16.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

AP: "Gül: Türkiye Kıbrıs Konusunda Şantaja Boyun Eğmeyecek": "Türkiye Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin bölünmüş ada Kıbrıs konusundaki  anlaşmazlıkta ‘şantaja’ boyun eğmeyeceğini söyledi. Lefkoşa'nın Türk kesiminde yaptığı açıklamada Abdullah  Gül, ‘Geçmişte şantaja boyun eğmediğimiz gibi bugün de  şantaja boyun eğmeyeceğiz.’ dedi. Türkiye, AB üyelik  müzakerelerinde olası bir aksaklıktan kaçınmak için Kıbrıslı  Rumlara hava ve deniz limanlarını açması konusunda AB'nin  baskısıyla karşı karşıya. Türkiye AB'yi Kıbrıs konusunda arabuluculuk rolüne  soyunmaması konusunda uyardı ve Kıbrıs da Birlik üyelerinden  biri olduğundan dengeli bir çözüm bulunmasına katkıda  bulunamayacağını bildirdi." (15/11)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

Der Standard: "Kimse İlişkilerin Bozulmasını İstemiyor":

 

            "SORU: Bakan Plassnik'in Türkiye ile müzakerelere ara verilmesi önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

           

            YENEL: Bu konuda tartışmak için henüz çok erken. Neler olacağını görmek için bir ay zamanımız var. Dönem Başkanı  Finlandiya'ya bir şans tanımamız gerekir. Bir sonuç elde  edilemese bile, ilişkilerin gidişatı konusunda karar verecek  olan yalnız AB değil. Türkiye'nin de onayının alınması gerekir. Ama kimsenin ilişkilerin bozulmasını isteyeceğini sanmıyorum.

 

            SORU: Dışişleri Bakanı’nın katı pozisyonu nereden  kaynaklanıyor?

 

            YENEL: Belki, değişen bir şey olmayacağını düşünüyor.  Ama biz AB'de bir haftanın bile uzun bir zaman olabileceğini biliyoruz. AB ile ilişkilerimizde birçok şey son dakikada  çözümlendi. Biz kolay bir konu değiliz, bunun bilincindeyiz.  AB'de ortak bir pozisyon yok, biz şüphe edilecek bir ülke  değiliz. Ümidimizi kesmedik." (Adelheid Wölfl, Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Selim Yenel ile yapılan mülakat, 15/11)

 

Der Standard: "Türkiye Kompleksi": "Ursula Plassnik Türkiye ile müzakerelere ara verilmesi  önerisiyle, Avusturya'nın AB içindeki başına buyruk konumunu sabitleştirmiş oldu. Hem de ihtilaf taraflarının Türkiye ile  Kıbrıs'ı bir çözüm bulmaya teşvik etmek için herkesin aşırı  dikkatli davrandığı bir anda. Ama zaten kimse Avusturya'nın  veto etmesinden korkmuyor. Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü  uygulamaya geçirmesi ve limanlarını Kıbrıs'a açması için  öngörülen sürenin bitimine daha bir ay varken, soluklanmak  için ara verilmesini istemek, daha çok Avusturyalılara yönelik  bir iç politika sinyali olarak değerlendirilmeli. Yani bu,  sizin hoşunuza gittiğini bildiğimizden, Türkiye'ye bir şans  tanımak istemiyoruz demek. Avusturya'nın bir ay sonra yumurta kapıya dayandığında  nasıl bir pozisyon alacağını şimdiden kestirmek zor. Bu ülkede bu konunun dışında başka hiçbir konuyla bu kadar çabuk ve basit politika yapılamamasına karşın, hükümet sonunda hep  Avrupa'daki çoğunluğun yanında yer alıyor. Türkiye'de Avusturya'nın aşırı pozisyonlarının artık lafı  bile edilmiyor. Belki de artık bunlar ciddiye alınmıyor da  ondan. Ayrıca Avusturya'nın Türkiye'nin AB'ye katılımına ilişkin olumsuz görüşü, ülkedeki gelişmeler ya da Brüksel ile  ilişkilerle bağlantılı görülmüyor. Avusturyalıların Türkiye kompleksi, başka hiçbir Avrupa  ülkesinde (Yeşiller dışında) bütün önemli partilerin, oy  kazanmak amacıyla, hep birden katılıma karşı çıkmasından  kaynaklanıyor. Avrupa'daki, hatta Fransa'daki sosyal  demokratların tutumu bile farklı. Plassnik bir soluklanma  molası istediğinde, kimse buna karşı çıkmıyor. Türkiye  sorununun şapkadan çıkarıldığı seçimlerin sayısı arttıkça,  katılım aleyhindeki tutumu sağduyulu bir tutum olarak gören Avusturyalıların sayısı da artıyor. Buna bir parça  vurdumduymazlık, ısrarlı bir ilgisizlik ve belirsiz bir  korkaklık da ekleniyor." (Adelheid Wölfl, 15/11)

 

Der Standard: "Türkiye AB'yi İstikrarın Bozulmaması Yolunda Uyarıyor": "Avusturya'nın, Türkiye ile müzakerelere düşünmek üzere  ara verilmesi yolundaki önerisi, Türk kamuoyunda birkaç kısa  haber dışında hiç yankı uyandırmadı. Medya ve Ankara'daki  siyasi çevreler, özellikle Avusturya ve Fransa'da Türkiye  aleyhindeki beyanların iç politikada çok popüler olmasına  yavaş yavaş alıştılar, o yüzden hiç heyecanlanmıyorlar.  Bir de Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'in  meslektaşları arasında izole edildiği düşünülürse. Türkiye Dışişleri Bakanlığı bunun yerine Finlandiya'nın  da yardımıyla Kıbrıs Rumlarıyla görüşmelere hazırlanıyor.  Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, yakında  Helsinki'den yeni öneriler beklendiğini açıkladı. Kıbrıs  konusuna aralık ortasına kadar bir çözüm getirilemese bile,  Ankara'da kimse müzakerelerin tümüyle dondurulabileceğine  inanmıyor. Türk Başmüzakereci Ali Babacan,  Brüksel'de Dışişleri Bakanları Konferansına paralel olarak  yapılan bir panelde, müzakerelere ara verilmesinin yalnız  hem Türkiye hem de AB açısından olumsuz neticelere yol  açmakla kalmayıp AB'nin güneydoğu kanadının tamamının  istikrarını da bozabileceğini söyledi." (Jürgen Gottschlich, 15/11)

 

 

İSVİÇRE BASINI:

Tages Anzeiger: "Kıbrıs Konusu Nedeniyle Her Şey Başarısız Olma Tehdidi Altında": "Avusturya Hükümeti, Türkiye'yi AB içinde görmenin  kendisi için çok önemli olduğuna hiç kimseyi inandırmadı.  Bu yüzden Brüksel'de gerçekleşen AB bakanlar  toplantısında, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'in,  Türkiye'nin aralık ayı ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmaması halinde,  Ankara ile müzakerelerde ‘kısa bir mola’ istemesi, hiç  sürpriz olmadı. Plassnik'in Alman mevkidaşı Frank Walter  Steinmeier ise toplantının ardından, söz alan tüm üye  ülkelerin müzakerelerin kesilmesini engellemeye istekli  olduğunun hissedildiğini söyleyerek, ortamı yumuşatmaya çalıştı. (…) Türkiye'nin Başmüzakerecisi Ali Babacan, Brüksel'deki  bir görüşmede, müzakerelerde bir kesilmenin sadece kendi  ülkesi için değil, aynı zamanda AB ve tüm bölge için de  olumsuz sonuçlar doğuracağını açıkladı. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ise buna, Türkiye'nin kendi  stratejik önemine haddinden fazla önem vermemesi uyarısıyla karşılık verdi. Özellikle de verilen vaatlerin tutulması söz konusu olduğunda." (Stefan Hostettler, 14/11)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

The Guardian: "ABD, AB'nin Türkiye'ye Verdiği Son Tarihi Sorguluyor": "ABD, Avrupa'nın temel bir talebini sorgulayarak  Türkiye'nin AB üyelik müzakereleriyle ilgili tartışmaya  karıştı. Türkiye ile AB arasındaki beklenen karşılaşmadan haftalar  önce Washington, AB'nin Ankara'ya limanlarını yıl sonuna kadar  Kıbrıs Rum gemilerine açması için yaptığı çağrıyı sorguladı. Avrupalı liderlerin, gelecek ay, Ankara AB Gümrük  Birliği’ni Kıbrıs'a genişletme yükümlülüğünü yerine getirmeyi  reddederse Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin bazı bölümlerini  askıya alması bekleniyor. Türkiye'nin uzun süredir AB üyelik girişimini destekleyen  sıkı müttefiki Washington, AB'nin bir son tarih verip  vermediğini sorgulayarak Ankara'ya biraz destek oldu. ABD'nin  Avrupa'dan Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Bryza,  AB'nin Türkiye'den, Kıbrıs konusunda harekete geçmesini talep  ederken açık olduğunu söyledi, ama açık bir tarih vermediğinde  de ısrar etti. (…)" (Nicholas Watt, 14/11)

 

 

İTALYA BASINI:

AGI: "Senato Başkanı Marini: Türkiye'nin Katılımı Avrupa Politikasını Güçlendirebilir": "10-11 Kasım tarihlerinde Roma'da gerçekleştirilen  7. İtalyan Forumu'nun kapanış konuşmasını yapan İtalyan  Senatosu Başkanı Marini, ‘Türkiye'nin AB'ye katılımı  Avrupa'nın politik gücünü dünya çapında artırabilir ve  İslam dünyasıyla ilişkiler meselesine de olağanüstü  stratejik bir ağırlık kazandırabilir’ diyerek konuya  ilişkin kesin kanısını dile getirdi. Marini, ‘Türkiye fevkalade stratejik öneme sahip  büyük bir ülkedir. Avrupa'nın bu konuyu ele alışındaki  bakış açısını ise eleştiriyorum. Gözlemlediğim Türk  düşmanlığını ise anlaşılmaz buluyorum. Avrupa Komisyonunun  Türkiye'ye kapıları kapatmamış olmasından ziyadesiyle  memnunum. Türkiye'nin AB'ye katılımı Avrupa politikalarını  -özellikle de İslam dünyası karşısında- güçlendirir ve bu  yaşlı kıtaya dünya çapında olağanüstü bir stratejik önem  kazandırır. Şayet bu süreç olumlu bir şekilde sonuçlanırsa,  artık hiç kimse 'Avrupa medeniyetler çatışması istiyor'  diyemeyecektir’ diyerek sözlerini tamamladı." (11/11)

 

Specchio: "Kıbrıs... Avrupa'nın Kapısı":

 

"(…)

 

            SORU: Sayın Başkan, Türkiye'nin AB'ye olası katılımı  konusundaki düşünceleriniz nelerdir?  

 

            PAPADOPULOS: Kıbrıs Cumhuriyeti Türkiye'nin AB'ye  katılımını desteklemektedir. Daha yenilerde, 3 Ekim 2005'te  ve de 17 Aralık 2004'te Avrupa Konseyinde lehte kullandığımız  oyumuzla da bu desteğimizi ortaya koyduk. Yine de, bizim bu   lehteki oyumuz Türkiye'nin 21 Eylül 2005 tarihinde 25 üyeli  AB statüsünü kabul etmek suretiyle Kıbrıs'a ve AB'ye karşı  üzerine aldığı yükümlülükleri yerine getirmesi şartına  bağlıdır. Bu yükümlülükler Türkiye'nin Ankara Protokolü'nün  onaylanmasını ve hayata geçirilmesini, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  tanınmasını, Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerin  normalleştirilmesini ve Kıbrıs'ın tam 11 farklı uluslararası  organizasyona katılımını veto etmemesini içermektedir. Biz,  Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin esasen Kıbrıs ile, Avrupa prensiplerine dayanan bir anlaşmaya varmak ve birlikte üzerinde  çalışmak bağlamında, Türkiye açısından teşvik edici olacağını  ümit etmiştik. Biz, her ne kadar Türkiye'nin Avrupa hedeflerinin  askıya alınmasının bir gerileme olacağına inandığımız için AB  ile Türkiye arasında bir kriz arzu etmiyorsak da, maalesef  Türkiye bu muhalif politikasını devam ettirmektedir. Üzerine  aldığı yükümlülükleri yerine getirmeyi reddeden bir Türkiye'nin  AB'ye katılım politikalarına yeşil ışık yakılması daha da büyük  bir talihsizlik olur. Bu ise AB'nin inanılırlığı açısından bir  deneme tahtasına dönüşebilir.  (…)"  (Guido Ruotolo, Güney Kıbrıs Rum kesimi Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ile yapılan mülakat, 11/11)

           

 

 

MISIR BASINI:

El Ahrar: "Avrupa Rüyasını Gerçekleştirmek İçin Türkiye İslami Değerlerden Vazgeçmelidir": "Ermeniler ve Türkiye hakkında çıkan yeni bir Fransız  yasası, muhalif bir Türk edebiyatçısına Nobel Edebiyat  Ödülü'nün verilmesi, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Olli Rehn'in Kıbrıs ve ifade özgürlüğü konusunda Türkiye'yi  eleştiren raporu... Bütün bunlar Türkiye-Avrupa ilişkilerinde  yeni değildir ve Türkiye'de yeni bir bıkkınlık, yadırgama  ve öfke dalgası yaratıyor. Şu ana kadar birçokları Türkiye'nin AB'ye katılımını üstün bir hedef olarak görerek, er veya geç, kaçınılmaz sanıyorlar. Oysa herkes olayların gidişatının,  katılım müzakerelerini kolaylaştıracak nitelikte değil, engel çıkaran içerikte olduğunu gözlüyor. Aslında, Avrupa'nın Türkiye politikası, Türkiye'nin  tamamen değiştirilmesine dayanır. Başka bir deyişle,  amaç Türkiye'yi değerler bakımından Avrupalı bir devlet  haline getirmektedir. Özellikle de istenilen, egemen olan  laikliğe rağmen, halkta kalan İslami değerlerin  değiştirilmesidir. Üstelik katılımın gerçekleşip  gerçekleşmeyeceği sonuna kadar ucu açık kalacak ve konu  zamanı geldiğinde konuşulacak. Otuzdan fazla alanı kapsayan müzakerelerin başlıklarına baktığımızda, özgürlükler meselesinin en başta geldiği görülür.  Bu bağlamda, Türkiye bir dizi yasa değişikliklerinde  kadın-erkek eşitliği, zinanın suç olmaktan çıkarılması ön  plana çıkartıldı. Nihai onaylanma için gözden geçirilmesi  beklenen Avrupa anayasasında Hıristiyan dini yerine Avrupa'nın  Hıristiyan, Yahudi ve laik kültür mirasından söz edilmesi de boşuna değildir. Katolik Papa 16. Benedict'ın son Almanya  ziyareti sırasında, Başbakan Merkel, 2007'de ülkesinin  başkanlık döneminde AB'nin kültürel ve tarihi bakımından  Hıristiyanlık zeminini pekiştirmeye çalışacaklarını belirtirken, Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakmamasının nedenini dışa vuruyordu.  Gerçi, Merkel Türkiye'ye ziyareti sırasında, ucu açık bile olsa  Türkiye ile müzakereleri sürdürme anlaşmalarına bağlı kalacağı  mesajı verdi. Hatta bazı Türk medyası bunu, Türkiye'ye  imtiyazlı ortaklık verilmesi görüşünün mimarlarından olan  Merkel'in muhalif tutumunda bir değişim olarak yorumladı.  Ama işi bilenler, bu mesajın diplomaside bir nezaket icabı  olduğunu ve içeriğin değişmediğini fark etti. Merkel'e  rekabet eden Alman basın mensupları da, bu demeçlere alkış  tutan bazı Türk gazetelerin karşısında şaşırdı. (14/11)

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

NOT: Bu bülten, 15 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR