21.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

 

Der Tagesspiegel: "Türkiye, Ankara Protokolü'ndeki Yükümlülüklerini Hala Yerine Getirmedi":

 

            "SORU: AB-Türkiye ilişkileri, halihazırdaki  hassas bir konu. Finlandiya AB Dönem Başkanlığı, Kıbrıs  konusunda Ankara'dan şartların yerine getirilmesini talep  ediyor. Bu sorunun Almanya'nın Dönem Başkanlığı'nı  üstlenmesinden önce çözülme şansı var mı?

 

BARROSO: Gelişmeler karşısında büyük endişe duyuyorum.  Türkiye, AB üye ülkelerinin 2005 yılında talep ettiği doğrultuda Ankara Protokolü'nde belirlenen yükümlülüklerini şimdiye kadar  yerine getirmedi. Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği  takdirde, bunun tüm müzakere süreci üzerinde olumsuz etkileri  olacak. Bunların tam olarak neler olacağını bugünden söyleyemem.  Fakat, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde,  inandırıcılık ve açıklık kazandırmak açısından, bazı  yaptırımların uygulanması kararlaştırılacak." (Albrecht Meier, Hans Monath, Avrupa Birliği  Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile yapılan mülakat, 19/11)

 

Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung: "Avrupa'ya Ruh Vermemiz Gerekiyor":

 

            "SORU: Türkiye'nin AB üyeliği konusunda ne  düşünüyorsunuz, çoğunluk ne düşünüyor?

 

            PÖTTERİNG: Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasına şahsen  karşıyım. CDU gibi, ayrıcalıklı ortaklığı tercih ediyorum.  Ancak Türkiye'nin bir gün tüm kriterleri yerine getirmesi  halinde Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin çoğunluğunun  Türkiye'nin üyeliğinden yana olacağını düşünüyorum. Diğer  taraftan, Avrupa Parlamentosu içindeki Ankara'nın lehindeki  hava, Türk Hükümeti’nin Ankara Protokolü'nü uygulamak için  sarf ettiği çabalar yavaşladığı ölçüde azalıyor... Türkiye'nin,  liman ve havalimanlarını Kıbrıs Rum trafiğine açmak için  acele etmesi gerekiyor. Bir ay sonra yapılacak olan AB  zirvesine kadar Türkiye inat etmeye devam ederse, olumsuz  sonuçları hesaba katması gerekecek.

 

            SORU: Müzakerelerin durdurulması mı?

 

            PÖTTERİNG: Müzakerelerin tamamen durdurulması bir hata  olurdu. Bu durum, Türkiye'deki reformların sona ereceği  anlamına gelirdi, ki bunun için Orta Doğu'daki sorunlar çok  büyük. Türkiye'nin adım atmaması halinde, müzakerelerin  askıya alınmasına kadar varan başka tedbirler alınabilir." (Wulf Schmiese, müstakbel Avrupa Parlamentosu Başkanı (AP Hıristiyan Demokrat Grubu Başkanı) Hans-Gert Pöttering ile  yapılan mülakat, 19/11)

           

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Kıbrıs... Helsinki Türkiye'ye Aralık Ayına Kadar Süre Verdi": "AB Dönem Başkanı Finlandiya, Türkiye'ye Kıbrıs konusundaki taahhütlerine uyması  için aralık ayı başına kadar süre verdi. Uymadığı takdirde,  25'ler, Ankara'nın ‘üyelik sürecini gözden geçirecekler’. Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, yaptığı konuşmada,  ‘Bir konuda açık olmak istiyorum. Başkanlık, Türk meselesini  (14 ve 15 Aralık) Avrupa Konseyi'ne götürmek istemiyor.’ dedi. ‘Bundan önce de bazı kararlar alınabilir. Gerçek süre  Komisyonun tavsiyelerini sunmasına kadardır’ diye ilave  eden Matti Vanhanen, ‘Bu tavsiyeleri ise Aralık aynının ilk haftasında’  beklediklerini belirtti. Başbakan, 11 Aralık'taki Dışişleri Bakanları toplantısını kastederek, ‘Üç hafta içinde bazı kararlar alınacaktır.’ dedi. Finlandiya Başbakanı, ‘Bu iyi bir senaryo değil, belirsiz  bir gelecek manasına gelir’ diye ilave etti." (20/11)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

The Daily Telegraph: "Avrupa'nın Geleceği İçin AB'nin Yapısının Değişmesi Gerekiyor": "Yakın bir gelecekte, AB'nin karşı karşıya kalacağı  kesin olan iki hususu ele alması gerekecek. Birincisi  genişleme yanlısı ve karşıtı üye devletlerin (ya da en  azından bu ülkelerin siyasi elitleri) arasındaki sürtüşme. Bir yanda Fransa ve Almanya'nın da yer aldığı  entegrasyonistler, diğer yanda İngiltere gibi direnişçiler  arasındaki gerginlik ve görüş ayrılıklarının bu şekilde devam  edemeyeceği aşikar. (…) Diğer husus ise giderek daha da tartışmalı hale gelen  daha ileri aşama genişleme. Diğer yandan bir sonraki genişleme dalgasının karşı  karşıya kalacağı tek sorun kamuoyundaki endişeler olmayacak.  İki potansiyel engel daha var. Birincisi kurumsal anlamda  yapılması gereken değişiklikler. Mevcut Nice antlaşması  kapsamında, AB'nin 27'den fazla üyesi olamaz. Bu limit Romanya  ve Bulgaristan'ın katılımıyla dolmuş olacak. İkinci engel ise siyasi. Şubat 2005'te Fransa  Cumhurbaşkanı Chirac Fransa Anayasası’na bir madde koydu.  Bu madde uyarınca Birliğe katılacak her yeni ülkenin Fransız  seçmenlerinin onayını alması gerekiyor. Bunun anlamı mevcut  üyelere ve Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan'ın dışında  herhangi bir genişleme süreci Fransız seçmenler tarafından  reddedilebilir. Bu koşulun pek çok yeni adayın önünde ciddi  bir engel teşkil edeceğini söylemeye bile gerek yok. Hırvatistan'ın ardından diğer aday ülkeler Makedonya  ve en çok tartışmalara yol açan Türkiye de var. Olası aday  ülkeler Batı Balkan ülkeleri Arnavutluk, Bosna-Hersek,  Sırbistan ve Karadağ. Doğal olarak, komisyon bir sonraki genişleme dalgasına  temkinli yaklaşıyor. Genel olarak AB'nin doğal sınırlarına  dair tartışmalar yaşanıyor. Bu süreçten kaynaklanan yorgunluk gözlemlenebiliyor. Mevcut ve potansiyel aday ülkelerin AB  üyelik arzularında hayal kırıklığına uğrayacakları şimdiden  anlaşılmaya başladı. Bunlardan bir tanesi de Türkiye. Türkiye başta olmak üzere bazı aday ülkelerin şimdiki AB  yapısı çerçevesinde tam üye olamayacaklarının resmen kabul  edilmesi gerekiyor. 21. yüzyıla uzanan AB, daha esnek ve açık bir AB olmak  durumundadır."  (Ruth Lea, 20/11)

 

Reuters: "AB Uyarısı Türk Piyasalarını Vurdu": "AB Dönem Başkanı  Finlandiya'nın Türkiye'nin talepleri karşılamasına ilişkin  son tarihi kesinleştirmesinin ardından Türk Lirası bu ayki  en düşük seviyesine gerilerken, Doğan Yayıncılığın hisseleri  yüzde 5 oranında değer kaybetti. Lira bugün 1.1 oranında değer kaybederek dolar  karşısında 1.46 seviyesine geriledi. Finlandiya, Türkiye'nin 6 Aralık'a kadar  limanlarını Kıbrıs'a açması gerektiği ya da AB üyelik  çabasında belirsiz engellerle karşılaşacağı uyarısında  bulundu. Brüksel de daha önce AB liderleri zirvesi  sırasında Ankara'ya aralık ortasına kadar zaman tanımıştı. HSBC ekonomistlerinden Murat Ülgen, ‘Belirsizlikler ve  olumsuz açıklamalar (Ankara'nın AB çabasına ilişkin), daha  ihtiyatlı küresel ortamda giderek daha da etkili olmaktadır.’ dedi. Türkiye defalarca, Kıbrıslı Türklere uygulanan ekonomik  kısıtlamalar azaltılmadıkça limanlarını açmayacağını ifade  etti." (20/11)

 

 

SUUDİ ARABİSTAN BASINI:

 

Arab News: "Türkiye'nin AB'ye Katılımı: Finlandiya Avrupa'nın Ruh Halini Yansıtıyor mu?": "Finlandiya'nın Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı bir  gürültüyle mi yoksa bir sızlanmayla mı sona erecek? Tehlikede  olan çok şey var: Türkiye'nin gelecekteki üyeliği ile ilgili  müzakerelerin devamı ve AB ve Rusya'nın gelecekteki ilişkisi  gibi. 24 Kasım'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa  hükümet başkanlarıyla Helsinki'deki resmi zirvede bir araya  geldiğinde ve Türkiye'yle ilgili bir karara varılacak aralık  ortasındaki AB zirvesiyle birlikte, her iki mesele de  önümüzdeki birkaç hafta içinde kritik bir noktaya ulaşacak. AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finlandiya'nın Başbakanı  Matti Vanhanen ile Helsinki'deki resmi ikametgahında  konuşurken şu nokta netlik kazandı: Yükümlülüklerini yerine  getirmediği sürece, daha fazla kişinin Avrupa'da Türkiye'ye yer olmadığı sonucuna varacağını Türkiye artık farketmelidir.  Dahası, Türkiye'nin değil, Rusya'nın AB'ye üye olması  gerektiğini düşünmeye de başlayabilirler. Bu konuyu gündeme  getirdiğimde Vanhanen de, ‘Rusya kültürel açıdan Türkiye'den  daha fazla Avrupa'ya yakındır. Topraklarının büyük bölümü  Asya'da bulunsa da, Rusya'nın edebiyatı, dini gelenekleri ve  müziğiyle Avrupa yaşam tarzına çok yakın olduğuna hiç şüphe  yoktur.’ dedi. Vanhanen'e şu soruyu yönelttim: ‘Yakın gelecekte Rusya  AB'ye girebilir mi?’ Başbakan ise, ‘Bunu talep etmediler. Şu  anda bu konuda konuşmuyoruz, ancak kesinlikle Rusya  Avrupa'nın bir parçasıdır. Pek çok Avrupalı eski Sovyet  dönemlerinden bahsediyor, fakat artık bunu unutmalıyız.  Gelecekte bir gün bu konuyla ilgili düşünmeye başlayacağız’  cevabını verdi. Başbakanın yanından ayrılırken şunu da  düşünmeden edemedim; çoğu Avrupalı diplomat özel sohbetlerde  AB'nin her zaman Türkiye'ye karşı adil davranmadığını kabul  edecek olmasına rağmen, Finlandiya, yükümlülüklerini yerine  getirmesi için Türkiye'ye müsamahasız davranıyor. Buna  karşın sohbetin tümünde Rusya'dan hep en olumlu şekilde  bahsedildi. Bir sonraki on yıl için Avrupa'nın tavrı bu mu  olacak, yoksa bu sadece Finlilere mi mahsus?" (Jonathan Power, 20/11)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

Eleftherotipia: "Sorumluluk Avrupa'nın": "Anlaşılması, bizler tarafından da açıklığa kavuşturulması  gereken bir konu, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin AB üyeliğiyle  ilgili sorununun Kıbrıs olmadığı. Ortaya çıkan sorunların  çıkmaza sokulmasıyla gündeme gelebilecek olası krizleri  aşabilmek de Kıbrıs'a bağlı değil. Sorun tamamen, Türkiye'nin AB üyesi olma iradesinden  kaynaklanan minimum yükümlülüklerini yerine getirmeyi  reddetmesi, kurumsal uygulamalar ve AB kanunlarınca zorunlu  sayılan ön şartlara uyum sağlamamasından kaynaklanıyor.  Kıbrıs'ın bu soruna karışmış olması, Türkiye'nin  yükümlülüklerinin en önemli bölümünün, AB'nin eşit ortağı  Kıbrıs ile ilgili olması, soruna Kıbrıs'ın karışmasına yol  açıyor. Ancak Kıbrıs, herhangi bir şekilde olaydan sorumlu  değil. (…) Kıbrıs'ın  AB-Türkiye ilişkilerinin (bunların veya başka güç  merkezlerinin jeostratejik seçeneklerine ilişkin) çıkarları  uğruna devlet olarak egemenliğini kurban etmesi ve tarih  içindeki geleceğini tehlikeye sokması mümkün değil. (…) Ankara Protokolü'nün uygulanması tartışılmaz  bir ön şart, AB üyesi tüm ortaklarla müzakereler yapıldığına  göre de, tüm ortakların tanınması olmazsa olmaz bir konu. Demek ki, ne olursa olsun Ankara, Kıbrıs konusunun  hala çözümlenmemiş olduğunu öne ne kadar sürerse sürsün,  bir taraftan Türk yükümlülükleri, öte yandan da AB'nin bu  yükümlülüklerin yerine getirilmesi yönündeki talebini hiçbir  şey iptal edemez. Bazılarının istediklerini elde edebilmek için tehditkar  bir şekilde öne sürülen  ‘tren kazasının’ önlenmesi  gerçekten isteniyorsa, Aralık zirvesine kadarki kritik  sürecin takvimi bu olmalı. Fakat trenler çarpışsa da, elbette Kıbrıs'ın  (ve de Yunanistan'ın) herhangi bir sorumluluğu olmayacak." (Anthos Likavgis, 19/11)

 

Kathimerini: "Türkiye-AB Konusunda Londra'ya Müdahale": "Başbakan Karamanlis, İngiltere Başbakanı Tony Blair'den,  Türkiye'nin AB'ye karşı üstlenmiş olduğu yükümlülüklerini  yerine getirmesi için Londra'nın Ankara'ya karşı etkisini  kullanmasını istemek niyetinde. Türkiye-AB ilişkilerinde  kritik bir dönemin yaşanması iki Başbakanın görüşmesine özel  bir önem kazandırıyor. Atina diplomatik çevreleri, Yunanistan  ve İngiltere arasında önemli görüş ayrılıkları olmadığını,  ancak Türkiye'nin AB sürecinin tamamlanmasına ilişkin takvim  ve sürecin tamamlanması aşamalarının ‘idaresi’ ile ilgili  görüşlerinde ayrılık olduğunu ifade ediyorlar. Aynı çevreler, vatandaşların çoğunluğunun Türkiye'nin katılımına büyük  kuşkusuna rağmen, Yunanistan'ın Türkiye'nin AB sürecini  desteklemek için birçok nedeni olduğunu savunuyorlar." ("E.T." rumuzlu, 19/11)

 

Eleftherotipia: "Bakoyanni'ye Göre Türkiye ile Müzakerelerin Durdurulması İmkansız":  "Dora Bakoyanni, Türkiye'nin şart ve ön şartları  ‘a la carte’ gerçekleştirerek, AB'ye üye olmasına ilişkin  herhangi bir düşünceye kesin olarak ‘hayır’ dedi. Dışişleri Bakanı bu açık ve net tezini, gelecek ay Türk  meslektaşlarıyla Atina'da görüşmesi öncesinde, Larisa'nın  Eleftheria gazetesinde yayımlanan mülakatında dile getirdi. Bakoyanni, buna paralel olarak Finlandiya Dönem Başkanlığı’nın girişimleri konusunda iyimser olması için  herhangi bir neden olmadığını ve AB'nin müzakereler için  zamana ihtiyacı olduğunu ‘son dakikaya kadar beklemenin  mümkün olmadığını’ vurgulayarak, zaman konusunun AB tarafından  ele alınma şekliyle ilgili hoşnutsuzluğunu dolaylı bir şekilde  dile getirdi. Özellikle birinci konuya ilişkin olarak Dora Bakoyanni,  ‘Türkiye 25 üye devlete karşı yükümlülükler üstlendi, üyelik  yolunun düzenli bir şekilde devam edebilmesi içinse bu  yükümlülükleri yerine getirmeye davet ediliyor. Hiçbir aday  ülke yükümlülüklerinden hangilerini yerine getireceğini,  hangilerini getirmeyeceğini seçme veya üstlenmiş olduğu  yükümlülükleri hangi koşullar altında yerine getireceğine  dair şart beyan etme durumunda değil. Yükümlülükleri  a la carte yerine getirme olanağı hiçbir ülke için geçerli  değil.’ dedi. (…) Yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda Türkiye'ye yaptırımların uygulanması konusunda da Bakoyanni, ‘Türkiye'nin  Ankara Protokolü'nün uygulanması yönünde ilerlememek niyeti  üzerinde ısrar etmesi durumunda, üyelik süreci hiçbir şey  olmamış gibi devam edemez. Gerek müzakerelere ara verilmesi,  gerekse hiçbir şey olmamış gibi müzakerelerin devam edilmesi, yelpazenin iki ucunda yer alan seçenekler. Avrupa Birliği'nin  kararları da pek nadir durumlarda sonunda bir uçta kalıyor.’ dedi. Dışişleri Bakanı Bakoyanni, Abdullah Gül'ün beklenen  Atina ziyaretinin ‘Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB üyeliğine dair sabit görüşlerini ve müzakere tezini etkilemediğini’  net bir şekilde belirtti."  (Dimitri Hatziefthimiu, 20/11)

 

 

Eleftherotipia: "Olli Rehn Lefkoşa'yı Ayağa Kaldırıyor": "Kıbrıs Hükümeti ve siyasi partileri, Maraş konusunun BM  konusu, Kıbrıslı Türklerin AB ile doğrudan ticaret konusunun  da AB konusu olduğuna ilişkin Olli Rehn'in açıklamalarını kabul  edilmez ve haksız olarak nitelediler. AB üst düzey yetkilisinin açıklamalarını, Cumhurbaşkanı  Papadopulos da tepkiyle karşıladı ve girişimlerde bulunacağını  açıkladı. Kıbrıs Hükümet Sözcüsü Pasiardis, ‘25’lerin geçen  şubat ayındaki anlaşmasının, Maraş'ın iadesini doğrudan  ticaretle ilişkili gördüğünü, Rehn'in de geçen aralık ayında  AB ortaklarına bir açıklamasında, iki konuyu birbirine  bağladığını hatırlattı. Kıbrıs Parlamento Başkanı Hristofias, ‘AB'nin, Türkiye'nin  üyeliğinin kolaylaştırılması için ABD'den baskı gördüğünün  anlaşıldığını’ açıkladı ve şunları söyledi: ‘Tavizler başladı,  çünkü Amerikalılar açıkça ve utanmaz şekilde müdahale ediyorlar.’ Cumhurbaşkanı Papadopulos, Türkiye'nin katılım yükümlülüklerini  yerine getirmemesinin kabul edilemeyeceğini, zor sınavın  yaklaştığını söyledi." (Fanos Konstandinidis, 20/11)

 

 

 

 

NOT: Bu bülten, 17-19 Kasım 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve

           yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

ESKİ SAYILAR