28.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

AP: "Merkel: AB, Türkiye'nin Kıbrıs Konusunda Tutumunu Değiştirmeyi Reddetmesini Görmezden Gelemez": "Alman Şansölye Angela  Merkel, yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği'nin,  Türkiye'nin AB üyesi Kıbrıs konusunda tutumunu değiştirmeyi  reddetmesini görmezden gelemeyeceğini söyledi ve Ankara'nın  üyelik müzakerelerinin sonucunun ‘açık’ olduğunu vurguladı. Merkel'in Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin bir toplantısında sarfettiği ve Türkiye'nin AB üyeliği  konusundaki şüphelerini dile getirdiği sözleri, AB'nin  yine Ankara'yı harekete geçirmekte başarısız olduğu bir  zamana denk geldi. AB liderleri görüşmelerin geleceği konusunda, aralık  ortasında yapılacak bir zirvede karar verecekler. Angela Merkel, ‘Eğer Türkiye Ankara Protokolü’ne bağlı  kalmazsa, Türkiye ile müzakerelere kaldığımız yerden devam  edelim gibi basit bir yaklaşım olamaz.’ dedi. Angela Merkel, ‘Türkiye ile sonuçları açısından  açık olan müzakerelerde bulunuyoruz. Ancak parti başkanı  olarak, Türkiye'ye tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık  önerilmesinin doğru olduğunu söylüyorum.’ dedi." (27/11)

 

ALMANYA BASINI:

Die Welt: "Türkiye'ye Yatırım Yapanlar İmrenilecek Durumda Değil": "Türkiye yatırımcılarını bir kez daha fırtınalı dönemler  bekliyor. Ekim 2005'te katılım müzakereleri başladıktan sonra Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin siyasi açıdan sakinleşeceğini  düşünenler, yanıldıklarını gördüler. İki taraf da iz bırakacak  hatalar yapmaya devam ediyor. Brüksel, katılım müzakerelerini  başlatmadan önce Kıbrıs'ın bütünüyle tanınmasında ısrar  etmeyecek kadar saflık yaparken, Ankara da Kıbrıs meselesindeki  uzlaşmaz ve içe dönük tutumuyla sinirleri yıpratmaya devam ediyor.   Son aylarda AB Dönem Başkanı Finlandiya tarafından oluşturulan,  Kuzey Kıbrıs'a uygulanan AB izolasyonunun kaldırılması  karşılığında Ankara'nın Türk liman ve havaalanlarını  Kıbrıs'a açması şeklindeki altın köprü bile Ankara'da  destek bulmadı. Tüm bunlar tabii ki Türk hisse senedi piyasasında  iz bıraktı. Yakında AB üyesi olunacağı coşkusu uçup gitti.  Teknik açıdan İstanbul Borsası'nın ilkbaharda yaşanan kaybı  kasım başında telafi edememiş oluşu kaygı yaratıyor. Türk  Lirası da uzun bir yatay seyrin ardından yeniden avro  karşısında değer kaybetme baskısı altında. Tüm bunların  Türkiye'de yatırım yapanları düşündürmesi gerekir. Türkiye yüksek oynuyor; hammadde ve bölgesel güç konumunun bilincinde ve bundan faydalanmayı biliyor. Ocak  ayında AB Komisyonu, AB'nin uzun vadeli enerji ihtiyacına  ilişkin bir stratejik belge sunacak. Rusya'nın yanında Türkiye AB için enerji politikasında merkezi rol oynuyor.  11 Eylül saldırıları sonrasında Türkiye Avrupa için eşdeğerde hem tehlike hem umut anlamına geliyor.  Türkiye'nin AB'ye (tam üyelik ya da ayrıcalıklı ortaklıkla) bağlanması ümit ediliyor, ancak aynı zamanda da (dini  radikalleşme/askeri darbe) başarısız olma tehlikesi görülüyor.  Bu jeopolitik nedenden dolayı, 14-15 Aralık'ta yapılacak AB  zirvesinde Ankara ile üyelik müzakerelerinin kesileceğine  kesinlikle ihtimal vermiyoruz. AB Komisyonu’nun kasım başındaki Türkiye İlerleme Raporu oldukça olumsuz olmasına rağmen, ciddi bir reddediş farklı  olurdu. Belki birkaç başlıkta (ticari meseleler gibi) şimdilik  görüşmeler ertelenecektir, ancak üyelik müzakereleri  kesilmeyecek. Türkiye yine bir kez daha yol ayrımında, ancak  AB köprüleri yakmayacaktır." (Erwin Grandinger, 25/11)

Die Tageszeitung: "Papa'nın Riskli Ziyareti": "’Papa tam da şimdi mi Türkiye'yi ziyaret etmek zorunda?  Zaten yeterince derdimiz var.’ Türk siyasetçilerinin çoğu Katolik ruhani liderin  ülkelerine yapacağı ziyaret öncesinde muhtemelen böyle ya  da buna benzer düşünüyor olmalı. Ve içlerinden, Joseph  Ratzinger'in, Hıristiyan-İslam ilişkilerinde başka  porselenler kırılmadan yeniden sağ salim Roma istikametine  doğru ortadan kaybolmasını umuyorlar. AB Komisyonu’nun, aralık ayındaki zirvede Türkiye ile katılım müzakerelerinin kesilmesini önerip önermeyeceğine ilişkin  kararı almasına bir hafta kala Papa'nın ziyareti, Türklerin  Avrupa ile ilişkilerinde zor öngörülebilen ek bir risk daha  oluşturuyor. 16. Benedict bir yandan Regensburg'ki kasıtlı Anti-İslam  provokasyonu ve Kardinal iken sesli olarak savunduğu,  ‘Türkiye'nin Hıristiyan-Batı Avrupa'sında da yeri yoktur’  görüşüyle, Boğaz'da rahatsızlık yaratırken, diğer yandan da  Papa'nın ziyareti, AB'nin geniş çevrelerinde şimdi olası  üyelik için yeni bir sınav olarak görülüyor. ‘Papamız  Türkiye'yi ziyaret ediyor. Orada hak ettiği coşkuyla  karşılanmazsa vay halinize’. Türk Hükümeti, ister istemez olanlara katlanmaya  çalışıyor ve Ratzinger'e duyulan kızgınlığa rağmen,  Türkiye'de misafirlerin hep iyi ağırlandığı vurgulanıyor." (Jürgen Gottschlich, 27/11)

Der Tagesspiegel: "Korku İçindeki Bir Ülke": "Papa 16. Benedict Türkiye'ye gittiğinde,  güvensizliğin bir nevi devlet doktrini olduğu bir ülkeyi  ziyaret edecek. Türkiye'de herkes her şeyden korkuyor: Müslümanlar; Hıristiyanlardan, devlet; İslam ve Kürtlerden,  hükümet; ordudan... Bu tür korkular sadece rahat  davranılmasını engellemiyor,  ister Papa'nın Regensburg konuşması isterse AB'nin Kıbrıs anlaşmazlığıyla ilgili  talepleri olsun, iç ve dış siyasetteki olaylara abartılı  tepki gösterilmesine de neden oluyor. Bu güvensizlik,  Türkiye'nin jeostratejik ve ekonomik potansiyelinden avantaj  sağlama çabalarında da kendi ayağına çelme takmasına yol  açıyor. (…) Türkiye'nin güçlenen AB gayretleri bu korkuları  daha da artırdı. ‘Brüksel'e yakınlaşma sürecinde  Avrupalılar siyaset üzerinde giderek daha etkili mi olacak?  AB, Türkiye'ye Rumların lehine baskıyı artıracak mı?  Papa, seçilmeden önce Türkiye'nin AB üyeliğine karşı değil  miydi?’ gibi korkular. Türkiye'nin, dünya başlarına yıkılmadan pekala düşünce özgürlüğünü güçlendirebileceğini, Ermeni  konusunun tartışılabileceğini ve televizyonda Kürtçe yayına  izin verilebileceğini halkına gösteren Başbakan Erdoğan'ın  hükümeti oldu. Ancak Erdoğan'ın da sınırlarına dayandığı oluyor. Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin tanınması onun için de söz konusu  olamaz ve seçmenlerine, AB üyeliği sonrasında yasaların  yaklaşık yüzde 60'ının Ankara yerine Brüksel'de yapılacağını  hala açıkça söyleyebilmiş değil. Tüm korkulara rağmen Türkiye, son yıllarda dünya  politikasında, daha 10 yıl önce hayal bile edemeyeceği  bir konuma geldi. 11 Eylül saldırıları ve Batı ile İslam  dünyası arasındaki çatışmada, Şark ile Garp arasındaki ülke  olarak Türkiye'nin değeri arttı. Türkiye, Müslüman bir  halkın ve demokrasinin hangi ölçüde Batı tarzına katlanabileceği sorusunun denendiği devasa bir laboratuvar. Orta Doğu'daki reformcular ve radikaller de bu deney  sürecini aynı ilgiyle izliyorlar. AB'nin üye adayı Türkiye'yi  reddetmesi, ‘Batı'nın ılımlı İslamı genel olarak reddi’ olarak anlaşılacak. Eş zamanlı olarak büyük ekonomik kalkınma ülkeyi cazip  bir pazar ve yatırımcı ülkesi haline getirdi. IMF, Türkiye'nin  yakında dünyanın 20 güçlü ekonomisi arasında yer alacağını  tahmin ediyor."  (Thomas Seibert, 27/11)

 

AVUSTURYA BASINI:

Die Presse: "Türkiye'deki Hıristiyanlar: Yasal Varlığımız Yok": "’Fiilen dinimizi serbestçe uygulama hakkına sahibiz, ama  bu din özgürlüğünün yalnız bir parçası.’ İstanbul'daki Katolik  Piskopos Louis Pelatre kiliselerin mülk edinme hakkına sahip  olmaları gerektiğini vurguluyor. Türkiye'deki dini azınlıkların  başlıca sorunları, mülk edinme hakkına ve yasal statüye sahip olamamaları. Hıristiyanlar Papa XVI. Benedict'in ziyaretinin ülkedeki durumlarının düzelmesine yol açmasını umuyorlar. Piskopos, ‘Biz burada takip görmüyoruz’ diyerek, uluslararası  medyada çizilen tabloyu düzeltmek istiyor ve ‘Yüzyıllardan beri  bu şartlar altında varlığını koruyan canlı bir kiliseyiz’ diyor. AB'ye katılım şartlarından birini oluşturan din özgürlüğüne  yapılan tüm kısıtlamalara rağmen. Pelatre, ‘Brüksel'de bu konuda dev dosyalar var. Türkiye de  bunu biliyor’ diyor. Papa'nın Türkiye'de AB'ye katılım konusunda  bir beyanda bulunması beklenmiyor, ama muhtemelen bu konuya da değinilecek."  (Eva Male, 27/11)

 

FRANSA BASINI:

Dernieres Nouvelles D'alsace: "Türkiye Kavşak Noktasında": "Papa 16.Benedict'i sönük bir şekilde karşılayacak  olan kavşak noktasındaki bir Türkiye. Bu yollar çok fazla,  sıkıntılarla dolu ve aynı sorunlarla karşılaşmak için  kesişiyorlar. Önce Avrupa Birliği tarafından işaretlenmiş yol mevcut,  bu, gittikçe darlaşan bir yol. AB Dönem Başkanı Finlandiya  tehdit ediyor: Ankara'nın Kıbrıs gemilerine limanlarını açarak  gümrük protokolüne uymaması halinde üyelik müzakerelerinin tüm  başlıkları gelecek hafta ‘askıya alınabilir’. Bu, Türkiye'nin,  koruması altındaki adanın kuzey kesiminin tecridinin  kaldırılmasına bağladığı bir konu. Gerçekte Kıbrıs meselesi, Avrupalıların çekinceleriyle  başlayarak başka anlaşmazlıkları gizliyor: Türkiye AB'de  istenmiyor ya da artık istenmiyor. Türkiye ekonomik açıdan  cazibeli oldukça ve stratejik bakımdan gerekli kaldıkça bunu  söyleme cesareti yok... İşte bunun içindir ki müzakerelerin,  Ermeni soykırımı ya da Ceza Kanunu’nda reformun etrafında  başka engellerle iyi kötü devam etmesi gerekecek. Karar  alınmaması amacıyla, bu mevcut durumun mümkün olduğunca  uzun süre devam edeceği umuluyor. (…)" (Jean-Claude Kiefer, 26/11)

AFP: "AB Türkiye ile Müzakereler Konusunda, 11 Aralık'ta Karar Verecek... Berlin Kıbrıs Konusunda Yaşanan Başarısızlıktan Üzüntü Duyuyor’: "AB Dönem Başkanı  Finlandiya'nın Kıbrıs sorununun çözümlenmesi yönündeki son  girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından,  Avrupa dışişleri bakanlarının, Türkiye ile müzakerelerin  tamamen ya da kısmi olarak askıya alınmasına 11 Aralık'ta  karar verecekleri bildirildi. AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn Avrupa  Komisyonu'nun, AB-Türkiye müzakerelerinin devamı için  dönem başkanı Finlandiya ile birlikte çalıştığını ifade  etti. Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, ‘Amacımız 11 Aralık’ta düzenlenecek olan AB dışişleri bakanları  toplantısında bu konuyu açıklığa kavuşturmaktır. Ancak  tabii ki önce Avrupa Komisyonu'nun tavsiyesi gerekmektedir.’  dedi. Öte yandan Alman hükümetinden bugün yapılan açıklamada,  Ankara yönetimi ve AB arasında Kıbrıs konusunda anlaşmaya  varılamamasından duyulan üzüntü dile getirildi. Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Jens  Plöttner, ‘Hükümet, görüşmelerin başarısızlıkla  sonuçlanmasından üzüntü duydu. Tarafları tatmin edecek  ortak bir yol bulmak için son aylarda çok büyük ilerlemeler  kaydedilmişti. Bu çabaların sonuçsuz kalması çok üzücü.’ dedi." (27/11)

AFP: "Cemil Çiçek: Ankara, Müzakerelerin Durdurulması İçin Bir Sebep Görmüyor": "Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Türk Hükümeti’nin, Kıbrıs konusunda  görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından  AB ile müzakerelerin ‘durdurulması’ konusunda sebep  görmediğini açıkladı. Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yaptığı  açıklamada Çiçek, ‘Hükümet olarak halihazırdaki  müzakerelerin durdurulması için bir sebep görmüyoruz’  dedi. Cemil Çiçek, Türkiye'nin resmi tavrını yineledi ve Avrupa bloğunda, Kıbrıs dosyası ve Türkiye'nin adaylığı  arasında bağlantı olmadığını belirtti. Çiçek, ‘Kıbrıs konusu, AB'ye entegrasyonda ön koşul  değil.’ dedi ve 25'lerin kısmî durdurma tehditlerinin  ilişkilere ‘zarar verecek’ nitelikte olduğunun altını  çizerek, ‘Türkiye ve AB arasındaki ilişkiler her iki  tarafın da yararınadır’ açıklamasında bulundu." (27/11)

 

İNGİLTERE BASINI:

Reuters: "AB Dönem Başkanı Finlandiya: Kıbrıs Konusunda Gelişme Kaydedilemedi": "AB Dönem Başkanı Finlandiya, Türkiye'nin AB üyeliğine tehdit oluşturan  Kıbrıs meselesini çözüme kavuşturma görüşmelerinin bugün  başarısızlıkla sonuçlandığını kaydetti. Türkiye ve Kıbrıs dışişleri bakanlarıyla ayrı ayrı  görüşmelerde bulunan Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki  Tuomioja, ‘Ne yazık ki içinde bulunduğumuz şartların,  Finlandiya'nın dönem başkanlığı sırasında bir anlaşma  sağlanmasına imkan vermediği sonucuna vardık.’ dedi. Tuomioja, meseleyle ilgili yeni görüşmelerde bulunmak  için henüz bir tarihin belirlenmediğini ve AB'nin Türkiye'nin  üyeliğiyle ilgili değerlendirmelerde bulunmak için bir karar  vermesi gerektiğini ifade etti. Finlandiya Dışişleri Bakanı, ‘Komisyon ile birlikte  müzakere sürecinin devamını nasıl sağlayacağımız konusunda  bir karar hazırlayacağız.’ dedi ve AB Genel İşler Konseyi’nin  11 Aralık'ta bir karara varacağını ekledi. Finlandiyalı Bakan, ‘Önerilerimizi sunmadan önce tüm üye  ülkelere durumu danışacağız. Şurası kesin ki, Türkiye'nin  adaylığı devam edecektir.’ dedi." (27/11)

Reuters: "AB-Türkiye Müzakereleri Dondurulmayacak, Ancak Daha Yavaş İlerleyecek": "Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin  dondurulmayacağını, ancak Ankara'nın limanlarını ve  hava alanlarını Kıbrıs trafiğine açmayı reddetmesinin  ardından daha yavaş ilerleyeceğini açıkladı. AB yetkilileri, 6 Aralık mühletinden önce bir  anlaşmaya varılmada başarısız olunmasının, Türkiye'nin  geçen yıl başlayan üyelik müzakerelerinin en azından  kısmen askıya alınabileceği anlamına gelebileceğini  söylediler. Olli Rehn şöyle konuştu: ‘Müzakereler durmayacak  yahut dondurulmayacak, daha yavaş bir şekilde ilerleyecek.’ Rehn, Komisyonun ‘Türkiye'nin AB'ye katılım  müzakerelerinin devamını sağlamak’ için AB Dönem  Başkanlığı ile çalışacağını söyledi. Öte yandan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül düzenlediği bir basın toplantısında, Türkiye'nin katılım  müzakerelerini dondurmayı haklı çıkaracak bir nedenin  olmadığını söyledi ve Kıbrıs'ı, süreci ‘baltalamakla’  suçladı." (Zerin Elçi, David Brunnstrom, 27/11)

 

YUNANİSTAN BASINI: 

Avgi: "Bakoyanni: Türkiye Avrupa Değerlerini Kabul Etsin": "Yunanistan, Avrupa Birliği'nin bir Hıristiyan kulübü  olmadığını ilk başta söyleyen pek az ülkeden birisiydi’.  Bu sözler, Yunan Avrupa ve Dış Politika Vakfı (EKIAMEP)  tarafından düzenlenen konferansta konuşma yapan Dora  Bakoyanni tarafından ifade edildi. Dışişleri Bakanı, ‘Türk toplumunun Avrupa değerlerini  ve AB kriterlerini kabul etmesi, Türkiye'nin AB üyeliği için  bir ön şart oluşturuyor. Bu kriterlerin yerine getirilmesi  durumunda, AB'nin Türkiye'ye vereceği mesaj son derece net;  bu da tam üyelik olmalı.’ dedi." (26/11)

 

 

NOT: Bu bülten, 27 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR