ABD BASINI:
AP: "Türkiye'nin AB'ye Katılım Emellerinde Kıbrıs
Potansiyel Engel Olarak Büyük Önem Taşıyor":
"Avrupa Birliği’ne kabul edilmek pahasına liberal reformlar
gerçekleştirmesi konusunda uzun zamandır baskı altındaki Türkiye, daha
az sübjektif ancak belki de çok daha yıldırıcı bir başka ültimatomla
karşı karşıya kaldı: Ya Kıbrıslı Rumlara limanlarını açarsın ya da
Avrupa'yı unutursun. Yıllarca giderek daha da cerahatlenen Kıbrıs
sorunu, Türkiye'nin AB'nin ilk Müslüman üyesi olma emellerine
potansiyel engel teşkil ediyor. Avrupa Komisyonu’nun, Türkiye'ye deniz
ve hava limanlarını AB üyesi Kıbrıs'a aralık ortasına kadar açması
aksi takdirde müzakerelerin dondurulması yönünde tavsiyede bulunacağı
şeklinde tehditte bulunması, söz konusu emellere bir darbe daha
indirdi. Tartışmalı katılım müzakerelerine katılan bazı yetkililerin
kötümser öngörüleri, iki tarafın da kılını kıpırdatması nedeniyle
gerçekleşmeye başladı. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,
Kıbrıs sorununu her an olabilecek ‘bir tren kazasına’ benzetti. Katılım
müzakerelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının yankılarını tahmin etmek
kolay değil. İyimserler Türkiye'nin Avrupa ile gerçekleştireceği
birliğin -her ne kadar laik yönetim geleneğine sahip olsa da- İslam ile
Avrupa'nın bir arada varolabileceğinin ve aynı yolu takip
edebileceğinin bir ispatı olacağına inanıyorlar. Başarısızlık durumunda
ise, Türkiye'de Batı'ya karşı bir güvensizliğin doğmasına neden olup
ekonomik kaynaklar ve kurulacak ittifak bağlamında yüzünü Doğu’ya
dönmeye teşvik edeceğini belirtiyorlar." (Selcan Hacaoğlu, 09/11)
The Wall Street Journal: "Brüksel'den Ankara'ya":
"Avrupa Türkiye'yi kaybetmektedir. Bu demek değildir ki Türkiye'nin
kendisi kaybolmuştur. Aksine, 70 milyon nüfusa sahip Müslüman ülke bu
kadar siyasi özgürlük ya da ekonomik zenginlik tatmamıştır. Her iki
konuda mükemmel olmaktan uzak da olsa, Türkiye ilerlemeye baş
döndürücü bir hızla devam etmektedir. Son yıllarda, Avrupa Birliği
onun reform çabalarına faydalı katkıda bulunurken, ABD de Türkiye'yi
sıkı bir şekilde Batı'ya yerleştirmek için bastırmıştır. Ancak şimdi,
AB'deki politikacılardan dolayı, Türkiye'deki liderler Avrupasız bir
geleceği değerlendirmeye başlamaktadırlar ve yaşlılar kulübüne katılmak
için çaba verip vermemenin değerini sorgulamaktadırlar. İlişkilerdeki
bozulma, Ankara AB'ye katılma görüşmelerine başladıktan bir yıl sonra
ortaya çıkmıştır. Söz konusu tarihi görüşmeler, zehirli bir denemeden
geçmektedir ve İslam dünyası, Batı'nın bir Müslüman demokrasiye kucak
açıp açmayacağını yakından izlemektedir. Görüşmelerin tamamıyla askıya
alınması önerisini en azından gelecek ay yapılacak AB zirvesine kadar
erteleyen Avrupa Komisyonu bugün Türkiye raporu hakkında olumlu bir
hava oluşturmaya çalışmaktadır. Açıkça rahatsızlık veren konu
Kıbrıs'tır. Ankara Rum bayrağı taşıyan gemilere limanlarını açmayı
reddetmektedir ve bunun karşılığında Avrupalıları, Kıbrıs Türk kesimine
karşı uyguladıkları tecridi kaldırmamakla suçlamaktadır. Her iki taraf
da haklıdır. Türkiye, Rum kesimi Birliğe katılmasından bu yana, bütün
AB ülkeleri ile ticaret yapacağı hususundaki vaadini yerine
getirmemiştir. Kıbrıslı Türkler, Rumların cüretkarlık göstererek kabul
etmedikleri BM planını iyi niyetle onaylamışlardı. Türkler tecrit
edilmiş ve fakir bir haldedirler ve Ankara'nın bu durumdan rahatsız
olma hakkı vardır. (…) Ancak Kıbrıs Batı Avrupa'da süregelen dramda
küçük bir yer işgal etmektedir. Bir çok nedenden dolayı, Türkiye'de
gerçekte neyin olup bittiğiyle, önde gelen Avrupalıların Türkiye'yi
AB'ye kabul etmekte neden soğuk davrandıkları arasında hiçbir ilgi
yoktur. (…) Avrupa tarafından dışlanmak, 1952 yılından bu yana NATO'nun
güvenilir bir üyesi olan Türkiye'nin NATO'ya ve ABD'ye pahalıya
patlayabilecek bir şekilde, dış politika yaklaşımını yeniden düşünme
çabalarını da hızlandırabilir. Söz konusu ülke, Kafkaslar'da ve
Ortadoğu'da daha büyük bir rol oynayan, bölgede büyümekte olan bir
güçtür. Avrupa henüz Türkiye'yi kaybetmemiştir. Türk toplumu geniş
çapta hala Avrupa'ya ve onun bir uzantısı olarak Batı'ya bağlı kalmak
istemektedir. Bu durumu değiştirmek için Avrupa'dan gelecek olan bir
parça iyi niyet dahi birçok şeyi aşacaktır. Her iki taraf da
görüşmelere son vermek istememektedir. AB, geleceği dar bir coğrafi
alan ile sınırlı ve sadece Hıristiyan devletleri kapsayan bir kulüp
ise, Türkiye'nin burada işi yoktur. Ancak Avrupa Birliği bu durumda
kendi içinde, ciddi anlamda liderlik rolü üstlenemeyecek ve
mahallesinde barışı ve istikrarı garantilemeye yardımcı olamayacak bir
yer olarak kalacaktır. Türkiye Avrupa’sız büyüyüp gelişebilir. Ancak
AB, Türkiye’siz büyüyüp gelişemez." (08/11)
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Ankara'ya Baskı":
"Daha bir süre önce, Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğine nihai
olarak karar verilmesinin en az 10, hatta 15 yıl süreceği söyleniyordu.
Şimdi ise AB'nin hızını artırdığı görülüyor. Ankara'nın AB üyesi Kıbrıs
karşısındaki inatçı tutumuna yönelik, -ki bu özellikle çok rahatsızlık
veren bir durum- sert eleştirilerin ve Türkiye'nin reform hızının
yavaşladığının açıkça görülmesi sonrasında AB, Recep Tayyip Erdoğan
hükümetine bile ‘İşte kılıç, işte meydan’ (Hic Rhodus, hic Salta) dedi.
Türkiye'nin, reformlarını özlü bir şekilde ilerletmek için yıl sonuna
kadar zamanı var. Şayet bu o zamana dek gerçekleşmezse, belki de
katılım müzakerelerinin kesilmesi tehdidi mevcut. Hükümet, Türklerin
haksız yere baskı altına alındığından ve her halükarda kendilerinden
önceki diğer üye adaylara olduğundan daha eleştirel bakıldığından
yakınıyor. Ancak sorun daha derinde yatıyor. Şayet Türkiye ‘değerler
birliği’ AB'nin tam üyesi olmak istiyorsa, giderek zorlandığı, sivil
toplum reformlarını uygulamaya koyması gerekir. Bunun ise sadece,
bilindiği üzere yavaş dönen malum bürokratik çarklarla değil aynı
zamanda kültürel ve tarihi özelliklerle de ilgisi vardır. Kemal
Atatürk'ün gerçekleştirdiği ulusal devrimden bu yana ‘Türk’ kavramı
milliyetçi gururla donatıldı. Bu, Brüksel tarafından sürekli olarak
yöneltilen uyarıların, Türklerin çoğu tarafından bir aşağılama olarak
algılanmamasını zorlaştırıyor. (…)"
(Wolfgang Günter Lerch, 09/11)
ARD: "Türkiye Kıbrıs Sorununda Taviz Vermeyi
Reddediyor": "Türkiye Kıbrıs sorununda taviz
vermeyi kabul etmedi. Sorununun siyasi olduğunu ve üyelikle bir ilgisi
bulunmadığını belirten Türk Hükümeti, AB'nin geleceğinin, liderlerin
siyasi vizyonlarına bağlı ve katılım müzakerelerinin devam edip
etmemesinin sorumluluğunun da Türkiye'den çok AB'ye ait olduğunu
bildirdi. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, ‘Türkiye'yi
Avrupa'da görmek istemeyen hiç kimseye bu tarihi süreci durdurma
fırsatı verilmeyecektir.’ dedi. AB, bölünmüş ada nedeniyle yaşanan
tartışmanın çözümlenebilmesi için Türkiye'ye beş haftalık bir süre
tanıdı. Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rehn, Ankara'nın bu tarihe
kadar olaya müdahale etmemesi durumunda Brüksel'in ‘gerekli önerilerde’
bulunacağını belirtti. Türkiye bugüne kadar, liman ve havaalanlarını
2004 yılından bu yana AB üyesi olan Kıbrıs'ın Rum kesimine ait gemi ve
uçaklara açmayı kabul etmedi. Limanların açılması AB ve Türkiye
arasında yapılan ek protokolün bir parçası. Komisyon 75 sayfalık
raporunda, Ceza Kanunu'ndaki -düşünce özgürlüğünü kısıtlayan-
tartışmalı bir maddenin halen iyileştirilmemiş olmasını eleştirdi.
Bunun dışında Türkiye'de din özgürlüğü, kadın ve azınlık hakları
alanında halen eksiklikler olduğuna da değinildi."
(09/11)
Süddeutsche Zeitung: "Ankara İçin Sarı Işık":
"Avrupa Birliği ile Türkiye çatışma çizgisindeler. Denizcilerin
tabiriyle son dakika manevrası başarılamayacak olursa, çok büyük bir
çarpışma gerçekleşecek. Bunun sonuçları bugünden kestirilemez. Ancak,
Brüksel ile Ankara arasındaki ilişkiler büyük bir ihtimalle öylesine
zarar görecek ki, tıpkı Türklerin Avrupalılaşması ve modernleşmesine
olduğu gibi, Avrupalıların Türkiye'yi üye olarak alarak jeostratejik
güvence kazanmasına da kapı kapanmış olacak. Bu, AB'nin Türkiye ile
bölünmüş ada Kıbrıs konusundaki kavgasında düşünmesi gereken bir
boyuttur. Bu yüzden AB Komisyonu’nun, Ankara için pek de sevindirici
olmayan İlerleme Raporu’na rağmen, diplomatik kazaları engellemek
amacıyla kapıyı açık tutması mantıklıdır. Ancak önümüzde pek fazla
zaman kalmıyor. Avrupalılar Türkiye'ye, gümrük birliğinden kaynaklanan
Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini de yerine getirmesi için 2006'nın
sonuna dek süre tanıdılar. Ankara birkaç hafta içinde, aralık ortasına
dek adım atmazsa, AB zirvesinde katılım müzakerelerini kısmen
dondurmaktan başka çare kalmayacak. Şayet Ankara'daki hükümet
Brüksel'den gelen sinyalleri şimdi algılamayacak olursa, büyük bir hata
yapmış olur. Eğer Başbakan Erdoğan, AB'nin Kıbrıs kavgasında sonunda
taviz vereceği spekülasyonlar yapıyorsa, mesajın tahrip gücünü
anlamıyor demektir. AB, anlaşmalarla üstlenilen yükümlülüklerin yerine
getirilmesinde ısrar etmek zorundadır. Aksi takdirde inandırıcılığını
yitirir ve bunu göze alamaz. Avrupalılar, hükümetlerinin Türkiye'yi üye
adayı yapmakla pek de akıllıca davranmadıklarından her zamankinden daha
çok emin oldukları için de böyle davranmayı göze alamaz. AB devlet ve
hükümet başkanları sadece, Türkiye için AB yolunda hiç bir şekilde
ikram yapılmayacağına ve kestirmeden gidilmeyeceğine hiç bir şüphe
bırakmadıkları takdirde ülkelerindeki havayı uzun vadeli olarak
değiştirme şansına sahip olacaklar. Ankara'daki hükümet yıllardan beri
yükümlülüklerinin bilincinde. Şimdi, Avrupalıların adil
davranmadıklarından ve Türkiye'nin önüne sürekli yeni engeller
sürdüklerinden ve ülkeden bedeli yüksek fedakarlık talep edilmesinden
yakınılması, ikiyüzlülüktür ve siyasi açıdan da aptallıktır. Zira bu
durum kendi ülkelerinde AB'ye karşı havanın kötüleşmesine neden oluyor.
(…) Türkiye'nin, üyelik müzakereleri tam hız kazanmadan, Kıbrıs
kavgasında adım atması gerekir." (Martin Winter, 09/11)
Die Welt: "Brükselli Korkaklar":
"AB Komisyonu’na neler oluyor? Türkiye ile müzakerelerde, Bulgaristan
ve Romanya'nın üyeliğinde yaşanan karmaşanın tekrarlanmasına izin
verilmemesi gerekirken, durum böyle gözükmüyor. Brüksel'deki korkaklar
gerçi, Türkiye'nin AB yasalarıyla ilgili ağır ihlalleri saptadılar,
ancak müzakerelerin devamına ilişkin net bir karar vermekten
kaçındılar. Bu, Avrupalıların müzakere pozisyonunu zayıflatıyor. Daha
da kötüsü: Halk nezdinde Avrupa kuruluşlarının saygınlığına zarar
veriyor. İnandırıcı olmak isteyen, kararlı davranmak zorundadır.
Diplomasi mantığı perspektifinden bu farklı görülebilir, ancak bu
nereye götürür? Her halükarda, şu aşamada, Türkiye'nin önümüzdeki beş
haftayı, beklenenin tersine, limanlarını Kıbrıs gemilerine açacağına
işaret eden hiçbir şey yok. Türk Başbakanı’nın sırtına seçimler ve
ordunun baskısı binmiş durumda. (…) Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı yok.
İstikrarın başka yoldan da ihraç edilebileceği; daha şimdiden gümrük
birliği olduğu için, üyeliğin getireceği ekonomik faydaların az olduğu
söyleniyor. Enerji alanında da önemli avantajlar beklenmiyor. Ayrıca
tampon bölge ve bölgesel güvenlik üreticisi olarak da Türkiye, AB üyesi
olmadan çok daha değerli olabilir. O halde, Ankara'ya katı davranmak
için yeterince neden var." (Christoph B.Schlitz,
09/11)
Der Tagesspiegel: "Avrupa ve Türkiye... Daha İyi
Bilmeleri Gerekirdi": "Hatalar sürüyor.
Avrupalıların Türkiye karşısındaki ukalalıklarının sonuçları olacak. Ve
bunlar iyi olmayacak. Evet, Türklerin Avrupa yolunda kaydettikleri
adımların eleştirel bir şekilde değerlendirilmesi doğrudur, ancak
bunların takdir edilmesi de önemlidir. Evet, Ankara'daki hükümetten,
Avrupa'da da hakim olması istenilen, aydınlanmış zihniyetle uyuşmayan
yasalarını gözden geçirmesinin talep edilmesi de doğrudur. Örneğin,
TCK'nın ‘Türklüğe hakareti’ cezalandıran maddesinin kalkması gerekir.
Ancak aynı zamanda, reformların yapılmış olması ve kaydedilen
ilerlemelerin takdir edilmesi de önemlidir. Türkiye karşısında öyle
sert bir üslup kullanılıyor ki, sanki AB içinde yapılanlar hiç
eleştiri gerektirmiyor. Azınlıklar, özerklik istekleri, yolsuzluklar
konusunda etraflarına bakanlar, AB içinde de kötü durumda olan bazı
şeylerle karşılaşabilirler. Kıbrıs meselesi yüzünden Erdoğan hükümetine
ültimatom verilmesi yanlış yoldur. Burada Komisyon acilen, tarafları
birbirinden ayıran bu konuda uzlaşı bulmak zorundadır. Çifte standart
AB'ye yakışmıyor." ("cas" rumuzlu, 09/11)
Almanya'nın Sesi Radyosu: "Merkel Ankara'yı Yine
Uyardı": "Almanya Başbakanı Merkel, Türkiye
İlerleme Raporu’nun hemen arkasından yaptığı açıklamada, Türkiye'yi
sert bir dille uyardı. Kıbrıs sorununda bir açılım sağlayacak Ankara
Protokolü'nün yıl sonuna kadar imzalanmasını isteyen Merkel, ‘Rapor,
Türkiye'nin ilerleme kaydettiği konuları ele alıyor. Ancak aynı
zamanda, siyasi alanda eksikliklerin olduğunu da ortaya koydu,
özellikle din ve düşünce özgürlüğü alanında. Rapor aynı zamanda,
Türkiye'nin henüz Ankara Protokolü'nü imzalamadığını yazıyor.’ dedi.
Merkel sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Şunu hatırlatmalıyım: Türkiye, 29
Temmuz 2005 tarihinde attığı imza ile Ankara Protokolü'nü yürürlüğe
koyma zorunluluğunu kabul etmişti. İnandırıcı ve güven dolu bir
müzakere süreci, her iki tarafın da sözünü tutmasını gerektirir. Ahde
vefa ilkesi her iki taraf için de geçerli. Finlandiya Dönem
Başkanlığı’nın çabalarını destekliyorum. Geri kalan haftalar içinde bu
sorunu çözmek için görüşmelerin devam etmesi taraftarıyım. Ancak aynı
zamanda şunu söylemek istiyorum: Türkiye sorumluluklarını yıl sonuna
kadar yerine getirmeli, yoksa AB gerekli önlemleri alacak, çünkü bu
süreç böyle devam edemez ve de etmeyecek.’" (Seda Serdar, 09/11)
AVUSTURYA BASINI:
Kurier: "AB'ye Karne": "AB
Komisyonu'nun Brüksel'de açıkladığı İlerleme Raporu, başta Türkiye
olmak üzere, bütün aday ülkeler ve AB için de güçlü bir sinyal
niteliğinde. Belgeler, Türkiye ile müzakerelerde bulunsun bulunmasın,
AB'nin sınıra vardığını ve artık gücünü aştığını kanıtlıyor. Ankara'ya
adeta kekeleyerek verilen cevap, AB'nin hareket yeteneğinin hem içte
hem de dışta ne kadar sınırlı olduğunu gösteriyor. Komisyon ve üye
ülkeler, genişleme dışındaki konularda da net bir pozisyon ya da karar
alamıyorlar. Enerji, dış politika, AB'nin ABD karşısındaki zayıflığı,
Asya ekonomik alanlarındaki yetersiz nüfuzu, Avrupa'nın yönünü kaybetmiş
bir halde nasıl güçlükle ilerlediğini açığa çıkarıyor. Avrupa hükümet
başkanları, kısa süreli etkinlikler dışında, halkın bakışlarından
sürekli kaçıyorlar. Hakimiyetin en önemli prensibi olan, uygulanan
politika ile kamuoyunu barıştırma ve halkın korku ve umutlarını dikkate
alma prensibini benimsemeksizin, Avrupa Anayasa'sının yıkıntıları
arasında sallana sallana gidiyorlar. Genişlemeye gelince; bu zor
sürecin onaylanması gerektiğini kabul ettirme konusunda ciddi bir
teşebbüste bulunulmadı. AB köklü bir değişime uğramaz ve yeniden
yapılanmazsa, çok geçmeden ölesiye genişlediğinin farkına varacaktır.
AB'ye ilişkin bir İlerleme Raporu yazılacak olsa, verilecek not çok
kötü olurdu. Bu durumda Türkiye'nin katılımına da lüzum kalmazdı."
(Margaretha Kopeinig, 09/11)
BELÇİKA BASINI:
Le Soir: "Avrupa-Türkiye Cephesinde Yumuşama":
"Bir bardak suda yeni bir fırtına. Son günlerde Türkiye konusunda
polemiği çalkalayan kapalı küçük Avrupa kulübü, dün bir balon gibi
söndü. Türkiye'nin İlerleme Raporu’nu açıklayan Komisyon havayı
yumuşatmaya çalıştı. Sonuç olarak faturada, Türkiye'yi ve rakipleri
olan Kıbrıslı Rumları tatmin eden klasik konular çıktı. Müzakereleri
askıya alma tehdidi yer almadı. Son günlerde Komisyon bölünmüş bir
görünüm vermiş olsa da, yapılan toplantı en küçük bir engel olmadan
tamamlandı. Genişlemeden Sorumlu Komiser Finlandiyalı Olli Rehn,
‘Türkiye'nin Kıbrıs konusunda yükümlülüklerini yerine getirmemesi
halinde Komisyon gerekli önerilerde bulunacak’ açıklamasını yaptı.
Paris, hemen bu müzakereleri askıya alma konusundaki diplomatik tehdide
değindi. Devlet ve hükümet başkanları zirvesi 14-15 Aralık'ta
yapılacağı için Türklerin ve Avrupalıların beş haftaları var. Ancak beş
hafta yeterli olacak mı? Türkiye, Kıbrıs konusunda en ufak bir adım
atmadı. (…) Avrupalılar ve Türkler, aralık ayı ortasından önce bir
çözüm bulsalar bile, Türkiye'nin 2014 yılından önce AB üyesi olmak için
Avrupa müktesebatı konusunda çok şey yapması gerekecek. Yani Türkler
hedeften çok uzaktalar. Rapordaki eleştirilere rağmen Komisyon burada
da havayı yumuşatmaya çalıştı. Olli Rehn, ‘tartışmalara kulak
verdiğinizde Türkiye'nin geri adım attığı sanılabilir, ancak böyle bir
şey yok. Bu yıl yavaşlamış olsa da reformlar devam ediyor.’ dedi."
(Pascal Martin, 09/11)
FRANSA BASINI:
AFP: "Çek Cumhurbaşkanı Türkiye'nin AB Üyeliğini
Savundu": "Kopenhag'da ziyarette bulunan Çek
Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus, AB'nin kapılarını daha fazla açmaya
çağırarak Türkiye'nin AB'ye üyeliğini savundu. Düzenlenen basın
toplantısı sırasında Klaus, Ankara'nın muhtemel üyeliğine Danimarka
gibi ‘eski’ AB üyelerinin çekincelerine gönderme yaparak ‘Biz kendimiz
AB'nin kapısını o kadar uzun süre çaldık ki, genişleme burada bitti
diyecek ilk ülke olamayız.’ dedi. Rasmussen ise, Türkiye'yi
‘taahhütlerini yerine getirmeye’ çağırdı ve ‘yıl sonundan önce bir
çıkış yolu bulunamamasının müzakere sürecinin devamı konusunda
sonuçlar getireceği’ uyarısında bulundu. Anders Fogh Rasmussen,
‘Türkiye'nin, geçen yıldan bu yana gerekli reformların ritmini
tutturmak için siyasi arzu göstermemiş olması üzücü.’ dedi ve
Türkiye'yi ‘ilerleme kaydetmeye, Kıbrıs'a limanlarını ve havaalanlarını
açmaya ve serbest ticaret için tüm engelleri kaldırmaya’ çağırdı."
(09/11)
Le Figaro: "Türkiye... AB Bir Yüzleşmeye
Hazırlanıyor": "Avrupa Komisyonu’nda açıklanan
Türkiye'ye ilişkin olumsuz rapor, ortamı sakinleştirmek yerine, 15
Aralık'ta yapılacak zirvede bir çatışma yaşanacağının habercisi.
Avrupalı yetkililer genel anlamda Türk adaylığını olumlu karşılasalar
bile, Ankara ile müzakerelerin durdurulması yönünde 25'lere öneride
bulunmadılar. Komisyon, görüşünü bildirmek için Avrupa Konseyi’ni
beklemeyi tercih ediyor. Duruma açıklama getiren Genişlemeden Sorumlu
Komiser Olli Rehn, ‘Şimdi bir öneride bulunarak, üstelik Dönem Başkanı
Finlandiya, Kıbrıs meselesine çözüm bulmak için çalışmalarını
sürdürürken, Züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibi davranamayız.’
dedi. Bu erteleme, Finlandiya'nın planından pek beklentisi olmayan
başkentlerde hevesle karşılanmadı. Öte yandan Boğaz'ın iki yakasında,
Ankara'ya tanınan beş haftalık müddete de beklenilen ilgi gösterilmedi.
Türk Hükümeti Kıbrıs meselesinin, ‘bir siyasi sorun’ anlamında,
müzakere sürecinde bir ‘zorunluluk’ teşkil etmediğini duyurdu. Brüksel
bu kadar sert bir tepki beklemiyordu. Bir müzakereci, ‘Kıbrıs
meselesinin kısa sürede çözümlenmesi yönünde pek umut kalmadı’
değerlendirmesinde bulundu. Avrupa hükümetleri cephesinde ise fazlasıyla
hoşgörülü bulunan Komisyonun raporuna en büyük tepki Fransa'dan geldi.
Dışişleri Bakanı Philippe Douste Blazy, ‘Türkiye yıl sonuna kadar 25
üye ülkeyi, yani özellikle Kıbrıs'ı tanımazsa, ülkenin Birliğe katılım
takvimini yeniden gözden geçirmemiz gerekecektir’ şeklinde bir uyarıda
bulundu. Başta Jacques Toubon olmak üzere Türkiye'nin AB'ye katılımına
karşı çıkan Avrupalı milletvekilleri, ‘sorumluluklarını yerine
getirmeyen ve meseleyi Konseye devretmeye çalışan’ Komisyonun
‘savsaklayıcı tutumuna’ sert tepki gösterdiler. Almanların
çoğunluğundaki Avrupa sağı da raporu oldukça olumsuz değerlendirdi. CDU
partisi mensubu Alman Milletvekili Elmar Brok, ‘Komisyon, kamuoyları
önünde tutarsız kalıyor ve müzakerelerde AB'nin gücünü Türkiye'ye karşı
düşürüyor’ diyordu." (Alexandrine Bouilhet, 09/11)
AFP: "Borrell, Avrupa Komisyonu’nun Tercihini
Onaylıyor": "Avrupa Parlamentosu Başkanı
İspanyol Josep Borrell, İtalyan basınına verdiği demeçte, AB-Türkiye
üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını talep etmekten kaçınan Avrupa
Komisyonu’nun tutumunu onayladı. Borrell, ‘Avrupa komisyonunun dünkü
tercihinin doğru’ olduğunu ifade etti. Borrell, tercih edilen tutumun,
‘tüm Avrupa'yı ilgilendiren bir mesele olan Kıbrıs'a çözüm bulunması
yönünde Türkiye'yi iknaya çalışmak için Finlandiya başkanlığına daha
fazla zaman bıraktığını’ kaydetti." (09/11)
İNGİLTERE BASINI:
The Independent: "AB Türkiye'yi Kıbrıs'ta Geri Adım
Atması Konusunda Uyardı": "İnsan hakları
konusundaki eksiklikleri ve yolsuzluk yüzünden eleştirilen Türkiye'ye,
gelecek ay yapılacak üyelik müzakerelerin kesintiye uğramasını
engellemek istiyorsa, Kıbrıs'ta tavizler vermesi söylendi. Avrupa
Birliği Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu’nda,
reformlara ilişkin birçok ciddi sorun sıralandı ve Ankara'nın
limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açmak yönünde verdiği sözü yerine
getirmek konusundaki başarısızlığının altı çizildi. Üstü örtülü uyarıda
Komisyon, Kıbrıs'ta ilerleme kaydedilememesi halinde, AB liderlerine
Aralık ayındaki zirveden önce gerekli tavsiyelerin yapılacağını
bildirdi. Bu, Ekim 2005'te başlayan üyelik müzakerelerinin en azından
bazı kısımlarının askıya alınabileceğine işaret ediyor. Büyük, görece
fakir ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkenin üyelik başvurusu her
zaman tartışmalı oldu. Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy,
‘Eğer Türkiye Kıbrıs konusunda yıl sonuna kadar harekete geçmezse,
AB'nin, üyelik müzakerelerine ilişkin takvimini yeniden gözden
geçirmesi gerektiğini’ söyledi. Birliğin ve Türkiye'deki seçmenlerin
ülkenin üyeliğine verdikleri destek büyük oranda azaldığı için çıta
hayli yüksek. Ankara'nın üyelik başvurusunu destekleyenler, Aralık
ayında müzakerelerin askıya alınması halinde Türkiye'de Avrupa karşıtı
bir tepki yaşanmasından korkuyorlar. İlerleme Raporu, Ankara'yı
yolsuzluk; ifade özgürlüğünün kısıtlanması; adli ve askeri reformları
gerçekleştirmedeki başarısızlık; işkence ve kötü muamelenin devamı ve
kadın ve azınlık hakları konularında eleştirdi. AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn, ‘Yolsuzluk yaygın ve yolsuzluk karşıtı
yetkililer ve politikalar hala zayıf.’ dedi. Ülkenin kadın hakları,
Kürtler, sendikalar ve azınlıklara ilişkin sicili de eleştirildi. Bu
alanlardaki eksikliklerin ciddi olmasına rağmen diplomatlar, ülkenin
AB'ye giden yolda yavaş ilerleyeceği beklendiği için, Türkiye'nin
bunları çözmek için bir on yılı olduğunu biliyorlar. Kıbrıs sorunu
müzakereleri gelecek ay rayından çıkarma riski taşıyor." (Stephen
Castle, 09/11)
The Guardian: "Türkiye'ye AB Görüşmelerinde Krizden
Kaçınmak Üzere Kıbrıs İçin Son Tarih Verildi":
"Türkiye'ye, Avrupa Birliği'nin isteklerini yerine getirmek ve katılım
görüşmelerinde bir krize neden olma riskiyle karşı karşıya kalmak
arasında bir seçim yapmak üzere bir ay müddet verildi. Artan
sabırsızlığın bir göstergesi olarak, Avrupa Komisyonu eğer Ankara
aralık ayındaki AB liderleri toplantısı öncesinde temel sorun Kıbrıs
konusunda bir ilerleme göstermezse, görüşmelerin bazı kısımlarının
askıya alınmasının söz konusu olabileceğine işaret etti. Komisyon
Başkanı Jose Manuel Barroso, ‘Çözüm bulunması için diplomatik çabalara
bir şans tanımaya karar verdik.’ dedi. Barroso'nun açıklamaları
Komisyonun, Türkiye'nin geçen yıl başlayan müzakereler öncesi verdiği
taahhütleri yerine getiremezse cezalandırılmasını tavsiye eden
ifadelerinin birden bire durmasının akabinde geldi. Ancak, yayımlanan
raporda, Komisyon Türkiye'yi insan hakları reform sürecinde yavaşladığı
ve limanlarını AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmadığı için eleştirdi.
Raporu açıklayan AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,
Türkiye'nin 2004 yılında AB'ye bulunduğu taahhütlere uymayı reddettiği
Kıbrıs konusu üzerine odaklandı ve ‘Türkiye'nin Gümrük Birliği
hükümlerini tam olarak yerine getirmesini ve ulaşım sınırlamaları
dahil, malların serbest dolaşımı önündeki engelleri kaldırmasını
bekliyoruz.’ dedi. Rehn'in ihtiyatlı sözleri, Kıbrıs sorununda ilerleme
kaydedebilmesi için AB Dönem Başkanı Finlandiya'ya daha fazla süre
tanımayı amaçlıyordu. Türkiye, AB Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargoları
kaldırmadan, Kıbrıslı Rumlara deniz ve hava limanlarını açmasını
öngören Ankara Protokolü’nü uygulamayı reddediyor. AB, ambargonun
aşamalı olarak kalkmasının gerektiğini kabul ediyor, ancak Kıbrıs şu
anda AB'nin tam üyesi olduğu için önce Türkiye'nin harekete geçmesi
gerektiğini söylüyor. (…) Türkiye'nin İngiltere gibi destekçileri,
Ankara'nın AB görüşmelerinde, malların serbest dolaşımı gibi özellikle
gümrük birliğiyle ilgili bölümlerin askıya alınması yönünde çağrıda
bulunarak ufak bir dokunuş talep edebilir. Diğer yandan Kıbrıs
Cumhuriyeti gibi eleştirel yaklaşanlar, Ankara'yı bir AB üyesini
tanımayı reddederek görüşmelerin temel koşulunu ihlal etmekle
suçlayarak, 35 bölümün tümünde görüşmelerin askıya alınmasını
isteyebilirler. Süreç için daha büyük kamuoyu desteği kazanarak AB'nin
genişlemesini yeniden biçime sokma girişiminde bulunan Rehn de
Türkiye'nin AB'yle ilişkilerinde, kendi deyişiyle bir ‘tren kazasından’
kaçınmak için sözlerini dikkatle seçti." (Nicholas Watt, 09/11)
Financial Times: "Türkiye'nin Tepkisi: Piyasalar Sakin
Ancak Siyasi Yorumlar Giderek Sertleşiyor":
"Türk hisse senedi ve tahvil piyasalarındaki yatırımcılar d,
Türkiye'nin AB'ye katılım yolunda gösterdiği çabalarında bir
duraksamanın Avrupa Birliği tarafından eleştirilmesini sakin bir
şekilde karşıladı. Ancak siyasi yorumcular, Türkiye-AB ilişkilerindeki
düello gününün giderek yaklaştığını öne sürerek daha kötümser bir
yaklaşım sergilediler. İMKB, yüzde 1 değer kaybına uğrarken Türk lirası
dolar ve avro karşısında bir miktar değer kazandı. İstanbul'daki
analistler, giderek kötüleşen bütçe açığının, yatırımcıları -çok
yakından izlenen ve hisse senedi ve tahvil piyasalarına da yansıyan- AB
ile yaşanan son ihtilaftan daha fazla endişelendirir göründüğünü
söylediler. AB Komisyonu İlerleme Raporu’nun yatırımcıların
bekledikleri gibi olduğunu ve bunu kazanca çevirdiklerini söyleyen
Garanti Yatırım Araştırma Müdürü Mahmut Kaya, küresel piyasalardaki
zayıflığın, Türk hisse senedi fiyatlarının düşmesine katkıda
bulunduğunu ifade etti. Türkiye'nin AB'ye katılım ihtimali, son dört
yıl boyunca yatırımcıların Türkiye'ye ilgi duymasının en belirgin
nedeni oldu. AB Komisyonu İlerleme Raporu’na verilen siyasi tepki ise
daha sert oldu. Meclis Başkanı Bülent Arınç, AB'nin, Türkiye'ye ‘zorluk
çıkarmaya devam ettiğini’ söylerken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB
ile ilişkilerde ‘bir kopma ya da tren kazası’ öngörmediğini belirtti,
ancak müzakerelerin Kıbrıs ile bağlantılı bazı bölümlerinin
ertelenebileceğini kabul etti. Bazı yorumcular, AB ile Ankara'nın
giderek daha da zıtlaşan tutumlarının özellikle Türkiye'nin siyaseten
yoğun bir yıla girdiği sırada müzakere sürecinin tamamını
etkileyebileceğine inanıyor." (Vincent Boland, 09/11)
İSPANYA BASINI:
El Pais: "AB, Türkiye'ye 'Son Bir Fırsat' Sunuyor":
"Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rehn, Ankara hükümetine, liman ve
havalimanlarını yıl sonundan önce Kıbrıs gemi ve uçaklarına açması için
bir dizi uyarıda bulundu. Rehn, Türkiye ve üye devletlerden, Kıbrıs
meselesinde önümüzdeki yıllarda gerçek ilerlemeler kaydetmek için
muhtemel son fırsat olması nedeniyle, Finlandiya'nın teklifini
desteklemelerini istedi. Türkiye hakkındaki raporunda Komisyon, son
yılda yavaşlamasına rağmen ekonomik ve siyasi reformlara ilişkin
ilerlemeleri kabul etti. İşkence ve kötü muamele içeren olayların
azaldığını, ancak söz konusu eylemlerin karakol dışında ve ülkenin
güneydoğusunda sürüyor olması konusundaki suçlamaların hala endişe
verici olduğunu belirtiyor. Yüzlerce yazar ve gazeteciye karşı
girişilen suçlamalara zemin oluşturan Ceza Kanunu'nun 301. Maddesi’nin
ortadan kaldırılması veya yeniden gözden geçirilmesi talebiyle beraber
Türk yetkililerden, ‘ifade özgürlüğü alanında daha fazla çaba’
göstermeleri de isteniyor. Komisyon, şimdilik müzakerelerin
durdurulmasını önermedi. Ancak Rehn, Türkiye'den Finlandiya'nın
teklifini desteklemesini istedi." (Andreu Misse, 09/11)
İSVİÇRE BASINI:
Le Temps: "Kıbrıs Kılçığı Türkiye'nin Boğazına
Takıldı": "AB, bir hayal kırıklığı aleti
haline gelme riskini alıyor. Komisyonun beş hafta daha mühlet verdiği
Türkiye vakasının ötesinde 25’ler bundan böyle kendisine katılmayı
arzu edecek ülkelerin dosyalarına büyük temkinle yaklaşacak.
Komisyonun, AB arzusu olan ülkeler (Sırbistan, Karadağ, Bosna,
Arnavutluk) ve aday ülkeler (Türkiye, Makedonya, Hırvatistan) ile
görüşmelerdeki ilerlemeler üzerine yayınlaması sabırsızlıkla beklenen
raporlarının hepsinde aynı temkin söz konusu. (…) Komisyon, Ankara ile
üyelik müzakerelerini askıya alıp almama konusunda tavsiyesini Aralık
ayı ortasında Avrupa zirvesinden hemen önce verecek. Ankara'nın, Temmuz
2005'te AB'nin 10 yeni üyesine genişlettiği Gümrük Birliği Protokolü’nü
uygulamaya koyması için beş haftası var. Lefkoşa hükümeti dışında
Türkiye'nin üyeliğine karşı çekinceleri olduğu bilinen Fransa,
Yunanistan veya Avusturya gibi ülkeler bu konuyu bir casus belli haline
getiriyorlar. İngiltere ve AB'nin Dönem Başkanlığı’nı yürüten
Finlandiya ise müzakerelerin devam etmesinden yanalar. Türkiye
Başbakanı Erdoğan ‘Kıbrıs sorunu siyasidir ve bu konuya karışmamalı’
şeklinde fikir belirtti." (Richard Werly, 09/11)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Papadopulos: Türkiye'ye Yaptırım
Konusu Henüz Açıklık Kazanmış Değil":
"Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, Hırvatistan'ın Split kentinde yaptığı
açıklamada, AB Komisyonu'nun Türkiye hakkında İlerleme Raporu’nun
Kıbrıs ile ilgili bölümünün genelde iyi olduğunu söyledi. Taslakta bir
değişiklik yapılmadığını belirten Papadopulos, raporda birçok olumlu
bölüm olduğunu, ancak bazı bölümlerin daha kesin ve Türkiye ile ilgili
bölümlerin de daha ayrıntılı olabileceğini belirtti. Papadopulos,
Brüksel'den öğrendiği kadarıyla, AB Komisyonu'nun, Türkiye'ye uyması
için aralık ayı başlarına kadar tanıdığı kısa süreyle vermek istediği
mesajı yok edeceği için, raporda daha şimdiden, Türkiye'nin ne yapması
gerektiği konusunda mesajların yer almasının doğru olmadığının
düşünüldüğünü bildirdi." (09/11)
Kıbrıs Haber Ajansı: "Hoon, Ankara'ya Çağrıda
Bulundu": "İngiltere Dışişleri Bakan
Yardımcısı Geoff Hoon, Türkiye'nin, AB üyesi bütün ülkelere karşı
üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmek zorunda olduğunu ve
Türkiye'nin başarısız kalması durumunda, AB'nin 21 Eylül 2005 tarihli
karşı-beyan ile hareket etmesi gerektiğini söyledi. Hoon, Batı Balkan
Yarımadası ülkelerini ziyareti çerçevesinde yaptığı açıklamada, AB
Komisyonu'nun raporuna değinerek, Ankara'ya bugüne kadar attığı
adımları düşünmesi ve gerekli bütün önlemleri alarak gelişme kaydetmesi
için çağrıda bulundu. Hoon, ‘AB Komisyonu önerilerini yapmadan, AB'nin
ne yapacağını konuşmak için henüz erken.’ dedi. Son yıllarda
Türkiye'nin, idam cezasının kaldırılması, kadın-erkek eşitliği, azınlık
hakları gibi insan hakları konularında bazı reformlar yaptığını
belirten Hoon, AB'nin Türkiye'den Avrupa'ya uyum sağlaması için
ilerleme adımları atmasını beklediğini ve AB'nin de Türkiye ve Batı
Balkanlar karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini
vurguladı." (09/11)
RUSYA BASINI:
Kommersant: "Avrupa Komisyonu Türkiye'nin Başarılarını
Takdir Etmedi": "AB Komisyonu Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne üyelik yolunda katettiği ilerlemeleri içeren raporu
açıkladı. Beklendiği üzere Ankara, AB uzmanlarının
değerlendirmelerinden memnun kalmadı. Raporu hazırlayanlar, Türk
makamlarını, yolsuzluğu ortadan kaldıramadığı, tutuklulara uygulanan
işkenceleri önleyemediği, vatandaşlara tam ifade özgürlüğünü garanti
edemediği ve başta gayrimüslimler olmak üzere etnik azınlıkların
korunmasını temin edemediği için eleştirdiler. Türkiye'nin Kıbrıs
Cumhuriyeti ile ikili ilişkilerinde hiçbir ilerleme olmadığı kaydedilen
raporda, Ankara'dan, ulaşım araçlarına uygulanan sınırlandırmalar da
dahil, malların serbest dolaşımı önündeki tüm engelleri kaldırması
istendi. Kıbrıs sorununun çözümlenmemiş olması yüzünden Türkiye'nin
AB'ye üyelik müzakereleri dondurulabilir. Zira Kıbrıs Cumhuriyeti
temsilcileri uzun süredir, Türkiye'nin uzlaşmaz bir tutum içine girmesi
halinde müzakerelerin durdurulması için Brüksel'e çağrıda bulunuyor.
Anlaşılan Avrupalı bürokratlar bu çağrıları dikkate almaya
başlıyorlar. Kaldı ki, Avrupalıların yarısından fazlası AB'nin daha
fazla genişlemesini, özellikle de Müslüman Türkiye'nin AB'ye üyeliğini
desteklemiyor." (İrena Şekoyan, 09/11)
YUNANİSTAN BASINI:
Atina Haber Ajansı: "AB Ankara'ya Aralık Ayına Kadar
Süre Verdi": "Avrupa Komisyonu, Ankara'ya,
Gümrük Birliği Protokolü'nü Kıbrıs'a uygulaması için bir ay süre
tanırken, bunun aralık ayındaki doruk toplantısına kadar gerçekleşmemesi
durumunda Türkiye aleyhine önlemlerin alınması yönünde öneride
bulunacağını açıkça belirtti. Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barosso, toplantıdan sonra şu açıklamayı yaptı: ‘Avrupa'nın,
komşularıyla barış içinde olan ve çağdaşlaşma ile Avrupai değerleri
takip eden, istikrarlı, demokratik ve refah içinde bir Türkiye'ye
ihtiyacı var. Bundan dolayı Türkiye ile üyelik müzakerelerine başladık.
Fakat bu sürecin başarıyla sonuçlanmasının anahtarı, Türkiye'nin
reformlarını sürdürmesinde ve yükümlülüklerini yerine getirmesindedir.
Bugün, bir çözüm bulunması için, diplomatik çabalara bir fırsat
tanımaya kara verdik. Türkiye, Ankara Protokolü'nün uygulanmasıyla
ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeli. Yükümlülüklerini eksiksiz
yerine getirmesinde başarısız olması, tüm müzakere sürecini
etkileyecek. Komisyon, Türkiye'nin aralık ayındaki AB zirvesi öncesine
kadar yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda, gerekli
önerilerde bulunacaktır.’ Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı İlerleme
Raporu’nda, Kıbrıs ve Yunan-Türk konularındaki ifadeler son derece
olumlu. ‘Bölgesel Konular ve Uluslararası Yükümlülükler’ kısmında
Kıbrıs'tan bahsedilen raporda, Türkiye'nin Gümrük Birliği Protokolü'ne
ilişkin olarak yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiği ve Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınmasının, üyelik sürecin bir unsuru olduğu
belirtiliyor. Yunan-Türk konularına ilişkin ifadeler de tatminkar.
Raporda özellikle, Türkiye'nin iyi komşuluk ilişkisi ve sorunları
barışçı yoldan çözümleme yönünde verdiği ‘kesin’ vaadinin altı
çiziliyor. Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye arasındaki ilişkilerin
normalleşmesi yönünde hiçbir ilerlemenin kaydedilmediği belirtilen
raporda, Türkiye'nin Kıbrıs'ın uluslararası kuruluşlara katılımını veto
etmeye devam ettiği vurgulanıyor. Dışişleri Bakanı Bakoyanni, AB
Komisyonu'nun Türkiye İlerleme Raporu’nu açıklamasından önce
düzenlediği basın toplantısında, raporun içeriği konusunda bir soruya
cevaben şunları söyledi: ‘Rapor, Türkiye'nin AB sürecinin
değerlendirilmesi için gereken tüm unsurları içeriyor. Sanırım, AB'de
bundan sonra alınacak kararlar için bir temel oluşturacaktır.’"
(09/11)
Eleftherotipia: "Hiçbir Şey Söylemeden Her Şeyi
Söylüyor!": "AB Komisyonu tarafından açıklanan
Türkiye'nin İlerleme Raporu ‘yapılması imkansızı yapmayı başardı.’
Kıbrıs ve Yunanistan'dan Türkiye'ye ve diğer Avrupa ülkelerine kadar
herkesi, hem Türkiye'yi AB içinde destekleyenleri hem de onu
eleştirenleri, herkesi memnun etti. AB Komisyonu’nun ve Finlandiya
başkanlığının bunu başarmasındaki küçük sırrının altında ise,
‘Ankara'nın, bir aday ülke için, üyelik yönünde tümü olumsuz olan
performansını en ince ayrıntısına kadar kaydetmesi, ancak bu performans
hakkında en küçük bir yorum dahi yapmaktan kaçınması’ yatmaktadır.
Komisyon ve başkanlık, Kıbrıs ile Türkiye arasındaki Fin girişimini
aralık ayındaki AB zirvesine kadar temdit etme hakkını korudu. Bundan
son anda bir uzlaşmanın sağlanması için çabaların yoğun bir şekilde
sürdürüleceği ve böylece Türkiye ile üyelik müzakerelerine ara
verilmesi tehlikesinin azaltılacağı anlaşılmaktadır. Ankara'nın
Kıbrıs'a karşı tutumu konusu da raporda yer alıyor, ancak bunun Türkiye
ile Kıbrıs arasında ikili bir konu olmadığına, AB'nin tümüne ilişkin
bir konu olduğu görüşü öne sürülüyor. Türkiye'nin Yunanistan'a karşı
yükümlülükleri konusunda da raporda, ‘Türkiye'nin sınır sorunlarını
çözümlemesinin ve gerektiğinde Uluslararası Mahkeme'nin yetkisine
başvurulmasının kaçınılmaz yükümlülük olduğunun’ altı çiziliyor,
ayrıca, Yunanistan aleyhindeki ‘casus belli’ye ilişkin Türk tezinin
değişmediği de kaydediliyor." (Kira Adam, 09/11)
NOT: Bu bülten, 09
Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR