi  zirvesi öncesinde gerekli tavsiyelerde bulunacak.’ Taslakta  ayrıca, Türkiye'nin Kıbrıs'a limanlarını açmamasının  ‘müzakerelerdeki ilerlemeyi’ etkileyeceği de kaydedildi."  (Daniel Dombey, 07/11)

Reuters: "AB Yolundaki Tıkanma Türkiye'nin Reform Seyrini Yavaşlatır": "Ekonomik İşbirliği  ve Kalkınma Örgütü'nden (OECD) bir uzmanın yaptığı  açıklamaya göre, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü katılım  müzakerelerindeki tıkanma, Ankara'nın ekonomik reform  seyrini yavaşlatmakla kalmayacak ve bu sürecin maliyetini  de yükseltecek. OECD bünyesinde, koordinasyonunu üstlendiği  Türkiye'nin ekonomik gelişimi konulu bir araştırmayla  ilgili brifing veren Rauf Gönenç, ‘Mayıs ve haziran  aylarında enerji piyasalarını saran karmaşada Türk  Lirası’ndaki değer kaybıyla birlikte enflasyondaki  yükselişin ülke ekonomisindeki süregen kırılganlığı  ortaya koyduğunu’ kaydetti. ‘Türk ekonomisi dönemsel değişikliklere de olası  siyasi şoklara karşı hala savunmasız’ diyen Gönenç,  Türkiye'nin katılım müzakerelerinin kısmen askıya  alınmasının doğuracağı sonuçlar sorulduğundaysa,  Ankara'nın ekonomik reformlara devam edeceğini, ancak  bu sürecin ‘muhtemelen daha yavaş, daha maliyetli ve  farklı biçimlerde’ seyredeceğini ifade etti." (07/11)

Financial Times: "Prodi: AB'nin Genişlemeye Hız Vermesi Gerekiyor":  "İtalya Başbakanı Romano Prodi, Londra'da yaptığı  açıklamada, eskiden Yugoslavya'nın bir parçası olan ülkeler  ve Türkiye ile müzakerelere hız verilerek AB'nin genişlemeye  devam etmesi gerektiğini ifade etti. Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada Prodi, ‘çok karmaşık bir süreç olması’ dolayısıyla Türkiye ile  müzakerelerin yavaş yürütülmesi gerektiği konusunda uyaran  Prodi, ‘Aceleci davranırsanız, başarısızlıkla sonuçlanacaktır.  Ancak bu süreci sonlandırmamalısınız. Avrupa'nın bazı  bölgelerinde bunun tamamen durdurulmasına yönelik fikirler  var. Fakat bence bu tarihi bir mücadeledir.’ dedi. Prodi, Başbakan Tony  Blair ve Maliye Bakanı Gordon Brown'a, ‘şayet Türkiye ile  bir diyalog kurmak istiyorsak, üyeliğe hazır olan Balkan  ülkelerine karşı görevlerimizi de ihmal edemeyiz’ dediğini aktardı. ‘Hırvatistan ve Makedonya ile müzakereleri durdurursak  Türkiye ile de müzakerelerin sürmesini düşünmek imkansız  Olacaktır’ diye konuşan Prodi, Gümrük Birliği Anlaşması'na  Kıbrıs'ı dahil etmemesi halinde Türkiye ile müzakerelerin  aralık ayında askıya alınması fikrine karşı çıkıyor. İtalyan Başbakan, ‘Avrupa Komisyonu raporu henüz bana  ulaşmadı. Şayet rapor tamamen olumsuz olursa, tabii ki  müzakereler askıya alınacaktır. Umarım böyle olmaz.’ dedi."  (Tony Barber, Quentin Peel, 07/11)

 

İTALYA BASINI:

La Stampa: "Frattini: Erdoğan'ı Destekliyoruz":

"SORU: Helsinki toplantısı Türkler tarafından  engellenmişken, bu koşullar altında müzakerelerin  sürdürülmesi zor, zira bu toplantıda Kıbrıslılar da  bulunacaktı. Ancak bu şekilde temel koşullar yerine  getirilmemiş oluyor.

            FRATTİNİ: Bu doğru. Bununla beraber, 35 müzakere  başlığının her birinde katılım müzakerelerine  başlanılması zorunlu değildir. Hatta, mümkün görülen  konulardan başlanarak, teker teker ilerlenebilir.  Türkiye'ye kapıyı kapatmadan, kademe kademe yola  devam edilebilir. Eğer kapıyı kapatırsak, her şeye  rağmen bugün desteğe ihtiyacı olan Erdoğan'ın düşmanı  olan aşırı dincileri haklı çıkarmış oluruz. Erdoğan  hükümetine alternatif, aşırı dinci ve Batı düşmanları  olabilir.

            SORU: Komisyonun hazırlamakta olduğu rapor  hakkında dışarı sızan haberler, Türkiye'deki reformların  arzu edilen seviyede olmadığını gösteriyor. Siz de bunu  doğruluyor musunuz? 

            FRATTİNİ: Evet öyle. Daha 10 gün önce AB ile  müzakerelerden sorumlu Bakan Ali Babacan'ı gördüm. Dini  özgürlükler ve basın özgürlüğü konularında hala istenilen  düzeye gelinmediğini ve reformlar açısından somut adımlar  atılması gerektiğini kendisine açıkça belirttim. Babacan  ise, Türk Parlamentosu’nun, müzakerelerin bütün bölümlerine  bir açılım teşkil edecek yeni bir reform paketini onaylamak  üzere olduğunu dile getirdi.

            SORU: O zaman, diğer konular bir yana bırakılarak,  ‘daha olgunlaşmış’ dosyalarda ‘a la carte’ şekilde ilerleniyor  diyebilir miyiz?

            FRATTİNİ: Bu diyalogu sürdürmenin bir yoludur.  Müzakereler devam etmektedir, ancak uzun sürecektir.  Tartışarak ilerleyebileceği bir hususu tümüyle bozmakla  Avrupa ne kazanabilir ki? Din, basın özgürlüğü ve Kıbrıs  gibi hassas ve zor meseleler mevcuttur, ayrıca adalet  mekanizmasının süratle gözden geçirilmesi gerekmektedir." (Marco Zatteerin, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Franco  Frattini ile yapılan mülakat, 06/11)

 

RUSYA BASINI:

Regnum: "Polonya, Türkiye-Ermenistan İlişkilerinde Arabuluculuk Yapmaya Hazır": "Polonya Senato Başkanı Bogdan Borusewicz, Polonya'nın Ermeni-Türk ilişkilerinin iyileştirilmesi konusunda aracı olmaya hazır olduğunu, ancak bunun için tarafların ortak onayı gerektiğini açıkladı.  Polonya'nın, Türkiye'nin AB'ye girmesini desteklediğini  hatırlatan Senato Başkanı Borusewicz,, Türkiye'nin AB üyeliğinin  Ermenistan'ın çıkarları ile de ilişkili olduğunu kaydetti. Ermenistan Parlamento Başkanı Tigran Torosyan ise,  Türkiye'nin demokratik ilkelere uyma sorumluluğu bakımından, AB üyeliğinin Ermenistan'ın çıkarları ile örtüştüğünü belirtti. Torosyan ayrıca, AB ile dostluk ilişkileri olan Ermenistan'ın, sınırını kapalı tutan bir Türkiye'nin  AB'ye girme olasılığını düşük gördüğünü ifade etti." (07/11)

 

JAPONYA BASINI:

Nihon Keizai Shimbun: "AB Üyelik Ümidi Tükeniyor": "Türkiye'nin AB üyelik ümidi tükeniyor. Milliyet  gazetesinin kamuoyu araştırmasında, ‘AB'ye üye olmalı’  diyenlerin oranı iki yıl öncesine oranla yarıya, yani  yüzde 32'ye indi. AB içinde, Türkiye'nin üyeliğine  karşı çıkanların art arda Türkiye'den reform talep  etmesinin bu sonucu doğurduğu belirtiliyor. Aynı  araştırmaya göre, ‘AB'den ek koşullar gelecek’ diye  düşünenlerin oranı yüzde 76'ya yükseldi, ‘AB'ye  güveniyorum’ diyenlerin oranı sadece yüzde 7. ‘AB'nin alt sıralarındaki bir ülke olmaktansa, Orta Doğu'nun  ileri ülkesi olmayı hedefleyelim’ sloganıyla hareket  eden üniversiteler belirdi. AB üyesi ülkeler arasında, yeni üyeler içinde en  büyük ülke olan Türkiye'nin AB içindeki dengeleri  değiştirecek olması endişeleri hakim."  (Ken Moriyasu, 07/11)

 

YUNANİSTAN BASINI:

Antenna: "Ankara'ya Verilen Sürenin Uzatılması Olası": "AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin AB üyeliği süreciyle  ilgili raporunu yayımlaması beklenirken, Avrupa'nın cömert  davranıp komşu ülke Türkiye'ye süre vermesi bekleniyor. Raporda, AB'nin Kıbrıs ile ilgili şartlarına uyabilir düşüncesiyle Ankara'ya bir ay süre verileceğinin ve bunun da  ötesinde, muhtemel yaptırımların aralık ayındaki AB doruk  toplantısına bırakıldığının belirtilmesi bekleniyor. Bavyera Başkanı Edmund Stoiber, Die Welt  gazetesine yaptığı açıklamada, Türkiye ile AB arasındaki  üyelik müzakerelerinin kesilmesinden yana tavır koydu ve  Ankara'nın Kıbrıs ile ilgili yükümlülüklerini yerine  getirmediğini söyledi. Almanya Başbakanı Merkel de dün yaptığı açıklamada, Ankara'nın Kıbrıs'a karşı uyguladığı ticari sınırlamaları  kaldırmadığı takdirde, AB ile üyelik müzakerelerinin  tehlikeye gireceğini vurguladı. (…)" (07/11)

 

NOT: Bu bülten, 07 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR