13.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

The Washinton Times: "Kıbrıs'a Göre Rakibinin Ulaşım Yasağı AB'nin Güvenilirliğine Zarar Verecek": "Türkiye'nin AB üyelik başvurusu üzerine devam eden irade  savaşı, Kıbrıs Hükümeti’nin, Ankara'nın Kıbrıs Rum hava ve deniz  trafiğine yasağını hoş görürse Birliğin güvenilirliğinin tehlikeye  gireceği uyarısında bulunmasından sonra iyice büyüdü. Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas, Ankara'nın liman ve  havaalanlarını Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açmayı reddetmesini,  AB'nin hoş görmemesi gereken bir ‘provokasyon’ olarak nitelendirdi. AB'nin bu hafta yayımladığı Türkiye'nin üyelikte  ilerlemesiyle ilgili acı sözlerle dolu raporuna rağmen Türk  Hükümeti, AB bölünmüş adanın kuzeyindeki Kıbrıs Türk kesimine  uyguladığı Ankara'nın ‘ekonomik blokaj’ olarak tanımladığı şeyi  sona erdirmediği takdirde Kıbrıs Rum trafiğini dışarıda tutma  politikasını sürdüreceğini yeniden doğruladı. AB, Türkiye'ye, 2004'te katılan Kıbrıs dahil 10 ülkeyle  ticaret bağlarını açması için bir ay süre verdi. Son raporda  Türkiye'nin ceza kanunu, yolsuzluk, insan hakları sicili ve  ordunun politikaya müdahalesi eleştirildi. Lilikas, ‘Türkiye'nin Avrupa ailesinin bir üyesi  olmasını istiyoruz, ama Türkiye'yi bugünkü haliyle  istemiyoruz.’ dedi. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye'ye  politikasını değiştirmesi için verilen bir aylık sürenin,  Türkiye'nin AB umutlarında büyük bir engel olarak ortaya  çıkan Kıbrıs sorununda ‘gerçek, ciddi bir ilerleme kaydetmek  için muhtemelen son fırsat olacağı’ uyarısında bulundu."  (Andrew Borowiec, 11/11)

 

Los Angeles Times: "Türkiye'yi Defterden Silmeyin": "Avrupa Komisyonu, Ankara'nın AB'ye katılma  başvurusuna ilişkin bir rapor yayımladı. Rapor, Türkiye'nin  ifade özgürlüğü gibi reformlar konusundaki ilerlemesi ve  Kıbrıs'ı tanımaması konusunda hayli eleştireldi. Kıbrıs engel olarak görülse de, aslında Türkiye'nin  AB'ye katılabileceği düşüncesine Batı Avrupa'nın büyük  bir bölümünde oldukça önemli bir itiraz söz konusu. AB hala,  düşük yaşam standardına sahip 10 yeni Orta ve Doğu Avrupalı  üyesini hazmetmeye çalışıyor ve 73 milyon Türkün hazmedilmesine  ilişkin kıta içerisinde bazı anlaşılabilir endişeler var. (…) Fransa gibi ülkelerde Türkiye'nin adaylığına muhalefet,  büyük ölçüde kültürel kimlik nedeniyledir. Ancak bu düşünce,  büyük oranda laik Müslüman Türkiye'nin Batı ile Doğu  arasında köprü vazifesi göreceği düşüncesine ters düştüğü  için talihsizdir. Türkiye'nin Hıristiyan Avrupa ile başarılı  bütünleşmesi dinlerin çatışması gerekmediğini ve Batı tarzı  demokrasinin Orta Doğu'da gerçekleştirilemez olmadığını  sergileyecektir. Ancak Avrupa'nın itirazıyla karşılaşan Türk toplumunun  birçok kesiminin entegrasyonu rayından çıkarma niyetinde  olduğunun görülmesi, Türkiye'nin uygun olmadığı iddiasını,  kendiliğinden doğrulamaya yarayacaktır. Türkiye'nin, ülkeyi  alenen aşağılamayı ceza kabul eden tartışmalı 301. Maddesi,  Brüksel'i kışkırtmayı amaçlayan milliyetçi bir önlemdir. Aralık ayının ortalarında yapılacak bir AB zirvesinde  komiserler, Türkiye ile üyelik görüşmelerini bir yıl ya da  daha fazla süreyle askıya alabilirler. Bu sonuç, her iki  taraf için de talihsizlik olur." (10/11)

 

 

ALMANYA BASINI:

 

Kölner Stadt-Anzeiger: "Stoiber, Türkiye'ye İlişkin Tavrını Sertleştiriyor": "Bavyera Eyaleti Başbakanı Edmund Stoiber, Türkiye'nin  AB üyeliği konusunda SPD ile daha sert bir tartışmaya giriyor.  CSU Başkanı, Sosyal Demokratlara ‘göz boyayıcılar’ diye  seslendi. Kısa veya uzun vadede bunun yoğun içerikli bir  tartışmaya neden olması bekleniyor. Stoiber, açıklamalarının haklılığını AB İlerleme Raporu’nun  olumsuz içeriğinde görüyor. Stoiber, raporun, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesinin ‘sözleşme ihlali’ olduğunu teyit ettiği  görüşünde. Stoiber, uzun süredir üyelik müzakerelerin dondurulması  gerektiği talebini yineliyor." (11/11)

 

Hamburger Abendblatt: "Çoğunluk Türkiye'nin AB'ye Katılmasına Karşı": "Almanya vatandaşlarının yarıdan fazlası Türkiye'nin  AB'ye katılmasına karşı. ZDF'nin Politbarometre'si tarafından  yayımlanan ankette, soru yöneltilen deneklerin yüzde 61'i,  katılım ancak yıllar sonra gerçekleşebilecek olsa da buna  karşı oldukları yönünde görüş belirtti. Wahlen Araştırma Grubu'nun anketine göre deneklerin  ancak yüzde 33'ü Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyor.  Karşıtların oranları özellikle Hür Demokrat Partisi FDP  yandaşları (yüzde 72) ile Hıristiyan Demokrat Birliği-Hıristiyan  Sosyal Birliği CDU/CSU yandaşları (yüzde 66) arasında yüksek."  ("HA" rumuzlu, 11/11)

 

Almanya'nın Sesi Radyosu: "AB'nin Gündeminde Türkiye Var": "Yılda iki kere bir araya gelen Avrupa Birliği dışişleri  ve savunma bakanları, hafta başında Brüksel’de toplanıyorlar.  Yüklü gündemin başında Türkiye, Kosova, Bosna-Hersek ve  Özbekistan yer alıyor. Avrupa Birliği dışişleri ve savunma bakanları toplantısında,  Birliğin genişleme stratejisi ön plana çıkacak. Bu konuyla ilgili  somut kararların ancak aralık ayında yapılacak devlet ve hükümet başkanları zirvesinde alınması beklenirken, yeni üye adaylarında  ‘Birliğe uyum kabiliyeti’ daha fazla aranacak. Buna karşılık  Balkan ülkelerine verilen vaatler tutulacak, bütün koşulları  yerine getirmesi halinde Türkiye’ye tam üyelik yolu açık  bırakılmaya devam edilecek. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu’nun olumsuz  tespitleri karşısında Ankara ile üyelik müzakerelerinin askıya  alınması ya da tamamen durdurulması talepleri karşısında  uyarıyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi Kıbrıs’ı aralık ayında  yapılacak Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanlarının  zirvesine kadar dolaylı da olsa tanımaması halinde, bu taleplerin  zirvede de tartışılması bekleniyor. Almanya Dışişleri Bakanı  Frank-Walter Steinmeier, Kıbrıs ile ilgili tartışırken Avrupa  Birliği’nin Kıbrıs’ın kuzeyine bazı sözler verdiğini unutulmaması,  bu sözlerin de tutulması gerektiğini hatırlatıyor. Birliğin dönem  başkanı Finlandiya Kıbrıs ile ilgili taraflar arasında bir uzlaşma sağlayabilmek için halen görüşmelere devam ediyor. Brüksel diplomasi çevrelerinde, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi Kıbrıs’a liman ve havaalanlarını açmaması halinde yaptırımlar uygulanması gerektiği  ve ‘Ankara’nın tavrının muhtemel sonuçlarının neler olabileceği’ görüşülüyor.(…)"  (Bernd Riegert, 11/11)

 

Deutsche Welle: "Türkiye'nin İzole Edilmesi Kötü Olur":

 

            "SORU: AB Komisyonu’nun açıkladığı Türkiye İlerleme  Raporu nedeniyle, üyelik müzakerelerini dondurma taraftarı  olanların sesi gittikçe yükseliyor. Bu gelişmeler size  endişe veriyor mu?

 

            STILIANIDIS: Böyle bir şeyi elbette arzu etmeyiz.  Türkiye'nin izole edilmesinin, bu ülke için kötü olacağı  kadar Balkanlar, Yunanistan ve AB üzerinde de olumsuz  etkiler yaratacaktır. Türkiye'nin, Avrupa'ya giden yolun  esaslı reformlardan geçtiğini anlamasının, AB'nin ikna  çalışmaları sağlaması zorunluluğuna bağlı olduğuna inanıyoruz.  Ankara Hükümetinin, AB'nin ilkeler ve prensipler konusunda  kesintiler amaçlamadığını ve reformların hayata geçirilmesi  gerektiğini kavraması önemlidir. Avrupa ile Türkiye arasındaki  diyalog ve alışveriş devam ettirilmelidir. Diğer yandan AB,  Türkiye konusunda, değer ve prensiplerinden sapmış olsaydı,  yanlış yapmış olurdu. Bu sanki, Avrupa'nın bir yandan  kapılarını örttüğü, ama diğer yandan da pencerelerini  açık tuttuğu gibi algılanırdı. Bizim hedefimiz bu olamaz.  Bizim amaçladığımız, Avrupa'ya olabildiğince yakın bir  Türkiye'dir. (…)

 

            SORU: Almanya Başbakanı Merkel, Türkiye'yi, üyelik  müzakerelerini tehlikeye atmaması için Kıbrıs konusunda  harekete geçmeye çağırdı. Yunanistan'ın Alman Dönem  Başkanlığı’ndan beklentileri nelerdir?

 

            STILIANIDIS: Berlin bu konuda oldukça hassas. Avrupa  belli bir çerçevede hareket ediyor ve hiçbir biçimde  prensiplerinden sapma gösteremez. AB'ye katılmayı amaçlayan  Türkiye veya herhangi bir başka ülke, uyum göstermek  zorundadır. Aynı kurallar geçmişte bütün aday ülkeler  için geçerliydi ve Türkiye için de geçerliler. Sonunda  AB isteklerinin adresine ulaşacağından ve aday ülkelerin, buna uygun olarak hareket edeceğinden eminim. İnancım,  Erdoğan hükümetinin iyi niyetler beslediği yönündedir.  Fakat bir hükümet politikası, niyeti bakımından değil de sağladığı başarı oranında ölçülür. Maalesef, dış  politikada, özellikle de Avrupa politikasında bu böyle." (Giorgios Pappas, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Evripidis Stilianidis ile yapılan mülakat, 09/11)

 

Die Welt: "Referandum Yolu Yanlış Diyen d'Estaing Türkiye'nin AB Üyeliğini Reddediyor": "Avrupa Anayasası’nın fikir babası Valery Giscard  d'Estaing, Avrupa Anayasası’nın referandum yoluyla karara  bağlanmasının yanlış yol olduğu görüşünde. d'Estaing, Avrupa'nın ne olduğunu ve kendisini nasıl  tanımladığını vatandaşlarına net bir şekilde anlatması  gerektiğini savunuyor ve buna, kimlik ve sınırların da  dahil olduğunu söylüyor.

 

            SORU: Türkiye de bu sınırlara dahil mi?

 

            d'ESTAİNG: Hayır. Ayrıca, Amerika üç devletten oluştuğu  sürece (ABD, Kanada ve Meksika), Washington'un Avrupa'ya,  başkenti de dahil topraklarının yüzde 95'i Avrupa Kıtası  dışında bulunan bir ülkeyi alması için baskı yapması kabul  edilemez." (Dietrich Alexander, Fransa eski Cumhurbaşkanı ve Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valery Giscard d'Estaing ile yapılan mülakat, 10/11)

 

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Türkiye Anlaşmazlığında Bir Tırmanıştan Kaçınmalıyız":

 

            "SORU: Sayın Bakan, AB Komisyonu şimdi Türkiye'ye, AB üyesi  Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi için beş  hafta zaman verdi. Sizce Türkiye yeterli adımları atacak mı?

 

            STEİNMEİER: Türkiye, AB'ye borçlu ve bunu biliyor. Ancak,  AB'nin de Kuzey Kıbrıs Türk halkı karşısında henüz yerine  getirmediği bir sözü var. Önümüzdeki haftalarda hem Ankara hem  de Lefkoşa'da gerekli esnekliğin gösterilerek, AB Dönem  Başkanlığı Finlandiya'nın akılcı uzlaşı önerisinin kabul  edilmesini umut ediyorum. Finlerin ricası üzerine, Türkiye ile  Kıbrıs dışişleri bakanlarının buluşmasına yardımcı olmaya  çalıştım. Ne yazık ki buluşma son anda iptal edildi. Bu  girişimim esnasında iki tarafın da, çatışmadan kaçınılması  ve bir uzlaşı çizgisi belirlenmesi için anlayışlı ve  istekli oldukları izlenimi edindim.

 

            SORU: AB Dönem Başkanlığı Almanya'nın bu ihtilafı miras  olarak devralması ve Türkiye ile müzakerelerin daha da  güçleşmesi ihtimali ne kadar büyük?

 

            STEİNMEİER: Şimdiden Finlandiya'nın uzlaşısı doğrultusunda  bir çözümden yana çaba harcamamın bir nedeni de, Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı döneminde konunun tırmanmasından  kaçınılmasını istememdir. Ancak daha derinde yatan neden,  çarşamba günü açıklanan AB Komisyonu’nun İlerleme Raporu’nda  görülmektedir. Kamuoyundaki bazı abartmaların tersine AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye'deki atılan  reform adımları ile eksiklerin bilançosunu çok adil bir  şekilde çıkardı. Türkiye'nin daha katetmesi gereken uzun bir  yol var ve bunu Türkiye de biliyor. Başbakan Erdoğan'ın  tartışmalı 301. Madde’nin reforme edilmesine hazır olduğunu  söylemesi de bunun bir göstergesidir. Başarılanların  toplamına bakılacak olursa, Avrupalıların şimdi her şeyi  kolayca sorgulaması sorumsuzluk olurdu." (Günter Bannas, Johannes  Leithaeuser, Federal Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile  yapılan mülakat, 10/11)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Der Standard: "Türkiye Raporu AB İçindeki Kavgayı Kızıştırmaya Devam Ediyor": "Avrupa Parlamentosu’ndaki Alman Hıristiyan Demokrat  Birlik Partili (CDU) parlamenterlerin çoğu günlerden beri  Türkiye ile müzakerelere ara verilmesi için çağrıda  bulunuyorlar. Kuzey Ren-Vestfalya'nın Avrupa Bakanı Michael  Breuer, ‘Halkın Avrupa konusundaki hoşnutsuzluğunun daha da  artmasını istemiyorsak, müzakerelerin durdurulması gerekir.’ dedi. Bavyera Başbakanı Edmund Stoiber de buna benzer bir  argüman öne sürdü. Almanya Başbakanı Angela Merkel ise  Türkiye'nin tam üyeliğine karşı çıktı. Buna karşın Başbakan Yardımcısı Franz Müntefering,  Türkiye'nin ‘Avrupa'nın bölünmez bir parçası’ olduğunu ileri  sürerek, şartların yerine getirilmesi halinde, ülkenin uzun  vadede AB üyesi olacağı konusundaki iyimser görüşlerini dile  getirdi. Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı, Almanya'da bazı  kişilerin müzakereleri durdurarak, Türkiye'nin yüzüne kapıyı  kapatmak istediklerini belirtti. Almanya'da olduğu gibi diğer  AB ülkelerinde de Türkiye'nin katılım çabalarına ilişkin İlerleme Raporu’na dair tepkiler birbirinden farklı oldu. Fransa'da Sosyalist Parti ikiye bölündü. Başkanlık  seçimine ilişkin kamuoyu araştırmalarında önde giden,  Çevre ve Aile eski Bakanı Segolene Royal, Türkiye ile müzakerelere  devam edilmesini, ancak sonunda Fransız halkının referandumla  katılım konusunda karar vermesini istiyor. Maliye eski Bakanı  Dominique Strauss Kahn, Türkiye'nin AB'ye katılımından yana  bir tavır sergiliyor. Eski Başbakan Laurent Fabius ise  Türkiye'ye kesinlikle hayır denmesi taraftarı. Komisyon’da ise Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn  Türkiye'nin katılımının hararetli savunucularından. Rehn  ‘frencileri’ sorumsuz davranmakla suçluyor. Alman Başkan  Yardımcısı Günter Verheugen ile Ulaştırmadan Sorumlu Komisyon  Üyesi Jaques Barrot ise katılıma kuşkulu bakıyorlar." (Michael Moravec, 10/11)

 

Wiener Zeitung: "AB Parlamenteri Swoboda: Kıbrıs'ın da Kısmen Suçu Var": "SPÖ'lü AB Parlamenteri ve eski Türkiye raportörü  Hannes Swoboda, Türkiye ile müzakereler konusunda çıkan  krizden yüzde 80 oranında Ankara'nın suçlu olduğunu, çünkü  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimlerden önce ‘bir şey  yapmaya cesaret edemediğini’ söyledi. Ancak Swoboda'ya göre suçun yüzde 20'si ‘bir güç  pozisyonundan yola çıkan’ Kıbrıs'a ait. Swoboda, Fransa ve  Almanya'nın Türkiye ile müzakereleri ‘kendilerinin durdurmak  zorunda kalmamaktan dolayı mutlu olduklarını’, nitekim  Avusturya'daki bazı kişilerin de aynı görüşte olduğunu  söyledi. Halbuki Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'a  baskı yapmanın yerinde olacağını vurgulayan Swoboda, ‘AB'nin  vaadini yerine getirmesini engelleyenin’ Papadopulos olduğunu  belirtti. Swoboda, Fransa'nın Ermenilere soykırımı inkara ceza getirilmesini öngören bir yasa çıkarma girişiminin de  Birliğin müzakere pozisyonunu ‘son derece zayıflattığını’  belirterek, AB'nin, Türkiye'yi ifade özgürlüğünü kısıtlamakla  suçladığını, ancak şimdi soykırımı inkar eden Türkiye'nin de  Fransa'nın çıkardığı yasağa işaret edip AB'nin eleştirisini  reddedeceğini söyledi." ("wot" rumuzlu, 10/11)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "AB, Aralık Ayı Zirvesinden Önce Genişleme ve Türkiye'nin Durumuna Eğiliyor": "Avrupalı dışişleri bakanları, aralık zirvesine  hazırlık olarak, AB'nin genişleme stratejisi ve Türkiye  ile gergin ilişkiler üzerine eğilecek. Avrupa Komisyonu’nun geçen çarşamba yayımlanan raporu  ışığında 25 bakanın, Türkiye'nin, Gümrük Birliği’ni  2004 yılında AB'ye katılan Kıbrıs'ın güney kesimine  uygulamayı ısrarla reddetmesine karşı, hangi önlemleri  alabilecekleri konusunda görüşmeleri bekleniyor. Birçok Avrupalı yetkili, üyelik müzakerelerinin en  azından kısmi askıya alınması çağrısında bulundu. Ancak  25'ler bu konuda bölündüler ve Türkiye gibi stratejik bir  partnere karşı radikal bir karar almaktan çekindiler. Avrupa Komisyonu, geçen çarşamba günü, Finlandiya  Başkanlığı tarafından hazırlanan Kıbrıs konusundaki  uzlaşmaya son bir şans verme çağrısında bulunarak, tavsiye  vermekten sakındı."  (Catherine Triomphe, 12/11)

 

Le Figaro: "Kıbrıs Meselesinde Avrupa Birliği Hem Yargıç Hem Taraf": "Avrupa Komisyonu Türkiye'ye ilişkin İlerleme Raporu’nu  açıkladı ve beklendiği gibi insan hakları ve reform konularında  Ankara, ‘şiddet içermeyen fikirleri belirtenlerin dava edilmesi  ve yargılanmasının’ endişeye sebep olmasından dolayı eleştiriliyor.  Bu noktada Türk Ceza Kanunu’nun ‘Türklüğe hakaretin’  cezalandırılmasını öngören 301. Maddesi çerçevesinde davalılar  aklansa da sorun yaşanıyor. Bu nedenle de son günlerde Başbakan  Erdoğan'ın bahse konu maddenin değiştirilmesini isteyerek ödün  verdiğini görüyoruz. Rapor ayrıca ordunun siyaset üzerindeki  etkisini sürdürdüğünü ve yargının bağımsızlığı, rüşvet ve azınlık  hakları konularında ilerlemeler kaydedilmediğinin altını çiziyor. Jose Manuel Barroso başkanlığındaki Komisyon, Kıbrıs'la  ilgili müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlandığını da  hatırlatarak Türkiye'nin, Kıbrıslı şirketlere liman ve  havalimanlarını açmayı reddederek AB ile vardığı gümrük  birliği anlaşmasını ihlal etmesini de eleştiriyor. Türkiye  ise 25’lerin Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı tecridin  kalkması için harekete geçmelerini istiyor. Finlandiya Dönem Başkanlığı’nın önerdiği anlaşmada, AB  ile Kıbrıslı Türkler arasında doğrudan ticaretin, Avrupa  kontrolü altına girecek Gazi Magosa limanı aracılığıyla  yeniden başlatılması öngörülüyor. Kıbrıs Türk Hükümeti,  bu anlaşmanın, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün  tanımadığı ‘kaçak’ Ercan havalimanını da kapsamasını  istiyor. (…) Kıbrıs meselesinin AB-Türkiye dosyasında önemli bir yer  tuttuğunu bilmek gerekir. Bu, ‘kırmızı hattır’. "Ankara'yı  bir kenarda bırakan ve iki Helen ülkesinin de üye olduğu  Avrupa kulübüne kesin gireceğine dair hiçbir garantinin’ verilmediği belirsizlik ortamında ada hakkındaki her türlü  ödün, Türk diplomasisi için, ulusal ve stratejik çıkarların çiğnenmesi, Kıbrıs Rum Hükümeti’ni tanımak ve Kıbrıslı Türkleri  eninde sonunda sindirilecek bir azınlık olduğunu kabul etmek  anlamına geliyor.   Meselenin BM'den AB'ye geçmesi zor görünüyor, zira AB  bu konuda hem yargıç hem de taraf. Sırf bu iki ülke AB üyesi  ama Türkiye değil diye Yunanistan ile Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin çıkarlarının karşılanması haklı olmaz. (…)" (Semih Vaner, 10/11)

 

AFP: "Türkiye'nin AB Üyeliği... Bazı Ülkeler 7 Aralık'tan Önce Bir Tavsiye Kararından Yana": "Avrupa kaynaklarından  alınan bilgilere göre, AB üyesi birçok ülke, Avrupa  Komisyonu’nun Türkiye ile üyelik müzakerelerini askıya  alma ihtimali konusundaki tavsiyelerini, aralık ayı  ortasında yapılacak olan Avrupa zirvesinden en az bir  hafta önce sunmasını arzu ediyor. Brüksel'de dün yapılan 25'lerin büyükelçiler  toplantısı sırasında heyetlerin büyük çoğunluğu, bu  kararların hazırlığının yeterince erken gerçekleşmesini  istediler. Heyetler, tavsiye kararlarının, 14-15 Aralık'ta  yapılacak olan zirvenin hazırlanacağı 11 Aralık'taki  Dışişleri Bakanları toplantısından önce sunulmasını  istediler. Heyetler, Bakanlar toplantısından önce yapılacak  olan toplantılarında, yani en geç 7 Aralık'a kadar,  25'lerin büyükelçilerinin, AB'nin tutumunu hazırlamaya  başlamasını istiyor. Avrupa dışişleri kaynağına göre, Danimarka,  Hollanda, İspanya, Belçika, Lüksemburg, İtalya,  İngiltere, Almanya özellikle bu konuyu savunanlardan." (10/11)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

Reuters: "Papadopulos: Kıbrıs Sorunu Çözülmeden Türkiye AB'ye Katılamaz": "Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, yaptığı  açıklamada, Kıbrıs meselesinin çözümlenmesinden önce Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi Birliğe dahil etmeyi ‘mümkün’  görmeyeceğini söyledi. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papa'yı ziyaret etmek üzere gittiği  Vatikan'da yaptığı basın toplantısında, ‘Herkes bizim Avrupa  Birliği'nin tam üyesi olduğumuzu hatırlamak zorundadır. Avrupa  Birliği'nin, aday ülkelerden birinin, üye ülkelerden birinde  işgalci güç bulundurmasına izin vermesi mümkün değildir.’ dedi. Kıbrıslı Rum lider, ülkenin ‘Türkiye'nin müzakerelerde ilerleme kaydetmesini istememe hakkı’ bulunduğunu söyledi." (Philip Pullella, 10/11)

 

The Economist: "Türkiye'nin Ayağı Kaydırılıyor mu?": "Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem padişahlarından  II. Abdülhamit şöyle demişti: ‘Büyük güçlerin reform  talepleri asla bitmez.’ Modern Türkiye'nin milyonlarca  vatandaşı tarafından paylaşılan bu inanç, Avrupa  Komisyonu’nun 8 Kasım tarihinde Brüksel'de açıklanan  Türkiye'nin üyeliği hakkındaki son İlerleme Raporu ile  pekişti. Belge, Türkiye'yle AB üyelik görüşmelerini askıya  alma yönündeki bir karar için Avrupa Birliği'nin  genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn tarafından  icat edilen bir terim olan ‘tren kazasına’ anında  yol açmayabilir. Fakat Avrupalı liderlerin Brüksel'de  bir zirve yapacağı aralık ayının ortasına kadar Türkiye  limanlarını ve havaalanlarını Rum gemilerine ve uçaklarına  açma yönündeki AB talebini karşılamazsa, masadaki bir  tehdit olarak kalır. (…) Aralık ayındaki dönüm noktasına rağmen Başbakan Erdoğan'ın  Kıbrıs konusunda hareket edeceği yönünde pek işaret yok. Türkiye'nin çoğunluğu Müslüman olan ilk  AB üyesi olma umutları sonsuza kadar suya mı düştü? Bazı uzmanlara göre, bir yıl önce başlayan üyelik müzakereleri  gerçekte şimdiden kesildi. Türkiye'nin AB ile müzakere  etmesi gereken 33 başlıktan (bilim ve teknik konularındaki)  sadece biri kapandı. Türklerle Kıbrıs konusundaki uyuşmazlık  Rumları her an diğer konu başlıklarındaki müzakereleri bloke  etmek için veto etmeye kışkırtabilir. (…) Türkiye'deki milliyetçilik, AB üyeliğine olan  desteği tüketti. Bir anket, iki yıl önce yüzde 67 olan  oranla kıyaslandığında desteğin yüzde 32'ye düştüğünü  öne sürüyor. (…) AB tarafından reddedilmesi halinde Türkiye'nin İran ve  Rusya gibi şu ana kadar yanlış yolda oldukları kanıtlanmış  olan ülkelerle kucaklaşacağına dair spekülasyonlar var.  Aslında Erdoğan ve üst düzey askerler Türkiye'nin en güçlü  müttefiki olan Amerika'yla stratejik ilişkisini onarmak  için yarışıyorlar. (…) Amerika'nın 20 yıldan fazla  bir süredir Türk Ordusu ile savaşan asileri kovmayı  reddetmesi, Türkiye'deki Amerikan karşıtlığının en büyük  kaynağı. Bush yönetiminin bu tarz taleplere olumlu yanıt verip  vermeyeceği belli değil, gerçi Donald Rumsfeld'in yerine  gelen yeni savunma bakanıyla bu daha kolay olabilir. Kesin  olan şu ki Amerika, Türkiye'nin AB üyeliği için lobi  yapmaya devam edecek. Türkiye'nin AB özlemlerini canlı tutmak için Amerikan baskısı önemli bir rol oynamıştır.  Bu gelecekte de gerekli olabilir." (11/10)

 

 

İSVİÇRE BASINI:

 

Neue Zürcher Zeitung: "Türkiye'de AB'ye Hayal Kırıklığı": "AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasından bir yıl sonra,  Türkiye'deki hayal kırıklığı büyüyor. Ankara limanlarını ancak  AB Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonu kaldırmaya hazır  olduğunda, Kıbrıs gemilerine açacak. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İlerleme Raporu’na,  şaşırtıcı bir itidal ile tepki verdi. Ülkesinin AB üyeliği için  gerekli reformları gerçekleştirmeye hazır olduğunu söyledi. Ancak Kıbrıs konusunda, hükümetinin sert tavrından uzaklaşmadı. Kıbrıs'ta tüm tarafların bir adım atması gerektiğini belirtti. AB Komisyonu, Kıbrıs sorununda Ankara'yı dolaylı olarak  sözleşmenin ihlali ile itham etti. Türkiye'ye, sözleşmelerden  doğan yükümlülüklerini yerine getirmek ve limanlarını Kıbrıs  Cumhuriyeti uçak ve gemilerine açması için bir ay süre verdi.  Aksi takdirde Türkiye'nin ciddi sonuçları hesaba katmak zorunda  olduğu belirtildi. Bu tür tehditler, birkaç yıl önce olsa  Türkiye'de fırtınalar koparırdı. Birçoğuna göre AB perspektifi, ülkenin modernleşmesinin  itici gücü. Halkın büyük çoğunluğu bir AB üyeliğinden yana  görüş bildirdi. AB'nin beklentilerine uymak için, daha önceleri  yolsuzluk skandalları ve İslamcılar ile laikler arasındaki  mücadelelerden dumura uğramış olan meclisten beklenmesi imkansız  olan yasalar çıkarıldı. Ancak AB'nin son tehditlerine kulak asan yok. Bu arada  Türkiye'deki hava değişti. Hayal kırıklığı yayılıyor."  ("it" rumuzlu, 09/11)

 

 

İSPANYA BASINI:

 

El Pais: "Türkiye Anlamalı": "Avrupa Komisyonu, Türkiye'yi, ciddi şekilde uyardı.  Türkiye'nin AB'ye olası katılımı, stratejik öneme ve tüm  bölgede demokratikleşme açıdan büyük öneme sahipken,  Ankara'nın Kıbrıs ile ilişkilerini normalleştirmeye yönelik  engelleyici tavrının bu süreçte bir tehdit unsuru olması  saçma geliyor. Türkiye gibi büyük bir ülkenin, 25'lerin  talep ettiği siyasi bir jesti gerçekleştirmekte kendini  yetersiz hissetmesi en kör milliyetçi tutuculukla bile  açıklanamaz. Bir örgütün adayı, tüm üyelere saygı duymalı. Türkiye, Rum gemi ve uçaklarına, Avrupa Komisyonu’nun isteği  doğrultusunda, liman ve havaalanlarını açmak zorunda. Birçokları Kıbrıs Rumlarının, adanın bölünme dramına  bir çözüm bulunmadan, AB'ye girmesi hakkında tartışmış  olabilir. Sayısız şüphe ve fazlasıyla da makul eleştirinin yanında geniş bir destek gören bu zor projenin çıkmaza  girebilme durumu söz konusu olduğu için, Ankara'nın kabul  etmesi gereken ilkeler var. Çünkü burada Avrupa göreneğine  sahip, ancak Müslüman ve Orta Doğu'nun kültür alanına  mıhlanmış bir ülkenin AB üyesine dönüşmesi mevzu bahis. Müzakere, birçok çekincelerle birlikte zamanında  başladı. AB ülkelerinde Türkiye hakkında mesnetsiz ve  düşmanca tavırlar olduğu açık. Ancak Erdoğan Hükümeti de  tahrik edici ve Avrupa karşıtı alınganlık havası yaratmaktan  başka bir şey yapmadı. Kargaşa içindeki bir Orta Doğu'da  Pantürkizm veya yayılmacı liderlik hayalleri modern Türkiye  için bugün işe yaramamaktadır. Ankara da, AB'nin ilkelerinden vazgeçmemelidir. (…)" (10/11)

 

 

İTALYA BASINI:

 

Corriere Della Sera: "Borrell: İnsan Hakları Konusunda Türk Hükümeti’ne Karşı Katı Olmak Durumundayız":

 

            "SORU: Komisyon, Türkiye'deki reformlar hakkında sert  bir görüş belirtti, ancak siyasi sonuçlarını erteledi. Bu  sizce iyi mi?

 

            BORRELL: Eylül ayında Avrupa Parlamentosu’nun son  toplantısında oylanan kararın sert olması gibi, söz konusu  rapor da sert olmak zorundaydı. Tarafsız olarak belirtmeliyim  ki, reformların yapılmasında birtakım zorluklar mevcut ve  ilerlemeyi hızlandırmak gerekiyor. Aynı zamanda Komisyonun  tercihini iki sebepten doğru buluyorum. Birincisi, karar  verme durumundaki  Avrupa Konseyi’nin rolünün ne olduğunu  bu şekilde gözler önüne seriyor. İkincisi, tüm AB'nin  meselesi olarak anlaşma sağlanması gereken Kıbrıs konusunda,  Türkiye'yi bir çözüm bulmaya ikna etmeye çalışmak amacıyla  Finlandiya'ya daha çok zaman veriyor. (…)

 

            SORU: Peki Avrupa ne yapıyor? İzliyor mu, yoksa yardım  eli uzatabilir mi?

 

           BORRELL: Türkiye'yi reddetmek, dönüşümüne katkı sağlamadı.   Tam tersine dönüşümü engelledi. Dolayısıyla, Türkiye'nin  değişmesine destek olmak istiyorsak, daha yoğun ilişkiler  kurmalı ve yapıcı davranmalıyız." (Giuseppe Sarcina, Avrupa Parlamentosu Başkanı  Joseph Borrell ile yapılan mülakat, 09/11)

 

La Repubblica "Türkler Güvenliğimiz Açısından Stratejik Önemi Haiz":

 

"SORU: Sayın Bonino, Türkiye'nin tarihi dostusunuz. Dış Ticaret ve Avrupa Politikaları Bakanı olarak da ilk  ziyaretinizi Türkiye'ye yaptınız. Ülkede reform sürecinin  çıkmazda olduğu bir dönem yaşanıyor: Hala Türkiye'yi AB  içinde istemenin bir anlamı var mı?

 

BONINO: Tabii ki anlamı var. AB'ye katılım arzusu  doğudaki ülkelerde demokratik bir sürecin motorunu  oluşturmaktadır ve bu, bizim güvenliğimiz için önemli  olan Ankara'nın reform yapmaya teşvik edilmesi anlamına  gelmektedir. Türkiye ile stratejik müttefiklik konusunda  Avrupa'nın gözlerini kapaması şaşırtıcıdır.

 

            SORU: Ama Türkiye ile olan müzakereler, insan  hakları ihlalleri nedeniyle de çıkmaza girdi.

 

            BONINO: Reformlar yavaşladı. Ancak, Başbakan Erdoğan  ifade özgürlüğü hakkındaki yasayı yeniden ele almaya çalıştı. Tabii ‘Ermeni soykırımı’ hakkında düşünce suçlarının   cezalandırılmasını öneren Fransa gibi ülkeler bu konuda  karne düzenleyemezler.

 

            SORU: Bu İslam ülkesinden gelen dini hoşgörüsüzlük  sinyalleri sizi korkutmuyor mu?

 

            BONINO: İran, Irak, Suriye, terörizm, Orta Doğu, enerji  sorunları: sadece bu konulara bakılacak olursa, Avrupa ve  Orta Doğu arasındaki bölgede istikrar ve güvenlik için  Türkiye'nin ne kadar önemli olduğunun farkına varılır.  Ankara, Müslüman dünyası için laik ve demokratik İslam  ülkesi modelini temsil edebilir." (Alberto Mattone, Dış Ticaret ve Avrupa Politikaları Bakanı Emma Bonino ile  yapılan mülakat, 08/11)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

 

Politis: "Türkiye’ye Yönelik İlerleme Raporu’ndan Sonraki Gün... Kriz Görmüyorlar": "Türkiye-AB müzakerelerinin Başmüzakerecisi Ali Babacan,  Türkiye için önümüzdeki ay yapılacak olan zirve toplantısında  herhangi bir olumsuz senaryo beklemiyor. Türk yetkili, müzakerelerin ertelenmesi için 25 üyenin ortak kararının gerektiğini savundu.  Türk Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Türkiye’ye limanlar  konusunda süre tahditlerinin konulmasının yanlış olduğunu  söyleyerek dolaylı yoldan AB’yi eleştirdi. Ali Babacan, CNN Türk kanalına verdiği röportajda,  Komisyon’un Türkiye’ye mühlet vermediğini, yalnızca Kıbrıs sorunu  hakkında tespitlerde bulunduğunu söyleyerek, İlerleme Raporu’nu  farklı bir şekilde yorumladı. Ali Babacan’a göre, AB bekleyeceğini açıkladı. Türk yetkili, ‘müzakerelerin nasıl gideceğini ve sonuç  olup olmayacağını’ göreceğiz dedi. Ayrıca; böyle bir şey için  25’lerin ortak kararının gerektiğini belirterek, Türkiye’nin  üyelik müzakerelerinin ertelenmesi ihtimalinin zayıf olduğu  yönünde bir değerlendirmede bulundu. Bazı başlıklar için erteleme  olup olmayacağı sorusuna ise Babacan, ‘AB’nin uzlaşma kültürü  olduğuna göre, rasyonel yaklaşım, Türkiye'nin üyelik sürecinin  kesintiye uğramamasıdır’ cevabını verdi. Türk Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, "Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB'ye katılım sürecine  karşı kullanılmamalıdır. dedi ve Ankara’nın bugüne kadar Kıbrıs  sorununun çözümü için fevkalade yapıcı bir tutum sergilediğini ve  bu tutumunu sürdüreceğini savundu."  (Anna Andreu, 10/11)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

Eleftherotipia: "Atina'dan Ankara İçin Sert Tutum": AB Komisyonu’nun Türkiye'ye dair (yorumlar ve önerilerin  yapılmadığı, ancak Türkiye'nin yerine getirmediklerine dair  olumsuz ifadeler bulunan) raporun yayımlanmasından bir gün  sonra, Başbakan Karamanlis aday ülkeye dair açıklamalarında  sert bir tutum sergiledi. Başbakan, Ankara'nın aralık ayında yapılacak olan AB  zirvesine kadar Finlandiya'nın tanıdığı ‘ödemesiz dönem’  içinde yükümlülüklerine uyum sağlamaması durumunda, Atina'nın  da Ankara'ya karşı yaptırımlar uygulayabileceğini ima etti.  Bratislava'daki Ortodoks Kilisesi ile Avrupa Halk Partisi  Parlamento Grubu diyaloguna katılan Karamanlis, Atina'nın,  Türkiye'nin AB'ye tam üye olması konusundaki görüşlerini  değiştirmediğini, ancak AB üyeliği yolunda ilerlemenin bir gezi olmadığını, Ankara'nın Avrupa Birliği tarafından  konulan kriterlere saygı göstermesi, kriter ve ön şartları  uygulamasının gerektiğini de açık bir şekilde ortaya koydu. Başbakan açıklamasında, Atina'nın gelecek AB zirvesinde  Lefkoşa ve diğer bazı ortak ülkelerle birlikte Türkiye'ye  yaptırım uygulanması konusunda işbirliğinde bulunacağı,  ancak üyelik müzakerelerine ara verilmesinden yana  olmayacağına dair net bir uyarıda bulundu."  (Kira Adam, 10/11)

 

 

 

 

 

 

NOT: Bu bülten, 10-12 Kasım 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR