ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel: "Türkiye, Ankara Protokolü'ndeki
Yükümlülüklerini Hala Yerine Getirmedi":
"SORU: AB-Türkiye ilişkileri,
halihazırdaki hassas bir konu. Finlandiya AB Dönem Başkanlığı, Kıbrıs
konusunda Ankara'dan şartların yerine getirilmesini talep ediyor. Bu
sorunun Almanya'nın Dönem Başkanlığı'nı üstlenmesinden önce çözülme
şansı var mı?
BARROSO: Gelişmeler
karşısında büyük endişe duyuyorum. Türkiye, AB üye ülkelerinin 2005
yılında talep ettiği doğrultuda Ankara Protokolü'nde belirlenen
yükümlülüklerini şimdiye kadar yerine getirmedi. Türkiye
yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, bunun tüm müzakere süreci
üzerinde olumsuz etkileri olacak. Bunların tam olarak neler olacağını
bugünden söyleyemem. Fakat, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği
takdirde, inandırıcılık ve açıklık kazandırmak açısından, bazı
yaptırımların uygulanması kararlaştırılacak."
(Albrecht Meier, Hans Monath, Avrupa Birliği Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso ile yapılan mülakat, 19/11)
Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung: "Avrupa'ya Ruh
Vermemiz Gerekiyor":
"SORU: Türkiye'nin AB üyeliği
konusunda ne düşünüyorsunuz, çoğunluk ne düşünüyor?
PÖTTERİNG: Türkiye'nin AB'ye tam üye
olmasına şahsen karşıyım. CDU gibi, ayrıcalıklı ortaklığı tercih
ediyorum. Ancak Türkiye'nin bir gün tüm kriterleri yerine getirmesi
halinde Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin çoğunluğunun Türkiye'nin
üyeliğinden yana olacağını düşünüyorum. Diğer taraftan, Avrupa
Parlamentosu içindeki Ankara'nın lehindeki hava, Türk Hükümeti’nin
Ankara Protokolü'nü uygulamak için sarf ettiği çabalar yavaşladığı
ölçüde azalıyor... Türkiye'nin, liman ve havalimanlarını Kıbrıs Rum
trafiğine açmak için acele etmesi gerekiyor. Bir ay sonra yapılacak
olan AB zirvesine kadar Türkiye inat etmeye devam ederse, olumsuz
sonuçları hesaba katması gerekecek.
SORU: Müzakerelerin durdurulması mı?
PÖTTERİNG: Müzakerelerin tamamen
durdurulması bir hata olurdu. Bu durum, Türkiye'deki reformların sona
ereceği anlamına gelirdi, ki bunun için Orta Doğu'daki sorunlar çok
büyük. Türkiye'nin adım atmaması halinde, müzakerelerin askıya
alınmasına kadar varan başka tedbirler alınabilir." (Wulf Schmiese,
müstakbel Avrupa Parlamentosu Başkanı
(AP Hıristiyan Demokrat
Grubu Başkanı) Hans-Gert Pöttering ile yapılan mülakat, 19/11)
FRANSA BASINI:
AFP: "Kıbrıs... Helsinki Türkiye'ye Aralık Ayına Kadar
Süre Verdi": "AB Dönem Başkanı Finlandiya,
Türkiye'ye Kıbrıs konusundaki taahhütlerine uyması için aralık ayı
başına kadar süre verdi. Uymadığı takdirde, 25'ler, Ankara'nın ‘üyelik
sürecini gözden geçirecekler’. Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen,
yaptığı konuşmada, ‘Bir konuda açık olmak istiyorum. Başkanlık, Türk
meselesini (14 ve 15 Aralık) Avrupa Konseyi'ne götürmek istemiyor.’
dedi. ‘Bundan önce de bazı kararlar alınabilir. Gerçek süre Komisyonun
tavsiyelerini sunmasına kadardır’ diye ilave eden Matti Vanhanen, ‘Bu
tavsiyeleri ise Aralık aynının ilk haftasında’ beklediklerini belirtti.
Başbakan, 11 Aralık'taki Dışişleri Bakanları toplantısını kastederek,
‘Üç hafta içinde bazı kararlar alınacaktır.’ dedi. Finlandiya Başbakanı,
‘Bu iyi bir senaryo değil, belirsiz bir gelecek manasına gelir’ diye
ilave etti." (20/11)
İNGİLTERE BASINI:
The Daily Telegraph: "Avrupa'nın Geleceği İçin AB'nin
Yapısının Değişmesi Gerekiyor": "Yakın bir
gelecekte, AB'nin karşı karşıya kalacağı kesin olan iki hususu ele
alması gerekecek. Birincisi genişleme yanlısı ve karşıtı üye
devletlerin (ya da en azından bu ülkelerin siyasi elitleri) arasındaki
sürtüşme. Bir yanda Fransa ve Almanya'nın da yer aldığı
entegrasyonistler, diğer yanda İngiltere gibi direnişçiler arasındaki
gerginlik ve görüş ayrılıklarının bu şekilde devam edemeyeceği aşikar.
(…) Diğer husus ise giderek daha da tartışmalı hale gelen daha ileri
aşama genişleme. Diğer yandan bir sonraki genişleme dalgasının karşı
karşıya kalacağı tek sorun kamuoyundaki endişeler olmayacak. İki
potansiyel engel daha var. Birincisi kurumsal anlamda yapılması gereken
değişiklikler. Mevcut Nice antlaşması kapsamında, AB'nin 27'den fazla
üyesi olamaz. Bu limit Romanya ve Bulgaristan'ın katılımıyla dolmuş
olacak. İkinci engel ise siyasi. Şubat 2005'te Fransa Cumhurbaşkanı
Chirac Fransa Anayasası’na bir madde koydu. Bu madde uyarınca Birliğe
katılacak her yeni ülkenin Fransız seçmenlerinin onayını alması
gerekiyor. Bunun anlamı mevcut üyelere ve Bulgaristan, Romanya ve
Hırvatistan'ın dışında herhangi bir genişleme süreci Fransız seçmenler
tarafından reddedilebilir. Bu koşulun pek çok yeni adayın önünde ciddi
bir engel teşkil edeceğini söylemeye bile gerek yok. Hırvatistan'ın
ardından diğer aday ülkeler Makedonya ve en çok tartışmalara yol açan
Türkiye de var. Olası aday ülkeler Batı Balkan ülkeleri Arnavutluk,
Bosna-Hersek, Sırbistan ve Karadağ. Doğal olarak, komisyon bir sonraki
genişleme dalgasına temkinli yaklaşıyor. Genel olarak AB'nin doğal
sınırlarına dair tartışmalar yaşanıyor. Bu süreçten kaynaklanan
yorgunluk gözlemlenebiliyor. Mevcut ve potansiyel aday ülkelerin AB
üyelik arzularında hayal kırıklığına uğrayacakları şimdiden anlaşılmaya
başladı. Bunlardan bir tanesi de Türkiye. Türkiye başta olmak üzere bazı
aday ülkelerin şimdiki AB yapısı çerçevesinde tam üye olamayacaklarının
resmen kabul edilmesi gerekiyor. 21. yüzyıla uzanan AB, daha esnek ve
açık bir AB olmak durumundadır." (Ruth Lea, 20/11)
Reuters: "AB Uyarısı Türk Piyasalarını Vurdu":
"AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Türkiye'nin talepleri karşılamasına
ilişkin son tarihi kesinleştirmesinin ardından Türk Lirası bu ayki en
düşük seviyesine gerilerken, Doğan Yayıncılığın hisseleri yüzde 5
oranında değer kaybetti. Lira bugün 1.1 oranında değer kaybederek dolar
karşısında 1.46 seviyesine geriledi. Finlandiya, Türkiye'nin 6 Aralık'a
kadar limanlarını Kıbrıs'a açması gerektiği ya da AB üyelik çabasında
belirsiz engellerle karşılaşacağı uyarısında bulundu. Brüksel de daha
önce AB liderleri zirvesi sırasında Ankara'ya aralık ortasına kadar
zaman tanımıştı. HSBC ekonomistlerinden Murat Ülgen, ‘Belirsizlikler ve
olumsuz açıklamalar (Ankara'nın AB çabasına ilişkin), daha ihtiyatlı
küresel ortamda giderek daha da etkili olmaktadır.’ dedi. Türkiye
defalarca, Kıbrıslı Türklere uygulanan ekonomik kısıtlamalar
azaltılmadıkça limanlarını açmayacağını ifade etti."
(20/11)
SUUDİ ARABİSTAN BASINI:
Arab News: "Türkiye'nin AB'ye Katılımı: Finlandiya
Avrupa'nın Ruh Halini Yansıtıyor mu?":
"Finlandiya'nın Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı bir gürültüyle mi yoksa
bir sızlanmayla mı sona erecek? Tehlikede olan çok şey var: Türkiye'nin
gelecekteki üyeliği ile ilgili müzakerelerin devamı ve AB ve Rusya'nın
gelecekteki ilişkisi gibi. 24 Kasım'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir
Putin, Avrupa hükümet başkanlarıyla Helsinki'deki resmi zirvede bir
araya geldiğinde ve Türkiye'yle ilgili bir karara varılacak aralık
ortasındaki AB zirvesiyle birlikte, her iki mesele de önümüzdeki birkaç
hafta içinde kritik bir noktaya ulaşacak. AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen ile Helsinki'deki resmi
ikametgahında konuşurken şu nokta netlik kazandı: Yükümlülüklerini
yerine getirmediği sürece, daha fazla kişinin Avrupa'da Türkiye'ye yer
olmadığı sonucuna varacağını Türkiye artık farketmelidir. Dahası,
Türkiye'nin değil, Rusya'nın AB'ye üye olması gerektiğini düşünmeye de
başlayabilirler. Bu konuyu gündeme getirdiğimde Vanhanen de, ‘Rusya
kültürel açıdan Türkiye'den daha fazla Avrupa'ya yakındır.
Topraklarının büyük bölümü Asya'da bulunsa da, Rusya'nın edebiyatı,
dini gelenekleri ve müziğiyle Avrupa yaşam tarzına çok yakın olduğuna
hiç şüphe yoktur.’ dedi. Vanhanen'e şu soruyu yönelttim: ‘Yakın
gelecekte Rusya AB'ye girebilir mi?’ Başbakan ise, ‘Bunu talep
etmediler. Şu anda bu konuda konuşmuyoruz, ancak kesinlikle Rusya
Avrupa'nın bir parçasıdır. Pek çok Avrupalı eski Sovyet dönemlerinden
bahsediyor, fakat artık bunu unutmalıyız. Gelecekte bir gün bu konuyla
ilgili düşünmeye başlayacağız’ cevabını verdi. Başbakanın yanından
ayrılırken şunu da düşünmeden edemedim; çoğu Avrupalı diplomat özel
sohbetlerde AB'nin her zaman Türkiye'ye karşı adil davranmadığını
kabul edecek olmasına rağmen, Finlandiya, yükümlülüklerini yerine
getirmesi için Türkiye'ye müsamahasız davranıyor. Buna karşın sohbetin
tümünde Rusya'dan hep en olumlu şekilde bahsedildi. Bir sonraki on yıl
için Avrupa'nın tavrı bu mu olacak, yoksa bu sadece Finlilere mi
mahsus?" (Jonathan Power, 20/11)
YUNANİSTAN BASINI:
Eleftherotipia: "Sorumluluk Avrupa'nın":
"Anlaşılması, bizler tarafından da açıklığa kavuşturulması gereken bir
konu, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili sorununun
Kıbrıs olmadığı. Ortaya çıkan sorunların çıkmaza sokulmasıyla gündeme
gelebilecek olası krizleri aşabilmek de Kıbrıs'a bağlı değil. Sorun
tamamen, Türkiye'nin AB üyesi olma iradesinden kaynaklanan minimum
yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmesi, kurumsal uygulamalar ve
AB kanunlarınca zorunlu sayılan ön şartlara uyum sağlamamasından
kaynaklanıyor. Kıbrıs'ın bu soruna karışmış olması, Türkiye'nin
yükümlülüklerinin en önemli bölümünün, AB'nin eşit ortağı Kıbrıs ile
ilgili olması, soruna Kıbrıs'ın karışmasına yol açıyor. Ancak Kıbrıs,
herhangi bir şekilde olaydan sorumlu değil. (…) Kıbrıs'ın AB-Türkiye
ilişkilerinin (bunların veya başka güç merkezlerinin jeostratejik
seçeneklerine ilişkin) çıkarları uğruna devlet olarak egemenliğini
kurban etmesi ve tarih içindeki geleceğini tehlikeye sokması mümkün
değil. (…) Ankara Protokolü'nün uygulanması tartışılmaz bir ön şart, AB
üyesi tüm ortaklarla müzakereler yapıldığına göre de, tüm ortakların
tanınması olmazsa olmaz bir konu. Demek ki, ne olursa olsun Ankara,
Kıbrıs konusunun hala çözümlenmemiş olduğunu öne ne kadar sürerse
sürsün, bir taraftan Türk yükümlülükleri, öte yandan da AB'nin bu
yükümlülüklerin yerine getirilmesi yönündeki talebini hiçbir şey iptal
edemez. Bazılarının istediklerini elde edebilmek için tehditkar bir
şekilde öne sürülen ‘tren kazasının’ önlenmesi gerçekten isteniyorsa,
Aralık zirvesine kadarki kritik sürecin takvimi bu olmalı. Fakat
trenler çarpışsa da, elbette Kıbrıs'ın (ve de Yunanistan'ın) herhangi
bir sorumluluğu olmayacak." (Anthos Likavgis, 19/11)
Kathimerini: "Türkiye-AB Konusunda Londra'ya
Müdahale": "Başbakan Karamanlis, İngiltere
Başbakanı Tony Blair'den, Türkiye'nin AB'ye karşı üstlenmiş olduğu
yükümlülüklerini yerine getirmesi için Londra'nın Ankara'ya karşı
etkisini kullanmasını istemek niyetinde. Türkiye-AB ilişkilerinde
kritik bir dönemin yaşanması iki Başbakanın görüşmesine özel bir önem
kazandırıyor. Atina diplomatik çevreleri, Yunanistan ve İngiltere
arasında önemli görüş ayrılıkları olmadığını, ancak Türkiye'nin AB
sürecinin tamamlanmasına ilişkin takvim ve sürecin tamamlanması
aşamalarının ‘idaresi’ ile ilgili görüşlerinde ayrılık olduğunu ifade
ediyorlar. Aynı çevreler, vatandaşların çoğunluğunun Türkiye'nin
katılımına büyük kuşkusuna rağmen, Yunanistan'ın Türkiye'nin AB
sürecini desteklemek için birçok nedeni olduğunu savunuyorlar."
("E.T." rumuzlu, 19/11)
Eleftherotipia: "Bakoyanni'ye Göre Türkiye ile
Müzakerelerin Durdurulması İmkansız": "Dora
Bakoyanni, Türkiye'nin şart ve ön şartları ‘a la carte’
gerçekleştirerek, AB'ye üye olmasına ilişkin herhangi bir düşünceye
kesin olarak ‘hayır’ dedi. Dışişleri Bakanı bu açık ve net tezini,
gelecek ay Türk meslektaşlarıyla Atina'da görüşmesi öncesinde,
Larisa'nın Eleftheria gazetesinde yayımlanan mülakatında dile getirdi.
Bakoyanni, buna paralel olarak Finlandiya Dönem Başkanlığı’nın
girişimleri konusunda iyimser olması için herhangi bir neden olmadığını
ve AB'nin müzakereler için zamana ihtiyacı olduğunu ‘son dakikaya kadar
beklemenin mümkün olmadığını’ vurgulayarak, zaman konusunun AB
tarafından ele alınma şekliyle ilgili hoşnutsuzluğunu dolaylı bir
şekilde dile getirdi. Özellikle birinci konuya ilişkin olarak Dora
Bakoyanni, ‘Türkiye 25 üye devlete karşı yükümlülükler üstlendi,
üyelik yolunun düzenli bir şekilde devam edebilmesi içinse bu
yükümlülükleri yerine getirmeye davet ediliyor. Hiçbir aday ülke
yükümlülüklerinden hangilerini yerine getireceğini, hangilerini
getirmeyeceğini seçme veya üstlenmiş olduğu yükümlülükleri hangi
koşullar altında yerine getireceğine dair şart beyan etme durumunda
değil. Yükümlülükleri a la carte yerine getirme olanağı hiçbir ülke
için geçerli değil.’ dedi. (…) Yükümlülüklerini yerine getirmemesi
durumunda Türkiye'ye yaptırımların uygulanması konusunda da Bakoyanni,
‘Türkiye'nin Ankara Protokolü'nün uygulanması yönünde ilerlememek
niyeti üzerinde ısrar etmesi durumunda, üyelik süreci hiçbir şey
olmamış gibi devam edemez. Gerek müzakerelere ara verilmesi, gerekse
hiçbir şey olmamış gibi müzakerelerin devam edilmesi, yelpazenin iki
ucunda yer alan seçenekler. Avrupa Birliği'nin kararları da pek nadir
durumlarda sonunda bir uçta kalıyor.’ dedi. Dışişleri Bakanı Bakoyanni,
Abdullah Gül'ün beklenen Atina ziyaretinin ‘Yunanistan'ın, Türkiye'nin
AB üyeliğine dair sabit görüşlerini ve müzakere tezini etkilemediğini’
net bir şekilde belirtti." (Dimitri Hatziefthimiu, 20/11)
Eleftherotipia: "Olli Rehn Lefkoşa'yı Ayağa
Kaldırıyor": "Kıbrıs Hükümeti ve siyasi
partileri, Maraş konusunun BM konusu, Kıbrıslı Türklerin AB ile
doğrudan ticaret konusunun da AB konusu olduğuna ilişkin Olli Rehn'in
açıklamalarını kabul edilmez ve haksız olarak nitelediler. AB üst düzey
yetkilisinin açıklamalarını, Cumhurbaşkanı Papadopulos da tepkiyle
karşıladı ve girişimlerde bulunacağını açıkladı. Kıbrıs Hükümet Sözcüsü
Pasiardis, ‘25’lerin geçen şubat ayındaki anlaşmasının, Maraş'ın
iadesini doğrudan ticaretle ilişkili gördüğünü, Rehn'in de geçen aralık
ayında AB ortaklarına bir açıklamasında, iki konuyu birbirine
bağladığını hatırlattı. Kıbrıs Parlamento Başkanı Hristofias, ‘AB'nin,
Türkiye'nin üyeliğinin kolaylaştırılması için ABD'den baskı gördüğünün
anlaşıldığını’ açıkladı ve şunları söyledi: ‘Tavizler başladı, çünkü
Amerikalılar açıkça ve utanmaz şekilde müdahale ediyorlar.’
Cumhurbaşkanı Papadopulos, Türkiye'nin katılım yükümlülüklerini yerine
getirmemesinin kabul edilemeyeceğini, zor sınavın yaklaştığını
söyledi." (Fanos Konstandinidis, 20/11)
NOT: Bu bülten,
17-19 Kasım 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR