ABD BASINI:
The Washinton Times: "Kıbrıs'a Göre Rakibinin Ulaşım
Yasağı AB'nin Güvenilirliğine Zarar Verecek":
"Türkiye'nin AB üyelik başvurusu üzerine devam eden irade savaşı,
Kıbrıs Hükümeti’nin, Ankara'nın Kıbrıs Rum hava ve deniz trafiğine
yasağını hoş görürse Birliğin güvenilirliğinin tehlikeye gireceği
uyarısında bulunmasından sonra iyice büyüdü. Dışişleri Bakanı Yorgo
Lilikas, Ankara'nın liman ve havaalanlarını Kıbrıs Rum gemi ve
uçaklarına açmayı reddetmesini, AB'nin hoş görmemesi gereken bir
‘provokasyon’ olarak nitelendirdi. AB'nin bu hafta yayımladığı
Türkiye'nin üyelikte ilerlemesiyle ilgili acı sözlerle dolu raporuna
rağmen Türk Hükümeti, AB bölünmüş adanın kuzeyindeki Kıbrıs Türk
kesimine uyguladığı Ankara'nın ‘ekonomik blokaj’ olarak tanımladığı
şeyi sona erdirmediği takdirde Kıbrıs Rum trafiğini dışarıda tutma
politikasını sürdüreceğini yeniden doğruladı. AB, Türkiye'ye, 2004'te
katılan Kıbrıs dahil 10 ülkeyle ticaret bağlarını açması için bir ay
süre verdi. Son raporda Türkiye'nin ceza kanunu, yolsuzluk, insan
hakları sicili ve ordunun politikaya müdahalesi eleştirildi. Lilikas,
‘Türkiye'nin Avrupa ailesinin bir üyesi olmasını istiyoruz, ama
Türkiye'yi bugünkü haliyle istemiyoruz.’ dedi. AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye'ye politikasını değiştirmesi için
verilen bir aylık sürenin, Türkiye'nin AB umutlarında büyük bir engel
olarak ortaya çıkan Kıbrıs sorununda ‘gerçek, ciddi bir ilerleme
kaydetmek için muhtemelen son fırsat olacağı’ uyarısında bulundu."
(Andrew Borowiec, 11/11)
Los Angeles Times: "Türkiye'yi Defterden Silmeyin":
"Avrupa Komisyonu, Ankara'nın AB'ye katılma başvurusuna ilişkin bir
rapor yayımladı. Rapor, Türkiye'nin ifade özgürlüğü gibi reformlar
konusundaki ilerlemesi ve Kıbrıs'ı tanımaması konusunda hayli
eleştireldi. Kıbrıs engel olarak görülse de, aslında Türkiye'nin AB'ye
katılabileceği düşüncesine Batı Avrupa'nın büyük bir bölümünde oldukça
önemli bir itiraz söz konusu. AB hala, düşük yaşam standardına sahip 10
yeni Orta ve Doğu Avrupalı üyesini hazmetmeye çalışıyor ve 73 milyon
Türkün hazmedilmesine ilişkin kıta içerisinde bazı anlaşılabilir
endişeler var. (…) Fransa gibi ülkelerde Türkiye'nin adaylığına
muhalefet, büyük ölçüde kültürel kimlik nedeniyledir. Ancak bu
düşünce, büyük oranda laik Müslüman Türkiye'nin Batı ile Doğu arasında
köprü vazifesi göreceği düşüncesine ters düştüğü için talihsizdir.
Türkiye'nin Hıristiyan Avrupa ile başarılı bütünleşmesi dinlerin
çatışması gerekmediğini ve Batı tarzı demokrasinin Orta Doğu'da
gerçekleştirilemez olmadığını sergileyecektir. Ancak Avrupa'nın
itirazıyla karşılaşan Türk toplumunun birçok kesiminin entegrasyonu
rayından çıkarma niyetinde olduğunun görülmesi, Türkiye'nin uygun
olmadığı iddiasını, kendiliğinden doğrulamaya yarayacaktır.
Türkiye'nin, ülkeyi alenen aşağılamayı ceza kabul eden tartışmalı 301.
Maddesi, Brüksel'i kışkırtmayı amaçlayan milliyetçi bir önlemdir.
Aralık ayının ortalarında yapılacak bir AB zirvesinde komiserler,
Türkiye ile üyelik görüşmelerini bir yıl ya da daha fazla süreyle
askıya alabilirler. Bu sonuç, her iki taraf için de talihsizlik olur."
(10/11)
ALMANYA BASINI:
Kölner Stadt-Anzeiger: "Stoiber, Türkiye'ye İlişkin
Tavrını Sertleştiriyor": "Bavyera Eyaleti
Başbakanı Edmund Stoiber, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda SPD ile daha
sert bir tartışmaya giriyor. CSU Başkanı, Sosyal Demokratlara ‘göz
boyayıcılar’ diye seslendi. Kısa veya uzun vadede bunun yoğun içerikli
bir tartışmaya neden olması bekleniyor. Stoiber, açıklamalarının
haklılığını AB İlerleme Raporu’nun olumsuz içeriğinde görüyor. Stoiber,
raporun, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesinin ‘sözleşme ihlali’
olduğunu teyit ettiği görüşünde. Stoiber, uzun süredir üyelik
müzakerelerin dondurulması gerektiği talebini yineliyor."
(11/11)
Hamburger Abendblatt: "Çoğunluk Türkiye'nin AB'ye
Katılmasına Karşı": "Almanya vatandaşlarının
yarıdan fazlası Türkiye'nin AB'ye katılmasına karşı. ZDF'nin
Politbarometre'si tarafından yayımlanan ankette, soru yöneltilen
deneklerin yüzde 61'i, katılım ancak yıllar sonra gerçekleşebilecek
olsa da buna karşı oldukları yönünde görüş belirtti. Wahlen Araştırma
Grubu'nun anketine göre deneklerin ancak yüzde 33'ü Türkiye'nin AB
üyeliğini destekliyor. Karşıtların oranları özellikle Hür Demokrat
Partisi FDP yandaşları (yüzde 72) ile Hıristiyan Demokrat
Birliği-Hıristiyan Sosyal Birliği CDU/CSU yandaşları (yüzde 66)
arasında yüksek." ("HA" rumuzlu, 11/11)
Almanya'nın Sesi Radyosu: "AB'nin Gündeminde Türkiye
Var": "Yılda iki kere bir araya gelen Avrupa
Birliği dışişleri ve savunma bakanları, hafta başında Brüksel’de
toplanıyorlar. Yüklü gündemin başında Türkiye, Kosova, Bosna-Hersek ve
Özbekistan yer alıyor. Avrupa Birliği dışişleri ve savunma bakanları
toplantısında, Birliğin genişleme stratejisi ön plana çıkacak. Bu
konuyla ilgili somut kararların ancak aralık ayında yapılacak devlet ve
hükümet başkanları zirvesinde alınması beklenirken, yeni üye
adaylarında ‘Birliğe uyum kabiliyeti’ daha fazla aranacak. Buna
karşılık Balkan ülkelerine verilen vaatler tutulacak, bütün koşulları
yerine getirmesi halinde Türkiye’ye tam üyelik yolu açık bırakılmaya
devam edilecek. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier,
Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu’nun olumsuz tespitleri karşısında
Ankara ile üyelik müzakerelerinin askıya alınması ya da tamamen
durdurulması talepleri karşısında uyarıyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği
üyesi Kıbrıs’ı aralık ayında yapılacak Avrupa Birliği devlet ve hükümet
başkanlarının zirvesine kadar dolaylı da olsa tanımaması halinde, bu
taleplerin zirvede de tartışılması bekleniyor. Almanya Dışişleri
Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Kıbrıs ile ilgili tartışırken Avrupa
Birliği’nin Kıbrıs’ın kuzeyine bazı sözler verdiğini unutulmaması, bu
sözlerin de tutulması gerektiğini hatırlatıyor. Birliğin dönem başkanı
Finlandiya Kıbrıs ile ilgili taraflar arasında bir uzlaşma sağlayabilmek
için halen görüşmelere devam ediyor. Brüksel diplomasi çevrelerinde,
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi Kıbrıs’a liman ve havaalanlarını
açmaması halinde yaptırımlar uygulanması gerektiği ve ‘Ankara’nın
tavrının muhtemel sonuçlarının neler olabileceği’ görüşülüyor.(…)"
(Bernd Riegert, 11/11)
Deutsche Welle: "Türkiye'nin İzole Edilmesi Kötü
Olur":
"SORU: AB Komisyonu’nun açıkladığı
Türkiye İlerleme Raporu nedeniyle, üyelik müzakerelerini dondurma
taraftarı olanların sesi gittikçe yükseliyor. Bu gelişmeler size
endişe veriyor mu?
STILIANIDIS: Böyle bir şeyi elbette
arzu etmeyiz. Türkiye'nin izole edilmesinin, bu ülke için kötü olacağı
kadar Balkanlar, Yunanistan ve AB üzerinde de olumsuz etkiler
yaratacaktır. Türkiye'nin, Avrupa'ya giden yolun esaslı reformlardan
geçtiğini anlamasının, AB'nin ikna çalışmaları sağlaması zorunluluğuna
bağlı olduğuna inanıyoruz. Ankara Hükümetinin, AB'nin ilkeler ve
prensipler konusunda kesintiler amaçlamadığını ve reformların hayata
geçirilmesi gerektiğini kavraması önemlidir. Avrupa ile Türkiye
arasındaki diyalog ve alışveriş devam ettirilmelidir. Diğer yandan AB,
Türkiye konusunda, değer ve prensiplerinden sapmış olsaydı, yanlış
yapmış olurdu. Bu sanki, Avrupa'nın bir yandan kapılarını örttüğü, ama
diğer yandan da pencerelerini açık tuttuğu gibi algılanırdı. Bizim
hedefimiz bu olamaz. Bizim amaçladığımız, Avrupa'ya olabildiğince yakın
bir Türkiye'dir. (…)
SORU: Almanya Başbakanı Merkel,
Türkiye'yi, üyelik müzakerelerini tehlikeye atmaması için Kıbrıs
konusunda harekete geçmeye çağırdı. Yunanistan'ın Alman Dönem
Başkanlığı’ndan beklentileri nelerdir?
STILIANIDIS: Berlin bu konuda oldukça
hassas. Avrupa belli bir çerçevede hareket ediyor ve hiçbir biçimde
prensiplerinden sapma gösteremez. AB'ye katılmayı amaçlayan Türkiye
veya herhangi bir başka ülke, uyum göstermek zorundadır. Aynı kurallar
geçmişte bütün aday ülkeler için geçerliydi ve Türkiye için de
geçerliler. Sonunda AB isteklerinin adresine ulaşacağından ve aday
ülkelerin, buna uygun olarak hareket edeceğinden eminim. İnancım,
Erdoğan hükümetinin iyi niyetler beslediği yönündedir. Fakat bir
hükümet politikası, niyeti bakımından değil de sağladığı başarı oranında
ölçülür. Maalesef, dış politikada, özellikle de Avrupa politikasında bu
böyle." (Giorgios Pappas, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı
Evripidis Stilianidis ile yapılan mülakat, 09/11)
Die Welt: "Referandum Yolu Yanlış Diyen d'Estaing
Türkiye'nin AB Üyeliğini Reddediyor": "Avrupa
Anayasası’nın fikir babası Valery Giscard d'Estaing, Avrupa
Anayasası’nın referandum yoluyla karara bağlanmasının yanlış yol olduğu
görüşünde. d'Estaing, Avrupa'nın ne olduğunu ve kendisini nasıl
tanımladığını vatandaşlarına net bir şekilde anlatması gerektiğini
savunuyor ve buna, kimlik ve sınırların da dahil olduğunu söylüyor.
SORU: Türkiye de bu sınırlara dahil
mi?
d'ESTAİNG: Hayır. Ayrıca, Amerika üç
devletten oluştuğu sürece (ABD, Kanada ve Meksika), Washington'un
Avrupa'ya, başkenti de dahil topraklarının yüzde 95'i Avrupa Kıtası
dışında bulunan bir ülkeyi alması için baskı yapması kabul edilemez."
(Dietrich Alexander, Fransa eski
Cumhurbaşkanı ve Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valery Giscard d'Estaing
ile yapılan mülakat, 10/11)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Türkiye
Anlaşmazlığında Bir Tırmanıştan Kaçınmalıyız":
"SORU: Sayın Bakan, AB Komisyonu şimdi
Türkiye'ye, AB üyesi Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini yerine
getirmesi için beş hafta zaman verdi. Sizce Türkiye yeterli adımları
atacak mı?
STEİNMEİER: Türkiye, AB'ye borçlu ve
bunu biliyor. Ancak, AB'nin de Kuzey Kıbrıs Türk halkı karşısında henüz
yerine getirmediği bir sözü var. Önümüzdeki haftalarda hem Ankara hem
de Lefkoşa'da gerekli esnekliğin gösterilerek, AB Dönem Başkanlığı
Finlandiya'nın akılcı uzlaşı önerisinin kabul edilmesini umut ediyorum.
Finlerin ricası üzerine, Türkiye ile Kıbrıs dışişleri bakanlarının
buluşmasına yardımcı olmaya çalıştım. Ne yazık ki buluşma son anda
iptal edildi. Bu girişimim esnasında iki tarafın da, çatışmadan
kaçınılması ve bir uzlaşı çizgisi belirlenmesi için anlayışlı ve
istekli oldukları izlenimi edindim.
SORU: AB Dönem Başkanlığı Almanya'nın
bu ihtilafı miras olarak devralması ve Türkiye ile müzakerelerin daha
da güçleşmesi ihtimali ne kadar büyük?
STEİNMEİER: Şimdiden Finlandiya'nın
uzlaşısı doğrultusunda bir çözümden yana çaba harcamamın bir nedeni de,
Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı döneminde konunun tırmanmasından
kaçınılmasını istememdir. Ancak daha derinde yatan neden, çarşamba günü
açıklanan AB Komisyonu’nun İlerleme Raporu’nda görülmektedir.
Kamuoyundaki bazı abartmaların tersine AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn, Türkiye'deki atılan reform adımları ile eksiklerin
bilançosunu çok adil bir şekilde çıkardı. Türkiye'nin daha katetmesi
gereken uzun bir yol var ve bunu Türkiye de biliyor. Başbakan
Erdoğan'ın tartışmalı 301. Madde’nin reforme edilmesine hazır olduğunu
söylemesi de bunun bir göstergesidir. Başarılanların toplamına
bakılacak olursa, Avrupalıların şimdi her şeyi kolayca sorgulaması
sorumsuzluk olurdu." (Günter Bannas,
Johannes Leithaeuser, Federal Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter
Steinmeier ile yapılan mülakat, 10/11)
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard: "Türkiye Raporu AB İçindeki Kavgayı
Kızıştırmaya Devam Ediyor": "Avrupa
Parlamentosu’ndaki Alman Hıristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU)
parlamenterlerin çoğu günlerden beri Türkiye ile müzakerelere ara
verilmesi için çağrıda bulunuyorlar. Kuzey Ren-Vestfalya'nın Avrupa
Bakanı Michael Breuer, ‘Halkın Avrupa konusundaki hoşnutsuzluğunun daha
da artmasını istemiyorsak, müzakerelerin durdurulması gerekir.’ dedi.
Bavyera Başbakanı Edmund Stoiber de buna benzer bir argüman öne sürdü.
Almanya Başbakanı Angela Merkel ise Türkiye'nin tam üyeliğine karşı
çıktı. Buna karşın Başbakan Yardımcısı Franz Müntefering, Türkiye'nin
‘Avrupa'nın bölünmez bir parçası’ olduğunu ileri sürerek, şartların
yerine getirilmesi halinde, ülkenin uzun vadede AB üyesi olacağı
konusundaki iyimser görüşlerini dile getirdi. Çalışma ve Sosyal İşler
Bakanı, Almanya'da bazı kişilerin müzakereleri durdurarak, Türkiye'nin
yüzüne kapıyı kapatmak istediklerini belirtti. Almanya'da olduğu gibi
diğer AB ülkelerinde de Türkiye'nin katılım çabalarına ilişkin İlerleme
Raporu’na dair tepkiler birbirinden farklı oldu. Fransa'da Sosyalist
Parti ikiye bölündü. Başkanlık seçimine ilişkin kamuoyu
araştırmalarında önde giden, Çevre ve Aile eski Bakanı Segolene Royal,
Türkiye ile müzakerelere devam edilmesini, ancak sonunda Fransız
halkının referandumla katılım konusunda karar vermesini istiyor. Maliye
eski Bakanı Dominique Strauss Kahn, Türkiye'nin AB'ye katılımından
yana bir tavır sergiliyor. Eski Başbakan Laurent Fabius ise Türkiye'ye
kesinlikle hayır denmesi taraftarı. Komisyon’da ise Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn Türkiye'nin katılımının hararetli savunucularından.
Rehn ‘frencileri’ sorumsuz davranmakla suçluyor. Alman Başkan
Yardımcısı Günter Verheugen ile Ulaştırmadan Sorumlu Komisyon Üyesi
Jaques Barrot ise katılıma kuşkulu bakıyorlar."
(Michael Moravec, 10/11)
Wiener Zeitung: "AB Parlamenteri Swoboda: Kıbrıs'ın da
Kısmen Suçu Var": "SPÖ'lü AB Parlamenteri ve
eski Türkiye raportörü Hannes Swoboda, Türkiye ile müzakereler
konusunda çıkan krizden yüzde 80 oranında Ankara'nın suçlu olduğunu,
çünkü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimlerden önce ‘bir şey
yapmaya cesaret edemediğini’ söyledi. Ancak Swoboda'ya göre suçun yüzde
20'si ‘bir güç pozisyonundan yola çıkan’ Kıbrıs'a ait. Swoboda, Fransa
ve Almanya'nın Türkiye ile müzakereleri ‘kendilerinin durdurmak
zorunda kalmamaktan dolayı mutlu olduklarını’, nitekim Avusturya'daki
bazı kişilerin de aynı görüşte olduğunu söyledi. Halbuki Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'a baskı yapmanın yerinde olacağını
vurgulayan Swoboda, ‘AB'nin vaadini yerine getirmesini engelleyenin’
Papadopulos olduğunu belirtti. Swoboda, Fransa'nın Ermenilere soykırımı
inkara ceza getirilmesini öngören bir yasa çıkarma girişiminin de
Birliğin müzakere pozisyonunu ‘son derece zayıflattığını’ belirterek,
AB'nin, Türkiye'yi ifade özgürlüğünü kısıtlamakla suçladığını, ancak
şimdi soykırımı inkar eden Türkiye'nin de Fransa'nın çıkardığı yasağa
işaret edip AB'nin eleştirisini reddedeceğini söyledi."
("wot" rumuzlu, 10/11)
FRANSA BASINI:
AFP: "AB, Aralık Ayı Zirvesinden Önce Genişleme ve
Türkiye'nin Durumuna Eğiliyor": "Avrupalı
dışişleri bakanları, aralık zirvesine hazırlık olarak, AB'nin genişleme
stratejisi ve Türkiye ile gergin ilişkiler üzerine eğilecek. Avrupa
Komisyonu’nun geçen çarşamba yayımlanan raporu ışığında 25 bakanın,
Türkiye'nin, Gümrük Birliği’ni 2004 yılında AB'ye katılan Kıbrıs'ın
güney kesimine uygulamayı ısrarla reddetmesine karşı, hangi önlemleri
alabilecekleri konusunda görüşmeleri bekleniyor. Birçok Avrupalı
yetkili, üyelik müzakerelerinin en azından kısmi askıya alınması
çağrısında bulundu. Ancak 25'ler bu konuda bölündüler ve Türkiye gibi
stratejik bir partnere karşı radikal bir karar almaktan çekindiler.
Avrupa Komisyonu, geçen çarşamba günü, Finlandiya Başkanlığı tarafından
hazırlanan Kıbrıs konusundaki uzlaşmaya son bir şans verme çağrısında
bulunarak, tavsiye vermekten sakındı." (Catherine
Triomphe, 12/11)
Le Figaro: "Kıbrıs Meselesinde Avrupa Birliği Hem
Yargıç Hem Taraf": "Avrupa Komisyonu
Türkiye'ye ilişkin İlerleme Raporu’nu açıkladı ve beklendiği gibi insan
hakları ve reform konularında Ankara, ‘şiddet içermeyen fikirleri
belirtenlerin dava edilmesi ve yargılanmasının’ endişeye sebep
olmasından dolayı eleştiriliyor. Bu noktada Türk Ceza Kanunu’nun
‘Türklüğe hakaretin’ cezalandırılmasını öngören 301. Maddesi
çerçevesinde davalılar aklansa da sorun yaşanıyor. Bu nedenle de son
günlerde Başbakan Erdoğan'ın bahse konu maddenin değiştirilmesini
isteyerek ödün verdiğini görüyoruz. Rapor ayrıca ordunun siyaset
üzerindeki etkisini sürdürdüğünü ve yargının bağımsızlığı, rüşvet ve
azınlık hakları konularında ilerlemeler kaydedilmediğinin altını
çiziyor. Jose Manuel Barroso başkanlığındaki Komisyon, Kıbrıs'la ilgili
müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlandığını da hatırlatarak
Türkiye'nin, Kıbrıslı şirketlere liman ve havalimanlarını açmayı
reddederek AB ile vardığı gümrük birliği anlaşmasını ihlal etmesini de
eleştiriyor. Türkiye ise 25’lerin Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı
tecridin kalkması için harekete geçmelerini istiyor. Finlandiya Dönem
Başkanlığı’nın önerdiği anlaşmada, AB ile Kıbrıslı Türkler arasında
doğrudan ticaretin, Avrupa kontrolü altına girecek Gazi Magosa limanı
aracılığıyla yeniden başlatılması öngörülüyor. Kıbrıs Türk Hükümeti,
bu anlaşmanın, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün tanımadığı
‘kaçak’ Ercan havalimanını da kapsamasını istiyor. (…) Kıbrıs
meselesinin AB-Türkiye dosyasında önemli bir yer tuttuğunu bilmek
gerekir. Bu, ‘kırmızı hattır’. "Ankara'yı bir kenarda bırakan ve iki
Helen ülkesinin de üye olduğu Avrupa kulübüne kesin gireceğine dair
hiçbir garantinin’ verilmediği belirsizlik ortamında ada hakkındaki her
türlü ödün, Türk diplomasisi için, ulusal ve stratejik çıkarların
çiğnenmesi, Kıbrıs Rum Hükümeti’ni tanımak ve Kıbrıslı Türkleri eninde
sonunda sindirilecek bir azınlık olduğunu kabul etmek anlamına
geliyor. Meselenin BM'den AB'ye geçmesi zor görünüyor, zira AB bu
konuda hem yargıç hem de taraf. Sırf bu iki ülke AB üyesi ama Türkiye
değil diye Yunanistan ile Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin çıkarlarının
karşılanması haklı olmaz. (…)" (Semih Vaner, 10/11)
AFP: "Türkiye'nin AB Üyeliği... Bazı Ülkeler 7
Aralık'tan Önce Bir Tavsiye Kararından Yana":
"Avrupa kaynaklarından alınan bilgilere göre, AB üyesi birçok ülke,
Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile üyelik müzakerelerini askıya alma
ihtimali konusundaki tavsiyelerini, aralık ayı ortasında yapılacak olan
Avrupa zirvesinden en az bir hafta önce sunmasını arzu ediyor.
Brüksel'de dün yapılan 25'lerin büyükelçiler toplantısı sırasında
heyetlerin büyük çoğunluğu, bu kararların hazırlığının yeterince erken
gerçekleşmesini istediler. Heyetler, tavsiye kararlarının, 14-15
Aralık'ta yapılacak olan zirvenin hazırlanacağı 11 Aralık'taki
Dışişleri Bakanları toplantısından önce sunulmasını istediler.
Heyetler, Bakanlar toplantısından önce yapılacak olan toplantılarında,
yani en geç 7 Aralık'a kadar, 25'lerin büyükelçilerinin, AB'nin
tutumunu hazırlamaya başlamasını istiyor. Avrupa dışişleri kaynağına
göre, Danimarka, Hollanda, İspanya, Belçika, Lüksemburg, İtalya,
İngiltere, Almanya özellikle bu konuyu savunanlardan." (10/11)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Papadopulos: Kıbrıs Sorunu Çözülmeden
Türkiye AB'ye Katılamaz": "Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, yaptığı açıklamada, Kıbrıs
meselesinin çözümlenmesinden önce Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi Birliğe
dahil etmeyi ‘mümkün’ görmeyeceğini söyledi. Kıbrıs Cumhurbaşkanı
Papa'yı ziyaret etmek üzere gittiği Vatikan'da yaptığı basın
toplantısında, ‘Herkes bizim Avrupa Birliği'nin tam üyesi olduğumuzu
hatırlamak zorundadır. Avrupa Birliği'nin, aday ülkelerden birinin, üye
ülkelerden birinde işgalci güç bulundurmasına izin vermesi mümkün
değildir.’ dedi. Kıbrıslı Rum lider, ülkenin ‘Türkiye'nin müzakerelerde
ilerleme kaydetmesini istememe hakkı’ bulunduğunu söyledi."
(Philip Pullella, 10/11)
The Economist: "Türkiye'nin Ayağı Kaydırılıyor mu?":
"Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem padişahlarından II. Abdülhamit
şöyle demişti: ‘Büyük güçlerin reform talepleri asla bitmez.’ Modern
Türkiye'nin milyonlarca vatandaşı tarafından paylaşılan bu inanç,
Avrupa Komisyonu’nun 8 Kasım tarihinde Brüksel'de açıklanan
Türkiye'nin üyeliği hakkındaki son İlerleme Raporu ile pekişti. Belge,
Türkiye'yle AB üyelik görüşmelerini askıya alma yönündeki bir karar
için Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn
tarafından icat edilen bir terim olan ‘tren kazasına’ anında yol
açmayabilir. Fakat Avrupalı liderlerin Brüksel'de bir zirve yapacağı
aralık ayının ortasına kadar Türkiye limanlarını ve havaalanlarını Rum
gemilerine ve uçaklarına açma yönündeki AB talebini karşılamazsa,
masadaki bir tehdit olarak kalır. (…) Aralık ayındaki dönüm noktasına
rağmen Başbakan Erdoğan'ın Kıbrıs konusunda hareket edeceği yönünde pek
işaret yok. Türkiye'nin çoğunluğu Müslüman olan ilk AB üyesi olma
umutları sonsuza kadar suya mı düştü? Bazı uzmanlara göre, bir yıl önce
başlayan üyelik müzakereleri gerçekte şimdiden kesildi. Türkiye'nin AB
ile müzakere etmesi gereken 33 başlıktan (bilim ve teknik
konularındaki) sadece biri kapandı. Türklerle Kıbrıs konusundaki
uyuşmazlık Rumları her an diğer konu başlıklarındaki müzakereleri
bloke etmek için veto etmeye kışkırtabilir. (…) Türkiye'deki
milliyetçilik, AB üyeliğine olan desteği tüketti. Bir anket, iki yıl
önce yüzde 67 olan oranla kıyaslandığında desteğin yüzde 32'ye
düştüğünü öne sürüyor. (…) AB tarafından reddedilmesi halinde
Türkiye'nin İran ve Rusya gibi şu ana kadar yanlış yolda oldukları
kanıtlanmış olan ülkelerle kucaklaşacağına dair spekülasyonlar var.
Aslında Erdoğan ve üst düzey askerler Türkiye'nin en güçlü müttefiki
olan Amerika'yla stratejik ilişkisini onarmak için yarışıyorlar. (…)
Amerika'nın 20 yıldan fazla bir süredir Türk Ordusu ile savaşan asileri
kovmayı reddetmesi, Türkiye'deki Amerikan karşıtlığının en büyük
kaynağı. Bush yönetiminin bu tarz taleplere olumlu yanıt verip
vermeyeceği belli değil, gerçi Donald Rumsfeld'in yerine gelen yeni
savunma bakanıyla bu daha kolay olabilir. Kesin olan şu ki Amerika,
Türkiye'nin AB üyeliği için lobi yapmaya devam edecek. Türkiye'nin AB
özlemlerini canlı tutmak için Amerikan baskısı önemli bir rol
oynamıştır. Bu gelecekte de gerekli olabilir."
(11/10)
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher Zeitung: "Türkiye'de AB'ye Hayal
Kırıklığı": "AB ile üyelik müzakerelerinin
başlamasından bir yıl sonra, Türkiye'deki hayal kırıklığı büyüyor.
Ankara limanlarını ancak AB Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonu
kaldırmaya hazır olduğunda, Kıbrıs gemilerine açacak. Türkiye Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, İlerleme Raporu’na, şaşırtıcı bir itidal ile tepki
verdi. Ülkesinin AB üyeliği için gerekli reformları gerçekleştirmeye
hazır olduğunu söyledi. Ancak Kıbrıs konusunda, hükümetinin sert
tavrından uzaklaşmadı. Kıbrıs'ta tüm tarafların bir adım atması
gerektiğini belirtti. AB Komisyonu, Kıbrıs sorununda Ankara'yı dolaylı
olarak sözleşmenin ihlali ile itham etti. Türkiye'ye, sözleşmelerden
doğan yükümlülüklerini yerine getirmek ve limanlarını Kıbrıs
Cumhuriyeti uçak ve gemilerine açması için bir ay süre verdi. Aksi
takdirde Türkiye'nin ciddi sonuçları hesaba katmak zorunda olduğu
belirtildi. Bu tür tehditler, birkaç yıl önce olsa Türkiye'de
fırtınalar koparırdı. Birçoğuna göre AB perspektifi, ülkenin
modernleşmesinin itici gücü. Halkın büyük çoğunluğu bir AB üyeliğinden
yana görüş bildirdi. AB'nin beklentilerine uymak için, daha önceleri
yolsuzluk skandalları ve İslamcılar ile laikler arasındaki
mücadelelerden dumura uğramış olan meclisten beklenmesi imkansız olan
yasalar çıkarıldı. Ancak AB'nin son tehditlerine kulak asan yok. Bu
arada Türkiye'deki hava değişti. Hayal kırıklığı yayılıyor."
("it" rumuzlu, 09/11)
İSPANYA BASINI:
El Pais: "Türkiye Anlamalı":
"Avrupa Komisyonu, Türkiye'yi, ciddi şekilde uyardı. Türkiye'nin AB'ye
olası katılımı, stratejik öneme ve tüm bölgede demokratikleşme açıdan
büyük öneme sahipken, Ankara'nın Kıbrıs ile ilişkilerini
normalleştirmeye yönelik engelleyici tavrının bu süreçte bir tehdit
unsuru olması saçma geliyor. Türkiye gibi büyük bir ülkenin, 25'lerin
talep ettiği siyasi bir jesti gerçekleştirmekte kendini yetersiz
hissetmesi en kör milliyetçi tutuculukla bile açıklanamaz. Bir örgütün
adayı, tüm üyelere saygı duymalı. Türkiye, Rum gemi ve uçaklarına,
Avrupa Komisyonu’nun isteği doğrultusunda, liman ve havaalanlarını
açmak zorunda. Birçokları Kıbrıs Rumlarının, adanın bölünme dramına bir
çözüm bulunmadan, AB'ye girmesi hakkında tartışmış olabilir. Sayısız
şüphe ve fazlasıyla da makul eleştirinin yanında geniş bir destek gören
bu zor projenin çıkmaza girebilme durumu söz konusu olduğu için,
Ankara'nın kabul etmesi gereken ilkeler var. Çünkü burada Avrupa
göreneğine sahip, ancak Müslüman ve Orta Doğu'nun kültür alanına
mıhlanmış bir ülkenin AB üyesine dönüşmesi mevzu bahis. Müzakere, birçok
çekincelerle birlikte zamanında başladı. AB ülkelerinde Türkiye
hakkında mesnetsiz ve düşmanca tavırlar olduğu açık. Ancak Erdoğan
Hükümeti de tahrik edici ve Avrupa karşıtı alınganlık havası
yaratmaktan başka bir şey yapmadı. Kargaşa içindeki bir Orta Doğu'da
Pantürkizm veya yayılmacı liderlik hayalleri modern Türkiye için bugün
işe yaramamaktadır. Ankara da, AB'nin ilkelerinden vazgeçmemelidir. (…)"
(10/11)
İTALYA BASINI:
Corriere Della Sera: "Borrell: İnsan Hakları Konusunda
Türk Hükümeti’ne Karşı Katı Olmak Durumundayız":
"SORU: Komisyon, Türkiye'deki
reformlar hakkında sert bir görüş belirtti, ancak siyasi sonuçlarını
erteledi. Bu sizce iyi mi?
BORRELL: Eylül ayında Avrupa
Parlamentosu’nun son toplantısında oylanan kararın sert olması gibi,
söz konusu rapor da sert olmak zorundaydı. Tarafsız olarak
belirtmeliyim ki, reformların yapılmasında birtakım zorluklar mevcut
ve ilerlemeyi hızlandırmak gerekiyor. Aynı zamanda Komisyonun
tercihini iki sebepten doğru buluyorum. Birincisi, karar verme
durumundaki Avrupa Konseyi’nin rolünün ne olduğunu bu şekilde gözler
önüne seriyor. İkincisi, tüm AB'nin meselesi olarak anlaşma sağlanması
gereken Kıbrıs konusunda, Türkiye'yi bir çözüm bulmaya ikna etmeye
çalışmak amacıyla Finlandiya'ya daha çok zaman veriyor. (…)
SORU: Peki Avrupa ne yapıyor? İzliyor
mu, yoksa yardım eli uzatabilir mi?
BORRELL: Türkiye'yi reddetmek,
dönüşümüne katkı sağlamadı. Tam tersine dönüşümü engelledi.
Dolayısıyla, Türkiye'nin değişmesine destek olmak istiyorsak, daha
yoğun ilişkiler kurmalı ve yapıcı davranmalıyız."
(Giuseppe Sarcina, Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph
Borrell ile yapılan mülakat, 09/11)
La Repubblica "Türkler Güvenliğimiz Açısından
Stratejik Önemi Haiz":
"SORU: Sayın Bonino, Türkiye'nin tarihi
dostusunuz. Dış Ticaret ve Avrupa Politikaları Bakanı olarak da ilk
ziyaretinizi Türkiye'ye yaptınız. Ülkede reform sürecinin çıkmazda
olduğu bir dönem yaşanıyor: Hala Türkiye'yi AB içinde istemenin bir
anlamı var mı?
BONINO: Tabii ki anlamı var.
AB'ye katılım arzusu doğudaki ülkelerde demokratik bir sürecin
motorunu oluşturmaktadır ve bu, bizim güvenliğimiz için önemli olan
Ankara'nın reform yapmaya teşvik edilmesi anlamına gelmektedir. Türkiye
ile stratejik müttefiklik konusunda Avrupa'nın gözlerini kapaması
şaşırtıcıdır.
SORU: Ama Türkiye ile olan
müzakereler, insan hakları ihlalleri nedeniyle de çıkmaza girdi.
BONINO: Reformlar yavaşladı. Ancak,
Başbakan Erdoğan ifade özgürlüğü hakkındaki yasayı yeniden ele almaya
çalıştı. Tabii ‘Ermeni soykırımı’ hakkında düşünce suçlarının
cezalandırılmasını öneren Fransa gibi ülkeler bu konuda karne
düzenleyemezler.
SORU: Bu İslam ülkesinden gelen dini
hoşgörüsüzlük sinyalleri sizi korkutmuyor mu?
BONINO: İran, Irak, Suriye, terörizm,
Orta Doğu, enerji sorunları: sadece bu konulara bakılacak olursa,
Avrupa ve Orta Doğu arasındaki bölgede istikrar ve güvenlik için
Türkiye'nin ne kadar önemli olduğunun farkına varılır. Ankara, Müslüman
dünyası için laik ve demokratik İslam ülkesi modelini temsil edebilir."
(Alberto Mattone, Dış Ticaret ve Avrupa
Politikaları Bakanı Emma Bonino ile yapılan mülakat, 08/11)
KIBRIS RUM BASINI:
Politis: "Türkiye’ye Yönelik İlerleme Raporu’ndan
Sonraki Gün... Kriz Görmüyorlar": "Türkiye-AB
müzakerelerinin Başmüzakerecisi Ali Babacan, Türkiye için önümüzdeki ay
yapılacak olan zirve toplantısında herhangi bir olumsuz senaryo
beklemiyor. Türk yetkili, müzakerelerin ertelenmesi için 25 üyenin ortak
kararının gerektiğini savundu. Türk Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık
Tan, Türkiye’ye limanlar konusunda süre tahditlerinin konulmasının
yanlış olduğunu söyleyerek dolaylı yoldan AB’yi eleştirdi. Ali Babacan,
CNN Türk kanalına verdiği röportajda, Komisyon’un Türkiye’ye mühlet
vermediğini, yalnızca Kıbrıs sorunu hakkında tespitlerde bulunduğunu
söyleyerek, İlerleme Raporu’nu farklı bir şekilde yorumladı. Ali
Babacan’a göre, AB bekleyeceğini açıkladı. Türk yetkili, ‘müzakerelerin
nasıl gideceğini ve sonuç olup olmayacağını’ göreceğiz dedi. Ayrıca;
böyle bir şey için 25’lerin ortak kararının gerektiğini belirterek,
Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin ertelenmesi ihtimalinin zayıf
olduğu yönünde bir değerlendirmede bulundu. Bazı başlıklar için
erteleme olup olmayacağı sorusuna ise Babacan, ‘AB’nin uzlaşma kültürü
olduğuna göre, rasyonel yaklaşım, Türkiye'nin üyelik sürecinin
kesintiye uğramamasıdır’ cevabını verdi. Türk Dışişleri Bakanlığı
Sözcüsü Namık Tan, "Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB'ye katılım sürecine
karşı kullanılmamalıdır. dedi ve Ankara’nın bugüne kadar Kıbrıs
sorununun çözümü için fevkalade yapıcı bir tutum sergilediğini ve bu
tutumunu sürdüreceğini savundu." (Anna Andreu, 10/11)
YUNANİSTAN BASINI:
Eleftherotipia: "Atina'dan Ankara İçin Sert Tutum":
AB Komisyonu’nun Türkiye'ye dair (yorumlar ve önerilerin yapılmadığı,
ancak Türkiye'nin yerine getirmediklerine dair olumsuz ifadeler
bulunan) raporun yayımlanmasından bir gün sonra, Başbakan Karamanlis
aday ülkeye dair açıklamalarında sert bir tutum sergiledi. Başbakan,
Ankara'nın aralık ayında yapılacak olan AB zirvesine kadar
Finlandiya'nın tanıdığı ‘ödemesiz dönem’ içinde yükümlülüklerine uyum
sağlamaması durumunda, Atina'nın da Ankara'ya karşı yaptırımlar
uygulayabileceğini ima etti. Bratislava'daki Ortodoks Kilisesi ile
Avrupa Halk Partisi Parlamento Grubu diyaloguna katılan Karamanlis,
Atina'nın, Türkiye'nin AB'ye tam üye olması konusundaki görüşlerini
değiştirmediğini, ancak AB üyeliği yolunda ilerlemenin bir gezi
olmadığını, Ankara'nın Avrupa Birliği tarafından konulan kriterlere
saygı göstermesi, kriter ve ön şartları uygulamasının gerektiğini de
açık bir şekilde ortaya koydu. Başbakan açıklamasında, Atina'nın gelecek
AB zirvesinde Lefkoşa ve diğer bazı ortak ülkelerle birlikte
Türkiye'ye yaptırım uygulanması konusunda işbirliğinde bulunacağı,
ancak üyelik müzakerelerine ara verilmesinden yana olmayacağına dair
net bir uyarıda bulundu." (Kira Adam, 10/11)
NOT: Bu bülten,
10-12 Kasım 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR