ABD BASINI:
AP: "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan: Ekonomik Reformlarımız
AB'ye Giriş Kriterlerini Karşılıyor": "Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan, ülkesinin AB'ye üyelik için gereken ekonomik reformları
yerine getirdiğini söyledi, ancak AB'ye katılımın önünde büyük bir
engel teşkil eden Kıbrıs meselesine değinmemeye özen gösterdi. Tayyip
Erdoğan, Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmasında şunları
söyledi: ‘Türkiye olarak, AB'ye katılımımız doğrultusunda çok önemli
reformlar yaptık ve bu reformların olumlu etkisi ülke çapında
hissedilmeye başladı.’ Başbakan Erdoğan, geçen yıl Türkiye'ye yapılan
doğrudan yabancı yatırımların 9,7 milyar dolar olarak gerçekleştiğini
ifade etti. Erdoğan, ayrıca Türkiye'nin Avrupa'nın beşinci büyük
ticari ortağı olduğunu kaydetti: ‘Bu Türkiye'nin çok hızlı bir şekilde
ileriye doğru gittiğini göstermektedir.’" (23/11)
AP: "Türk Bakan Çubukçu: AB ile Müzakereler Dondurulsa Bile Kadın
Hakları Reformları Devam Edecek": "Türkiye'nin Kadın ve Aileden
Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Avrupa Birliği Ankara ile üyelik
müzakerelerini dondursa bile kadın haklarının geliştirilmesi
reformlarının süreceğini söyledi. Çubukçu, hükümetin AB'nin
taleplerinden biri olan kadının konumunun geliştirilmesiyle yükümlü
olduğunu söyledi. Nimet Çubukçu, Avrupa Parlamentosu’nda gazetecilere
yaptığı açıklamada, ‘Kadın hakları konusundaki çalışmalar müzakereler
ne olursa olsun devam edecektir.’ dedi ve ülkenin kadın hakları
konusundaki pek çok kanununun zaten AB'ninkilerle aynı seviyeye
getirildiğini sözlerine ekledi. Kadın hakları konusunda Avrupa
Parlamentosu’nda uzman olan Hollandalı AB Milletvekili Emine Bozkurt'un
hazırladığı bir raporda Türkiye'de birkaç alanda ivedilikle harekete
geçilmesi gerektiği belirtiliyor. Raporda belirtilen söz konusu alanlar
arasında kadına uygulanan şiddetle mücadele etmek, aile içi şiddet
mağdurları için sığınma evi kurmak ve fon sağlamak, ayrıca kadınların
eğitim ve emek piyasasına erişebilmeleri için ayrımcılık karşıtı
politika izlemek yer alıyor." (23/11)
AP: "AB, BM Planına Kıbrıs'tan Gelen Cevaplardan Memnun": "Avrupa
Birliği, Kıbrıs'ın Türk ve Rum toplumlarının, BM'nin adanın
birleştirilmesi için resmi müzakerelere başlanmasını amaçlayan ön
görüşme teklifine verdikleri yanıttan memnuniyet duyduğunu bildirdi.
Ülkesi AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finli Dışişleri Bakanı Erkki
Tuomioja, ‘Kıbrıslı Rum ve Türk liderlerin BM Genel Sekreteri İbrahim
Gambari'nin 16 Kasım tarihli mektubunda öne sürdüğü teklife verdikleri
cevaplarından memnuniyet duyduğunu’ kaydetti. Tuomioja, ‘İki liderden
gelen bu olumlu cevaplar, Finli AB Dönem Başkanlığı’nın Türkiye'nin
AB'ye katılım müzakerelerinin kesintiye uğramaksızın sürmesi ve
Kıbrıs'ın her iki kesiminde durumun iyileştirilmesini amaçlayan
girişimleri açısından da teşvik edici olmuştur. Girişimlerin başarılı
bir şekilde sonuçlanması, iki toplumlu müzakereler ve BM'nin kapsamlı
çözüm çabaları için büyük bir adım olacaktır’ şeklinde konuştu."
(Matti Huuhtanen, 23/11)
ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel: "Son Dakika Diplomasisi": "Avrupa Birliği (AB)
ile Türkiye arasındaki, limanların Kıbrıs gemilerine açılması
konusundaki anlaşmazlıkta yeniden hareketlenme var. Ankara'daki
diplomatik çevrelerde, tüm katılımcıların ‘kapsamlı çabalarından’ söz
ediliyordu. Türk gazeteleri, Dönem Başkanlığı Finlandiya'nın yeni
öneriler üzerinde çalıştığını yazdılar. Ayrıca bazı önemli AB
ülkelerinin çabalarını yoğunlaştırdıkları, üst düzey bir Türk
yetkilinin şimdiden görüşmeler için Finlandiya'ya gönderildiği
konuşuluyor. AB Dönem Başkanlığı Finlandiya, AB'nin, üye ülke Kıbrıs
Cumhuriyeti’nin gemilerine limanların açılması talebinin karşılanması
için Türkiye'ye aralık ayının ilk haftasına kadar süre tanıdı. Ancak
Ankara eşzamanlı olarak, AB'nin iki yıl önce söz verdiği gibi, adanın
Türk kesimi üzerindeki ekonomik izolasyonun kaldırılmasında ısrar
ediyor. (…) Türkiye, AB içindeki Kıbrıs konulu gizli istişareleri
mümkün mertebe olumlu etkilemek amacıyla, aralık ayındaki zirveye kadar
kalan zamanda, diğer alanlarda da eyleme geçti. Örneğin, AB tarafından
sert bir şekilde eleştirilen, ‘Türklüğe hakareti’ cezalandıran TCK'nin
301. Maddesi’nin, zirve öncesinde değiştirilmesi öngörülüyor. Bu hafta
11 sivil örgüt, ortaklaşa hazırladıkları yeni yasa taslağı önerisini
hükümete sunacak." (Susanne Güsten, 23/11)
Die Welt: "Kademeli Üyelik": "AB ile Türkiye arasındaki katılım
müzakerelerinde, hissedilir bir duraksama gözleniyor. Yaşanan
zorluklar, küçük sorunlardan kaynaklanmıyor. Kıbrıs AB üyesi
olduğundan beri her iki ülke de Gümrük Birliği'ne dahil olmasına
rağmen, Türkiye, liman ve havaalanlarını Kıbrıs mallarına açmamakta
direniyor. Azınlıkların korunması, din ve düşünce özgürlüğü de AB'nin
arzu ettiği düzeyde değil. Önümüzdeki yıllardaki müzakerelerde
-Avrupalılar için zaten pazarlık edilemez olan- siyasi temel ilkeleri
yıpratmak yerine, AB'nin, kendisine bir kez daha, ‘tam üyeliğin
gerçekten Türkiye'nin lehine olup olmadığı’ meşru sorusunu yöneltmesi
gerekir. Tam üyeliğin iyi alternatifleri var. Örneğin, kademeli AB
üyeliği. Bu üyelik şekli, sınırdaki üçüncü ülkelere, dahili ve harici
arasında, sadece AB'nin dış sınırı olma özel karakterinin mümkün
kıldığı bir statü sağlıyor. Zira sınırdan sınıra fark vardır.
Avrupa'nın klasik ulus devlet sistemini üç özellik belirler. Birincisi
toprak bağımsızlığı, ikincisi siyasi bağımsızlık, üçüncüsü ise benzer
fonksiyona sahip egemen devletler. Coğrafi alan ve üyelik alanı
sınırları ulus devlette ideal bir şekilde aynıdır. (…) Avrupa komşuluk
politikası, hem AB'ye hem de sınırdaki üçüncü ülkelere, dahili/harici
şemadan kurtularak üçüncü bir yolda gitmeleri için ideal bir çerçeve
sunuyor. Bu sadece Türkiye için değil, Ukrayna ve üyeliğe ilgi duyan
diğer komşu ülkeler için de söz konusu olabilir. Bu ülkeler, AB ile
hangi alanlarda ve ne kadar yoğunlukla siyasi tam üyelik sınırı
altında işbirliğine gideceklerine kendileri karar verirler. Bu durumda
en yüksek ekonomik hedef, Türkiye'nin 1995'ten beri sahip olduğu Gümrük
Birliği olurdu. En büyük siyasi hedef ise, Avrupa dış, güvenlik ve
savunma politikasında ortaklık olurdu. Bu alanda da AB ve Türkiye
şimdiden ortaklar. Kademeli AB üyeliği, ilgili ülkelere, başka siyasi
bloklarla benzer ilişkiler kurma özgürlüğü de tanırdı. Yani ulusal
egemenliğin korunmasını sağlardı. AB ise yeniden daha güçlü bir şekilde
asıl projesi olan ‘siyasi entegrasyona’ odaklanırdı. Bu, tam üyeliğin
somut sınırlarını belirliyor, ancak dış sınırlar ötesi çok sayıda
işbirliği imkanı da tanıyor." (Katrin Bastian, 23/11)
Süddeutsche Zeitung: "Uyumun Başarılması Gerekir":
"SORU: Sayın Laschet, CSU ve CDU'nun bazı kesimleri
Türkiye'nin kültürel açıdan Avrupa'ya uymadığını söylüyorlar. Bu sizce
doğru mu?
LASCHET: Bu argüman temelde yanlış. Bu argümanı öne
sürenler, burada yaşayan Türkler ve Müslümanları da dışlıyorlar.
‘Müslümanlara karşı Hıristiyanlar’ şeklindeki kültürel çatışmalar,
uyuma zarar verir.
SORU: Üyeliği destekliyor musunuz?
LASCHET: Hayır, zira bu Avrupa Birliği'nin hazmetme
kapasitesini zorlayacaktır. Bu yüzden AB üyeliğini, uyum konusundan
ayırmamız gerekir. Türkiye üye olmayacak olsa bile, uyumun başarılması
gerekir.
SORU: O halde sorun Türkiye değil, AB mi?
LASCHET: Hala bir anayasası olmayan bir AB, Türkiye
gibi büyük bir ülkeyi alacak durumda değildir. Ülke tabii ki gelecek
10-15 yıl içinde değişebilir. Bu yüzden müzakerelerin ucu açık
yürütülmesi gerekir. Sonunda, Şansölye Merkel'in önerdiği gibi bir
‘imtiyazlı ortaklık’ da olabilir. Bu, en iyi ve en akıllıca çözümdür."
(Moritz Koch, Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Uyum Bakanı Armin
Laschet ile yapılan mülakat, 23/11)
FRANSA BASINI:
AFP: "Almunia: AB-Türkiye Müzakereleri Devam Etmeli": "Avrupa
Birliği Komisyonu’nun Ekonomi ve Parasal İşlerden Sorumlu Komiseri
Joaquin Almunia, yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusunda anlaşmazlığa
düşülse bile Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin devam etmesi gerektiğine
inandığını belirtti. Dünya Ekonomik Forumu çerçevesinde uluslararası
işadamlarının bir araya geldiği oturumda Almunia, ‘Kıbrıs konusundaki
sorunların çözüme ulaştırılamaması müzakerelerin genel gidişatını
olumsuz etkileyecektir. Ancak ne olursa olsun, müzakereler devam
etmektedir. Bu, her iki taraf için de olumlu ve önemli bir süreçtir.
Ekonomik, siyasi ve enerji alanları göz önünde bulundurulduğunda
müzakere sürecinin devam etmesine ihtiyacımız olduğu kanaatine
varıyorum. Ancak amacımız çözümsüzlük değil tam aksine çözüm bulmak
olmalıdır.’ dedi." (23/11)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Yunanistan, AB'nin Türkiye-Kıbrıs Planının Raydan
Çıkabileceğine Dair Uyardı": "Yunanistan, Türkiye'nin AB'ye üyelik
girişimini kolaylaştırmayı amaçlayan Avrupa Birliği teklifinden
Kıbrıslı Rumların talebinin çıkarılmasının Finlandiya Dönem
Başkanlığı’nın çabalarını raydan çıkarabileceğine dair uyardı. AB
Türkiye'den limanlarını AB üyesi Kıbrıs'a açmasını talep ediyor, ancak
Ankara Birliğin öncelikle kuzeydeki Kıbrıs Türk devletine karşı
uyguladığı ambargoyu kaldırması gerektiğini belirtiyor. Diplomatlar,
çıkmazın çözülmesi konusunda ümitlerini önümüzdeki hafta AB ve Akdeniz
ülkeleri dışişleri bakanlarının katılacağı bir toplantıya ev sahipliği
yapacak olan Finlandiya'ya bağladılar. (…) Yunanistan, Türkiye'ye karşı
aleni açıklamalarda bulunmaktan kaçınıyor ve AB girişimini
desteklediğini kaydediyor." ((Dina Kyriakidu, 23/11)
Reuters: "Dışişleri Bakanı Gül: Türkiye'nin AB Müzakerelerinin Askıya
Alınması Tehlikeli Olur": "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Reuters'e verdiği mülakatta, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin
kısmi olarak askıya alınmasının tehlikeli olacağını söyledi. Gül,
‘Müzakerelerin askıya alınması kararına katılmıyoruz. Bu, herkes için
tehlike arz eder. Elbette gerçekleşmesi halinde bu durum bizim için
dünyanın sonu demek değil, ancak hiçbirimiz için iyi olmaz.’ dedi. Gül,
müzakerelerin askıya alınmasının AB'ye, çok önemli stratejik ve
ekonomik bir ortağı kaybetmesine mal olacağını söyledi: ‘AB stratejik
perspektifini yitirmemeli. Kimi zaman, belirli bazı ülkelerin
politikaları sebebiyle küçük siyasi meseleler bunu gölgeleyebiliyor,
oysa ki mühim olan stratejik konulardır.’" (Paul de Bendern,
23/11)
İTALYA BASINI:
Corriere Della Sera/Magazine: "Anneciğim Türkler Geliyor Sözü Bugün
Ne Kadar Geçerli?": "Acımasız ve kasıtlı bir şey, birkaç aydan beri
AB ile Türkiye ilişkilerini bozuyor. AB Komisyonu, Türk Hükümeti’ni,
özellikle 2004 yılı ilkbaharından beri AB'nin üyesi olan Kıbrıs'ın Rum
Cumhuriyeti'nden yapılan ticarete limanlarını açmamakla suçluyor. Ancak
AB Komisyonu, iki hususu önemsiz görüyor: Bunlardan ilki, adanın
birleşmesi için BM tarafından ortaya konulan planın (ki bu plan
Kıbrıs'ın AB'ye girişinden önce birleşmesine imkan tanıyacaktı) Kıbrıs
Türklerince değil, Kıbrıs Rumları tarafından reddedilmiş olmasıdır.
İkincisi ise Kıbrıs'ın adanın Türk kesiminin AB ile ticaret yapmasını
engellemek için veto hakkını kullanmakta olduğudur. Brüksel, 2004 yılı
Nisan ayından bu yana, bu konuda taahhüt altına girmiş, ancak bu
taahhüt ‘ölü bir mektup’tan ibaret kalmıştır. Brüksel'in hazırladığı
reform sürecine ilişkin raporun ‘Türkiye'de reformların durduğu’
iddiasındaki bazı bölümlerinin de aynı şekilde kasıtlı olduğu
kanısındayım. Evet AB, Türkiye'nin yasalarını reforma tabi tutmakta
ağır davrandığını söylediğinde veya hükümeti ‘Türkiye'deki aydınların I.
Dünya Savaşı sırasında yaşanan Ermeni katliamları hakkında ‘temkinsiz’
beyanatları yüzünden mahkemeye çıkarılmalarını engellemek adına hiçbir
şey yapmamakla’ suçladığında Türkiye'nin hakkını yemiş olmuyor. Ancak
AB, öte yandan, Türkiye'ye verilen AB'ye katılım perspektifinin son
yıllarda Recep Tayyip Erdoğan'ın İslamcı partisinin radikal
programlarını ve dini şevkini kırmak gibi fevkalade bir etkide
bulunmasının önemini de küçümsüyor gibi görünüyor... AB, ‘Türkiye'de
askerlerin Avrupa ülkelerinin siyasi felsefesi ile bağdaşmayacak bir
şekilde etkili olmayı sürdürdüklerini’ vurguladığında da hatalı
değildir. Ancak AB, askerlerin, devletin laik rejiminin garantörleri
olduğunu, bu karşı tavrın Orta Doğu'daki halihazırdaki durum içinde
İslami kökten dinciliğinin yayılması karşısında kaçınılmaz olduğunu da
unutuyor gibi görünüyor... (…) AB'nin ileri sürdüğü hususlar sorunun
gerçek boyutuyla alakalı olmamaları sebebiyle de acımasızdır. Gerçek hem
daha basit, ama aynı zamanda da daha karmaşıktır. Avrupa kamuoyunun
büyük çoğunluğu AB'nin Türkiye'ye genişlemesini istememekte; Türk
kamuoyunun büyük çoğunluğu ise bir tür gururla kendilerini tecrit etmek
suretiyle bu tutuma tepki göstermektedirler. Avrupa hükümetleri ve AB
Komisyonu Kıbrıs'tan, TCK reformundan ve ibadet özgürlüğünden söz
ediyor. Ve Türk hükümeti de, katı bir tutumla uzlaşma imkanları
arasında gidip gelerek, AB'nin aşırı baskısından dert yanıyor.
Gerçekteyse herkes dikkatini kamuoyuna yöneltiyor ve siyasi
kaderlerinin vatandaşlarının oylarına bağlı olduğunu biliyor. Avrupa
kamuoyundaki belli ölçüde bir güvensizlik 2000'li yılların başlarında
kendini hissettirmeye başladı. Bugün halk başta Müslüman ülkeler
kaynaklı göçten korkuyor ve Türkiye'nin katılımının Avrupa kıtasına
ucuz iş gücü akımına yol açacağını düşünüyordu. Bu endişeleri denetim
altına alabileceklerini sanan hükümetler vatandaşlarına bu girişimin
faydalarını ve bir ret cevabın yaratacağı olumsuz etkileri anlatmaya
çalışıyorlardı... Türkiye Avrupa'nın sırtını dönemeyeceği büyük bir
pazardır. Kusurları olsa dahi, Türkiye'de bir demokrasi mevcuttur ve
Türkiye kendi demokrasi modelini bölgedeki diğer ülkelere de ihraç
edebilir. Türkiye'nin AB'ye katılımı, Avrupa'ya İslam ve Hıristiyanlık
arasında güçlü bir uygarlık çatışması olmadığını gösterme imkanı
tanıyacaktır. Müzakerelerin durması ise bir şekilde İslam dünyasına
Avrupa'nın ırkçı olduğu mesajını verecektir. Son olarak da, Orta Doğu
bölgesinde tecrübe ve kapasiteleri bakımından zengin bir güç olan
Türkiye AB'nin uluslararası boyutunu da güçlendirecektir. (…)
Türkiye'nin AB'ye katılımı önemlidir. Ancak Kemal Atatürk'ün
Cumhuriyeti'nin şimdilik iştirak etmeyeceği avro ülkelerini kapsayan
daha küçük ve daha federal bir Avrupa da hayal edilebilir, tabii. Bu
çözümün benimsenmesi için, Türkiye'nin hedefinden uzaklaşması ve daha
küçük bir koltukla yetinmeyi kabul etmesi de yeterli değildir. Bu
model konusunda Avrupalıların da mutabık kalmaları gerekiyor. Bunu
başarabilirlerse, Türkiye vakasıyla birlikte, kendi kurumsal krizlerini
de eş zamanlı olarak çözmüş olacaklardır. Bu da böyle bir ihtimalin
gerçekleşmesini ümit etmek için diğer bir nedendir." (Sergio
Romano, 23/11)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Koçaryan: Ermenistan, Türkiye'nin AB Üyelik
Prosedürüyle Yakından İlgileniyor": "Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert
Koçaryan, Ermenistan Hükümeti’nin, Kıbrıs sorununa Kıbrıs halkının ve
yönetiminin isteği doğrultusunda bir çözüm bulunmasını istediğini
söyledi. Resmi bir ziyaret için Kıbrıs'ta bulunan Koçaryan, Lefkoşa'da
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ile görüştükten ve görüşmeler
sona erdikten sonra yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin
Türk-Ermeni ilişkilerini etkileyebileceğini ve Ermenistan'ın,
Türkiye'nin AB üyelik prosedürüyle yakından ilgilendiğini belirtti.
Papadopulos da bir soruya cevaben yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye
karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ve vetonun,
Türkiye'ye karşı yaptırım uygulanmasını istemeyenler için olduğunu
bildirdi." (23/11)
YUNANİSTAN BASINI:
Apoyevmatini: "Türkler AB'nin Parasını İstiyor, Üyeliği
İstemiyorlar": "Türkiye'nin, AB üyeliği doğrultusunda yüklendiği
bir dizi sorumluluğu yerine getirmesinin gerekli olduğuna kimse itiraz
edemez. Aynı konu, Londra'da gerçekleşen Karamanlis-Blair görüşmesinde
gündeme geldi. Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Teodoros Rusopulos da,
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs gemilerine 6 Aralık'a kadar açması
yönündeki kesin ifadeye karşı Ankara'nın tutumuyla ilgili sorulara
verdiği yanıtta bu gerekliliği vurguladı. (…) Öte yandan, YDP'nin eski
Başkanı Miltiadis Evert, Yunan kilisesi radyosuna verdiği mülakatta,
Ankara'nın radikal değişiklikler yaparak, gerçekten AB üyesi olmayı
isteyip istemediği sorusuna, ‘Türkler AB'den para almak istiyorlar,
ancak AB üyesi olmayı istemiyorlar.’ dedi ve ‘Türkiye'nin AB üyesi
olamayacağını’ iddia etti. Evert, AB'nin ilk tepkisinin, olası üyelik
sürecinin görüşüleceği aşamada ortaya çıkacağın söyledi ve Yunanistan
ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin Türkiye'nin AB
üyeliği konusunda uyguladığı politikayı ‘akıllı’ politikalar olarak
nitelendirdi." (Viki Samara, 23/11)
Eleftherotipia: "Papulias: Türkiye Kriterlerine Taviz Yok":
"Cumhurbaşkanı Papulias, ülkemizi resmen ziyaret etmekte olan Çek
Cumhurbaşkanı Klaus ile baş başa görüşmesinde, AB'ye aday tüm ülkelerin
gerekli kriterleri tam olarak uygulamaları gerektiğini söyledi.
Papulias, konuğu onuruna verdiği resmi akşam yemeğinde yaptığı
konuşmada, Kıbrıs sorununa da değindi ve ‘Kıbrıs sorununun hem
uluslararası, hem de Avrupa hukukunu ilgilendiren bir sorun olduğunu,
Avrupa'nın bölünmüş bölgesinin duvarının artık yıkılması gerektiğini’
söyledi. Papulias, ‘Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlamasından
sonra, Kıbrıs'ın tekrar birleşmesi yönünde komşu ülke hükümetinden
işbirliği yapmasını bekliyoruz.’ dedi. (Lena Pagoni, 23/11)
NOT: Bu bülten, 23 Kasım 2006 tarihinde Genel
Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR