24.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

AP: "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan: Ekonomik Reformlarımız AB'ye Giriş Kriterlerini Karşılıyor": "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin AB'ye üyelik için gereken ekonomik reformları  yerine getirdiğini söyledi, ancak AB'ye katılımın önünde  büyük bir engel teşkil eden Kıbrıs meselesine değinmemeye özen gösterdi. Tayyip Erdoğan, Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı  konuşmasında şunları söyledi: ‘Türkiye olarak, AB'ye  katılımımız doğrultusunda çok önemli reformlar yaptık  ve bu reformların olumlu etkisi ülke çapında hissedilmeye başladı.’ Başbakan Erdoğan, geçen yıl Türkiye'ye yapılan doğrudan yabancı  yatırımların 9,7 milyar dolar olarak gerçekleştiğini ifade  etti. Erdoğan, ayrıca Türkiye'nin Avrupa'nın beşinci büyük  ticari ortağı olduğunu kaydetti: ‘Bu Türkiye'nin çok hızlı  bir şekilde ileriye doğru gittiğini göstermektedir.’" (23/11)

 

AP: "Türk Bakan Çubukçu: AB ile Müzakereler Dondurulsa Bile Kadın Hakları Reformları Devam Edecek": "Türkiye'nin Kadın ve Aileden  Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Avrupa Birliği Ankara ile üyelik müzakerelerini dondursa bile kadın  haklarının geliştirilmesi reformlarının süreceğini söyledi. Çubukçu, hükümetin AB'nin taleplerinden biri olan  kadının konumunun geliştirilmesiyle yükümlü olduğunu söyledi. Nimet Çubukçu, Avrupa Parlamentosu’nda gazetecilere  yaptığı açıklamada, ‘Kadın hakları konusundaki çalışmalar  müzakereler ne olursa olsun devam edecektir.’ dedi ve  ülkenin kadın hakları konusundaki pek çok kanununun zaten  AB'ninkilerle aynı seviyeye getirildiğini sözlerine ekledi. Kadın hakları konusunda Avrupa Parlamentosu’nda uzman  olan Hollandalı AB Milletvekili Emine Bozkurt'un hazırladığı  bir raporda Türkiye'de birkaç alanda ivedilikle harekete  geçilmesi gerektiği belirtiliyor. Raporda belirtilen söz konusu alanlar arasında kadına  uygulanan şiddetle mücadele etmek, aile içi şiddet mağdurları için sığınma evi kurmak ve fon sağlamak, ayrıca kadınların  eğitim ve emek piyasasına erişebilmeleri için ayrımcılık  karşıtı politika izlemek yer alıyor." (23/11)

 

AP: "AB, BM Planına Kıbrıs'tan Gelen Cevaplardan Memnun": "Avrupa Birliği, Kıbrıs'ın Türk ve Rum toplumlarının,  BM'nin adanın birleştirilmesi için resmi müzakerelere  başlanmasını amaçlayan ön görüşme teklifine verdikleri  yanıttan memnuniyet duyduğunu bildirdi. Ülkesi AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finli Dışişleri  Bakanı Erkki Tuomioja, ‘Kıbrıslı Rum ve Türk liderlerin  BM Genel Sekreteri İbrahim Gambari'nin 16 Kasım tarihli  mektubunda öne sürdüğü teklife verdikleri cevaplarından  memnuniyet duyduğunu’ kaydetti. Tuomioja, ‘İki liderden gelen bu olumlu cevaplar, Finli AB Dönem Başkanlığı’nın Türkiye'nin AB'ye katılım  müzakerelerinin kesintiye uğramaksızın sürmesi ve  Kıbrıs'ın her iki kesiminde durumun iyileştirilmesini  amaçlayan girişimleri açısından da teşvik edici olmuştur. Girişimlerin başarılı bir şekilde sonuçlanması, iki  toplumlu müzakereler ve BM'nin kapsamlı çözüm çabaları  için büyük bir adım olacaktır’ şeklinde konuştu."  (Matti Huuhtanen, 23/11)

 

 

ALMANYA BASINI:

Der Tagesspiegel: "Son Dakika Diplomasisi": "Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki, limanların  Kıbrıs gemilerine açılması konusundaki anlaşmazlıkta yeniden  hareketlenme var. Ankara'daki diplomatik  çevrelerde, tüm katılımcıların ‘kapsamlı çabalarından’ söz  ediliyordu. Türk gazeteleri, Dönem Başkanlığı Finlandiya'nın  yeni öneriler üzerinde çalıştığını yazdılar. Ayrıca bazı  önemli AB ülkelerinin çabalarını yoğunlaştırdıkları, üst  düzey bir Türk yetkilinin şimdiden görüşmeler için  Finlandiya'ya gönderildiği konuşuluyor. AB Dönem Başkanlığı Finlandiya, AB'nin, üye ülke  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin gemilerine limanların açılması  talebinin karşılanması için Türkiye'ye aralık ayının ilk  haftasına kadar süre tanıdı. Ancak Ankara eşzamanlı  olarak, AB'nin iki yıl önce söz verdiği gibi, adanın Türk  kesimi üzerindeki ekonomik izolasyonun kaldırılmasında  ısrar ediyor. (…) Türkiye, AB içindeki Kıbrıs konulu gizli istişareleri  mümkün mertebe olumlu etkilemek amacıyla, aralık ayındaki  zirveye kadar kalan zamanda, diğer alanlarda da eyleme  geçti. Örneğin, AB tarafından sert bir şekilde eleştirilen,  ‘Türklüğe hakareti’ cezalandıran TCK'nin 301. Maddesi’nin,  zirve öncesinde değiştirilmesi öngörülüyor. Bu hafta  11 sivil örgüt, ortaklaşa hazırladıkları yeni yasa taslağı  önerisini hükümete sunacak." (Susanne Güsten, 23/11)

 

Die Welt: "Kademeli Üyelik": "AB ile Türkiye arasındaki katılım müzakerelerinde,  hissedilir bir duraksama gözleniyor. Yaşanan zorluklar,  küçük sorunlardan kaynaklanmıyor. Kıbrıs AB üyesi olduğundan  beri her iki ülke de Gümrük Birliği'ne dahil olmasına rağmen,  Türkiye, liman ve havaalanlarını Kıbrıs mallarına açmamakta  direniyor. Azınlıkların korunması, din ve düşünce özgürlüğü  de AB'nin arzu ettiği düzeyde değil. Önümüzdeki yıllardaki  müzakerelerde -Avrupalılar için zaten pazarlık edilemez olan-  siyasi temel ilkeleri yıpratmak yerine, AB'nin, kendisine bir  kez daha, ‘tam üyeliğin gerçekten Türkiye'nin lehine olup  olmadığı’ meşru sorusunu yöneltmesi gerekir. Tam üyeliğin iyi alternatifleri var. Örneğin, kademeli  AB üyeliği. Bu üyelik şekli, sınırdaki üçüncü ülkelere,  dahili ve harici arasında, sadece AB'nin dış sınırı olma özel  karakterinin mümkün kıldığı bir statü sağlıyor. Zira sınırdan  sınıra fark vardır. Avrupa'nın klasik ulus devlet sistemini  üç özellik belirler. Birincisi toprak bağımsızlığı, ikincisi  siyasi bağımsızlık, üçüncüsü ise benzer fonksiyona sahip  egemen devletler. Coğrafi alan ve üyelik alanı sınırları  ulus devlette ideal bir şekilde aynıdır. (…) Avrupa komşuluk politikası, hem AB'ye hem de sınırdaki  üçüncü ülkelere, dahili/harici şemadan kurtularak üçüncü bir  yolda gitmeleri için ideal bir çerçeve sunuyor. Bu sadece  Türkiye için değil, Ukrayna ve üyeliğe ilgi duyan diğer komşu  ülkeler için de söz konusu olabilir. Bu ülkeler, AB ile hangi  alanlarda ve ne kadar yoğunlukla siyasi tam üyelik sınırı  altında işbirliğine gideceklerine kendileri karar verirler.  Bu durumda en yüksek ekonomik hedef, Türkiye'nin 1995'ten beri  sahip olduğu Gümrük Birliği olurdu. En büyük siyasi hedef ise,  Avrupa dış, güvenlik ve savunma politikasında ortaklık olurdu.  Bu alanda da AB ve Türkiye şimdiden ortaklar. Kademeli AB üyeliği, ilgili ülkelere, başka siyasi  bloklarla benzer ilişkiler kurma özgürlüğü de tanırdı. Yani  ulusal egemenliğin korunmasını sağlardı. AB ise yeniden daha  güçlü bir şekilde asıl projesi olan ‘siyasi entegrasyona’  odaklanırdı. Bu, tam üyeliğin somut sınırlarını belirliyor, ancak dış sınırlar ötesi çok sayıda işbirliği imkanı da tanıyor." (Katrin Bastian, 23/11)

 

Süddeutsche Zeitung: "Uyumun Başarılması Gerekir":

 

            "SORU: Sayın Laschet, CSU ve CDU'nun bazı kesimleri  Türkiye'nin kültürel açıdan Avrupa'ya uymadığını söylüyorlar.  Bu sizce doğru mu?

 

            LASCHET: Bu argüman temelde yanlış. Bu argümanı öne  sürenler, burada yaşayan Türkler ve Müslümanları da  dışlıyorlar. ‘Müslümanlara karşı Hıristiyanlar’ şeklindeki  kültürel çatışmalar, uyuma zarar verir.

 

            SORU: Üyeliği destekliyor musunuz?

 

            LASCHET: Hayır, zira bu Avrupa Birliği'nin hazmetme  kapasitesini zorlayacaktır. Bu yüzden AB üyeliğini, uyum  konusundan ayırmamız gerekir. Türkiye üye olmayacak olsa  bile, uyumun başarılması gerekir.

 

            SORU: O halde sorun Türkiye değil, AB mi?

 

            LASCHET: Hala bir anayasası olmayan bir AB, Türkiye  gibi büyük bir ülkeyi alacak durumda değildir. Ülke tabii ki gelecek 10-15 yıl içinde değişebilir. Bu yüzden  müzakerelerin ucu açık yürütülmesi gerekir. Sonunda,  Şansölye Merkel'in önerdiği gibi bir ‘imtiyazlı ortaklık’  da olabilir. Bu, en iyi ve en akıllıca çözümdür." (Moritz Koch, Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Uyum Bakanı Armin Laschet ile yapılan mülakat, 23/11)

 

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Almunia: AB-Türkiye Müzakereleri Devam Etmeli": "Avrupa Birliği Komisyonu’nun Ekonomi ve Parasal İşlerden Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia, yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusunda anlaşmazlığa  düşülse bile Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin devam etmesi  gerektiğine inandığını belirtti. Dünya Ekonomik Forumu çerçevesinde uluslararası  işadamlarının bir araya geldiği oturumda Almunia, ‘Kıbrıs  konusundaki sorunların çözüme ulaştırılamaması müzakerelerin  genel gidişatını olumsuz etkileyecektir. Ancak ne olursa  olsun, müzakereler devam etmektedir. Bu, her iki taraf için  de olumlu ve önemli bir süreçtir. Ekonomik, siyasi ve enerji  alanları göz önünde bulundurulduğunda müzakere sürecinin devam  etmesine ihtiyacımız olduğu kanaatine varıyorum. Ancak amacımız çözümsüzlük değil tam aksine çözüm bulmak olmalıdır.’ dedi." (23/11)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

Reuters: "Yunanistan, AB'nin Türkiye-Kıbrıs Planının Raydan Çıkabileceğine Dair Uyardı": "Yunanistan, Türkiye'nin AB'ye üyelik girişimini  kolaylaştırmayı amaçlayan Avrupa Birliği teklifinden  Kıbrıslı Rumların talebinin çıkarılmasının Finlandiya  Dönem Başkanlığı’nın çabalarını raydan çıkarabileceğine  dair uyardı. AB Türkiye'den limanlarını AB üyesi Kıbrıs'a açmasını  talep ediyor, ancak Ankara Birliğin öncelikle kuzeydeki  Kıbrıs Türk devletine karşı uyguladığı ambargoyu kaldırması  gerektiğini belirtiyor. Diplomatlar, çıkmazın çözülmesi konusunda ümitlerini  önümüzdeki hafta AB ve Akdeniz ülkeleri dışişleri  bakanlarının katılacağı bir toplantıya ev sahipliği yapacak  olan Finlandiya'ya bağladılar. (…) Yunanistan, Türkiye'ye karşı aleni açıklamalarda  bulunmaktan kaçınıyor ve AB girişimini desteklediğini  kaydediyor." ((Dina Kyriakidu, 23/11)

 

Reuters: "Dışişleri Bakanı Gül: Türkiye'nin AB Müzakerelerinin Askıya Alınması Tehlikeli Olur": "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Reuters'e  verdiği mülakatta, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin  kısmi olarak askıya alınmasının tehlikeli olacağını söyledi. Gül, ‘Müzakerelerin askıya alınması kararına katılmıyoruz.  Bu, herkes için tehlike arz eder. Elbette gerçekleşmesi halinde  bu durum bizim için dünyanın sonu demek değil, ancak hiçbirimiz  için iyi olmaz.’ dedi. Gül, müzakerelerin askıya alınmasının AB'ye, çok önemli  stratejik ve ekonomik bir ortağı kaybetmesine mal olacağını  söyledi: ‘AB stratejik perspektifini yitirmemeli. Kimi zaman,  belirli bazı ülkelerin politikaları sebebiyle küçük siyasi  meseleler bunu gölgeleyebiliyor, oysa ki mühim olan stratejik  konulardır.’" (Paul de Bendern, 23/11)

 

 

İTALYA BASINI:

Corriere Della Sera/Magazine: "Anneciğim Türkler Geliyor Sözü Bugün Ne Kadar Geçerli?": "Acımasız ve kasıtlı bir şey, birkaç aydan beri AB ile  Türkiye ilişkilerini bozuyor. AB Komisyonu, Türk Hükümeti’ni,  özellikle 2004 yılı ilkbaharından beri AB'nin üyesi olan  Kıbrıs'ın Rum Cumhuriyeti'nden yapılan ticarete limanlarını  açmamakla suçluyor. Ancak AB Komisyonu, iki hususu önemsiz  görüyor: Bunlardan ilki, adanın birleşmesi için BM tarafından  ortaya konulan planın (ki bu plan Kıbrıs'ın AB'ye girişinden  önce birleşmesine imkan tanıyacaktı) Kıbrıs Türklerince değil,  Kıbrıs Rumları tarafından reddedilmiş olmasıdır. İkincisi ise  Kıbrıs'ın adanın Türk kesiminin AB ile ticaret yapmasını  engellemek için veto hakkını kullanmakta olduğudur. Brüksel,  2004 yılı Nisan ayından bu yana, bu konuda taahhüt altına  girmiş, ancak bu taahhüt ‘ölü bir mektup’tan ibaret kalmıştır.  Brüksel'in hazırladığı reform sürecine ilişkin raporun  ‘Türkiye'de reformların durduğu’ iddiasındaki bazı bölümlerinin  de aynı şekilde kasıtlı olduğu kanısındayım. Evet AB,  Türkiye'nin yasalarını reforma tabi tutmakta ağır davrandığını söylediğinde veya hükümeti ‘Türkiye'deki aydınların I. Dünya  Savaşı sırasında yaşanan Ermeni katliamları hakkında ‘temkinsiz’ beyanatları yüzünden mahkemeye çıkarılmalarını engellemek adına  hiçbir şey yapmamakla’ suçladığında Türkiye'nin hakkını yemiş olmuyor. Ancak AB, öte yandan, Türkiye'ye verilen AB'ye katılım perspektifinin son yıllarda Recep Tayyip Erdoğan'ın İslamcı  partisinin radikal programlarını ve dini şevkini kırmak gibi  fevkalade bir etkide bulunmasının önemini de küçümsüyor gibi  görünüyor... AB, ‘Türkiye'de askerlerin Avrupa ülkelerinin  siyasi felsefesi ile bağdaşmayacak bir şekilde etkili olmayı sürdürdüklerini’ vurguladığında da hatalı değildir. Ancak AB,  askerlerin, devletin laik rejiminin garantörleri olduğunu, bu  karşı tavrın Orta Doğu'daki halihazırdaki durum içinde İslami  kökten dinciliğinin yayılması karşısında kaçınılmaz olduğunu  da unutuyor gibi görünüyor...  (…) AB'nin ileri sürdüğü hususlar sorunun gerçek boyutuyla alakalı olmamaları sebebiyle de acımasızdır. Gerçek hem daha  basit, ama aynı zamanda da daha karmaşıktır. Avrupa kamuoyunun  büyük çoğunluğu AB'nin Türkiye'ye genişlemesini istememekte;  Türk kamuoyunun büyük çoğunluğu ise bir tür gururla kendilerini tecrit etmek suretiyle bu tutuma tepki göstermektedirler. Avrupa hükümetleri ve AB Komisyonu Kıbrıs'tan, TCK reformundan  ve ibadet özgürlüğünden söz ediyor. Ve Türk hükümeti de, katı  bir tutumla uzlaşma imkanları arasında gidip gelerek, AB'nin  aşırı baskısından dert yanıyor. Gerçekteyse herkes dikkatini  kamuoyuna yöneltiyor ve siyasi kaderlerinin vatandaşlarının  oylarına bağlı olduğunu biliyor. Avrupa kamuoyundaki belli ölçüde bir güvensizlik 2000'li yılların başlarında kendini hissettirmeye başladı. Bugün halk  başta Müslüman ülkeler kaynaklı göçten korkuyor ve Türkiye'nin  katılımının Avrupa kıtasına ucuz iş gücü akımına yol açacağını düşünüyordu. Bu endişeleri denetim altına alabileceklerini  sanan hükümetler vatandaşlarına bu girişimin faydalarını ve  bir ret cevabın yaratacağı olumsuz etkileri anlatmaya  çalışıyorlardı... Türkiye Avrupa'nın sırtını dönemeyeceği  büyük bir pazardır. Kusurları olsa dahi, Türkiye'de bir  demokrasi mevcuttur ve Türkiye kendi demokrasi modelini  bölgedeki diğer ülkelere de ihraç edebilir. Türkiye'nin  AB'ye katılımı, Avrupa'ya İslam ve Hıristiyanlık arasında  güçlü bir uygarlık çatışması olmadığını gösterme imkanı  tanıyacaktır. Müzakerelerin durması ise bir şekilde İslam  dünyasına Avrupa'nın ırkçı olduğu mesajını verecektir. Son  olarak da, Orta Doğu bölgesinde tecrübe ve kapasiteleri  bakımından zengin bir güç olan Türkiye AB'nin uluslararası  boyutunu da güçlendirecektir. (…) Türkiye'nin AB'ye katılımı önemlidir. Ancak Kemal  Atatürk'ün Cumhuriyeti'nin şimdilik iştirak etmeyeceği  avro ülkelerini kapsayan daha küçük ve daha federal bir  Avrupa da hayal edilebilir, tabii. Bu çözümün benimsenmesi  için, Türkiye'nin hedefinden uzaklaşması ve daha küçük bir  koltukla yetinmeyi kabul etmesi de yeterli değildir. Bu  model konusunda Avrupalıların da mutabık kalmaları gerekiyor. Bunu başarabilirlerse, Türkiye vakasıyla birlikte, kendi  kurumsal krizlerini de eş zamanlı olarak çözmüş olacaklardır.  Bu da böyle bir ihtimalin gerçekleşmesini ümit etmek için  diğer bir nedendir." (Sergio Romano, 23/11)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

Kıbrıs Haber Ajansı: "Koçaryan: Ermenistan, Türkiye'nin AB Üyelik Prosedürüyle Yakından İlgileniyor": "Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, Ermenistan Hükümeti’nin, Kıbrıs sorununa Kıbrıs halkının ve yönetiminin  isteği doğrultusunda bir çözüm bulunmasını istediğini söyledi. Resmi bir ziyaret için Kıbrıs'ta bulunan Koçaryan, Lefkoşa'da Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ile görüştükten ve görüşmeler sona erdikten sonra yaptığı  açıklamada, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin Türk-Ermeni  ilişkilerini etkileyebileceğini ve Ermenistan'ın, Türkiye'nin AB üyelik prosedürüyle yakından ilgilendiğini belirtti. Papadopulos da bir soruya cevaben yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ve vetonun, Türkiye'ye karşı yaptırım  uygulanmasını istemeyenler için olduğunu bildirdi." (23/11)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

Apoyevmatini: "Türkler AB'nin Parasını İstiyor, Üyeliği İstemiyorlar": "Türkiye'nin, AB üyeliği doğrultusunda yüklendiği bir  dizi sorumluluğu yerine getirmesinin gerekli olduğuna kimse  itiraz edemez. Aynı konu, Londra'da gerçekleşen Karamanlis-Blair  görüşmesinde gündeme geldi. Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü  Teodoros Rusopulos da, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs  gemilerine 6 Aralık'a kadar açması yönündeki kesin ifadeye  karşı Ankara'nın tutumuyla ilgili sorulara verdiği yanıtta  bu gerekliliği vurguladı. (…) Öte yandan, YDP'nin eski Başkanı Miltiadis Evert,  Yunan kilisesi radyosuna verdiği mülakatta, Ankara'nın  radikal değişiklikler yaparak, gerçekten AB üyesi olmayı  isteyip istemediği sorusuna, ‘Türkler AB'den para almak  istiyorlar, ancak AB üyesi olmayı istemiyorlar.’ dedi ve  ‘Türkiye'nin AB üyesi olamayacağını’ iddia etti.  Evert, AB'nin ilk tepkisinin, olası üyelik sürecinin  görüşüleceği aşamada ortaya çıkacağın söyledi ve Yunanistan  ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin Türkiye'nin AB üyeliği konusunda uyguladığı politikayı  ‘akıllı’ politikalar olarak nitelendirdi."  (Viki Samara, 23/11)

 

Eleftherotipia: "Papulias: Türkiye Kriterlerine Taviz Yok": "Cumhurbaşkanı Papulias, ülkemizi resmen ziyaret etmekte  olan Çek Cumhurbaşkanı Klaus ile baş başa görüşmesinde, AB'ye  aday tüm ülkelerin gerekli kriterleri tam olarak uygulamaları  gerektiğini söyledi. Papulias, konuğu onuruna verdiği resmi akşam yemeğinde  yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununa da değindi ve ‘Kıbrıs  sorununun hem uluslararası, hem de Avrupa hukukunu ilgilendiren  bir sorun olduğunu, Avrupa'nın bölünmüş bölgesinin duvarının  artık yıkılması gerektiğini’ söyledi. Papulias, ‘Türkiye ile katılım  müzakerelerinin başlamasından sonra, Kıbrıs'ın tekrar birleşmesi yönünde komşu ülke hükümetinden işbirliği  yapmasını bekliyoruz.’ dedi. (Lena Pagoni, 23/11)

 

 

 

 

             

           

NOT: Bu bülten, 23 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR