09.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

AP: "Avrupa Komisyonu Türkiye'den Reformlara Hız Vermesini İstedi": "Avrupa Komisyonu bugün yayımladığı ve sert ifadeler  içeren raporunda, Türkiye'yi, Ankara'nın insan hakları  konusunda ilerleme kaydetmemesi ve aralık ayı ortasına  dek Gümrük Birliği’ni Kıbrıs'a genişletmemesi halinde üyelik müzakerelerinin askıya alınabileceği yönünde uyardı. Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Komisyonun  Türkiye ile müzakerelerin askıya alınması konusunda ivedilikle  bir tavsiyede bulunmayı reddettiğini söyleyerek, ‘Diplomatik  yollarla bir çözüm bulunması için zaman tanımaya karar verdik.’  dedi. Barroso, yaptığı açıklamada, AB liderlerinin 14-15 Aralık  tarihlerinde Brüksel'de yapacakları zirve öncesinde Ankara'nın  siyasi ve ekonomik reformlara ‘tam bir kararlılıkla’ hız vermek  ve limanlarına Rum gemi ve uçaklarına açmak zorunda olduğunu  kaydetti. Barroso, ‘Yükümlülüklerin tam olarak yerine getirilmemesi  müzakere sürecinin tamamını etkileyecektir’ şeklinde konuştu. Türkiye ile müzakerelere başlanmasından bir yıl sonra  önemli bir İlerleme Raporu yayımlayan Komisyon, işkence ve  ifade özgürlüğü ile insan hakları sicili ve siyasi reformları gerçekleştirmekteki yaşlığı nedeniyle Ankara'yı eleştirdi.  Raporda, ayrıca reformların tamamında da yavaşlama’ olduğu  kaydedildi.  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  Türkiye'nin reformlardan geri dönmediğini, ancak üyelik  için gerekli hızı da elde edemediğini söyledi. Rehn, ‘Türkiye geçen yıl hızı yavaşlasa da siyasi  reformlara devam ediyor.’ dedi. Komisyon raporunda, yeni bir işkence ile mücadele  yasasının yürürlüğe girdiği, ancak işkence vakalarının  ‘hala bildirildiği’ belirtiliyor. Raporda, ayrıca Birliğin  Türkiye'nin güneydoğu bölgesinde yaşanan hak ihlalleriyle  özellikle ilgilendiği de kaydediliyor. AB, ayrıca Türkiye'den gayrimüslim örgütlerin haklarını artırmak için daha fazlasını yapmasını istedi. Türk liderler, ifade özgürlüğü ve siyasi reformlarla  ilgili AB taleplerinin yerine getirilemediğini kabul  ettiler, ancak bugün Birliğe katılım arzusuyla reformlara  hız verecekleri taahhüdünde bulundular. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugün muhabirlere yaptığı  açıklamada, ‘Bizim için AB süreci çok önemli. Henüz AB üyelik  kriterlerinin tamamını yerine getirmedik. Bizim amacımız mümkün  olan en fazlasını yapabilmektir. Mücadelemiz devam edecek.’ dedi. Erdoğan müzakerelerin askıya alınmasını reddetti, ancak  Kıbrıs meselesinin çözümlenmesinin Ankara'ya değil adadaki  liderlere bağlı olduğunu söyledi. Öte yandan İngiltere Avrupa Bakanı Geoff Hoon bugün,  girişimde bulunmanın Türkiye'nin tasarrufunda olduğunu söyleyerek, ‘Türkiye bütün AB üye devletlerine karşı  yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Bunu yapmaması  halinde AB harekete geçmek zorundadır’ şeklinde konuştu. AB raporunda, ayrıca Türk ordusunun siyasi hayattaki  devam eden rolü eleştiriliyor ve Kürt azınlığın karşı  karşıya olduğu "ciddi ekonomik ve sosyal sorunlara" vurguda  bulunuluyor. Raporda, Türkiye'nin yazarlara, gazetecilere, yayıncılara  ve akademisyenlere karşı suçlamalarda bulunmak için kullandığı  301. Madde’nin değiştirilmesi konusunda direnç gösterdiğinden  de söz ediliyor.  Öte yandan Yunanistan da bugün komşu ülkesi Türkiye'nin  AB'ye katılım konusunda kaydettiği ilerlemeyle ilgili sert  ifadeler içeren Avrupa Birliği raporundan duyduğu memnuniyeti  ifade etti, ancak ezeli düşmanın er veya geç tam üye olması  gerektiğini kaydetti. Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yiannis Valinakis raporun, ‘Yunanistan'ın ilgilendiği konularda olumlu olduğunu’  söyleyerek ‘Avrupa Komisyonu raporunda Türkiye'nin yeterli   ilerleme kaydetmediğinden söz edilmiştir... ve Türkiye'nin  Avrupalıların taleplerine cevabı zayıftır. Bu bizi  sevindirmiyor. Tersine endişelendiriyor.’ dedi." (Constant Brand, 08/11)

 

AP: "Avusturya Türkiye'nin Reform Çabalarının Kesildiğini Açıkladı": "Avusturya Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin siyasi reformları ilerletme ve Kıbrıs  ile ilişkileri düzeltme çabalarının kesildiğini söyledi. Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Avrupa Komisyonu’nun  Türkiye işkenceyi engellemez, ifade özgürlüğünü korumaz ve  liman ve havaalanlarını AB üyesi Kıbrıs'a aralık ortasına  kadar açmazsa AB üyelik müzakerelerini askıya almakla  tehdit ettiği İlerleme Raporu’nu yayımlamasından sonra  konuştu. Plassnik, ‘Bir yıl geçtikten sonra şimdi fiili bir  durgunluk var. Hem siyasi reformlarda hem de Kıbrıs ile  ilişkilerin normalleştirilmesinde. İfade özgürlüğü, dini  özgürlük ve işkenceyle mücadele gibi önemli alanlarda bir  yıl önce olduğumuz yerde olmamız üzücü. Burada hareket,  AB'den değil, Türkiye'den gelmelidir.’ dedi. Kıbrıs konusunda Türkiye tarafından ‘sıfır hareket’  gelmesinin ‘üyelik müzakerelerinde de sıfır harekete’ yol  açabileceği uyarısında bulunan Plassnik, yine de hiç kimsenin Türkiye ile ‘ayrıcalıklı ortaklığı’ sorgulamadığını belirtti  ve müzakerelerin ülkeyi reforma sevk etmek için açıkçası  uygun bir yol olmadığını söyledi." (08/11)

 

ALMANYA BASINI:

Süddeutsche Zeitung: "Türkiye Görevini Yerine Getirmek Zorundadır":

            "SORU: Sayın Başbakan, Türkiye ve Kıbrıs dışişleri  bakanlarıyla geçen hafta sonu için planlanan son  arabuluculuk girişiminizin başarısızlıkla sonuçlanmasının  başlıca sorumlusu kimdir?

            VANHANEN: Sorumluluğu biz taşıyoruz, yani hepimiz. AB  Dönem Başkanı olarak Finlandiya, iki tarafı da pazar günü  Helsinki'ye davet etmek istedi. Hep birlikte değil, taraflarla  ayrı ayrı istişarede bulunmak üzere. Ancak çözüm için biraz  daha zaman kalmalıydı. Bu diplomatik ve siyasi çabaların, AB  Komisyonu ilerleme raporunu açıkladıktan hemen sonra da devam  ettirilmesi gerekiyor. Şimdiden bilinen bir şey var ki, o da  Türkiye'nin Ankara Protokolü ile ilgili yükümlülüklerini  yerine getirmediğidir. Ülke bu konuda beklentileri karşılamadı.  Ancak müzakere paketimizde, Türkiye'nin ilerleme kaydettiğini gösterebileceği başka unsurlar da var. Bu yönde yoğun bir  şekilde çalışıyoruz ve en kolay yolun, ilerleme kaydetmek  olduğuna inanıyoruz. (…)

            SORU: Başarısız kalınması halinde, sizce hangi  yaptırımların uygulanması gerekir?

            VANHANEN: Hayır, hayır. Ancak, şayet Türkiye AB'nin yeni  üyesi olmak istiyorsa, tabii ki ilerleme kaydetmek istediğini  ve üstlendiği yükümlülükleri yerine getirebileceğini göstermesi  gerekir. Avrupa bunu beklemektedir. Bildiğiniz gibi Finlandiya,  Türklerin AB üyeliğinin en güçlü destekçilerindendir ve bir  çözüm bulunmasını çok ümit etmektedir." (Johannes Leithaeuser, AB Dönem Başkanlığı Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen ile yapılan mülakat, 08/11)

Netzeitung: "Stoiber Alman Çıkarlarına Zarar Veriyor": "FDP'nin Dış Politika Uzmanı Markus Löning, CSU'nun  Türkiye ile ilgili ağır eleştirilerinin Almanya'nın  prestijine zarar vermesinden endişe ediyor. Markus Löning,  Netzeitung'a, ‘Stoiber Alman çıkarlarına zarar veriyor.  Aynı zamanda Türk kökenli Almanların ve Alman halkının bir  arada yaşamasına da zarar veriyor’ açıklamasında bulundu. Bavyera Eyalet Başbakanı Edmund Stoiber (CSU) birçok  kez Türkiye ile AB katılım müzakerelerinin dondurulmasını  talep etmişti. Bu konuda büyük koalisyon içerisinde ‘görüş  ayrılıkları’ mevcut. CSU genel olarak Türkiye'nin olası bir  üyeliğine karşı çıkıyor: ‘Türkiye bir Avrupa ülkesi değildir  ve ülkeye imtiyazlı bir ortaklık verilmeli.’ Löning, Ankara'nın Batı'dan uzaklaşmaya başladığına  dikkat çekerek, ‘Türkiye'nin AB katılım müzakerelerinin  sonunda bize karşı bir tavır içerisinde olması, bizim  stratejik çıkarlarımıza değildir’ açıklamasında bulundu.  Löning aynı zamanda müzakerelerin ucu açık yürütülmesinin  kararlaştırıldığını da hatırlattı. Türkiye'de reform  gayretlerinin azalması oldukça üzücü, ancak Türkiye  Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tartışmalı 301. Madde’yi  reformlaştırmaya hazır olması da oldukça sevindirici.  Löning, ‘Bu iyi bir sinyal’ dedi." (07/11)

Süddeutsche Zeitung: "Türkiye'ye İkramda Bulunulmayacak":

"SORU: Şimdi Yunanistan'ın da mı Türkiye'ye karşı sabrı tükeniyor?

            STİLİANİDİS: Yunanistan, Avrupa'da uzun zaman Türkiye'ye karşı sergilediği tutumla yuhalandı. Daha sonra bölgede Avrupa çıkarlarını temsil etmeye karar verdi. Ancak Ankara iyi niyet göstermiyor. Bu, Türk limanlarının Kıbrıs gemilerine açılması, Fener Rum Patriği’nin tanınması ve Heybeli Ruhban Okulu’nun  yeniden faaliyete başlaması gibi Yunanistan'ın çıkarlarıyla  ilgili konuları da ilgilendiriyor. (…)

            SORU: AB içindeki hava neden giderek Türkiye'ye  karşı esiyor?

            STİLİANİDİS: Avrupa ülkeleri Avrupa sınırlarının nerede  bittiği sorusunu açıklığa kavuşturamadılar. Ancak, Avrupa'nın Türkleştirilmesi değil, Türkiye'nin Avrupalılaştırılması ortak  bir hedef olabilir. O halde Türkiye'nin bir sınavdan geçmesi  gerekiyor ve Avrupa halklarını, demokratik ve hoşgörülü bir  toplum olmak istediğine, kökten dinciliğe ve askeri bir  milliyetçiliğe kaymadığına ikna etmesi gerekiyor. Papa'nın  kasım sonundaki ziyareti Türkiye'nin doğru mesajları vermesi  için mükemmel bir fırsattır.

            SORU: Havayı düzeltmek tamamen Türkiye'ye mi bağlı  yoksa Avrupa'nın da taşıdığı bir sorumluluk var mı? 

            STİLİANİDİS: Avrupa Türkiye'nin AB rotasını durdurmamalı  ve Türkiye'yi tecrit etmemelidir. AB ısrarla hareket etmeli,  ancak Ankara'ya da değerler ve prensipler konusunda hiçbir  üye adayına ikramda bulunulmayacağını da net bir şekilde  göstermelidir."  (Christiane Schlötzer, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Evripidis Stilianidis ile  yapılan mülakat, 08/11)

 

AVUSTURYA BASINI:

Salzburger Nachrichten: "AB ile Türkiye Arasındaki Bağı Koparmak Ahmaklık Olur": "Türkiye'deki reform süreci tıkandı. AB bu yüzden Ankara'ya müzakerelerin başlamasından bir yıl sonra kötü  bir not vermek zorunda kaldı. Bu Birlik içinde bu ülkenin  Brüksel'deki kulübe üye olmasına prensip olarak karşı olan  güçlerin işine geldi. ‘Hayır’cılar büyük bir memnuniyetle  AB ile Türkiye arasındaki bağların koparılması çağrısında  bulunuyor. Bu, yalnız Türkiye'ye karşı haksız bir davranış olmakla  kalmayıp aynı zamanda da oldukça ahmakça bir politika olur.  Erdoğan hükümetinin reformları, Birliğe katılım ümidiyle  hızlandı. Şimdi Ankara'daki hükümeti böylesine kızdırmak,  Türkiye'deki siyasi modernleşme motorunun iyice yavaşlamasına  yol açabilir. 2007'de yapılacak olan parlamento seçimlerinde  Türk Başbakanı’nın başarısı, AB'ye yakınlaşma konusunda ne  kadar ilerleme kaydettiğiyle ölçülecektir. AB ile Ankara arasındaki ilişkilerin birdenbire  soğumasında her iki tarafın da suçu var. Türkiye'deki  siyasi elit tabakanın temsilcileri, ancak yeni yeni  ülkenin Avrupa yolunda katetmesi gereken yolun farkına  vardılar. Bu Birlik içinde, Brüksel'in her meselede  söyleyecek bir sözünün bulunması, zaten sabrı taşan  Türklerin hazmetmekte zorluk çektiği bir düşünce.  Türkiye'de reform hevesinin azalmasının bir nedeni  de, bazı üye ülkelerin Türklerin AB içinde istenmediği  yolundaki şüpheleri yaymaları. Boğaz'daki ülkenin ancak bütün şartların harfi harfine  yerine getirilmesinden sonra üye olabileceği gün gibi ortada. Bu yüzden AB'nin şimdi kararlı bir şekilde, ama aynı zamanda  da kolaylık göstererek, Türkiye'deki reform sürecini yeniden  teşvik etmesi gerekir. Türkiye'den ise, ifade özgürlüğüne  ilişkin utandırıcı bilançoyu yakında düzelteceğine dair bir  sinyal gelmesi gerekir. Avrupa Birliği can sıkıcı Kıbrıs  sorununa ilişkin uzlaşma formülleri getirebilir. Ankara'daki AB coşkusundan bir yıl sonra Türkiye'deki  reform sürecinin hiç de geri dönülmez olmadığı anlaşıldı.  Kültürel açıdan bir karmaşa içinde bulunan ülkede hem  milliyetçi hem de İslamcı güçler atakta. Ayrıca tek başına  bırakılan bir Türkiye'nin nasıl bir yol seçeceğine dair  hiçbir uyarıcı işaret yok. Washington ile Ankara arasındaki  ilişki Irak savaşı yüzünden çıkan anlaşmazlıktan bu yana  gözle görülür bir şekilde soğudu. Ankara, Avrupa'nın da  kendisini hayal kırıklığına uğratması üzerine yeni ittifaklar  arıyor: Türkiye Rusya ile temasa geçiyor ve Müslüman komşular  ile aradaki bağı güçlendiriyor. Batı'nın Türkiye'yi, dolayısıyla da İslam dünyasıyla  aradaki önemli bir köprünün mimarını ‘kaybetme’ riski artıyor. Şüphesiz ki AB'nin hedefi, Türkiye'nin mümkün olduğunca sıkı  bir şekilde Avrupa'ya bağlanması olmalı."  (Helmut L.Müller, 08/11)

Österreich: "Top Türkiye'de": "AB ile Türkiye arasındaki müzakereler konusunda yine  kıyamet kopuyor. Türkiye'nin zayıf reform bilançosu, AB içinde Ankara'nın AB'ye katılım ihtimaline dair şüphelerin  süratle artmasına yol açtı. Brüksel buna rağmen Türkiye'ye kapısını kapatmak  istemiyor ve oyalama taktiğine başvuruyor. Türk Hükümeti’nin,  AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın dönem başkanlığının son  toplantısı olan 15 Aralık'taki zirveye kadar, Kıbrıs, ifade  özgürlüğünün güvence altına alınması ve işkencenin önlenmesi konularında gözle görülür bir ilerleme kaydetmesi gerekiyor,  ancak ondan sonra müzakerelere devam edilecek. Köklü  reformların yapılmaması halinde, Ankara zor durumda kalacak.  Ekonomisinde patlama yaşayan Türkiye AB'ye üye olamayacak.  Top Türkiye'de." (Gerhard Plott, 08/11)

Die Presse: "AB Frene Basmak Zorunda, Aksi Takdirde Ayakta Kalamaz": "Efsanevi Komisyon Başkanı Jaques Delors, Avrupa Birliği'ni hareket etmeyince düşme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir  bisiklete benzetmişti. Şu sıralar bu benzetmenin ne kadar doğru olduğu görülüyor. 1 Ocak'tan itibaren 27 üyeden oluşacak olan  AB, aylardan beri boşa pedal çeviriyor ve ataletin gücüyle şans  eseri ayakta durabiliyor. Bunun birçok nedeni var: Birincisi, AB en önemli görevlerini  yerine getirdi. Avrupa'da sınırları kaldırdı, müşterek bir para  birimi oluşturdu ve son genişleme dalgasıyla Avrupa'nın yeniden  birleşmesi hayalini gerçekleştirdi. Bu bir rahatlama yarattı.  İkincisi, Birlik yeni üye ülkelerden getirdiği kitlesel akınla  baş edemedi. Bu, onu felce uğrattı. Bunun sonucu büyük bir AB bataklığı oluştu. Hangi konuda olursa olsun, net bir beyana rastlamak güçleşti. Üye ülkeler  önemli konuları öylesine bloke etmeye başladılar ki, geriye  yalnız gülünç nitelikte uzlaşma olasılıkları kalır oldu.  Eskiden hedef belirlemeye önem verilirken, şimdi geriye adım  atılmaya başlandı. (…) Türkiye ile oynanan utanç verici oyalama oyununda da  açık bir ifade kullanılması gerekir. AB günün birinde  gerçekten Türkiye'yi tam üye olarak almaya hazır olacak mı?  Hayır. AB'nin Türkiye'nin katılımına ilişkin görüşü olumsuz,  Türkler de giderek kuşkulanmaya başladı. Yıllar sürecek olan  ve taraflardan yalnız küçük bir kesiminin gerçekten  sonuçlandırılmasını istediği müzakerelere bu kadar zaman ve  para harcanacağına, Türkiye ile özel bir ortaklık konusunda  pazarlık yapılması, çok daha dürüst bir davranış olurdu.  Şimdiki gibi bir tutum Birliği halkın gözünde gülünç bir  hale düşürecektir. Oysa Brüksel'in şu sıralar gülünç olmak  için daha fazla çaba harcamasına hiç gerek yok. Bu durumda Batı'nın Türkiye'nin ittifakını kaybedileceği şeklindeki eskimiş uyarının da zayıf noktaları var. 10 yıl  sürecek olan, yorucu ve Türkler açısından muhtemelen aşağılayıcı karakterdeki müzakerelerin ardından aynı sonuca varılmayacağını kim söyleyebilir? Asıl sorun kimsenin bunu Türkiye'ye söyleme cesaretini  bulamaması. Bunun yerine maalesef yıpratma politikası  sürdürülecek ve Türklerin sabrının günün birinde taşması  beklenecek. (…)" (Doris Kraus, 08/11)

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Brüksel Müzakerelerin Askıya Alınmasını Tavsiye Etmiyor": "Avrupa kaynaklarından elde edilen bilgilere göre, Avrupa Komisyonu bugün  Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını  tavsiye etmeme, fakat Ankara'nın Kıbrıs konusundaki  taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda tehdidi  elden bırakmama kararı aldı. Türkiye'nin ilerlemelerini inceleyen toplantı  sonrasında Komisyon, Ankara ile üyelik müzakerelerini  askıya almayı tavsiye etmeyerek, bu aşamada Türkiye  ile bir çatışma yaşamaktan kaçınma kararı aldı. Komisyon, kesin bir tarih belirtmeden Ankara'ya,  taahhütlerini yerine getirmesi ve Finlandiya Dönem  Başkanlığı tarafından hazırlanan anlaşmaya bir şans  daha vermek için birkaç hafta bırakıyor. Müzakerelerin askıya alınması tehditlerine rağmen,  kendi kamuoyu tarafından desteklenen Ankara, Kıbrıslı Rum gemilerine limanlarını açmadan önce KKTC'yi vuran  ambargonun kaldırılmasını istiyor. Son günlerde bazı komiserler Komisyonu, müzakerelerin  askıya alınmasını tavsiye etmeye teşvik etmişti. Fakat  diğer komiserler Avrupa ve Asya arasında köprü olan ve  AB için stratejik önemi bulunan bu büyük ülkeyle bu  sürecin devam etmesinden yana. Kalkınmadan sorumlu Komiser Louis Michel konu ile  ilgili olarak, ‘Dünyaya ve özellikle Müslüman dünyasına  göndereceğimiz en kötü işaret Türkiye'yi kaybetmek  olacaktır’ yorumunu yaptı. Komiser, ‘Zorlu bir potansiyel komşu yaratmak için,  AB'nin güçlü potansiyel üyesinin cesaretini kırmak mı  istiyoruz’ şeklinde konuştu." (08/11)

AFP: "Ankara, Kıbrıs Sorunu ve AB'ye Üyelik Arasındaki Her Türlü Bağı Reddediyor": "Türkiye, AB ile  Ankara arasındaki üyelik müzakereleriyle Kıbrıs sorunu  arasında her türlü bağı reddederek, müzakereleri raylarda  tutma sorumluluğunun ‘daha çok AB'ye ait’ olduğunu belirtti. Hükümet tarafından yayımlanan bir bildiride, ‘Kıbrıs  sorunu siyasi bir sorundur ve müzakere sürecimiz için -ki  bu teknik niteliğe sahiptir- bir şart teşkil etmemektedir’  denildi.   Bildiride, ‘Sürecin sürekliliğini garanti eden bir  kararın Avrupa zirvesi sırasında alınması, AB yetkililerinin AB'nin geleceği hakkındaki siyasi vizyonuna bağlı olacaktır.  Bu noktada sorumluluk, Türkiye'den çok AB'ye aittir’ şeklinde  açıklamada bulunuldu." (08/11)

AFP: "Rehn, Ankara'nın Üyelik Perspektifini Sorgulayanları Kınadı": "Avrupa'nın Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, yaptığı açıklamada,  Türkiye'nin ‘AB'ye üyelik perspektifini sürekli  Sorgulayanları’ kınadı. Rehn, ‘Türkiye'nin ‘AB'ye üyelik perspektifini sürekli  sorgulayanlar bir kısır döngü yaratıyorlar.’ dedi Olli Rehn, ‘Sözümüzü tutarak ve üyelik perspektifine  sarılarak, tam tersine, geçerli taahhütler ve kuvvetli  reformlarla dolu gurur verici bir yol elde edebiliriz’  şeklinde konuştu.  Komiser, ‘Kamuya açık tartışmalarda Türkiye'nin reformlar  konusunda gerilediği izlenimine kapılınabilir. Oysa durum  böyle değil.’ dedi ve yavaş tempoda da olsa reformlara devam  edildiğini belirtti." (08/11)

AFP: "Roma Kıbrıs Konusunda Bir Anlaşma Yapılmasından Yana... Douste-Blazy: Ankara Kıbrıs'ı Tanımazsa Takvim Gözden Geçirilir": "İtalyan Dışişleri Bakanı  Massimo D'Alema, Türk meslektaşı Abdullah Gül ile  yaptığı görüşme sonrasında, Türkiye'nin üyelik müzakereleri  çerçevesinde Kıbrıs ile ilgili bir anlaşma yapılmasından  yana olduğunu açıkladı. İtalyan Bakan basına yaptığı açıklamada, ‘Kıbrıs  konusunda bir anlaşmadan yanayız’ ifadesini kullandı. D'Alema, ‘Türkiye imzalanan anlaşmayı AB'nin bütün üye  ülkelerine uygulamak zorundayken, AB de KKTC'nin tecridini  kaldırmakla yükümlüdür’ diye belirtti. Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise diğer taraftan,  ‘Eğer ambargo kaldırılmazsa, Türk limanlarının açılmasını  kamuoyundan nasıl isteyebilirim.’ dedi. D'Alema, ‘Avrupa,  Türkiye'nin üyeliğinin getireceği kazançları göz ardı edemez.’  dedi. Bakan, ‘Bu üyelik ile ilgili Avrupa'daki tartışmalar  sıklıkla riskler üzerinde yoğunlaşıyor, fırsatlar üzerinde  değil. Türkiye'ye açılmanın, bugün dünya istikrarını tehdit  eden en büyük riskine karşı Avrupa'nın verebileceği en iyi  cevap olacaktır: Batı dünyası ile Müslüman dünyası arasındaki  ihtilaf riski (...) Görevimiz bu ihtilafı önlemek (...) ve  Türkiye'nin Avrupa'ya girişi bu stratejinin temelini  Oluşturuyor.’ dedi. Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy,  Ankara'nın yıl sonundan önce Kıbrıs'ı tanımaması durumunda  Türkiye'nin üyelik takviminin gözden geçirilmesinden yana  olduğunu açıkladı. Ulusal Meclis’te konuşma yapan Bakan, ‘Eğer Türkiye  sene sonuna kadar 25 üye ülkeyi tanımazsa, bana öyle  geliyor ki Türkiye'nin AB'ye üyelik takvimini gözden  geçirmek gerekli olacak. Bugün şunu kabul etmek gerekir  ki Türkiye sadece Kıbrıslı gemi veya uçaklara değil  Kıbrıs'tan gelenlere dahi liman ve havaalanlarını açmayı  kabul etmiyor. Bu durumda Türkiye'nin bugün zorunluluklarını  yerine getirmediği aşikardır.’ dedi." (08/11)

AFP: "Kıbrıs, AB'nin Türkiye Raporundan Memnuniyet Duyuyor": "Kıbrıs, Türkiye'yi Lefkoşa'ya karşı zorunluluklarını yerine getirmeyi reddetmesi  konusunda uyaran AB raporundan memnuniyet duyduğunu belirtti. Kamu televizyonunda yaptığı açıklamada Kıbrıs Dışişleri  Bakanı Yorgo Lillikas, ‘Memnunuz, zira raporda Türkiye'nin  Kıbrıs'a karşı zorunluluklarını yerine getirmesi gerektiği  yazılıyor.’ dedi. Bununla beraber Lillikas, Türkiye'nin zorunluluklarını  yerine getirmeyi reddetmesinin sonuçları hakkında AB  bünyesinde bir siyasi tartışma yapılması çağrısında  bulundu. Bakan, ‘Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmediği  konusunda görüş ayrılığı olup olmadığını görmek için siyasi  bir tartışmaya ihtiyacımız var, çünkü bu bir siyasi sorundur’  şeklinde konuştu. Lillikas, Ankara gerekli siyasi isteği gösterdiği sürece  Kıbrıs'ın ‘kriz yaratmayı’ değil, Türkiye'nin AB'ye üyelik  sürecini ‘kolaylaştırmayı’ istediğini belirtti." (08/11)

 

İNGİLTERE BASINI:

Reuters: "AB, Türkiye'nin Limanlarını Kıbrıs'a Açması Konusunda Son Tarihi Belirledi": "Avrupa Komisyonu, Türkiye'ye limanlarını Kıbrıs'a açması  veya Avrupa Birliği üyelik görüşmelerinde bunun sonuçlarıyla  karşılaşması konusunda aralık ayının ortasına kadar zaman  tanıdı. Komisyon Türkiye'nin ilerlemesi konusunda yayımladığı  kritik raporda, ‘Yükümlülüklerin tam olarak yerine  getirilememesi müzakere sürecinin tamamını etkileyecektir’ denildi. Komisyon Başkanı Jose Manuel Barrosso, AB'nin Kıbrıs  ticaret meselesine ‘bir çözüm getirilmesi için diplomatik  çabalara bir şans tanımaya’ karar verdiğini belirtti. Raporda, ‘Komisyon Türkiye yükümlülüklerini yerine  getirirse aralık ayındaki Avrupa zirvesi öncesinde ilgili  tavsiyelerde bulunacaktır’ denildi. 25 üyeli AB Komisyonu Ankara'nın görüşmelere başladığı  geçen yıldan bu yana reformlarda meydana gelen yavaşlamayı  eleştirdi, ancak katılım sürecine ilişkin tavsiyede  bulunmayarak, kararı 14-15 Aralık tarihinde buluşacak  AB liderlerine bıraktı. Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, AB görüşmelerinde bir çöküşü ihtimal dışında bıraktı, ancak bazı müzakere  bölümlerinin tekrarlanabileceğini söyledi. Erdoğan, ‘Benim görüşüme göre bir kırılma veya o tarz  bir durum ihtimali yok. Askıya alma, müzakerelerin çökmesi,  trenin istasyonda kalması, bunlar olası değil. Bölümlerde  bir yavaşlama olabilir.’ dedi. AB genişlemesinin bir ekspres değil, ‘yavaş, yavaş  ilerleyen bir tren olduğunu’ söyleyen AB Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Olli Rehn, ‘Ancak bu treni rayında  tutmak gerekir ki, AB, komşularını demokratikleştirebilmek için yumuşak gücünü kullanabilsin.’ dedi. Komisyon ölçülü bir dille kaleme alınan raporunda,  Türkiye'nin reformlar konusunda ilerleme kaydettiğini,  ancak reformların hızının geçen yıl yavaşladığını bildirdi.  Komisyon, reform hızının 2007'de artırılması için ‘kararlı  bir şekilde çaba gösterilmesini’ istedi." (Paul Taylor, 08/11)

Financial Times: "Çıkmaz Sokak mı? Türkiye'nin Batı'ya Olan Uzun Yolculuğu Neden Tehlikede": "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'ndeki  muhataplarıyla son kez görüştüğünde, bu görüşme, Ankara'nın  AB'ye katılma umutlarını suya düşüren bölünmeyi en yalın  şekilde gösteriyordu. Birkaç hafta önce Lüksemburg'da yapılan toplantı, inançlı  bir Müslüman olan Gül'ün Ramazan ayında oruç tutuyor olmasına  rağmen, çalışma yemeği olarak ilan edilen etkinlikle başladı.   Orada her şey tepe taklak oldu. AB temsilcileri Türkiye'yi,  Türkiye'nin üyelik hazırlıkları konusunda bugün açıklanacak  olan kritik AB raporu öncesinde, sözde kusurlarından dolayı  azarlayarak devam ettiler. Türkiye'nin AB Başmüzakerecisi Ali Babacan bir süre  önce Financial Times'a yaptığı açıklamada, ‘Türkiye'nin  üyelik süreci yalnızca AB ve Türkiye için değil, Avrupa'nın  geleceği ve doğu-batı ilişkilerinin geleceği için de hayati  derecede önemlidir.’ dedi ve üyelik görüşmelerinin mevcut  güçlüklerden dolayı kesintiye uğraması halinde, bunun  sonuçlarının felaket olacağı uyarısında da bulundu. (…) GMF'nin Brüksel Şubesi Başkanı Ron Asmus, ‘ABD ve  Avrupa Batı'nın Türkiye'deki iki çapasıdır. Şimdi ABD çapası  vahim derecede zedelendi ve AB çapası da iyi durumda  görünmüyor’ diyor. Asmus'un altını çizdiği risk, dünyanın  en hassas bölgelerinden birinde bulunan bir ülkenin  geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca sıkı sıkıya bağlı olduğu  Avrupa-Atlantik ilkelerden uzaklaşıyor olmasıdır. Her şeyi daha da kötüleştiren ise, AB'nin bizatihi  kendisinin, Mayıs 2004 tarihinde çoğunlukla eski komünist  10 ülkeyi almasını takiben genişleme fikrine gözle görülür  şekilde daha hasmane bir tutum almasıdır. Komisyonun temmuz ayında yayımlanan kamuoyu yoklamasına  göre, AB vatandaşlarından yüzde 48'i, Türkiye'nin üyeliğine,  Ankara birliğin koşullarını yerine getirse bile karşı çıkıyor.  Yalnızca yüzde 39'u Türkiye'nin üyeliğini destekliyor. Bu  rakamlar Türkiye'nin üyeliğini kabul etmesi gereken bazı  üye ülkelerde daha da dikkat çekici. Fransa'da yüzde 54  oranında itiraz var, bu rakam Almanya'da yüzde 69,  Avusturya'da yüzde 81. Bu rakamlar Türkiye'de, birliğin Türkiye'ye üyelik  vermeye niyeti olmadığını veya bu yönde pek az niyet  taşıdığı ve Brüksel'le müzakerelerin bir çıkmaz sokak  olduğu konusundaki kuşkuları arttırdı. Sonuç olarak Ankara  AB arayışını kesintiye uğratabilecek hayati bir konuda,  yani Kıbrıs konusunda uzlaşma yapmaya pek de hevesli değil. (…) AB'nin Türkiye'de popülaritesi giderek azalırken ve  Başbakan Erdoğan, Türk devleti ve toplumu içindeki milliyetçi  unsurlarla köprüleri kurmak isterken, bu türde bir jest  ulusal onurun yeniden ele alınışı olarak görülebilir. Bu korkulara rağmen Türkiye yanlısı bazı yetkililer,  morallerini yüksek tutmaya çalışıyorlar. Bir görüşe göre  beklentiler o kadar düşük ki az da olsa bir ilerleme  sağlanabilir." (Daniel Dombey, Vincent Bolant, 08/11)

Reuters: "Merkel, AB Müzakereleri Konusunda Türkiye'yi Uyardı": "Almanya Başbakanı Angela  Merkel, Ankara Birliğe karşı yükümlülüklerini yıl sonuna  kadar yerine getirmezse Türkiye ile AB arasındaki üyelik  müzakerelerinin çabuk ilerleyemeyeceği uyarısında bulundu. Berlin'de Alman Dış İlişkiler Konseyi’ne yaptığı bir konuşmanın metninde Merkel, AB'nin bugünkü raporunun  Türkiye'nin siyasi reformlarındaki önemli eksiklikleri  ve Kıbrıs'a limanlarını açmamasını vurguladığını söyledi. Merkel, ‘İlerleme Raporu açık. Türkiye yıl sonuna kadar yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Aksi takdirde AB uygun  sonuçları resmetmek zorunda kalacaktır. Eskisi gibi devam  edelim şeklinde basit bir cevap mümkün olmayacak.’ dedi." (08/11)

 

NOT: Bu bülten, 08 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR