ABD BASINI:
AP: "Avrupa Komisyonu Türkiye'den Reformlara Hız
Vermesini İstedi": "Avrupa Komisyonu bugün
yayımladığı ve sert ifadeler içeren raporunda, Türkiye'yi, Ankara'nın
insan hakları konusunda ilerleme kaydetmemesi ve aralık ayı ortasına
dek Gümrük Birliği’ni Kıbrıs'a genişletmemesi halinde üyelik
müzakerelerinin askıya alınabileceği yönünde uyardı. Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso, Komisyonun Türkiye ile müzakerelerin
askıya alınması konusunda ivedilikle bir tavsiyede bulunmayı
reddettiğini söyleyerek, ‘Diplomatik yollarla bir çözüm bulunması için
zaman tanımaya karar verdik.’ dedi. Barroso, yaptığı açıklamada, AB
liderlerinin 14-15 Aralık tarihlerinde Brüksel'de yapacakları zirve
öncesinde Ankara'nın siyasi ve ekonomik reformlara ‘tam bir
kararlılıkla’ hız vermek ve limanlarına Rum gemi ve uçaklarına açmak
zorunda olduğunu kaydetti. Barroso, ‘Yükümlülüklerin tam olarak yerine
getirilmemesi müzakere sürecinin tamamını etkileyecektir’ şeklinde
konuştu. Türkiye ile müzakerelere başlanmasından bir yıl sonra önemli
bir İlerleme Raporu yayımlayan Komisyon, işkence ve ifade özgürlüğü ile
insan hakları sicili ve siyasi reformları gerçekleştirmekteki yaşlığı
nedeniyle Ankara'yı eleştirdi. Raporda, ayrıca reformların tamamında da
yavaşlama’ olduğu kaydedildi. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Olli Rehn, Türkiye'nin reformlardan geri dönmediğini, ancak üyelik
için gerekli hızı da elde edemediğini söyledi. Rehn, ‘Türkiye geçen yıl
hızı yavaşlasa da siyasi reformlara devam ediyor.’ dedi. Komisyon
raporunda, yeni bir işkence ile mücadele yasasının yürürlüğe girdiği,
ancak işkence vakalarının ‘hala bildirildiği’ belirtiliyor. Raporda,
ayrıca Birliğin Türkiye'nin güneydoğu bölgesinde yaşanan hak
ihlalleriyle özellikle ilgilendiği de kaydediliyor. AB, ayrıca
Türkiye'den gayrimüslim örgütlerin haklarını artırmak için daha
fazlasını yapmasını istedi. Türk liderler, ifade özgürlüğü ve siyasi
reformlarla ilgili AB taleplerinin yerine getirilemediğini kabul
ettiler, ancak bugün Birliğe katılım arzusuyla reformlara hız
verecekleri taahhüdünde bulundular. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugün
muhabirlere yaptığı açıklamada, ‘Bizim için AB süreci çok önemli. Henüz
AB üyelik kriterlerinin tamamını yerine getirmedik. Bizim amacımız
mümkün olan en fazlasını yapabilmektir. Mücadelemiz devam edecek.’
dedi. Erdoğan müzakerelerin askıya alınmasını reddetti, ancak Kıbrıs
meselesinin çözümlenmesinin Ankara'ya değil adadaki liderlere bağlı
olduğunu söyledi. Öte yandan İngiltere Avrupa Bakanı Geoff Hoon bugün,
girişimde bulunmanın Türkiye'nin tasarrufunda olduğunu söyleyerek,
‘Türkiye bütün AB üye devletlerine karşı yükümlülüklerini yerine
getirmelidir. Bunu yapmaması halinde AB harekete geçmek zorundadır’
şeklinde konuştu. AB raporunda, ayrıca Türk ordusunun siyasi hayattaki
devam eden rolü eleştiriliyor ve Kürt azınlığın karşı karşıya olduğu
"ciddi ekonomik ve sosyal sorunlara" vurguda bulunuluyor. Raporda,
Türkiye'nin yazarlara, gazetecilere, yayıncılara ve akademisyenlere
karşı suçlamalarda bulunmak için kullandığı 301. Madde’nin
değiştirilmesi konusunda direnç gösterdiğinden de söz ediliyor. Öte
yandan Yunanistan da bugün komşu ülkesi Türkiye'nin AB'ye katılım
konusunda kaydettiği ilerlemeyle ilgili sert ifadeler içeren Avrupa
Birliği raporundan duyduğu memnuniyeti ifade etti, ancak ezeli düşmanın
er veya geç tam üye olması gerektiğini kaydetti. Yunanistan Dışişleri
Bakan Yardımcısı Yiannis Valinakis raporun, ‘Yunanistan'ın ilgilendiği
konularda olumlu olduğunu’ söyleyerek ‘Avrupa Komisyonu raporunda
Türkiye'nin yeterli ilerleme kaydetmediğinden söz edilmiştir... ve
Türkiye'nin Avrupalıların taleplerine cevabı zayıftır. Bu bizi
sevindirmiyor. Tersine endişelendiriyor.’ dedi."
(Constant Brand, 08/11)
AP: "Avusturya Türkiye'nin Reform Çabalarının
Kesildiğini Açıkladı": "Avusturya Dışişleri
Bakanı, Türkiye'nin siyasi reformları ilerletme ve Kıbrıs ile
ilişkileri düzeltme çabalarının kesildiğini söyledi. Dışişleri Bakanı
Ursula Plassnik, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye işkenceyi engellemez,
ifade özgürlüğünü korumaz ve liman ve havaalanlarını AB üyesi Kıbrıs'a
aralık ortasına kadar açmazsa AB üyelik müzakerelerini askıya almakla
tehdit ettiği İlerleme Raporu’nu yayımlamasından sonra konuştu.
Plassnik, ‘Bir yıl geçtikten sonra şimdi fiili bir durgunluk var. Hem
siyasi reformlarda hem de Kıbrıs ile ilişkilerin normalleştirilmesinde.
İfade özgürlüğü, dini özgürlük ve işkenceyle mücadele gibi önemli
alanlarda bir yıl önce olduğumuz yerde olmamız üzücü. Burada hareket,
AB'den değil, Türkiye'den gelmelidir.’ dedi. Kıbrıs konusunda Türkiye
tarafından ‘sıfır hareket’ gelmesinin ‘üyelik müzakerelerinde de sıfır
harekete’ yol açabileceği uyarısında bulunan Plassnik, yine de hiç
kimsenin Türkiye ile ‘ayrıcalıklı ortaklığı’ sorgulamadığını belirtti
ve müzakerelerin ülkeyi reforma sevk etmek için açıkçası uygun bir yol
olmadığını söyledi." (08/11)
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung: "Türkiye Görevini Yerine Getirmek
Zorundadır":
"SORU: Sayın Başbakan, Türkiye ve Kıbrıs dışişleri
bakanlarıyla geçen hafta sonu için planlanan son arabuluculuk
girişiminizin başarısızlıkla sonuçlanmasının başlıca sorumlusu kimdir?
VANHANEN: Sorumluluğu biz taşıyoruz, yani hepimiz.
AB Dönem Başkanı olarak Finlandiya, iki tarafı da pazar günü
Helsinki'ye davet etmek istedi. Hep birlikte değil, taraflarla ayrı
ayrı istişarede bulunmak üzere. Ancak çözüm için biraz daha zaman
kalmalıydı. Bu diplomatik ve siyasi çabaların, AB Komisyonu ilerleme
raporunu açıkladıktan hemen sonra da devam ettirilmesi gerekiyor.
Şimdiden bilinen bir şey var ki, o da Türkiye'nin Ankara Protokolü ile
ilgili yükümlülüklerini yerine getirmediğidir. Ülke bu konuda
beklentileri karşılamadı. Ancak müzakere paketimizde, Türkiye'nin
ilerleme kaydettiğini gösterebileceği başka unsurlar da var. Bu yönde
yoğun bir şekilde çalışıyoruz ve en kolay yolun, ilerleme kaydetmek
olduğuna inanıyoruz. (…)
SORU: Başarısız kalınması halinde, sizce hangi
yaptırımların uygulanması gerekir?
VANHANEN: Hayır, hayır. Ancak, şayet Türkiye AB'nin
yeni üyesi olmak istiyorsa, tabii ki ilerleme kaydetmek istediğini ve
üstlendiği yükümlülükleri yerine getirebileceğini göstermesi gerekir.
Avrupa bunu beklemektedir. Bildiğiniz gibi Finlandiya, Türklerin AB
üyeliğinin en güçlü destekçilerindendir ve bir çözüm bulunmasını çok
ümit etmektedir." (Johannes Leithaeuser, AB
Dönem Başkanlığı Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen ile yapılan
mülakat, 08/11)
Netzeitung: "Stoiber Alman Çıkarlarına Zarar Veriyor":
"FDP'nin Dış Politika Uzmanı Markus Löning, CSU'nun Türkiye ile ilgili
ağır eleştirilerinin Almanya'nın prestijine zarar vermesinden endişe
ediyor. Markus Löning, Netzeitung'a, ‘Stoiber Alman çıkarlarına zarar
veriyor. Aynı zamanda Türk kökenli Almanların ve Alman halkının bir
arada yaşamasına da zarar veriyor’ açıklamasında bulundu. Bavyera Eyalet
Başbakanı Edmund Stoiber (CSU) birçok kez Türkiye ile AB katılım
müzakerelerinin dondurulmasını talep etmişti. Bu konuda büyük koalisyon
içerisinde ‘görüş ayrılıkları’ mevcut. CSU genel olarak Türkiye'nin
olası bir üyeliğine karşı çıkıyor: ‘Türkiye bir Avrupa ülkesi değildir
ve ülkeye imtiyazlı bir ortaklık verilmeli.’ Löning, Ankara'nın Batı'dan
uzaklaşmaya başladığına dikkat çekerek, ‘Türkiye'nin AB katılım
müzakerelerinin sonunda bize karşı bir tavır içerisinde olması, bizim
stratejik çıkarlarımıza değildir’ açıklamasında bulundu. Löning aynı
zamanda müzakerelerin ucu açık yürütülmesinin kararlaştırıldığını da
hatırlattı. Türkiye'de reform gayretlerinin azalması oldukça üzücü,
ancak Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tartışmalı 301.
Madde’yi reformlaştırmaya hazır olması da oldukça sevindirici. Löning,
‘Bu iyi bir sinyal’ dedi." (07/11)
Süddeutsche Zeitung: "Türkiye'ye İkramda
Bulunulmayacak":
"SORU: Şimdi Yunanistan'ın da mı Türkiye'ye karşı
sabrı tükeniyor?
STİLİANİDİS: Yunanistan, Avrupa'da uzun zaman
Türkiye'ye karşı sergilediği tutumla yuhalandı. Daha sonra bölgede
Avrupa çıkarlarını temsil etmeye karar verdi. Ancak Ankara iyi niyet
göstermiyor. Bu, Türk limanlarının Kıbrıs gemilerine açılması, Fener Rum
Patriği’nin tanınması ve Heybeli Ruhban Okulu’nun yeniden faaliyete
başlaması gibi Yunanistan'ın çıkarlarıyla ilgili konuları da
ilgilendiriyor. (…)
SORU: AB içindeki hava neden giderek Türkiye'ye
karşı esiyor?
STİLİANİDİS: Avrupa ülkeleri Avrupa sınırlarının
nerede bittiği sorusunu açıklığa kavuşturamadılar. Ancak, Avrupa'nın
Türkleştirilmesi değil, Türkiye'nin Avrupalılaştırılması ortak bir
hedef olabilir. O halde Türkiye'nin bir sınavdan geçmesi gerekiyor ve
Avrupa halklarını, demokratik ve hoşgörülü bir toplum olmak istediğine,
kökten dinciliğe ve askeri bir milliyetçiliğe kaymadığına ikna etmesi
gerekiyor. Papa'nın kasım sonundaki ziyareti Türkiye'nin doğru
mesajları vermesi için mükemmel bir fırsattır.
SORU: Havayı düzeltmek tamamen Türkiye'ye mi bağlı
yoksa Avrupa'nın da taşıdığı bir sorumluluk var mı?
STİLİANİDİS: Avrupa Türkiye'nin AB rotasını
durdurmamalı ve Türkiye'yi tecrit etmemelidir. AB ısrarla hareket
etmeli, ancak Ankara'ya da değerler ve prensipler konusunda hiçbir üye
adayına ikramda bulunulmayacağını da net bir şekilde göstermelidir."
(Christiane Schlötzer, Yunanistan Dışişleri
Bakanı Yardımcısı Evripidis Stilianidis ile yapılan mülakat, 08/11)
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten: "AB ile Türkiye Arasındaki
Bağı Koparmak Ahmaklık Olur": "Türkiye'deki
reform süreci tıkandı. AB bu yüzden Ankara'ya müzakerelerin
başlamasından bir yıl sonra kötü bir not vermek zorunda kaldı. Bu
Birlik içinde bu ülkenin Brüksel'deki kulübe üye olmasına prensip
olarak karşı olan güçlerin işine geldi. ‘Hayır’cılar büyük bir
memnuniyetle AB ile Türkiye arasındaki bağların koparılması çağrısında
bulunuyor. Bu, yalnız Türkiye'ye karşı haksız bir davranış olmakla
kalmayıp aynı zamanda da oldukça ahmakça bir politika olur. Erdoğan
hükümetinin reformları, Birliğe katılım ümidiyle hızlandı. Şimdi
Ankara'daki hükümeti böylesine kızdırmak, Türkiye'deki siyasi
modernleşme motorunun iyice yavaşlamasına yol açabilir. 2007'de
yapılacak olan parlamento seçimlerinde Türk Başbakanı’nın başarısı,
AB'ye yakınlaşma konusunda ne kadar ilerleme kaydettiğiyle
ölçülecektir. AB ile Ankara arasındaki ilişkilerin birdenbire
soğumasında her iki tarafın da suçu var. Türkiye'deki siyasi elit
tabakanın temsilcileri, ancak yeni yeni ülkenin Avrupa yolunda
katetmesi gereken yolun farkına vardılar. Bu Birlik içinde, Brüksel'in
her meselede söyleyecek bir sözünün bulunması, zaten sabrı taşan
Türklerin hazmetmekte zorluk çektiği bir düşünce. Türkiye'de reform
hevesinin azalmasının bir nedeni de, bazı üye ülkelerin Türklerin AB
içinde istenmediği yolundaki şüpheleri yaymaları. Boğaz'daki ülkenin
ancak bütün şartların harfi harfine yerine getirilmesinden sonra üye
olabileceği gün gibi ortada. Bu yüzden AB'nin şimdi kararlı bir şekilde,
ama aynı zamanda da kolaylık göstererek, Türkiye'deki reform sürecini
yeniden teşvik etmesi gerekir. Türkiye'den ise, ifade özgürlüğüne
ilişkin utandırıcı bilançoyu yakında düzelteceğine dair bir sinyal
gelmesi gerekir. Avrupa Birliği can sıkıcı Kıbrıs sorununa ilişkin
uzlaşma formülleri getirebilir. Ankara'daki AB coşkusundan bir yıl sonra
Türkiye'deki reform sürecinin hiç de geri dönülmez olmadığı anlaşıldı.
Kültürel açıdan bir karmaşa içinde bulunan ülkede hem milliyetçi hem de
İslamcı güçler atakta. Ayrıca tek başına bırakılan bir Türkiye'nin
nasıl bir yol seçeceğine dair hiçbir uyarıcı işaret yok. Washington ile
Ankara arasındaki ilişki Irak savaşı yüzünden çıkan anlaşmazlıktan bu
yana gözle görülür bir şekilde soğudu. Ankara, Avrupa'nın da kendisini
hayal kırıklığına uğratması üzerine yeni ittifaklar arıyor: Türkiye
Rusya ile temasa geçiyor ve Müslüman komşular ile aradaki bağı
güçlendiriyor. Batı'nın Türkiye'yi, dolayısıyla da İslam dünyasıyla
aradaki önemli bir köprünün mimarını ‘kaybetme’ riski artıyor. Şüphesiz
ki AB'nin hedefi, Türkiye'nin mümkün olduğunca sıkı bir şekilde
Avrupa'ya bağlanması olmalı." (Helmut L.Müller, 08/11)
Österreich: "Top Türkiye'de":
"AB ile Türkiye arasındaki müzakereler konusunda yine kıyamet kopuyor.
Türkiye'nin zayıf reform bilançosu, AB içinde Ankara'nın AB'ye katılım
ihtimaline dair şüphelerin süratle artmasına yol açtı. Brüksel buna
rağmen Türkiye'ye kapısını kapatmak istemiyor ve oyalama taktiğine
başvuruyor. Türk Hükümeti’nin, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın dönem
başkanlığının son toplantısı olan 15 Aralık'taki zirveye kadar, Kıbrıs,
ifade özgürlüğünün güvence altına alınması ve işkencenin önlenmesi
konularında gözle görülür bir ilerleme kaydetmesi gerekiyor, ancak
ondan sonra müzakerelere devam edilecek. Köklü reformların yapılmaması
halinde, Ankara zor durumda kalacak. Ekonomisinde patlama yaşayan
Türkiye AB'ye üye olamayacak. Top Türkiye'de." (Gerhard Plott,
08/11)
Die Presse: "AB Frene Basmak Zorunda, Aksi Takdirde
Ayakta Kalamaz": "Efsanevi Komisyon Başkanı
Jaques Delors, Avrupa Birliği'ni hareket etmeyince düşme tehlikesiyle
karşı karşıya olan bir bisiklete benzetmişti. Şu sıralar bu benzetmenin
ne kadar doğru olduğu görülüyor. 1 Ocak'tan itibaren 27 üyeden oluşacak
olan AB, aylardan beri boşa pedal çeviriyor ve ataletin gücüyle şans
eseri ayakta durabiliyor. Bunun birçok nedeni var: Birincisi, AB en
önemli görevlerini yerine getirdi. Avrupa'da sınırları kaldırdı,
müşterek bir para birimi oluşturdu ve son genişleme dalgasıyla
Avrupa'nın yeniden birleşmesi hayalini gerçekleştirdi. Bu bir rahatlama
yarattı. İkincisi, Birlik yeni üye ülkelerden getirdiği kitlesel
akınla baş edemedi. Bu, onu felce uğrattı. Bunun sonucu büyük bir AB
bataklığı oluştu. Hangi konuda olursa olsun, net bir beyana rastlamak
güçleşti. Üye ülkeler önemli konuları öylesine bloke etmeye başladılar
ki, geriye yalnız gülünç nitelikte uzlaşma olasılıkları kalır oldu.
Eskiden hedef belirlemeye önem verilirken, şimdi geriye adım atılmaya
başlandı. (…) Türkiye ile oynanan utanç verici oyalama oyununda da açık
bir ifade kullanılması gerekir. AB günün birinde gerçekten Türkiye'yi
tam üye olarak almaya hazır olacak mı? Hayır. AB'nin Türkiye'nin
katılımına ilişkin görüşü olumsuz, Türkler de giderek kuşkulanmaya
başladı. Yıllar sürecek olan ve taraflardan yalnız küçük bir kesiminin
gerçekten sonuçlandırılmasını istediği müzakerelere bu kadar zaman ve
para harcanacağına, Türkiye ile özel bir ortaklık konusunda pazarlık
yapılması, çok daha dürüst bir davranış olurdu. Şimdiki gibi bir tutum
Birliği halkın gözünde gülünç bir hale düşürecektir. Oysa Brüksel'in şu
sıralar gülünç olmak için daha fazla çaba harcamasına hiç gerek yok. Bu
durumda Batı'nın Türkiye'nin ittifakını kaybedileceği şeklindeki eskimiş
uyarının da zayıf noktaları var. 10 yıl sürecek olan, yorucu ve Türkler
açısından muhtemelen aşağılayıcı karakterdeki müzakerelerin ardından
aynı sonuca varılmayacağını kim söyleyebilir? Asıl sorun kimsenin bunu
Türkiye'ye söyleme cesaretini bulamaması. Bunun yerine maalesef
yıpratma politikası sürdürülecek ve Türklerin sabrının günün birinde
taşması beklenecek. (…)" (Doris Kraus, 08/11)
FRANSA BASINI:
AFP: "Brüksel Müzakerelerin Askıya Alınmasını Tavsiye
Etmiyor": "Avrupa kaynaklarından elde edilen
bilgilere göre, Avrupa Komisyonu bugün Türkiye'nin üyelik
müzakerelerinin askıya alınmasını tavsiye etmeme, fakat Ankara'nın
Kıbrıs konusundaki taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda tehdidi
elden bırakmama kararı aldı. Türkiye'nin ilerlemelerini inceleyen
toplantı sonrasında Komisyon, Ankara ile üyelik müzakerelerini askıya
almayı tavsiye etmeyerek, bu aşamada Türkiye ile bir çatışma yaşamaktan
kaçınma kararı aldı. Komisyon, kesin bir tarih belirtmeden Ankara'ya,
taahhütlerini yerine getirmesi ve Finlandiya Dönem Başkanlığı
tarafından hazırlanan anlaşmaya bir şans daha vermek için birkaç hafta
bırakıyor. Müzakerelerin askıya alınması tehditlerine rağmen, kendi
kamuoyu tarafından desteklenen Ankara, Kıbrıslı Rum gemilerine
limanlarını açmadan önce KKTC'yi vuran ambargonun kaldırılmasını
istiyor. Son günlerde bazı komiserler Komisyonu, müzakerelerin askıya
alınmasını tavsiye etmeye teşvik etmişti. Fakat diğer komiserler Avrupa
ve Asya arasında köprü olan ve AB için stratejik önemi bulunan bu büyük
ülkeyle bu sürecin devam etmesinden yana. Kalkınmadan sorumlu Komiser
Louis Michel konu ile ilgili olarak, ‘Dünyaya ve özellikle Müslüman
dünyasına göndereceğimiz en kötü işaret Türkiye'yi kaybetmek
olacaktır’ yorumunu yaptı. Komiser, ‘Zorlu bir potansiyel komşu yaratmak
için, AB'nin güçlü potansiyel üyesinin cesaretini kırmak mı istiyoruz’
şeklinde konuştu." (08/11)
AFP: "Ankara, Kıbrıs Sorunu ve AB'ye Üyelik Arasındaki
Her Türlü Bağı Reddediyor": "Türkiye, AB ile
Ankara arasındaki üyelik müzakereleriyle Kıbrıs sorunu arasında her
türlü bağı reddederek, müzakereleri raylarda tutma sorumluluğunun ‘daha
çok AB'ye ait’ olduğunu belirtti. Hükümet tarafından yayımlanan
bir bildiride, ‘Kıbrıs sorunu siyasi bir sorundur ve müzakere sürecimiz
için -ki bu teknik niteliğe sahiptir- bir şart teşkil etmemektedir’
denildi. Bildiride, ‘Sürecin sürekliliğini garanti eden bir kararın
Avrupa zirvesi sırasında alınması, AB yetkililerinin AB'nin geleceği
hakkındaki siyasi vizyonuna bağlı olacaktır. Bu noktada sorumluluk,
Türkiye'den çok AB'ye aittir’ şeklinde açıklamada bulunuldu."
(08/11)
AFP: "Rehn, Ankara'nın Üyelik Perspektifini
Sorgulayanları Kınadı": "Avrupa'nın
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, yaptığı açıklamada,
Türkiye'nin ‘AB'ye üyelik perspektifini sürekli Sorgulayanları’ kınadı.
Rehn, ‘Türkiye'nin ‘AB'ye üyelik perspektifini sürekli sorgulayanlar
bir kısır döngü yaratıyorlar.’ dedi Olli Rehn, ‘Sözümüzü tutarak ve
üyelik perspektifine sarılarak, tam tersine, geçerli taahhütler ve
kuvvetli reformlarla dolu gurur verici bir yol elde edebiliriz’
şeklinde konuştu. Komiser, ‘Kamuya açık tartışmalarda Türkiye'nin
reformlar konusunda gerilediği izlenimine kapılınabilir. Oysa durum
böyle değil.’ dedi ve yavaş tempoda da olsa reformlara devam edildiğini
belirtti." (08/11)
AFP: "Roma Kıbrıs Konusunda Bir Anlaşma Yapılmasından
Yana... Douste-Blazy: Ankara Kıbrıs'ı Tanımazsa Takvim Gözden
Geçirilir": "İtalyan Dışişleri Bakanı Massimo
D'Alema, Türk meslektaşı Abdullah Gül ile yaptığı görüşme sonrasında,
Türkiye'nin üyelik müzakereleri çerçevesinde Kıbrıs ile ilgili bir
anlaşma yapılmasından yana olduğunu açıkladı. İtalyan Bakan
basına yaptığı açıklamada, ‘Kıbrıs konusunda bir anlaşmadan yanayız’
ifadesini kullandı. D'Alema, ‘Türkiye imzalanan anlaşmayı AB'nin
bütün üye ülkelerine uygulamak zorundayken, AB de KKTC'nin tecridini
kaldırmakla yükümlüdür’ diye belirtti. Türk Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ise diğer taraftan, ‘Eğer ambargo kaldırılmazsa, Türk
limanlarının açılmasını kamuoyundan nasıl isteyebilirim.’ dedi. D'Alema,
‘Avrupa, Türkiye'nin üyeliğinin getireceği kazançları göz ardı
edemez.’ dedi. Bakan, ‘Bu üyelik ile ilgili Avrupa'daki
tartışmalar sıklıkla riskler üzerinde yoğunlaşıyor, fırsatlar üzerinde
değil. Türkiye'ye açılmanın, bugün dünya istikrarını tehdit eden en
büyük riskine karşı Avrupa'nın verebileceği en iyi cevap olacaktır:
Batı dünyası ile Müslüman dünyası arasındaki ihtilaf riski (...)
Görevimiz bu ihtilafı önlemek (...) ve Türkiye'nin Avrupa'ya girişi bu
stratejinin temelini Oluşturuyor.’ dedi. Fransa Dışişleri Bakanı
Philippe Douste-Blazy, Ankara'nın yıl sonundan önce Kıbrıs'ı tanımaması
durumunda Türkiye'nin üyelik takviminin gözden geçirilmesinden yana
olduğunu açıkladı. Ulusal Meclis’te konuşma yapan Bakan, ‘Eğer
Türkiye sene sonuna kadar 25 üye ülkeyi tanımazsa, bana öyle geliyor
ki Türkiye'nin AB'ye üyelik takvimini gözden geçirmek gerekli olacak.
Bugün şunu kabul etmek gerekir ki Türkiye sadece Kıbrıslı gemi veya
uçaklara değil Kıbrıs'tan gelenlere dahi liman ve havaalanlarını
açmayı kabul etmiyor. Bu durumda Türkiye'nin bugün zorunluluklarını
yerine getirmediği aşikardır.’ dedi." (08/11)
AFP: "Kıbrıs, AB'nin Türkiye Raporundan Memnuniyet
Duyuyor": "Kıbrıs, Türkiye'yi Lefkoşa'ya karşı
zorunluluklarını yerine getirmeyi reddetmesi konusunda uyaran AB
raporundan memnuniyet duyduğunu belirtti. Kamu televizyonunda yaptığı
açıklamada Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas, ‘Memnunuz, zira
raporda Türkiye'nin Kıbrıs'a karşı zorunluluklarını yerine getirmesi
gerektiği yazılıyor.’ dedi. Bununla beraber Lillikas, Türkiye'nin
zorunluluklarını yerine getirmeyi reddetmesinin sonuçları hakkında AB
bünyesinde bir siyasi tartışma yapılması çağrısında bulundu. Bakan,
‘Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmediği konusunda görüş ayrılığı
olup olmadığını görmek için siyasi bir tartışmaya ihtiyacımız var,
çünkü bu bir siyasi sorundur’ şeklinde konuştu. Lillikas, Ankara
gerekli siyasi isteği gösterdiği sürece Kıbrıs'ın ‘kriz yaratmayı’
değil, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini ‘kolaylaştırmayı’ istediğini
belirtti." (08/11)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "AB, Türkiye'nin Limanlarını Kıbrıs'a Açması
Konusunda Son Tarihi Belirledi": "Avrupa
Komisyonu, Türkiye'ye limanlarını Kıbrıs'a açması veya Avrupa Birliği
üyelik görüşmelerinde bunun sonuçlarıyla karşılaşması konusunda aralık
ayının ortasına kadar zaman tanıdı. Komisyon Türkiye'nin ilerlemesi
konusunda yayımladığı kritik raporda, ‘Yükümlülüklerin tam olarak
yerine getirilememesi müzakere sürecinin tamamını etkileyecektir’
denildi. Komisyon Başkanı Jose Manuel Barrosso, AB'nin Kıbrıs ticaret
meselesine ‘bir çözüm getirilmesi için diplomatik çabalara bir şans
tanımaya’ karar verdiğini belirtti. Raporda, ‘Komisyon Türkiye
yükümlülüklerini yerine getirirse aralık ayındaki Avrupa zirvesi
öncesinde ilgili tavsiyelerde bulunacaktır’ denildi. 25 üyeli AB
Komisyonu Ankara'nın görüşmelere başladığı geçen yıldan bu yana
reformlarda meydana gelen yavaşlamayı eleştirdi, ancak katılım sürecine
ilişkin tavsiyede bulunmayarak, kararı 14-15 Aralık tarihinde
buluşacak AB liderlerine bıraktı. Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, AB
görüşmelerinde bir çöküşü ihtimal dışında bıraktı, ancak bazı müzakere
bölümlerinin tekrarlanabileceğini söyledi. Erdoğan, ‘Benim görüşüme göre
bir kırılma veya o tarz bir durum ihtimali yok. Askıya alma,
müzakerelerin çökmesi, trenin istasyonda kalması, bunlar olası değil.
Bölümlerde bir yavaşlama olabilir.’ dedi. AB genişlemesinin bir ekspres
değil, ‘yavaş, yavaş ilerleyen bir tren olduğunu’ söyleyen AB
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, ‘Ancak bu treni rayında
tutmak gerekir ki, AB, komşularını demokratikleştirebilmek için yumuşak
gücünü kullanabilsin.’ dedi. Komisyon ölçülü bir dille kaleme alınan
raporunda, Türkiye'nin reformlar konusunda ilerleme kaydettiğini,
ancak reformların hızının geçen yıl yavaşladığını bildirdi. Komisyon,
reform hızının 2007'de artırılması için ‘kararlı bir şekilde çaba
gösterilmesini’ istedi." (Paul Taylor, 08/11)
Financial Times: "Çıkmaz Sokak mı? Türkiye'nin Batı'ya
Olan Uzun Yolculuğu Neden Tehlikede": "Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'ndeki muhataplarıyla son
kez görüştüğünde, bu görüşme, Ankara'nın AB'ye katılma umutlarını suya
düşüren bölünmeyi en yalın şekilde gösteriyordu. Birkaç hafta önce
Lüksemburg'da yapılan toplantı, inançlı bir Müslüman olan Gül'ün
Ramazan ayında oruç tutuyor olmasına rağmen, çalışma yemeği olarak ilan
edilen etkinlikle başladı. Orada her şey tepe taklak oldu. AB
temsilcileri Türkiye'yi, Türkiye'nin üyelik hazırlıkları konusunda
bugün açıklanacak olan kritik AB raporu öncesinde, sözde kusurlarından
dolayı azarlayarak devam ettiler. Türkiye'nin AB Başmüzakerecisi Ali
Babacan bir süre önce Financial Times'a yaptığı açıklamada,
‘Türkiye'nin üyelik süreci yalnızca AB ve Türkiye için değil,
Avrupa'nın geleceği ve doğu-batı ilişkilerinin geleceği için de hayati
derecede önemlidir.’ dedi ve üyelik görüşmelerinin mevcut güçlüklerden
dolayı kesintiye uğraması halinde, bunun sonuçlarının felaket olacağı
uyarısında da bulundu. (…) GMF'nin Brüksel Şubesi Başkanı Ron Asmus,
‘ABD ve Avrupa Batı'nın Türkiye'deki iki çapasıdır. Şimdi ABD çapası
vahim derecede zedelendi ve AB çapası da iyi durumda görünmüyor’ diyor.
Asmus'un altını çizdiği risk, dünyanın en hassas bölgelerinden birinde
bulunan bir ülkenin geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca sıkı sıkıya bağlı
olduğu Avrupa-Atlantik ilkelerden uzaklaşıyor olmasıdır. Her şeyi daha
da kötüleştiren ise, AB'nin bizatihi kendisinin, Mayıs 2004 tarihinde
çoğunlukla eski komünist 10 ülkeyi almasını takiben genişleme fikrine
gözle görülür şekilde daha hasmane bir tutum almasıdır. Komisyonun
temmuz ayında yayımlanan kamuoyu yoklamasına göre, AB vatandaşlarından
yüzde 48'i, Türkiye'nin üyeliğine, Ankara birliğin koşullarını yerine
getirse bile karşı çıkıyor. Yalnızca yüzde 39'u Türkiye'nin üyeliğini
destekliyor. Bu rakamlar Türkiye'nin üyeliğini kabul etmesi gereken
bazı üye ülkelerde daha da dikkat çekici. Fransa'da yüzde 54 oranında
itiraz var, bu rakam Almanya'da yüzde 69, Avusturya'da yüzde 81. Bu
rakamlar Türkiye'de, birliğin Türkiye'ye üyelik vermeye niyeti
olmadığını veya bu yönde pek az niyet taşıdığı ve Brüksel'le
müzakerelerin bir çıkmaz sokak olduğu konusundaki kuşkuları arttırdı.
Sonuç olarak Ankara AB arayışını kesintiye uğratabilecek hayati bir
konuda, yani Kıbrıs konusunda uzlaşma yapmaya pek de hevesli değil. (…)
AB'nin Türkiye'de popülaritesi giderek azalırken ve Başbakan Erdoğan,
Türk devleti ve toplumu içindeki milliyetçi unsurlarla köprüleri kurmak
isterken, bu türde bir jest ulusal onurun yeniden ele alınışı olarak
görülebilir. Bu korkulara rağmen Türkiye yanlısı bazı yetkililer,
morallerini yüksek tutmaya çalışıyorlar. Bir görüşe göre beklentiler o
kadar düşük ki az da olsa bir ilerleme sağlanabilir." (Daniel
Dombey, Vincent Bolant, 08/11)
Reuters: "Merkel, AB Müzakereleri Konusunda Türkiye'yi
Uyardı": "Almanya Başbakanı Angela Merkel,
Ankara Birliğe karşı yükümlülüklerini yıl sonuna kadar yerine
getirmezse Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakerelerinin çabuk
ilerleyemeyeceği uyarısında bulundu. Berlin'de Alman Dış İlişkiler
Konseyi’ne yaptığı bir konuşmanın metninde Merkel, AB'nin bugünkü
raporunun Türkiye'nin siyasi reformlarındaki önemli eksiklikleri ve
Kıbrıs'a limanlarını açmamasını vurguladığını söyledi. Merkel, ‘İlerleme
Raporu açık. Türkiye yıl sonuna kadar yükümlülüklerini yerine
getirmelidir. Aksi takdirde AB uygun sonuçları resmetmek zorunda
kalacaktır. Eskisi gibi devam edelim şeklinde basit bir cevap mümkün
olmayacak.’ dedi." (08/11)
NOT:
Bu bülten, 08 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR