23.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

Houston Chronicle: "Türkiye'nin AB Başvurusu Dondurulacak Gibi Görünüyor": "Türkiye gibi çok büyük Müslüman ülke ile  yıllardır kur yaptığı Avrupa arasında kaçınılmaz olduğu görülen çarpışma, tren kazası olarak nitelendiriliyor. Türkiye'nin bir zamanlar demokrasisini modernize etmek  ve Avrupa Birliği'ne üyeliğini kolaylaştırmak amacıya yaptığı  umut veren reform programını değerlendiren insanlar, sorunlu  bir ülke ile karşılaşıyorlar: Türk yazarlar, gazeteciler ve hatta 93 yaşındaki bir akademisyen, ülkelerini küçük  düşürdükleri iddiası ile mahkemelere taşınıyorlar. Darbe  yapmakla tanınan askeri komutanlar üstü kapalı uyarılarda  bulunuyorlar. Batı karşıtı milliyetçilik yükseliyor, muhafazakar İslam  yayılıyor ve AB'ye katılma yanlısı kamuoyunun desteği tüm zamanların en düşük düzeyinde bulunuyor. Aynı zamanda Avrupa'da birçok insan, fakir, çoğunluğu  Müslüman olan 70 milyon nüfuslu bir ülkeyi 25 üyeli kulübe  dahil etmek istemiyor. AB, 8 Kasım tarihinde yıllık raporunu yayımladı ve  Türkiye'yi, insan haklarının geliştirilmesi, ifade özgürlüğü,  Kürt azınlığa kültürel haklar tanınması ve askerlerin  nüfuzunun azaltılması konularında yeterince gelişme  sağlamadığı gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirdi.Türkiye'nin AB başvurusu resmen askıya alınmayacak  ancak bir yıl gibi uzun bir süre ilişkiler dondurulacak gibi  görünüyor. Diplomatlar, buradaki tehlikenin, böylesine uzun  bir aradan sonra, karmaşık bir üyelik sürecinin yeniden canlandırılmasındaki zorlukta yattığını belirtiyorlar. Bunun sonuçları, sadece Ankara için değil, Washington  ve Batı için de dehşet verici olabilir. Bir kopma, Batı ile  Müslüman dünya arasındaki ilişkileri daha da gererek,  Türkiye'nin halen iki medeniyet arasında köprü olarak  algılanan rolünü sona erdirebilir." (Tracy Wilkinson, 19/11)

 

 

ALMANYA BASINI:

Frankfurter Rundschau: "Türkiye AB Ültimatomunu Görmezden Gelecek": "Türk Hükümeti, Kıbrıs ile ilgili anlaşmazlığın giderilmesi  için AB'nin verdiği ültimatomu dikkate almayacak. Ancak Ankara  görüşmeye devam edilmesini istiyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ankara'da ‘Kıbrıs gibi konular şantaj ya da ültimatomla çözümlenemez’  diye konuştu. Bunun öncesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan  ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Ali  Babacan ile istişare eden Gül, her şeye rağmen Kıbrıs  anlaşmazlığında uzlaşı bulma görüşmelerinin devam etmesini  istiyor. Türk Dışişleri Bakanı, ‘Finlandiya'nın bir uzlaşı  bulunması yönündeki çabalarını destekliyoruz’ diye konuştu. Şu anki AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti  Vanhanen, Ankara'daki hükümetten, aralık  ayının başına kadar liman ve havaalanlarını AB üyesi Kıbrıs'a ait gemi ve uçaklara açmasını talep etmişti. Ankara bu  ültimatomu dikkate almayacak olursa, AB Komisyonu 6 Aralık'ta,  Türkiye'nin diretmesinin, sürdürülmekte olan katılım müzakerelerini ne şekilde etkileyeceğini istişare edecek." (Gerd Höhler, 22/11)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

Österreich: "Türkiye Yumuşamıyor": "AB'nin Türkiye'ye verdiği -ya Kıbrıs konusunda çark  edersin, ya da müzakereler durdurulur şeklindeki- ültimatom,  geri tepti. Türk Hükümeti AB karşısında tavrını sertleştirdi. Brüksel Ankara'ya, liman ve havaalanlarını Kıbrıs'ın gemi  ve uçaklarına açması için iki hafta süre tanıdı. AB'nin katı çizgisinin bedeli, Avrupa konusundaki  kuşkuların giderek artması oldu. İstanbul'da AB'ye  danışmanlık yapan Avusturyalı Gerald Knaus, ‘AB'nin dürüst  olmadığına inanan Türklerin sayısı giderek artıyor’ diyor.  Geçenlerde yapılan bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarına  göre, Türklerin yüzde 81'i AB'nin Türkiye'ye haksızlık  yaptığı görüşünde. Katılıma kadar ne kadar sürenin geçeceği  konusunda da kimse hayale kapılmıyor: Ankete katılanların  sadece yüzde 8'i ülkenin önümüzdeki 10 yıl içinde AB üyesi  olacağını düşünüyor. Türkiye'de AB'ye katılımın geleneksel karşıtları harekete  geçerken, AB, Türkleri arka arkaya şoke ediyor. Fransa 2004'te, müzakerelerin sonunda bir referandum yapılacağını açıklamıştı. 2005'te Avusturya, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir krizin  patlak vermesine neden oldu. En son Fransızlar, Ermeni  soykırımı konusundaki eleştirileriyle şimşekleri üzerlerine  çektiler. Knaus, Österreich gazetesine, ‘Türkler için bütün bunlar  Bahane’ diyor. Ancak hükümetin Avrupa kartına oynamaktan  başka bir seçeneği yok. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bir krizi göze alabilirler,  ama katılımı tehlikeye atmayacaklardır. 2007 seçimlerini  kazanmaları buna bağlı. (…)" (Patrik Volf, 22/11)

 

Österreich: "Haydi Herkes Yeniden Başlangıç Noktasına": "AB, Türkiye'ye kamçı gösterdi ve müzakerelerin  durdurulabileceğini ima etti. Brüksel'deki yorgun  adamlar gerçek yaptırımlarla tehdit etmediler. Ancak  inanılır olmak isteyenlerin kararlı davranması gerekir. Türkiye şu sıralarda Avrupa'ya yakınlaşmak isteyen  bir ülke gibi davranmıyor. Türk politikacılar, Kürtler,  Ermeni soykırımı, Türkiye'nin Kıbrıs'ı işgali gibi hassas  konular açıldığında, sık sık aldıkları iyi terbiyeyi  unutuyorlar. Öte yandan AB de Türkiye'ye son yıllarda  yerine getiremeyeceği vaatlerde bulundu. En iyisi  gerçekçi şartlar altında yeniden müzakerelere başlamak.  Haydi herkes yeniden başlangıç noktasına."  (Gerhard Plott, 22/11)

 

 

BELÇİKA BASINI:

Knack: "Türkiye ile Müzakereleri Durdurma Sorumluluğunu Hiç Kimse Üstlenmek İstemiyor":

 

            "SORU: Avrupalı bakanlar toplantısında, Türkiye'nin  adaylığı da ele alındı. Bu üyelik için jeopolitik öneme  değiniyorsunuz. Bu yeni bir kriter mi?

 

            DE GUCHT: Benim düşüncem belli: AB, gerçek sınırları  olmayan bir değerler birliğidir. Doğu Avrupa'ya genişlemeyle  Türkiye'ye genişleme birbiriyle karşılaştırılamaz. Bir ülkeye  40 yıl boyunca üye olabileceğine dair söz verildiğinde en  azından bunun gerçek olabilme şansı tanınmalıdır. İran, Irak  ve Orta Doğu'daki gelişmeleri göz önünde tuttuğumda, ayrıca  Türkiye'nin stratejik önemini görüyorum. Avrupa'nın yanında  modern Müslüman bir ülkenin gelişmesini sağlarsak, bunun  büyük bir anlamı olur.

 

            SORU: Avrupa Komisyonu’nun son raporuna göre Türkiye'nin  yapması gereken çok şey var. İfade özgürlüğü, azınlıkların  korunması ve ordunun rolü konularında iyileştirme gerekiyor.

 

            DE GUCHT: Tartışma, Aralık 2004 Ankara protokolünün  uygulanması konusunda yaşanıyor. Buna göre, Türkiye'nin  deniz ve hava limanlarını Kıbrıslı Rumlara açması gerekir.  Ancak bu, Türkiye'nin üyeliğinin önemiyle orantılı değil.  Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Kıbrıs Türk kesiminin ekonomik  hürriyeti konusundaki anlaşmalara uyması gerekir. Kıbrıs, sadece veto hakkını kullanmak için AB üyesi olamaz.  Korkarım ki Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan ülkeler  Ankara Protokolünü abartıyorlar. Ancak bunu açıkça  söyleyemiyorlar. (…)

 

            SORU: AB zirvesinde ne olacak? Müzakerelerin askıya  alınması söz konusu olur mu?

 

            DE GUCHT: Türkiye ile müzakereleri durdurma  sorumluluğunu hiç kimse üstlenmek istemiyor.  Kamuoylarını, Türkiye'nin üye olmayacağına inandıran  ülkeler bile. Örneğin: Fransa Cumhurbaşkanı Chirac,  Türkiye'nin üyeliği konusunda referandum yapılacağını  açıkladı, ancak sürecin durdurulmasını istemeye cesaret  edip etmeyeceğini bilmiyorum. Kıbrıs sorununa Zirve  sırasında bir çözüm bulunmasına şaşmam. Yoksa  müzakerelerin birçok başlığı durdurulur." (Patrick Martens, Hubert Van Humbeek, Dışişleri Bakanı Karel De Gucht  ile yapılan mülakat, 22/11)

 

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Kıbrıs... Gelecek Hafta Finlandiya'da Türkiye-AB Dönem Başkanlığı Toplantısı Yapılacak": "AB'nin Finlandiya Dönem  Başkanlığı’ndan alınan bilgilere göre, Türk ve Finlandiyalı  dışişleri bakanları pazartesi veya salı günü, Kıbrıs  dosyasına bir çözüm bulmayı denemek amacıyla Tampere'de  (Finlandiya) biraraya gelecek. Abdullah Gül ile Erkki Tuomioja, AB dışişleri bakanları  ile Akdeniz ülkeleri dışişleri bakanlarını biraraya getirecek  olan Euromed toplantısı vesilesiyle gidecekleri Tampere'de  Türkiye ile AB ilişkilerine zarar veren Kıbrıs konusunu  görüşmek üzere biraraya gelecekler. Finlandiya Devlet Başkanlığı, görüşmenin yeri hakkında  kesin bir açıklama yapmadı." (22/11)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

BBC: "Olli Rehn, Türkiye'nin Liman ve Havaalanlarını Rumlara Açmaması Durumunda İzlenecek Yolu Söyledi: Karşı Deklarasyonu Dikkate Alacağız": "Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli  Rehn, üye ülkelerle süren tartışmalardan,  ‘Türkiye'nin reform sürecinden geri adım attığı’ şeklinde  bir izlenim edinmenin mümkün olduğunu, ancak bunun hiçbir  şekilde doğru olmadığını, Türkiye'de reformların yavaşlamasına  rağmen sürdüğünü bir kez daha vurguladı. Rehn, AP Dışişleri Komisyonu başkanı Elmar Brok  tarafından hazırlanan rapora hiç değinmemesine rağmen,  örneğin Kıbrıs konusunda Türkiye'nin, BM çerçevesindeki  köklü çözüm çabalarını başından beri desteklediğine işaret  etti. Kıbrıs'taki bölünmüşlüğü ortadan kaldırmanın AB'nin çıkarına olduğuna ve Türkiye ile müzakerelerin sekteye  uğramasından Birliğin kazanacak hiçbir şey olmadığına işaret  etti. Rehn, ‘Türkiye hakkında ne tür tavsiyede bulunacaklarına’  ilişkin olarak da, AB'nin 21 Eylül'de kabul ettiği bir belgeye  atıfta bulundu. Türkiye'nin deklarasyonuna karşı kabul edilen  bu belgede, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesinin, hem Gümrük Birliği ile ilgili müzakere başlıklarının görüşmeye  açılmasını, hem de müzakere sürecini etkileyebileceği  belirtiliyor. Bazı gözlemcilere göre, Rehn'in bu sözleri Türkiye'ye  kısmi bir yaptırım uygulanabileceği anlamına geliyor, yani,  Gümrük Birliği ile ilgili bazı müzakere başlıklarının  dondurulması. Rehn'e sorulan sorular arasında, Alman Sosyal  Demokrat Partisi'nin Avrupa Parlamentosu'ndan Türk kökenli  milletvekili Vural Öger'in sorusu ilginçti. Öger, ‘Türkiye,  Gümrük Birliği ek protokolünü imzalarken, AB tarafından Kıbrıs'taki izolasyonların kaldırılacağı vaadi kendisine  verilmedi mi?’ diye sordu ve ‘Eğer böyle bir vaatte  bulunulduysa, niye şimdiye kadar bu konu tartışılırken bu  çerçeveye oturtulmuyor ve sadece Türkiye sorumluymuş gibi  gösteriliyor’ diye devam etti. Olli Rehn'in verdiği cevap  çok kısa ve ilginçti: Bu konuda Vural Öger'e katıldığını  söyledi." (Murat Nişancıoğlu, 22/11)

 

Reuters: "Türkiye: Kıbrıs Meselesi İçin Tarih Belirlemek 'Şantajdır'": "Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinde ciddi  sorunlarla karşı karşıya kalan Türkiye'den yapılan  açıklamada, AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finlandiya'nın  Kıbrıs'la ticaret konusunda anlaşma sağlanması için tarih  belirlemesinin şantaj olduğu belirtildi. AB, Türkiye'nin limanlarını AB üyesi Kıbrıs'a açmasını  istiyor, ancak Ankara öncelikle bloğun bölünmüş Akdeniz  adasındaki Kıbrıslı Türklere uygulanan ticari kısıtlamaları  kaldırması gerektiğini ifade ediyor. Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, gazetecilere yaptığı  açıklamada, ‘Bu iş için böyle bir tarih belirlemeyin, bu  şantajdır... Böyle şeyler yapamazsınız.’ dedi. Gül ayrıca, ‘AB Dönem Başkanı Finlandiya bu sorunu çözmek  için çaba sarf ediyor, biz de bu çabaları destekliyoruz’ diye  ekledi. Diplomat ve analistler, Türkiye'nin limanlar meselesinde taviz vermemeyi sürdürmesi gibi bir durumda, AB'nin muhtemelen müzakerelerin kısmi olarak askıya alınması kararını alabileceğini belirtiyor. Türkiye'nin bir ‘B planının’ olup olmadığı sorusuna ise  Gül, ‘Görüşmeler devam ediyor’ cevabını verdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Gül'e benzer bir  açıklamada bulunarak, Türkiye'nin tutumunu değiştirmeyeceği  sinyallerini verdi."  (Hıdır Göktaş, 22/11)

 

 

İSPANYA BASINI:

Europa Press: "Brüksel, Ankara'nın AB'nin Ültimatomunu Bir Şantaj Olarak Değerlendirmesini Yersiz Buluyor": "AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türk  Hükümeti’nin, Türkiye'nin, şimdiki müzakere sürecinde  sürprizlerle karşılaşmaması için Kıbrıs'a liman ve  havalimanlarını açması amacıyla AB tarafından verilen  ültimatomu ‘şantaj’ diye adlandırmasını ‘yersiz’ olarak değerlendirdi. Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu toplantısında konuşan Rehn, Türkiye'nin Kıbrıs da dahil tüm üye devletlere  gümrük anlaşmasını genişletmesini talep eden Ankara  Protokolü’nü yerine getirip getirmediğini görmek için  2006'da bir değerlendirme yapılacağına açıklık getiren  21 Eylül 2005 tarihli deklarasyonda, ‘25’lerin talebinin  yer aldığını hatırlatarak, ‘Türk Hükümeti, bunu şantaj  olarak değerlendirdi, bu çok yersiz bir şey. Şantajdan  değil, ortak çıkarları savunmak için herkesin galip  geleceği bir durumdan bahsetmeliyiz.’ dedi." (21/11)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

Kıbrıs Haber Ajansı: "Lillikas: Kıbrıs'ın, AB-Türkiye Gümrük Birliği Protokolü'nün Uygulanması Konusunda Aldığı Mesajlar İyimser Değil": "Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  AB üyelerinden ve AB Dönem Başkanlığı'ndan, Türkiye'nin aralık ayı başına kadar havaalanı ve limanlarını Kıbrıs'a açması ve böylelikle AB-Türkiye Gümrük Birliği Protokolü'nü uygulaması konusunda aldığı mesajların iyimser olmadığını söyledi. Soruları yanıtlayan Lillikas, ‘Öyle görünüyor ki  Ankara'yla temasta olan AB Dönem Başkanlığı ve AB  ortaklarımızdan aldığımız mesajlar iyimser değil.’ dedi. Lillikas, üçüncü ülkelerin, AB'ye üye diğer ülkelerin  Türkiye konusunda belirleyecekleri tutumlarıyla ilgili baskı  uygulayacakları görüşünde olduğunu da belirtti. Dışişleri Bakanı Lillikas, ‘Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine  getirmeyi reddetmesinin, bu ülkenin Birliğe üyelik için  yapılan tüm müzakere sürecini etkileyeceği şeklindeki  ifadeler, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin ilerleme  raporunu da içerecektir.’ dedi. (…) AB üyesi 25 ülkenin tutumunun ne olacağını tahmin etmek için erken olduğunu kaydeden Lillikas, Türkiye'ye yönelik  tutumla ilgili olarak AB içinde değişik düşünceler bulunduğunu  söyledi. Lillikas, ‘Üye ülkelere dışardan müdahaleler olacaktır.  Her Avrupa ülkesinin değişik yaklaşımları ve ulusal çıkarları  vardır. Bu nedenle, karışık bir ortam var. İyi sonuçlar doğuracağını ümit ettiğimiz bir mücadele vereceğiz.’ dedi." (22/11)

 

RUSYA BASINI:

Kommersant: "Yunanistan Dışişleri Bakanı Rusya'yı Ziyaret Ediyor":

           

"(…)

           

           

            SORU: Birçok Avrupa ülkesi Türkiye'nin AB'ye  üyeliğine karşı. Bu konuda Yunanistan'ın tutumu nasıl?

           

            BAKOYANNİ: Yunanistan her zaman Türkiye'nin AB'ye  üyeliğinden yana olmuştur, bunu şimdi de desteklemektedir.  Biz daima Avrupa'da iyi komşuluk fikrini destekledik. İyi  komşuluk ilişkilerinde Türkiye de Avrupa'nın bir partneri  olmalı. Fakat bu ülkeye verilen desteğin devamı birtakım  şartların yerine getirilmesini gerektiriyor. Örneğin: Türkiye, üyelik müzakereleri sırasında üstlendiği bütün  yükümlülükleri ve ek protokolde belirtilen hususları yerine  getirmeli. Bu kurallar bütün AB'ye üye ülkelere uygulanıyor.  Bu nedenle Türkiye'ye de uygulanmaktadır. Tutumumuz çok açık;  eğer Türkiye gerekli reformları yaparsa ve bütün AB üyesi  ülkeler için de geçerli olan protokoldeki talepleri yerine  getirirse, AB'ye tam üye olabilir." (Nataliya Portyakova, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni  ile yapılan mülakat, 22/11)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

Yunanistan Radyo-TV Kurumu: "Karamanlis-Blair Görüşmesinde Avrupa-Türkiye İlişkileri Ele Alındı": "Başbakan Kostas Karamanlis, Londra'da İngiliz  mevkidaşı Tony Blair ile bir araya geldi. Görüşmenin  odağında kasımdaki kritik AB Zirvesi öncesi Türkiye'nin  Avrupa Birliği üyelik süreci yer aldı. İki lider, AB üyesi  bir Türkiye görmek istedikleri yönünde mutabık kalırken Başbakan Kostas Karamanlis, komşu ülkenin, AB'ye karşı  üstlendiği yükümlülük ve taahhütlerinin tümünü yerine  getirmesi gerektiğini tekrarladı. İngiltere Başbakanı  ise zorlukların olduğunu bildiğini, ancak Türkiye'nin AB  üyeliğine dahil edilmesinin Yunanistan ve İngiltere için  stratejik vizyon olduğunu vurguladı. Ankara'nın Avrupa'nın  talimatlarına uymaması durumunda ne olabileceği tahmininde  bulunmaktan kaçınan Blair, sürecin ilerlemesi için atmosfer ve ortamın değişmesi gerektiğini vurguladı. İngiltere Başbakanı Tony Blair, ‘Türkiye'nin ileriye gitmesi ve AB'nin şartlarının uygulanması için, farklı bir  atmosfer ve farklı bir ortam yaratmalıyız’ derken, Kostas  Karamanlis, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesi  ve sıkı denetim olması gerektiğini vurguladı. Karamalis,  ‘Türkiye'nin Avrupa yönelimini, Avrupa ilkeleri ve  değerlerini benimsemesi, tüm kriter ve sunulan talepleri  tam olarak uygulaması ve yükümlülüklerini yerine getirmesi doğrultusunda, ancak bu şartlar altında destekliyoruz.’  dedi." (22/11)

 

To Vima: "Türk Treni ve Avrupa Birliği": AB Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu’nda yer alanlar  zaten beklenen konulardı. Raporda, reform programındaki  gecikmeler sert bir dille eleştiriliyor, Türkiye'nin Gümrük  Birliği Protokolü'nü uygulamaması konusunda sadece tespitte  bulunuluyor ve bilinenler tekrarlanıyor: Türkiye'nin bütün yükümlülüklerini yerine getirmemesi üyelik müzakereleri  sürecini etkileyecek. Ancak AB Komisyonu topu aralık ayında  toplanacak olan Dışişleri Bakanlar Kurulu’na atarak, Ankara  aleyhinde yaptırımlar önermekten dikkatli bir şekilde  kaçınıyor. Bütün bunlar bize garip görünmemeli, ancak  kaygılanmamız ve endişelenmemiz için çok neden var. Raporda, AB Komisyonu’nun bir ‘tren kazasını’ önlemek  için çıkar bir yol bulmak niyetinde olduğu doğrulanıyor.  Bu, Türkiye'ye kapının kapanmaması için bir formülün  bulunması yönündeki çabaların yoğunlaşacağını göstermektedir.  Şu anda, taraflardan hiçbiri, konuyu aşırı uçlara çekerek,  çarpışmaya yol açmayı istemiyor. Atina ve Lefkoşa'ya ise  yeni şekillenecek formülü kabul etmeleri yönünde yoğun  baskıların uygulanması bekleniyor. Konunun diplomatik düzeyde art arda uygunsuz ve amatörce  girişimlerle ele alınması, ne yazık ki, Atina ile Lefkoşa'nın  yara almadan kurtulmalarını olanaksız kılan bir çıkmaza  sokulmalarına neden oldu. Aralık ayında ortaya çıkarılacak  formül hangisi olursa olsun, Yunanistan ve Kıbrıs bunu  pahalıya ödeyecek."  (Filippos Savvidis, 22/11)

 

 

 

 

 

 

NOT: Bu bülten, 22 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR