20.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

Weekly Standard: "İstanbul 'Konstantinopolis' Değil": "12 Ekim'de İsveç Akademisi, edebiyat dalında Nobel  Ödülü'nün Türk yazar Orhan Pamuk'a verildiğini açıkladı. Türkiye'de, Pamuk'un ödülüyle ilgili tartışmaya siyasi  konular neredeyse hiç vakit kaybetmeden davetsiz bir biçimde  girmiş ve aydınların çoğu ödüle yüzlerini buruşturarak  yaklaşmışlardır. Söz konusu yaklaşım, ülkelerinin AB dışında  bırakılmasına neden olabilecek olan siyasi kültürün bir  özelliğidir. Ödülün verilmesinde rol oynayan sofistike gözlemciler  Pamuk'un şahsında, Türkiye'nin önde gelen diğer ülkelerle  benzeşen bir kültürel denkliğe eriştiğini fark etmiş  olabilirler, ki bu denklik hiç şüphesiz pek çok Türk’ün arzu  ettiği AB üyeliği için olumlu bir işarettir. Ya da Pamuk'un  seçilmesini, genel anlamda Müslümanlar için kültürel bir  kazanç olarak da yorumlamış olabilirler. Bazı Batılılar,  Pamuk'un çeşitli nedenlerle ülkesini yönetenlerden farklı  olduğuna dikkat çekmektedir ve bu durum da onu, İsveç  Akademisi tarafından ödüle layık görülen edebiyatçı  muhalifler listesine eklenmiş yeni bir muhalif yapmaktadır. (…) Türkiye'nin AB'de yeri olmadığını savunmak çok kolaydır  çünkü Türkiye Müslüman bir ülkedir ve Avrupa, kendisini  Hıristiyan mirasıyla tanımlamaktadır. Ancak, Arnavutluk,  Bosna-Hersek ya da bağımsız Kosova, nüfuslarının çoğunluğu  Müslüman olduğu gerekçesiyle sonsuza dek AB dışında mı  bırakılacaktır? Çok büyük ihtimalle hayır. İşin gerçeği,  Türkiye'nin, nüfusunun büyük çoğunluğunun inancından ziyade,  büyük ölçüde radikal laiklik mirasını yansıtan siyasi  kültürünün üç özelliğinden dolayı Avrupa'ya yaklaşımı  dezavantajlı durumdadır. Bunlar, devletin Türklük ideolojisi,  azınlıkların etnik ve dinsel haklarının sistematik olarak  reddedilmesi ve yönetim içerisinde ordunun aşırı etkisidir. (…) Geçen hafta yayımlanan AB İlerleme Raporu, Kıbrıs sorununda  ayak diretmesinin yanı sıra, etnik ve dini azınlıkların  hakları konusunda da Türkiye'yi acımasızca suçlamıştır.  Ve bu durum, ayak diretmekten de kötü bir durumdur. Türkiye,  avantajını yitirmiş durumdadır. Türkiye Cumhuriyeti, son iki  yılda, Türklüğün resmi tanımına dayalı olarak sözlü ve yazılı  hitabı düzenleyen kanunları kabul etmiştir. Türklük, tarihi  olaylara atıfta bulunularak, tamamen siyasi olarak  tanımlanmaktadır. Azınlıklar konusu, Türkiye'nin mevcut yönetim şekliyle Avrupa prensipleri arasındaki mesafeyi daha belirgin bir  biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye'nin etnik azınlıklara  yönelik Avrupa standartlarını karşılamak için daha oldukça  uzun bir yol kat etmesi gerekmektedir. (…)" (Stephen Schwartz, 20/11)

 

ALMANYA BASINI:

Süddeutsche Zeitung: "Türkiye'de İlerleme Kaydedildiğini Görmüyoruz": 

            "SORU: Türkiye'nin AB üyesi olabileceğine hala  inanıyor musunuz?

            BAKOYANNİ: Türkiye'yi destekliyoruz ve Avrupa'nın Türklere vereceği mesajın çok açık olması gerektiğine inanıyoruz. Bu  ülke yükümlülüklerini yerine getirmeyi kabul ettiği takdirde, tam üye olabilmelidir. Bu konuda iki farklı mesajın  gönderilmemesi önem taşımaktadır. Bu doğal olarak, Türkiye'nin  daha çok yol katetmek zorunda olduğu ve AB'nin Türkiye'yi  bugün üye olarak kabul edemeyeceği anlamına gelmektedir. Ancak  Türkiye'ye adil bir şans tanınmalıdır. Kriterleri yerine  getirmek zorunda olduğunu Türkiye'nin de gördüğünü umut  ediyorum. Türk dostlarıma sürekli olarak söylediğim gibi,  ‘alakart’ bir Avrupa yoktur. (…)

            SORU: Yunan kamuoyu Türkiye'ye karşı daha mı  mesafeli?

            BAKOYANNİ:  Evet. Yunanlılar herhangi bir ilerleme  görmüyorlar. Bu, cesaret verici bir durum değil. (…)

            SORU: Yunanistan, Türkiye'nin AB üyesi olmasını  neden bu kadar çok istiyor?

            BAKOYANNİ: Avrupalı ve demokratik bir Türkiye bizim için  bütün sorunların çözümü anlamına gelmektedir. Ancak henüz  Avrupalı ve demokratik bir Türkiye mevcut değil. Bu da  bizden kaynaklanmıyor." (Kai Strittmatter, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile yapılan mülakat, 17/11)

Süddeutsche Zeitung: "Şu Anki Tam Üyelikten Farklı Bir Şeyle Sonuçlanacak": "Hypo-Vereinsbank'ın Münih'te düzenlediği,  ‘Avrupa'nın geleceği’ konulu Forum'da konuşan Avusturya  Başbakanı Wolfgang Schüssel (ÖVP), Avrupa Anayasası ile ilgili  olarak Avrupa genelinde aynı gün bir referandum yapılmasından  yana olduğunu belirtti. Alman Hükümeti’nin, AB'nin sınırları konusundaki  tartışmayı da yeniden canlandırması gerektiğini belirten  Schüssel, Türkiye ile sürdürülen AB'ye katılım müzakereleri  konusunda ise temkinli açıklamalarda bulunarak, ‘netice  itibarıyla şu an tanıdığımız tam üyelikten farklı bir şeyle  sonuçlanacak’ diye konuştu. Federal Almanya eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer  ise konuşmasında, Türkiye'nin Avrupa'ya daha sıkı bir  şekilde bağlanması gerektiğini belirterek, ülkenin  Avrupa'dan uzak tutulmasının ‘akılsızlık ve stratejik  açıdan aptallık’ olacağını söyledi. Sonuçta Türkiye'nin,  Orta Doğu'da güvenlik ve istikrar sağlamakta önemli bir rol  üstlendiğini söyleyen Fischer, Avrupa'nın sırt çevirmesiyle  Batı karşıtı tutumun güçlenmesi halinde, ‘Türkiye, İran ve Rusya arasında bir çıkarlar koalisyonu’ oluşabileceğini,  bunun ise Avrupa'nın yararına olmayacağını söyledi."  (Tobias Matern, 17/11)

 

AVUSTURYA BASINI:

ORF: "AB-Türkiye...Fischer'e Göre, Bir 'Soluklanma Molası' Verilmesi Yerinde Olur": "Cumhurbaşkanı Heinz Fischer, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik (ÖVP) tarafından dile getirilen  AB ve Türkiye arasındaki katılım müzakerelerine ara  verilmesi yönündeki teklife destek verdi. Fischer  Lüksemburg'a gerçekleştirdiği bir iş gezisinde gazetecilere bu meselede ‘zaman  baskısı yapılmaması’ gerektiğini ifade etti. Plassnik, Türkiye ile ilgili son ilerleme raporu  nedeniyle Brüksel'de gerçekleştirilen  AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında bir  soluklanma molası verilmesi gerektiğini belirtmişti.  Plassnik, Avusturya'nın ‘önceliğinin’ Ankara ile  duruma uygun bir ortaklıktan yana olduğunu belirtti." (17/11)

 

FRANSA BASINI:

Le Figaro: "Türkiye'yi Kim Torpillemek İstiyor?": "Avrupa kamuoyu, özellikle Fransızlar habersiz, ama biz, amacı apaçık Türkiye'nin AB adaylığını torpillemek  olan bir komplonun hazırlanışına doğrudan tanık oluyoruz. Bu adaylığın her zaman karşıtları oldu ve onların  yandaşlarınca ne tür önlemler ileri sürülürse sürülsün  (müzakerelerin uzatılması, müzakerenin tamamlanması  durumunda bir referandum ihtimali gibi) bu, Türkiye'nin,  müzakerenin bir kere başlatıldığında kesilmeyip anlaşmaya  bağlanacağını düşünen Avrupalı düşmanlarına haklı olarak  yeterli gelmedi. Bunun üzerine daha hızlı hareket etmeye  ve öncelikle Türkiye'nin Avrupa'yı reddine sebep olacak  hukuki ve kültürel engelleri artırmaya karar verdiler. Ancak bu düşmanlar kimlerdir? Ermeniler mi? Hiç şüphesiz,  1915 hatıralarıyla hala acı çekerek yaşayan Ermeni diasporası,  saçma soykırım yasasını oylayan Fransız milletvekillerinin  yaptığı gibi kabuslarının azıcık depreşmesiyle kolaylıkla  harekete geçebilecek durumdalar. (…) Peki Yunanlar mı? Atina'da yeni siyasi neslin  çok değiştiği ileri sürülebilir. Günümüzde Yunan siyaset ve iş dünyasından seçkinler,  geleceklerinden daha emin ve Avrupa  karar sürecine daha iyi entegre olmuş durumdalar. Geriye,  sol ve uzlaşmaz milliyetçi bir koalisyon tarafından  yönetilen Kıbrıslı Rumlar kalıyor. (…) Türkiye'nin üyeliğinin gerçek düşmanlarını, Avrupa'da,  hatta ırkçı eğilimli köktendinciler ile, Avrupa ve Arap  dünyası arasında sıkı bir ittifak taraftarı olanlar arasında  aramak gerekir. Bazıları, özellikle Almanya ve Avusturya'da,  ikinci kuşak Türk göçmenlere vatandaşlık hakkının verilmesini reddettikleri gibi, bir Müslüman ülkenin Avrupa'ya girmesini de  reddediyor. Arap dünyasındaki milliyetçi ve İslamcı akımlarla  uyum içinde olan diğerleriyse, komşu diktatörlükler açısından  istikrarsızlaştırıcı etkileri olan örnek bir demokrasiye sahip  Müslüman bir ülkeyi istemiyor. Şayet hoşgörülü ve dinamik  bir ülke olan bu büyük Müslüman demokrasisinin bölgede  İsrail'in stratejik müttefiki olduğunu da eklersek, günümüzde  Türkiye'ye karşı böyle bir ayak diremenin tüm sebeplerini  ortaya koymuş oluruz. Bunun üstüne, Nobel Edebiyat Ödülü -Türk çağdaşlığını temsil eden Orhan Pamuk'un eserini ödüllendiren-,  dalaverelerini kimsenin görmediği ve anlamadığını düşünen  dar görüşlülere bir tokat gibi indi. Bulunduğumuz noktada,  müzakereleri durdurma planından sakınmak için Finlandiya,  İngiliz ve İskandinav, İspanyol ve İtalyanların tüm çabalarına  rağmen, onların amaçlarına ulaşamadığını gösteren hiçbir  şey yok. (…) ‘Ankara'nın Avrupa üyeliğinin gerçek düşmanlarını,  ırkçı eğilimli köktendinci Hıristiyanlar arasında aramak  gerekir.’"  (Alexandre Adler, 18/11)

Le Monde: "Avrupa Oluşumuna Üç Yaklaşım": "2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday Sosyalist  partisine adaylar kuşkusuz üç farklı sosyalist yaklaşımı  temsil ediyor. Ancak ayrıca Avrupa oluşumuna da üç farklı  yaklaşım getiriyorlar ve aralarındaki fikir ayrılığı  özellikle Türkiye konusunda görülüyor. Türkiye, Birliğe katılmalı mı? ‘Evet’ diyor, Avrupa'nın bu katılımla  güçleneceğini savunan Dominique Strauss Kahn. Soruyu  ‘hayır’ diye cevaplıyor, bu katılımla Birliğin belki  de gücünü kaybedeceğinden endişe eden Laurent Fabius.  Ve ‘belki’ diyor, katılım şartlarına uyulup uyulmadığı kararına varmak için müzakerelerin sona ermesini  beklemeyi öneren Segolene Royal. Bu cevaplardan her biri Avrupa Birliği’ne ilişkin  bir görüşü temsil ediyor. Dominique Strauss-Kahn, Akdeniz  çevresinde kurulacak ve ABD, Çin veya Hindistan gibi  gezegenin diğer büyük güçlerine kafa tutabilecek geniş  bir birlik olasılığından söz ediyor. Tam tersine Laurent  Fabius, "Avro bölgesi" çekirdeğine yoğunlaşmış ve Türkiye  gibi dış ülkelerle imtiyazlı ortaklık üzerine kurulmuş  bir Avrupa'yı savunuyor. Segolene Royal ise Fransızlar  isterlerse Avrupa sınırlarını Türkiye'ye genişletmeyi  kabul ediyor, ancak daha ileriye açılmasını önermiyor. (…)" (Thomas Ferenczi, 17/11)

 

YUNANİSTAN BASINI:

İmerisia: "Abdullah Gül ile Ne Anlaşmalar Yapacağız":

            "SORU: Türk-Yunan ilişkileri ve AB-Türkiye ilişkilerinin ayrı  alanlar olduğuna inanıyor musunuz?

            BAKOYANNİ: Hayır. Bildiğiniz gibi, genişleme stratejisi  içinde birçok Türk-Yunan konusu AB-Türk konusuna dönüştü.  Dini özgürlüklerin korunması, bizim özel olarak  ilgilendiğimiz Heybeliada Ruhban Okulu’nun durumu, İstanbul  Rumlarının gayrimenkulleri artık Türkiye-AB konularıdır.  Tabii ki iyi komşuluk ilişkileri içinde Türkiye'yle yürütmek  zorunda olduğumuz ikili konularımız var. Birçok kez ifade  ettiğim gibi ilk aşamada amacımız Ege'de gerginliğin  azalmasıdır. Bu yönde adımlar atıldığını ve gerginliğin  azaldığını memnuniyetle görüyoruz. Onun da ötesinde iki ülke  arasında güven ortamını güçlendirecek ve kıta sahanlığı  konusunu uzun vadede çözmeye dönük başka adımlar da atmayı  düşünüyoruz. (…)        

            SORU: Plassnik, Türkiye'nin AB sürecinde ‘kısa bir  Aradan’ söz etti. Siz, müzakerelerin donmasının, Türkiye  ile Yunanistan arasındaki ilişkiler açısından yararlı  olacağını düşünüyor musunuz?

            BAKOYANNİ: Avrupa'da şu anda hiç kimse müzakerelerin  donmasını teklif etmiş değil. Şöyle söyleyeyim: İki ayrı  görüş var: Biri, Türkiye ile müzakerelerin kesilmesini,  başka bir ifadeyle Türkiye'nin katılım sürecinin  kesilmesini istiyor. Diğeri, AB'ye karşı yükümlülüklerini  yerine getirmemiş olmakla birlikte Türkiye'nin hiçbir şey  olmamış gibi yola devam etmesinden yana. Bu iki uç görüş  arasında, AB'nin bugüne kadar değişik dönemlerde aldığı  kararlarla destekleyeceği bir görüş bulunacak.

            SORU: Anladığım kadarıyla Yunanistan, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği konusunu gündeme  getiriyor.

            BAKOYANNİ: Kuşkusuz. Yunanistan, hiçbir aday ülkenin  yerine getireceği yükümlülükleri seçme şansı olmadığını  her zaman açık bir şekilde ifade ediyor. Hiçbir aday ülke  yükümlüklerini seçme, yani yükümlülüklerini sipariş  üzerine yerine getirmek gibi bir rahatlığa sahip değil.  Aday ülkelerin, AB'nin ön koşullarını yerine getirmeleri  veya buna hazırlanmaları, bizim için belki de diğer Avrupa  ülkeleri için olduğundan daha önemlidir, çünkü etrafımız  AB'ye aday ülkelerle çevrili. Bu mantıkla, Türkiye için  de aynı tezi destekliyoruz. Yunanistan, Türkiye'nin AB'ye  katılımını arzu ettiğini söylerken son derece samimidir.  Bu Parlamento oturumda da belli oldu. İki büyük parti,  Türkiye'nin AB'ye katılımını destekliyor, ancak  yükümlülüklerini yerine getirmesi koşuluyla. Bu konudaki  düşüncelerimiz başka Avrupa ülkelerinden farklı. Biz bunu  Yunanistan'da açıklığa kavuşturduk. (…)

            SORU: Yunan Hükümeti’nin umudunu, Tayyip Erdoğan'ın  şahsına ve Türkiye'nin içinde reformlara, hatta  cumhurbaşkanlığına ulaşmasını kolaylaştırma mantığına  dayandırdığı izlenimi veriliyor. Sizce Erdoğan ne kadar  inanılır bir konuşmacıdır?

            BAKOYANNİ: Biz, Türkiye'nin içişlerine müdahale etmeyiz.  Sorunuzun ikinci kısmı cumhurbaşkanlığı konusuyla ilgili  olduğu için açıkça ifade edeyim ki Yunanistan Hükümeti bu  konuda görüş belirtmiyor. Benim görüşüme göre ise Tayyip  Erdoğan, partisinin İslami kimliğini Türkiye'nin AB sürecine  uydurmaya çalışan bir kişi. Ancak Kemal Atatürk'ün ‘Batı’ya  doğru ilerleyin’ düsturunu örnek alan, Türkiye'nin AB'ye  katılımını arzu eden, bizim görüşümüze göre ülkeleri için  vizyonu olan kişi ve politikacılardır Yunanistan-Türkiye ve  AB-Türkiye ilişkilerinde olumlu rol oynayabilecek olanlar." (Maria Spiraki, Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile yapılan mülakat, 18/11)

Apoyevmatini: "AB Hiçbir Aday Ülkeye Şantaj Yapmıyor": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  ‘Maraş'ın yasal sakinlerine iadesinin, BM'nin temel  konularından biri olduğunu’ açıkladı. Olli Rehn, böylece,  Maraş konusunu, Türkiye-AB arasında tren kazasını önlemeye  ilişkin Finlandiya önerisini gündeme getirdiği AB ile  Kıbrıslı Türkler arasında doğrudan ticaret konusunu  birbirinden ayırdı. Genişlemeden Sorumlu Komisere göre, sadece doğrudan  ticaret konusu AB'nin yetkisi dahilinde bulunuyor. Bu arada Yunan Hükümeti, Türkiye'ye karşı ‘şantaj’  uygulandığını kabul etmiyor." (17/11)

 

NOT: Bu bülten, 17-19 Kasım 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

ESKİ SAYILAR