10.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

AP: "Türkiye'nin AB'ye Katılım Emellerinde Kıbrıs Potansiyel Engel Olarak Büyük Önem Taşıyor": "Avrupa Birliği’ne kabul edilmek pahasına liberal reformlar gerçekleştirmesi konusunda uzun zamandır baskı altındaki  Türkiye, daha az sübjektif ancak belki de çok daha yıldırıcı  bir başka ültimatomla karşı karşıya kaldı: Ya Kıbrıslı  Rumlara limanlarını açarsın ya da Avrupa'yı unutursun. Yıllarca giderek daha da cerahatlenen Kıbrıs sorunu,  Türkiye'nin AB'nin ilk Müslüman üyesi olma emellerine  potansiyel engel teşkil ediyor. Avrupa Komisyonu’nun, Türkiye'ye deniz ve hava  limanlarını AB üyesi Kıbrıs'a aralık ortasına kadar açması  aksi takdirde müzakerelerin dondurulması yönünde tavsiyede  bulunacağı şeklinde tehditte bulunması, söz konusu emellere  bir darbe daha indirdi. Tartışmalı katılım müzakerelerine katılan bazı  yetkililerin kötümser öngörüleri, iki tarafın da kılını  kıpırdatması nedeniyle gerçekleşmeye başladı. AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Kıbrıs sorununu  her an olabilecek ‘bir tren kazasına’ benzetti. Katılım müzakerelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının  yankılarını tahmin etmek kolay değil. İyimserler Türkiye'nin  Avrupa ile gerçekleştireceği birliğin -her ne kadar laik  yönetim geleneğine sahip olsa da- İslam ile Avrupa'nın bir  arada varolabileceğinin ve aynı yolu takip edebileceğinin  bir ispatı olacağına inanıyorlar. Başarısızlık durumunda ise,  Türkiye'de Batı'ya karşı bir güvensizliğin doğmasına neden  olup ekonomik kaynaklar ve kurulacak ittifak bağlamında  yüzünü Doğu’ya dönmeye teşvik edeceğini belirtiyorlar." (Selcan Hacaoğlu, 09/11)

 

The Wall Street Journal: "Brüksel'den Ankara'ya": "Avrupa Türkiye'yi kaybetmektedir. Bu demek değildir ki Türkiye'nin kendisi kaybolmuştur. Aksine, 70 milyon nüfusa sahip Müslüman ülke bu kadar siyasi  özgürlük ya da ekonomik zenginlik tatmamıştır. Her iki konuda  mükemmel olmaktan uzak da olsa, Türkiye ilerlemeye baş döndürücü  bir hızla devam etmektedir. Son yıllarda, Avrupa Birliği onun  reform çabalarına faydalı katkıda bulunurken, ABD de Türkiye'yi  sıkı bir şekilde Batı'ya yerleştirmek için bastırmıştır. Ancak şimdi, AB'deki politikacılardan dolayı, Türkiye'deki  liderler Avrupasız bir geleceği değerlendirmeye başlamaktadırlar  ve yaşlılar kulübüne katılmak için çaba verip vermemenin  değerini sorgulamaktadırlar. İlişkilerdeki bozulma, Ankara  AB'ye katılma görüşmelerine başladıktan bir yıl sonra ortaya  çıkmıştır. Söz konusu tarihi görüşmeler, zehirli bir denemeden  geçmektedir ve İslam dünyası, Batı'nın bir Müslüman demokrasiye  kucak açıp açmayacağını yakından izlemektedir. Görüşmelerin  tamamıyla askıya alınması önerisini en azından gelecek ay  yapılacak AB zirvesine kadar erteleyen Avrupa Komisyonu bugün  Türkiye raporu hakkında olumlu bir hava oluşturmaya çalışmaktadır.  Açıkça rahatsızlık veren konu Kıbrıs'tır. Ankara Rum bayrağı  taşıyan gemilere limanlarını açmayı reddetmektedir ve bunun karşılığında Avrupalıları, Kıbrıs Türk kesimine karşı  uyguladıkları tecridi kaldırmamakla suçlamaktadır. Her iki  taraf da haklıdır. Türkiye, Rum kesimi Birliğe katılmasından  bu yana, bütün AB ülkeleri ile ticaret yapacağı hususundaki  vaadini yerine getirmemiştir. Kıbrıslı Türkler, Rumların  cüretkarlık göstererek kabul etmedikleri BM planını iyi  niyetle onaylamışlardı. Türkler tecrit edilmiş ve fakir  bir haldedirler ve Ankara'nın bu durumdan rahatsız olma  hakkı vardır.  (…) Ancak Kıbrıs Batı Avrupa'da süregelen dramda küçük bir  yer işgal etmektedir. Bir çok nedenden dolayı, Türkiye'de  gerçekte neyin olup bittiğiyle, önde gelen Avrupalıların  Türkiye'yi AB'ye kabul etmekte neden soğuk davrandıkları  arasında hiçbir ilgi yoktur. (…) Avrupa tarafından dışlanmak, 1952 yılından bu yana NATO'nun güvenilir bir üyesi olan Türkiye'nin NATO'ya ve ABD'ye pahalıya patlayabilecek bir şekilde, dış politika yaklaşımını yeniden  düşünme çabalarını da hızlandırabilir. Söz konusu ülke,  Kafkaslar'da ve Ortadoğu'da daha büyük bir rol oynayan,  bölgede büyümekte olan bir güçtür. Avrupa henüz Türkiye'yi kaybetmemiştir. Türk toplumu geniş   çapta hala Avrupa'ya ve onun bir uzantısı olarak Batı'ya bağlı  kalmak istemektedir. Bu durumu değiştirmek için Avrupa'dan  gelecek olan bir parça iyi niyet dahi birçok şeyi aşacaktır.  Her iki taraf da görüşmelere son vermek istememektedir.  AB, geleceği dar bir coğrafi alan ile sınırlı ve sadece  Hıristiyan devletleri kapsayan bir kulüp ise, Türkiye'nin burada  işi yoktur. Ancak Avrupa Birliği bu durumda kendi içinde, ciddi  anlamda liderlik rolü üstlenemeyecek ve mahallesinde barışı ve  istikrarı garantilemeye yardımcı olamayacak bir yer olarak  kalacaktır. Türkiye Avrupa’sız büyüyüp gelişebilir. Ancak AB, Türkiye’siz büyüyüp gelişemez." (08/11)  

 

 

ALMANYA BASINI:

 

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Ankara'ya Baskı": "Daha bir süre önce, Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne tam  üyeliğine nihai olarak karar verilmesinin en az 10, hatta  15 yıl süreceği söyleniyordu. Şimdi ise AB'nin hızını  artırdığı görülüyor. Ankara'nın AB üyesi Kıbrıs karşısındaki  inatçı tutumuna yönelik, -ki bu özellikle çok rahatsızlık  veren bir durum- sert eleştirilerin ve Türkiye'nin reform  hızının yavaşladığının açıkça görülmesi sonrasında AB, Recep  Tayyip Erdoğan hükümetine bile ‘İşte kılıç, işte meydan’  (Hic Rhodus, hic Salta) dedi. Türkiye'nin, reformlarını özlü  bir şekilde ilerletmek için yıl sonuna kadar zamanı var.  Şayet bu o zamana dek gerçekleşmezse, belki de katılım  müzakerelerinin kesilmesi tehdidi mevcut. Hükümet, Türklerin haksız yere baskı altına alındığından  ve her halükarda kendilerinden önceki diğer üye adaylara  olduğundan daha eleştirel bakıldığından yakınıyor. Ancak sorun  daha derinde yatıyor. Şayet Türkiye ‘değerler birliği’ AB'nin  tam üyesi olmak istiyorsa, giderek zorlandığı, sivil toplum  reformlarını uygulamaya koyması gerekir. Bunun ise sadece,  bilindiği üzere yavaş dönen malum bürokratik çarklarla değil aynı zamanda kültürel ve tarihi özelliklerle de ilgisi vardır.  Kemal Atatürk'ün gerçekleştirdiği ulusal devrimden bu yana  ‘Türk’ kavramı milliyetçi gururla donatıldı. Bu, Brüksel tarafından sürekli olarak yöneltilen uyarıların, Türklerin  çoğu tarafından bir aşağılama olarak algılanmamasını  zorlaştırıyor. (…)" (Wolfgang Günter Lerch, 09/11)

 

ARD: "Türkiye Kıbrıs Sorununda Taviz Vermeyi Reddediyor": "Türkiye Kıbrıs sorununda taviz vermeyi kabul etmedi.  Sorununun siyasi olduğunu ve üyelikle bir ilgisi bulunmadığını  belirten Türk Hükümeti, AB'nin geleceğinin, liderlerin siyasi  vizyonlarına bağlı ve katılım müzakerelerinin devam edip  etmemesinin sorumluluğunun da Türkiye'den çok AB'ye ait  olduğunu bildirdi. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, ‘Türkiye'yi  Avrupa'da görmek istemeyen hiç kimseye bu tarihi süreci  durdurma fırsatı verilmeyecektir.’ dedi. AB, bölünmüş ada nedeniyle yaşanan tartışmanın  çözümlenebilmesi için Türkiye'ye beş haftalık bir süre  tanıdı. Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rehn, Ankara'nın  bu tarihe kadar olaya müdahale etmemesi durumunda Brüksel'in  ‘gerekli önerilerde’ bulunacağını belirtti. Türkiye bugüne kadar, liman ve havaalanlarını 2004  yılından bu yana AB üyesi olan Kıbrıs'ın Rum kesimine  ait gemi ve uçaklara açmayı kabul etmedi. Limanların  açılması AB ve Türkiye arasında yapılan ek protokolün  bir parçası. Komisyon 75 sayfalık raporunda, Ceza Kanunu'ndaki  -düşünce özgürlüğünü kısıtlayan- tartışmalı bir maddenin  halen iyileştirilmemiş olmasını eleştirdi. Bunun dışında  Türkiye'de din özgürlüğü, kadın ve azınlık hakları  alanında halen eksiklikler olduğuna da değinildi." (09/11)

 

Süddeutsche Zeitung: "Ankara İçin Sarı Işık": "Avrupa Birliği ile Türkiye çatışma çizgisindeler.  Denizcilerin tabiriyle son dakika manevrası başarılamayacak  olursa, çok büyük bir çarpışma gerçekleşecek. Bunun  sonuçları bugünden kestirilemez. Ancak, Brüksel ile Ankara  arasındaki ilişkiler büyük bir ihtimalle öylesine zarar  görecek ki, tıpkı Türklerin Avrupalılaşması ve  modernleşmesine olduğu gibi, Avrupalıların Türkiye'yi üye  olarak alarak jeostratejik güvence kazanmasına da kapı  kapanmış olacak. Bu, AB'nin Türkiye ile bölünmüş ada Kıbrıs  konusundaki kavgasında düşünmesi gereken bir boyuttur. Bu yüzden AB Komisyonu’nun, Ankara için pek de  sevindirici olmayan İlerleme Raporu’na rağmen, diplomatik  kazaları engellemek amacıyla kapıyı açık tutması  mantıklıdır. Ancak önümüzde pek fazla zaman kalmıyor.  Avrupalılar Türkiye'ye, gümrük birliğinden kaynaklanan  Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini de yerine getirmesi  için 2006'nın sonuna dek süre tanıdılar. Ankara birkaç hafta  içinde, aralık ortasına dek adım atmazsa, AB zirvesinde  katılım müzakerelerini kısmen dondurmaktan başka çare  kalmayacak. Şayet Ankara'daki hükümet Brüksel'den gelen sinyalleri  şimdi algılamayacak olursa, büyük bir hata yapmış olur.  Eğer Başbakan Erdoğan, AB'nin Kıbrıs kavgasında sonunda  taviz vereceği spekülasyonlar yapıyorsa, mesajın tahrip  gücünü anlamıyor demektir. AB, anlaşmalarla üstlenilen  yükümlülüklerin yerine getirilmesinde ısrar etmek zorundadır.  Aksi takdirde inandırıcılığını yitirir ve bunu göze alamaz.  Avrupalılar, hükümetlerinin Türkiye'yi üye adayı yapmakla  pek de akıllıca davranmadıklarından her zamankinden daha çok  emin oldukları için de böyle davranmayı göze alamaz. AB  devlet ve hükümet başkanları sadece, Türkiye için AB yolunda  hiç bir şekilde ikram yapılmayacağına ve kestirmeden  gidilmeyeceğine hiç bir şüphe bırakmadıkları takdirde  ülkelerindeki havayı uzun vadeli olarak değiştirme şansına  sahip olacaklar. Ankara'daki hükümet yıllardan beri yükümlülüklerinin  bilincinde. Şimdi, Avrupalıların adil davranmadıklarından ve  Türkiye'nin önüne sürekli yeni engeller sürdüklerinden ve  ülkeden bedeli yüksek fedakarlık talep edilmesinden  yakınılması, ikiyüzlülüktür ve siyasi açıdan da aptallıktır.  Zira bu durum kendi ülkelerinde AB'ye karşı havanın  kötüleşmesine neden oluyor. (…) Türkiye'nin, üyelik müzakereleri tam hız kazanmadan,  Kıbrıs kavgasında adım atması gerekir." (Martin Winter, 09/11)

 

Die Welt: "Brükselli Korkaklar": "AB Komisyonu’na neler oluyor? Türkiye ile müzakerelerde,  Bulgaristan ve Romanya'nın üyeliğinde yaşanan karmaşanın  tekrarlanmasına izin verilmemesi gerekirken, durum böyle  gözükmüyor. Brüksel'deki korkaklar gerçi, Türkiye'nin AB  yasalarıyla ilgili ağır ihlalleri saptadılar, ancak  müzakerelerin devamına ilişkin net bir karar vermekten  kaçındılar. Bu, Avrupalıların müzakere pozisyonunu  zayıflatıyor. Daha da kötüsü: Halk nezdinde Avrupa  kuruluşlarının saygınlığına zarar veriyor. İnandırıcı olmak  isteyen, kararlı davranmak zorundadır. Diplomasi mantığı  perspektifinden bu farklı görülebilir, ancak bu nereye  götürür? Her halükarda, şu aşamada, Türkiye'nin önümüzdeki beş  haftayı, beklenenin tersine, limanlarını Kıbrıs gemilerine  açacağına işaret eden hiçbir şey yok. Türk Başbakanı’nın  sırtına seçimler ve ordunun baskısı binmiş durumda. (…) Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı yok. İstikrarın başka  yoldan da ihraç edilebileceği; daha şimdiden gümrük birliği  olduğu için, üyeliğin getireceği ekonomik faydaların az  olduğu söyleniyor. Enerji alanında da önemli avantajlar  beklenmiyor. Ayrıca tampon bölge ve bölgesel güvenlik  üreticisi olarak da Türkiye, AB üyesi olmadan çok daha  değerli olabilir. O halde, Ankara'ya katı davranmak için  yeterince neden var." (Christoph B.Schlitz, 09/11)

 

Der Tagesspiegel: "Avrupa ve Türkiye... Daha İyi Bilmeleri Gerekirdi": "Hatalar sürüyor. Avrupalıların Türkiye karşısındaki  ukalalıklarının sonuçları olacak. Ve bunlar iyi olmayacak.  Evet, Türklerin Avrupa yolunda kaydettikleri adımların  eleştirel bir şekilde değerlendirilmesi doğrudur, ancak  bunların takdir edilmesi de önemlidir. Evet, Ankara'daki  hükümetten, Avrupa'da da hakim olması istenilen, aydınlanmış  zihniyetle uyuşmayan yasalarını gözden geçirmesinin talep  edilmesi de doğrudur. Örneğin, TCK'nın ‘Türklüğe hakareti’  cezalandıran maddesinin kalkması gerekir. Ancak aynı zamanda,  reformların yapılmış olması ve kaydedilen ilerlemelerin takdir  edilmesi de önemlidir. Türkiye karşısında öyle sert bir üslup  kullanılıyor ki, sanki AB içinde yapılanlar hiç eleştiri  gerektirmiyor. Azınlıklar, özerklik istekleri, yolsuzluklar  konusunda etraflarına bakanlar, AB içinde de kötü durumda  olan bazı şeylerle karşılaşabilirler. Kıbrıs meselesi yüzünden  Erdoğan hükümetine ültimatom verilmesi yanlış yoldur. Burada  Komisyon acilen, tarafları birbirinden ayıran bu konuda  uzlaşı bulmak zorundadır. Çifte standart AB'ye yakışmıyor."  ("cas" rumuzlu, 09/11)

 

Almanya'nın Sesi Radyosu: "Merkel Ankara'yı Yine Uyardı": "Almanya Başbakanı Merkel, Türkiye İlerleme Raporu’nun  hemen arkasından yaptığı açıklamada, Türkiye'yi sert bir  dille uyardı. Kıbrıs sorununda bir açılım sağlayacak Ankara  Protokolü'nün yıl sonuna kadar imzalanmasını isteyen Merkel,  ‘Rapor, Türkiye'nin ilerleme kaydettiği konuları ele alıyor.  Ancak aynı zamanda, siyasi alanda eksikliklerin olduğunu da  ortaya koydu, özellikle din ve düşünce özgürlüğü alanında.  Rapor aynı zamanda, Türkiye'nin henüz Ankara Protokolü'nü imzalamadığını yazıyor.’ dedi. Merkel sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Şunu hatırlatmalıyım:  Türkiye, 29 Temmuz 2005 tarihinde attığı imza ile Ankara  Protokolü'nü yürürlüğe koyma zorunluluğunu kabul etmişti.  İnandırıcı ve güven dolu bir müzakere süreci, her iki tarafın  da sözünü tutmasını gerektirir. Ahde vefa ilkesi her iki  taraf için de geçerli. Finlandiya Dönem Başkanlığı’nın  çabalarını destekliyorum. Geri kalan haftalar içinde bu sorunu  çözmek için görüşmelerin devam etmesi taraftarıyım. Ancak aynı  zamanda şunu söylemek istiyorum: Türkiye sorumluluklarını yıl  sonuna kadar yerine getirmeli, yoksa AB gerekli önlemleri  alacak, çünkü bu süreç böyle devam edemez ve de etmeyecek.’"  (Seda Serdar, 09/11)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Kurier: "AB'ye Karne": "AB Komisyonu'nun Brüksel'de açıkladığı  İlerleme Raporu, başta Türkiye olmak üzere, bütün aday  ülkeler ve AB için de güçlü bir sinyal niteliğinde. Belgeler, Türkiye ile müzakerelerde bulunsun bulunmasın,  AB'nin sınıra vardığını ve artık gücünü aştığını kanıtlıyor.  Ankara'ya adeta kekeleyerek verilen cevap, AB'nin hareket  yeteneğinin hem içte hem de dışta ne kadar sınırlı olduğunu  gösteriyor. Komisyon ve üye ülkeler, genişleme dışındaki  konularda da net bir pozisyon ya da karar alamıyorlar. Enerji,  dış politika, AB'nin ABD karşısındaki zayıflığı, Asya ekonomik alanlarındaki yetersiz nüfuzu, Avrupa'nın yönünü kaybetmiş bir  halde nasıl güçlükle ilerlediğini açığa çıkarıyor. Avrupa hükümet başkanları, kısa süreli etkinlikler dışında,  halkın bakışlarından sürekli kaçıyorlar. Hakimiyetin en önemli  prensibi olan, uygulanan politika ile kamuoyunu barıştırma ve  halkın korku ve umutlarını dikkate alma prensibini  benimsemeksizin, Avrupa Anayasa'sının yıkıntıları arasında  sallana sallana gidiyorlar. Genişlemeye gelince; bu zor sürecin onaylanması gerektiğini  kabul ettirme konusunda ciddi bir teşebbüste bulunulmadı. AB  köklü bir değişime uğramaz ve yeniden yapılanmazsa, çok geçmeden  ölesiye genişlediğinin farkına varacaktır. AB'ye ilişkin bir  İlerleme Raporu yazılacak olsa, verilecek not çok kötü olurdu.  Bu durumda Türkiye'nin katılımına da lüzum kalmazdı."  (Margaretha Kopeinig, 09/11)

 

 

BELÇİKA BASINI:

 

Le Soir: "Avrupa-Türkiye Cephesinde Yumuşama": "Bir bardak suda yeni bir fırtına. Son günlerde Türkiye  konusunda polemiği çalkalayan kapalı küçük Avrupa kulübü,  dün bir balon gibi söndü. Türkiye'nin İlerleme Raporu’nu  açıklayan Komisyon havayı yumuşatmaya çalıştı. Sonuç olarak  faturada, Türkiye'yi ve rakipleri olan Kıbrıslı Rumları  tatmin eden klasik konular çıktı. Müzakereleri askıya alma tehdidi yer almadı. Son günlerde Komisyon bölünmüş bir görünüm vermiş olsa  da, yapılan toplantı en küçük bir engel  olmadan tamamlandı. Genişlemeden Sorumlu Komiser Finlandiyalı Olli Rehn,  ‘Türkiye'nin Kıbrıs konusunda yükümlülüklerini yerine  getirmemesi halinde Komisyon gerekli önerilerde bulunacak’  açıklamasını yaptı. Paris, hemen bu müzakereleri askıya  alma konusundaki diplomatik tehdide değindi. Devlet ve hükümet başkanları zirvesi 14-15 Aralık'ta  yapılacağı için Türklerin ve Avrupalıların beş haftaları  var. Ancak beş hafta yeterli olacak mı? Türkiye, Kıbrıs  konusunda en ufak bir adım atmadı. (…) Avrupalılar ve Türkler, aralık ayı ortasından önce  bir çözüm bulsalar bile, Türkiye'nin 2014 yılından önce  AB üyesi olmak için Avrupa müktesebatı konusunda çok şey  yapması gerekecek. Yani Türkler hedeften çok uzaktalar. Rapordaki  eleştirilere rağmen Komisyon burada da havayı yumuşatmaya  çalıştı. Olli Rehn, ‘tartışmalara kulak verdiğinizde  Türkiye'nin geri adım attığı sanılabilir, ancak böyle  bir şey yok. Bu yıl yavaşlamış olsa da reformlar devam  ediyor.’ dedi." (Pascal Martin, 09/11)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "Çek Cumhurbaşkanı Türkiye'nin AB Üyeliğini Savundu": "Kopenhag'da ziyarette  bulunan Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus, AB'nin  kapılarını daha fazla açmaya çağırarak Türkiye'nin AB'ye  üyeliğini savundu. Düzenlenen basın toplantısı sırasında Klaus, Ankara'nın  muhtemel üyeliğine Danimarka gibi ‘eski’ AB üyelerinin  çekincelerine gönderme yaparak ‘Biz kendimiz AB'nin kapısını  o kadar uzun süre çaldık ki, genişleme burada bitti  diyecek ilk ülke olamayız.’ dedi. Rasmussen ise, Türkiye'yi ‘taahhütlerini yerine  getirmeye’ çağırdı ve ‘yıl sonundan önce bir çıkış yolu  bulunamamasının müzakere sürecinin devamı konusunda sonuçlar  getireceği’ uyarısında bulundu. Anders Fogh Rasmussen, ‘Türkiye'nin, geçen yıldan bu  yana gerekli reformların ritmini tutturmak için siyasi  arzu göstermemiş olması üzücü.’ dedi ve Türkiye'yi ‘ilerleme  kaydetmeye, Kıbrıs'a limanlarını ve havaalanlarını açmaya  ve serbest ticaret için tüm engelleri kaldırmaya’ çağırdı." (09/11)

 

Le Figaro: "Türkiye... AB Bir Yüzleşmeye Hazırlanıyor": "Avrupa Komisyonu’nda açıklanan Türkiye'ye ilişkin  olumsuz rapor, ortamı sakinleştirmek yerine, 15 Aralık'ta  yapılacak zirvede bir çatışma yaşanacağının habercisi.  Avrupalı yetkililer genel anlamda Türk adaylığını olumlu  karşılasalar bile, Ankara ile müzakerelerin durdurulması  yönünde 25'lere öneride bulunmadılar. Komisyon, görüşünü  bildirmek için Avrupa Konseyi’ni beklemeyi tercih ediyor. Duruma açıklama getiren Genişlemeden Sorumlu Komiser  Olli Rehn, ‘Şimdi bir öneride bulunarak, üstelik Dönem Başkanı Finlandiya, Kıbrıs meselesine çözüm bulmak için  çalışmalarını sürdürürken, Züccaciye dükkanına girmiş bir  fil gibi davranamayız.’ dedi. Bu erteleme, Finlandiya'nın planından pek beklentisi  olmayan başkentlerde hevesle karşılanmadı. Öte yandan  Boğaz'ın iki yakasında, Ankara'ya tanınan beş haftalık  müddete de beklenilen ilgi gösterilmedi. Türk Hükümeti  Kıbrıs meselesinin, ‘bir siyasi sorun’ anlamında, müzakere sürecinde bir ‘zorunluluk’ teşkil etmediğini  duyurdu. Brüksel bu kadar sert bir tepki beklemiyordu.  Bir müzakereci, ‘Kıbrıs meselesinin kısa sürede çözümlenmesi  yönünde pek umut kalmadı’ değerlendirmesinde bulundu. Avrupa hükümetleri cephesinde ise fazlasıyla hoşgörülü  bulunan Komisyonun raporuna en büyük tepki Fransa'dan geldi.  Dışişleri Bakanı Philippe Douste Blazy, ‘Türkiye yıl sonuna  kadar 25 üye ülkeyi, yani özellikle Kıbrıs'ı tanımazsa,  ülkenin Birliğe katılım takvimini yeniden gözden geçirmemiz  gerekecektir’ şeklinde bir uyarıda bulundu. Başta Jacques Toubon olmak üzere Türkiye'nin AB'ye  katılımına karşı çıkan Avrupalı milletvekilleri, ‘sorumluluklarını yerine getirmeyen ve meseleyi Konseye  devretmeye çalışan’ Komisyonun ‘savsaklayıcı tutumuna’  sert tepki gösterdiler. Almanların çoğunluğundaki Avrupa  sağı da raporu oldukça olumsuz değerlendirdi. CDU partisi  mensubu Alman Milletvekili Elmar Brok, ‘Komisyon, kamuoyları  önünde tutarsız kalıyor ve müzakerelerde AB'nin gücünü  Türkiye'ye karşı düşürüyor’ diyordu."  (Alexandrine Bouilhet, 09/11)

 

AFP: "Borrell, Avrupa Komisyonu’nun Tercihini Onaylıyor": "Avrupa Parlamentosu Başkanı  İspanyol Josep Borrell, İtalyan basınına verdiği  demeçte, AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin askıya  alınmasını talep etmekten kaçınan Avrupa Komisyonu’nun  tutumunu onayladı. Borrell, ‘Avrupa komisyonunun dünkü tercihinin doğru’  olduğunu ifade etti. Borrell, tercih edilen tutumun, ‘tüm Avrupa'yı  ilgilendiren bir mesele olan Kıbrıs'a çözüm bulunması  yönünde Türkiye'yi iknaya çalışmak için Finlandiya  başkanlığına daha fazla zaman bıraktığını’ kaydetti." (09/11)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

The Independent: "AB Türkiye'yi Kıbrıs'ta Geri Adım Atması Konusunda Uyardı": "İnsan hakları konusundaki eksiklikleri ve yolsuzluk  yüzünden eleştirilen Türkiye'ye, gelecek ay yapılacak  üyelik müzakerelerin kesintiye uğramasını engellemek  istiyorsa, Kıbrıs'ta tavizler vermesi söylendi. Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili  İlerleme Raporu’nda, reformlara ilişkin birçok ciddi  sorun sıralandı ve Ankara'nın limanlarını Kıbrıs Rum  gemilerine açmak yönünde verdiği sözü yerine getirmek  konusundaki başarısızlığının altı çizildi. Üstü örtülü uyarıda Komisyon, Kıbrıs'ta ilerleme  kaydedilememesi halinde, AB liderlerine Aralık ayındaki  zirveden önce gerekli tavsiyelerin yapılacağını bildirdi.  Bu, Ekim 2005'te başlayan üyelik müzakerelerinin  en azından bazı kısımlarının askıya alınabileceğine  işaret ediyor. Büyük, görece fakir ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman  olan ülkenin üyelik başvurusu her zaman tartışmalı oldu.  Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, ‘Eğer  Türkiye Kıbrıs konusunda yıl sonuna kadar harekete  geçmezse, AB'nin, üyelik müzakerelerine ilişkin  takvimini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini’  söyledi. Birliğin ve Türkiye'deki seçmenlerin ülkenin  üyeliğine verdikleri destek büyük oranda azaldığı için  çıta hayli yüksek. Ankara'nın üyelik başvurusunu  destekleyenler, Aralık ayında müzakerelerin askıya  alınması halinde Türkiye'de Avrupa karşıtı bir tepki  yaşanmasından korkuyorlar. İlerleme Raporu, Ankara'yı yolsuzluk; ifade  özgürlüğünün kısıtlanması; adli ve askeri reformları  gerçekleştirmedeki başarısızlık; işkence ve kötü  muamelenin devamı ve kadın ve azınlık hakları konularında  eleştirdi. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  ‘Yolsuzluk yaygın ve yolsuzluk karşıtı yetkililer ve  politikalar hala zayıf.’ dedi.  Ülkenin kadın hakları, Kürtler, sendikalar ve  azınlıklara ilişkin sicili de eleştirildi. Bu alanlardaki  eksikliklerin ciddi olmasına rağmen diplomatlar,  ülkenin AB'ye giden yolda yavaş ilerleyeceği beklendiği  için, Türkiye'nin bunları çözmek için bir on yılı olduğunu  biliyorlar. Kıbrıs sorunu müzakereleri gelecek ay rayından  çıkarma riski taşıyor."  (Stephen Castle, 09/11)

 

The Guardian: "Türkiye'ye AB Görüşmelerinde Krizden Kaçınmak Üzere Kıbrıs İçin Son Tarih Verildi": "Türkiye'ye, Avrupa Birliği'nin isteklerini yerine  getirmek ve katılım görüşmelerinde bir krize neden olma  riskiyle karşı karşıya kalmak arasında bir seçim yapmak üzere  bir ay müddet verildi. Artan sabırsızlığın bir göstergesi olarak, Avrupa  Komisyonu eğer Ankara aralık ayındaki AB liderleri toplantısı  öncesinde temel sorun Kıbrıs konusunda bir ilerleme  göstermezse, görüşmelerin bazı kısımlarının askıya  alınmasının söz konusu olabileceğine işaret etti. Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso, ‘Çözüm bulunması  için diplomatik çabalara bir şans tanımaya karar verdik.’  dedi. Barroso'nun açıklamaları Komisyonun, Türkiye'nin geçen  yıl başlayan müzakereler öncesi verdiği taahhütleri yerine  getiremezse cezalandırılmasını tavsiye eden ifadelerinin  birden bire durmasının akabinde geldi. Ancak, yayımlanan raporda, Komisyon Türkiye'yi insan hakları reform sürecinde yavaşladığı ve limanlarını AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmadığı için eleştirdi. Raporu açıklayan AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye'nin 2004 yılında AB'ye bulunduğu  taahhütlere uymayı reddettiği Kıbrıs konusu üzerine odaklandı  ve ‘Türkiye'nin Gümrük Birliği hükümlerini tam olarak yerine  getirmesini ve ulaşım sınırlamaları dahil, malların serbest  dolaşımı önündeki engelleri kaldırmasını bekliyoruz.’ dedi. Rehn'in ihtiyatlı sözleri, Kıbrıs sorununda ilerleme  kaydedebilmesi için AB Dönem Başkanı Finlandiya'ya daha fazla  süre tanımayı amaçlıyordu. Türkiye, AB Kuzey Kıbrıs'a  uygulanan ambargoları kaldırmadan, Kıbrıslı Rumlara deniz ve  hava limanlarını açmasını öngören Ankara Protokolü’nü  uygulamayı reddediyor. AB, ambargonun aşamalı olarak kalkmasının gerektiğini  kabul ediyor, ancak Kıbrıs şu anda AB'nin tam üyesi olduğu  için önce Türkiye'nin harekete geçmesi gerektiğini söylüyor. (…) Türkiye'nin İngiltere gibi destekçileri, Ankara'nın AB  görüşmelerinde, malların serbest dolaşımı gibi özellikle  gümrük birliğiyle ilgili bölümlerin askıya alınması yönünde  çağrıda bulunarak ufak bir dokunuş talep edebilir. Diğer  yandan Kıbrıs Cumhuriyeti gibi eleştirel yaklaşanlar,  Ankara'yı bir AB üyesini tanımayı reddederek görüşmelerin  temel koşulunu ihlal etmekle suçlayarak, 35 bölümün tümünde  görüşmelerin askıya alınmasını isteyebilirler. Süreç için daha büyük kamuoyu desteği kazanarak AB'nin  genişlemesini yeniden biçime sokma girişiminde bulunan Rehn  de Türkiye'nin AB'yle ilişkilerinde, kendi deyişiyle bir  ‘tren kazasından’ kaçınmak için sözlerini dikkatle seçti."  (Nicholas Watt, 09/11)

 

Financial Times: "Türkiye'nin Tepkisi: Piyasalar Sakin Ancak Siyasi Yorumlar Giderek Sertleşiyor": "Türk hisse senedi ve tahvil piyasalarındaki  yatırımcılar d, Türkiye'nin AB'ye katılım yolunda  gösterdiği çabalarında bir duraksamanın Avrupa Birliği  tarafından eleştirilmesini sakin bir şekilde karşıladı.  Ancak siyasi yorumcular, Türkiye-AB ilişkilerindeki düello  gününün giderek yaklaştığını öne sürerek daha kötümser  bir yaklaşım sergilediler. İMKB, yüzde 1 değer kaybına uğrarken Türk lirası  dolar ve avro karşısında bir miktar değer kazandı.  İstanbul'daki analistler, giderek kötüleşen bütçe  açığının, yatırımcıları -çok yakından izlenen ve hisse senedi ve tahvil piyasalarına da yansıyan- AB ile yaşanan  son ihtilaftan daha fazla endişelendirir göründüğünü söylediler. AB Komisyonu İlerleme Raporu’nun yatırımcıların  bekledikleri gibi olduğunu ve bunu kazanca çevirdiklerini  söyleyen Garanti Yatırım Araştırma Müdürü Mahmut Kaya,  küresel piyasalardaki zayıflığın, Türk hisse senedi  fiyatlarının düşmesine katkıda bulunduğunu ifade etti. Türkiye'nin AB'ye katılım ihtimali, son dört yıl  boyunca yatırımcıların Türkiye'ye ilgi duymasının en  belirgin nedeni oldu. AB Komisyonu İlerleme Raporu’na verilen siyasi tepki  ise daha sert oldu. Meclis Başkanı Bülent Arınç, AB'nin,  Türkiye'ye ‘zorluk çıkarmaya devam ettiğini’ söylerken,  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB ile ilişkilerde  ‘bir kopma ya da tren kazası’ öngörmediğini belirtti,  ancak müzakerelerin Kıbrıs ile bağlantılı bazı bölümlerinin ertelenebileceğini kabul etti. Bazı yorumcular, AB ile Ankara'nın giderek daha da  zıtlaşan tutumlarının özellikle Türkiye'nin siyaseten  yoğun bir yıla girdiği sırada müzakere sürecinin tamamını  etkileyebileceğine inanıyor."  (Vincent Boland, 09/11)

 

 

İSPANYA BASINI:     

 

El Pais: "AB, Türkiye'ye 'Son Bir Fırsat' Sunuyor": "Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rehn, Ankara  hükümetine, liman ve havalimanlarını yıl sonundan önce  Kıbrıs gemi ve uçaklarına açması için bir dizi uyarıda  bulundu. Rehn, Türkiye ve üye devletlerden, Kıbrıs  meselesinde önümüzdeki yıllarda gerçek ilerlemeler  kaydetmek için muhtemel son fırsat olması nedeniyle,  Finlandiya'nın teklifini desteklemelerini istedi. Türkiye hakkındaki raporunda Komisyon, son yılda  yavaşlamasına rağmen ekonomik ve siyasi reformlara ilişkin  ilerlemeleri kabul etti. İşkence ve kötü muamele içeren  olayların azaldığını, ancak söz konusu eylemlerin karakol  dışında ve ülkenin güneydoğusunda sürüyor olması  konusundaki suçlamaların hala endişe verici olduğunu  belirtiyor. Yüzlerce yazar ve gazeteciye karşı girişilen  suçlamalara zemin oluşturan Ceza Kanunu'nun 301. Maddesi’nin  ortadan kaldırılması veya yeniden gözden geçirilmesi  talebiyle beraber Türk yetkililerden, ‘ifade özgürlüğü  alanında daha fazla çaba’ göstermeleri de isteniyor. Komisyon, şimdilik müzakerelerin durdurulmasını önermedi. Ancak  Rehn, Türkiye'den Finlandiya'nın teklifini  desteklemesini istedi."  (Andreu Misse, 09/11)

 

 

 

İSVİÇRE BASINI:

 

Le Temps: "Kıbrıs Kılçığı Türkiye'nin Boğazına Takıldı": "AB, bir hayal kırıklığı aleti haline gelme riskini  alıyor. Komisyonun beş hafta daha mühlet verdiği Türkiye  vakasının ötesinde 25’ler bundan böyle kendisine  katılmayı arzu edecek ülkelerin dosyalarına büyük  temkinle yaklaşacak. Komisyonun, AB arzusu olan ülkeler (Sırbistan,  Karadağ, Bosna, Arnavutluk) ve aday ülkeler (Türkiye,  Makedonya, Hırvatistan) ile görüşmelerdeki ilerlemeler  üzerine yayınlaması sabırsızlıkla beklenen raporlarının  hepsinde aynı temkin söz konusu. (…) Komisyon, Ankara ile üyelik müzakerelerini askıya  alıp almama konusunda tavsiyesini Aralık ayı ortasında  Avrupa zirvesinden hemen önce verecek. Ankara'nın, Temmuz 2005'te AB'nin 10 yeni üyesine  genişlettiği Gümrük Birliği Protokolü’nü uygulamaya  koyması için beş haftası var. Lefkoşa hükümeti dışında  Türkiye'nin üyeliğine karşı çekinceleri olduğu bilinen  Fransa, Yunanistan veya Avusturya gibi ülkeler bu konuyu  bir casus belli haline getiriyorlar. İngiltere ve AB'nin  Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finlandiya ise müzakerelerin  devam etmesinden yanalar. Türkiye Başbakanı Erdoğan  ‘Kıbrıs sorunu siyasidir ve bu konuya karışmamalı’  şeklinde fikir belirtti."  (Richard Werly, 09/11)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

 

Kıbrıs Haber Ajansı: "Papadopulos: Türkiye'ye Yaptırım Konusu Henüz Açıklık Kazanmış Değil": "Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, Hırvatistan'ın Split kentinde yaptığı açıklamada, AB Komisyonu'nun Türkiye  hakkında İlerleme Raporu’nun Kıbrıs ile ilgili bölümünün  genelde iyi olduğunu söyledi. Taslakta bir değişiklik yapılmadığını belirten  Papadopulos, raporda birçok olumlu bölüm olduğunu, ancak  bazı bölümlerin daha kesin ve Türkiye ile ilgili bölümlerin  de daha ayrıntılı olabileceğini belirtti. Papadopulos, Brüksel'den öğrendiği kadarıyla,  AB Komisyonu'nun, Türkiye'ye uyması için aralık ayı  başlarına kadar tanıdığı kısa süreyle vermek  istediği mesajı yok edeceği için, raporda daha şimdiden,  Türkiye'nin ne yapması gerektiği konusunda mesajların yer  almasının doğru olmadığının düşünüldüğünü bildirdi." (09/11)

 

Kıbrıs Haber Ajansı: "Hoon, Ankara'ya Çağrıda Bulundu": "İngiltere Dışişleri Bakan Yardımcısı Geoff Hoon,  Türkiye'nin, AB üyesi bütün ülkelere karşı üstlendiği  yükümlülükleri yerine getirmek zorunda olduğunu ve  Türkiye'nin başarısız kalması durumunda, AB'nin 21 Eylül  2005 tarihli karşı-beyan ile hareket etmesi gerektiğini  söyledi. Hoon, Batı Balkan Yarımadası ülkelerini ziyareti  çerçevesinde yaptığı açıklamada, AB Komisyonu'nun raporuna  değinerek, Ankara'ya bugüne kadar attığı adımları düşünmesi  ve gerekli bütün önlemleri alarak gelişme kaydetmesi için  çağrıda bulundu. Hoon, ‘AB Komisyonu önerilerini yapmadan, AB'nin ne yapacağını konuşmak için henüz erken.’ dedi. Son yıllarda Türkiye'nin, idam cezasının kaldırılması,  kadın-erkek eşitliği, azınlık hakları gibi insan hakları  konularında bazı reformlar yaptığını belirten Hoon, AB'nin  Türkiye'den Avrupa'ya uyum sağlaması için ilerleme adımları  atmasını beklediğini ve AB'nin de Türkiye ve Batı Balkanlar  karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini  vurguladı." (09/11)

 

 

RUSYA BASINI:

 

Kommersant: "Avrupa Komisyonu Türkiye'nin Başarılarını Takdir Etmedi": "AB Komisyonu Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik yolunda  katettiği ilerlemeleri içeren raporu açıkladı. Beklendiği  üzere Ankara, AB uzmanlarının değerlendirmelerinden memnun  kalmadı. Raporu hazırlayanlar, Türk makamlarını, yolsuzluğu  ortadan kaldıramadığı, tutuklulara uygulanan işkenceleri  önleyemediği, vatandaşlara tam ifade özgürlüğünü garanti  edemediği ve başta gayrimüslimler olmak üzere etnik  azınlıkların korunmasını temin edemediği için eleştirdiler. Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti ile ikili ilişkilerinde  hiçbir ilerleme olmadığı kaydedilen raporda, Ankara'dan,  ulaşım araçlarına uygulanan sınırlandırmalar da dahil,  malların serbest dolaşımı önündeki tüm engelleri kaldırması  istendi. Kıbrıs sorununun çözümlenmemiş olması yüzünden  Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakereleri dondurulabilir. Zira  Kıbrıs Cumhuriyeti temsilcileri uzun süredir, Türkiye'nin  uzlaşmaz bir tutum içine girmesi halinde müzakerelerin  durdurulması için Brüksel'e çağrıda bulunuyor. Anlaşılan  Avrupalı bürokratlar bu çağrıları dikkate almaya başlıyorlar.  Kaldı ki, Avrupalıların yarısından fazlası AB'nin daha fazla genişlemesini, özellikle de Müslüman Türkiye'nin AB'ye  üyeliğini desteklemiyor." (İrena Şekoyan, 09/11)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

Atina Haber Ajansı: "AB Ankara'ya Aralık Ayına Kadar Süre Verdi": "Avrupa Komisyonu, Ankara'ya, Gümrük Birliği Protokolü'nü  Kıbrıs'a uygulaması için bir ay süre tanırken, bunun aralık ayındaki doruk toplantısına kadar gerçekleşmemesi durumunda  Türkiye aleyhine önlemlerin alınması yönünde öneride  bulunacağını açıkça belirtti. Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso, toplantıdan  sonra şu açıklamayı yaptı: ‘Avrupa'nın, komşularıyla barış  içinde olan ve çağdaşlaşma ile Avrupai değerleri takip eden,  istikrarlı, demokratik ve refah içinde bir Türkiye'ye ihtiyacı  var. Bundan dolayı Türkiye ile üyelik müzakerelerine başladık.  Fakat bu sürecin başarıyla sonuçlanmasının anahtarı, Türkiye'nin reformlarını sürdürmesinde ve yükümlülüklerini yerine  getirmesindedir. Bugün, bir çözüm bulunması için, diplomatik  çabalara bir fırsat tanımaya kara verdik. Türkiye, Ankara  Protokolü'nün uygulanmasıyla ilgili yükümlülüklerini yerine  getirmeli. Yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesinde  başarısız olması, tüm müzakere sürecini etkileyecek. Komisyon,  Türkiye'nin aralık ayındaki AB zirvesi öncesine kadar  yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda, gerekli  önerilerde bulunacaktır.’ Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı İlerleme Raporu’nda,  Kıbrıs ve Yunan-Türk konularındaki ifadeler son derece  olumlu. ‘Bölgesel Konular ve Uluslararası Yükümlülükler’  kısmında Kıbrıs'tan bahsedilen raporda, Türkiye'nin Gümrük  Birliği Protokolü'ne ilişkin olarak yükümlülüklerini yerine  getirmeyi reddettiği ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının,  üyelik sürecin bir unsuru olduğu belirtiliyor. Yunan-Türk konularına ilişkin ifadeler de tatminkar.  Raporda özellikle, Türkiye'nin iyi komşuluk ilişkisi ve  sorunları barışçı yoldan çözümleme yönünde verdiği ‘kesin’  vaadinin altı çiziliyor. Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye arasındaki ilişkilerin  normalleşmesi yönünde hiçbir ilerlemenin kaydedilmediği  belirtilen raporda, Türkiye'nin Kıbrıs'ın uluslararası  kuruluşlara katılımını veto etmeye devam ettiği vurgulanıyor. Dışişleri Bakanı Bakoyanni, AB Komisyonu'nun Türkiye  İlerleme Raporu’nu açıklamasından önce düzenlediği basın  toplantısında, raporun içeriği konusunda bir soruya cevaben  şunları söyledi: ‘Rapor, Türkiye'nin AB sürecinin  değerlendirilmesi için gereken tüm unsurları içeriyor.  Sanırım, AB'de bundan sonra alınacak kararlar için bir  temel oluşturacaktır.’" (09/11)

 

Eleftherotipia: "Hiçbir Şey Söylemeden Her Şeyi Söylüyor!": "AB Komisyonu tarafından açıklanan Türkiye'nin  İlerleme Raporu ‘yapılması imkansızı yapmayı başardı.’  Kıbrıs ve Yunanistan'dan Türkiye'ye ve diğer Avrupa  ülkelerine kadar herkesi, hem Türkiye'yi AB içinde  destekleyenleri hem de onu eleştirenleri, herkesi  memnun etti. AB Komisyonu’nun ve Finlandiya başkanlığının bunu  başarmasındaki küçük sırrının altında ise, ‘Ankara'nın,  bir aday ülke için, üyelik yönünde tümü olumsuz olan  performansını en ince ayrıntısına kadar kaydetmesi,  ancak bu performans hakkında en küçük bir yorum dahi  yapmaktan kaçınması’ yatmaktadır. Komisyon ve başkanlık, Kıbrıs ile Türkiye arasındaki  Fin girişimini aralık ayındaki AB zirvesine kadar temdit  etme hakkını korudu. Bundan son anda bir uzlaşmanın  sağlanması için çabaların yoğun bir şekilde sürdürüleceği  ve böylece Türkiye ile üyelik müzakerelerine ara verilmesi  tehlikesinin azaltılacağı anlaşılmaktadır.  Ankara'nın Kıbrıs'a karşı tutumu konusu da raporda  yer alıyor, ancak bunun Türkiye ile Kıbrıs arasında ikili  bir konu olmadığına, AB'nin tümüne ilişkin bir konu olduğu  görüşü öne sürülüyor. Türkiye'nin Yunanistan'a karşı yükümlülükleri konusunda  da raporda, ‘Türkiye'nin sınır sorunlarını çözümlemesinin  ve gerektiğinde Uluslararası Mahkeme'nin yetkisine  başvurulmasının kaçınılmaz yükümlülük olduğunun’ altı  çiziliyor, ayrıca, Yunanistan aleyhindeki ‘casus belli’ye  ilişkin Türk tezinin değişmediği de kaydediliyor."  (Kira Adam, 09/11)

 

 

 

NOT: Bu bülten, 09 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR