ABD BASINI:
AP: "Merkel: AB, Türkiye'nin Kıbrıs Konusunda Tutumunu
Değiştirmeyi Reddetmesini Görmezden Gelemez":
"Alman Şansölye Angela Merkel, yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği'nin,
Türkiye'nin AB üyesi Kıbrıs konusunda tutumunu değiştirmeyi reddetmesini
görmezden gelemeyeceğini söyledi ve Ankara'nın üyelik müzakerelerinin
sonucunun ‘açık’ olduğunu vurguladı. Merkel'in Hıristiyan Demokrat Birlik
Partisi'nin bir toplantısında sarfettiği ve Türkiye'nin AB üyeliği
konusundaki şüphelerini dile getirdiği sözleri, AB'nin yine Ankara'yı
harekete geçirmekte başarısız olduğu bir zamana denk geldi. AB liderleri
görüşmelerin geleceği konusunda, aralık ortasında yapılacak bir zirvede
karar verecekler. Angela Merkel, ‘Eğer Türkiye Ankara Protokolü’ne bağlı
kalmazsa, Türkiye ile müzakerelere kaldığımız yerden devam edelim gibi
basit bir yaklaşım olamaz.’ dedi. Angela Merkel, ‘Türkiye ile sonuçları
açısından açık olan müzakerelerde bulunuyoruz. Ancak parti başkanı
olarak, Türkiye'ye tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık önerilmesinin
doğru olduğunu söylüyorum.’ dedi." (27/11)
ALMANYA BASINI:
Die Welt: "Türkiye'ye Yatırım Yapanlar İmrenilecek Durumda
Değil": "Türkiye yatırımcılarını bir kez daha
fırtınalı dönemler bekliyor. Ekim 2005'te katılım müzakereleri
başladıktan sonra Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin siyasi açıdan
sakinleşeceğini düşünenler, yanıldıklarını gördüler. İki taraf da iz
bırakacak hatalar yapmaya devam ediyor. Brüksel, katılım müzakerelerini
başlatmadan önce Kıbrıs'ın bütünüyle tanınmasında ısrar etmeyecek kadar
saflık yaparken, Ankara da Kıbrıs meselesindeki uzlaşmaz ve içe dönük
tutumuyla sinirleri yıpratmaya devam ediyor. Son aylarda AB Dönem
Başkanı Finlandiya tarafından oluşturulan, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan AB
izolasyonunun kaldırılması karşılığında Ankara'nın Türk liman ve
havaalanlarını Kıbrıs'a açması şeklindeki altın köprü bile Ankara'da
destek bulmadı. Tüm bunlar tabii ki Türk hisse senedi piyasasında iz
bıraktı. Yakında AB üyesi olunacağı coşkusu uçup gitti. Teknik açıdan
İstanbul Borsası'nın ilkbaharda yaşanan kaybı kasım başında telafi
edememiş oluşu kaygı yaratıyor. Türk Lirası da uzun bir yatay seyrin
ardından yeniden avro karşısında değer kaybetme baskısı altında. Tüm
bunların Türkiye'de yatırım yapanları düşündürmesi gerekir. Türkiye
yüksek oynuyor; hammadde ve bölgesel güç konumunun bilincinde ve bundan
faydalanmayı biliyor. Ocak ayında AB Komisyonu, AB'nin uzun vadeli
enerji ihtiyacına ilişkin bir stratejik belge sunacak. Rusya'nın yanında
Türkiye AB için enerji politikasında merkezi rol oynuyor. 11 Eylül
saldırıları sonrasında Türkiye Avrupa için eşdeğerde hem tehlike hem umut
anlamına geliyor. Türkiye'nin AB'ye (tam üyelik ya da ayrıcalıklı
ortaklıkla) bağlanması ümit ediliyor, ancak aynı zamanda da (dini
radikalleşme/askeri darbe) başarısız olma tehlikesi görülüyor. Bu
jeopolitik nedenden dolayı, 14-15 Aralık'ta yapılacak AB zirvesinde
Ankara ile üyelik müzakerelerinin kesileceğine kesinlikle ihtimal
vermiyoruz. AB Komisyonu’nun kasım başındaki Türkiye İlerleme Raporu
oldukça olumsuz olmasına rağmen, ciddi bir reddediş farklı olurdu. Belki
birkaç başlıkta (ticari meseleler gibi) şimdilik görüşmeler
ertelenecektir, ancak üyelik müzakereleri kesilmeyecek. Türkiye yine bir
kez daha yol ayrımında, ancak AB köprüleri yakmayacaktır." (Erwin
Grandinger, 25/11)
Die Tageszeitung: "Papa'nın Riskli Ziyareti":
"’Papa tam da şimdi mi Türkiye'yi ziyaret etmek zorunda? Zaten yeterince
derdimiz var.’ Türk siyasetçilerinin çoğu Katolik ruhani liderin
ülkelerine yapacağı ziyaret öncesinde muhtemelen böyle ya da buna benzer
düşünüyor olmalı. Ve içlerinden, Joseph Ratzinger'in, Hıristiyan-İslam
ilişkilerinde başka porselenler kırılmadan yeniden sağ salim Roma
istikametine doğru ortadan kaybolmasını umuyorlar. AB Komisyonu’nun,
aralık ayındaki zirvede Türkiye ile katılım müzakerelerinin kesilmesini
önerip önermeyeceğine ilişkin kararı almasına bir hafta kala Papa'nın
ziyareti, Türklerin Avrupa ile ilişkilerinde zor öngörülebilen ek bir
risk daha oluşturuyor. 16. Benedict bir yandan Regensburg'ki kasıtlı
Anti-İslam provokasyonu ve Kardinal iken sesli olarak savunduğu,
‘Türkiye'nin Hıristiyan-Batı Avrupa'sında da yeri yoktur’ görüşüyle,
Boğaz'da rahatsızlık yaratırken, diğer yandan da Papa'nın ziyareti,
AB'nin geniş çevrelerinde şimdi olası üyelik için yeni bir sınav olarak
görülüyor. ‘Papamız Türkiye'yi ziyaret ediyor. Orada hak ettiği
coşkuyla karşılanmazsa vay halinize’. Türk Hükümeti, ister istemez
olanlara katlanmaya çalışıyor ve Ratzinger'e duyulan kızgınlığa rağmen,
Türkiye'de misafirlerin hep iyi ağırlandığı vurgulanıyor." (Jürgen
Gottschlich, 27/11)
Der Tagesspiegel: "Korku İçindeki Bir Ülke":
"Papa 16. Benedict Türkiye'ye gittiğinde, güvensizliğin bir nevi devlet
doktrini olduğu bir ülkeyi ziyaret edecek. Türkiye'de herkes her şeyden
korkuyor: Müslümanlar; Hıristiyanlardan, devlet; İslam ve Kürtlerden,
hükümet; ordudan... Bu tür korkular sadece rahat davranılmasını
engellemiyor, ister Papa'nın Regensburg konuşması isterse AB'nin Kıbrıs
anlaşmazlığıyla ilgili talepleri olsun, iç ve dış siyasetteki olaylara
abartılı tepki gösterilmesine de neden oluyor. Bu güvensizlik,
Türkiye'nin jeostratejik ve ekonomik potansiyelinden avantaj sağlama
çabalarında da kendi ayağına çelme takmasına yol açıyor. (…) Türkiye'nin
güçlenen AB gayretleri bu korkuları daha da artırdı. ‘Brüksel'e
yakınlaşma sürecinde Avrupalılar siyaset üzerinde giderek daha etkili mi
olacak? AB, Türkiye'ye Rumların lehine baskıyı artıracak mı? Papa,
seçilmeden önce Türkiye'nin AB üyeliğine karşı değil miydi?’ gibi
korkular. Türkiye'nin, dünya başlarına yıkılmadan pekala düşünce
özgürlüğünü güçlendirebileceğini, Ermeni konusunun tartışılabileceğini
ve televizyonda Kürtçe yayına izin verilebileceğini halkına gösteren
Başbakan Erdoğan'ın hükümeti oldu. Ancak Erdoğan'ın da sınırlarına
dayandığı oluyor. Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin tanınması onun için de söz
konusu olamaz ve seçmenlerine, AB üyeliği sonrasında yasaların yaklaşık
yüzde 60'ının Ankara yerine Brüksel'de yapılacağını hala açıkça
söyleyebilmiş değil. Tüm korkulara rağmen Türkiye, son yıllarda dünya
politikasında, daha 10 yıl önce hayal bile edemeyeceği bir konuma geldi.
11 Eylül saldırıları ve Batı ile İslam dünyası arasındaki çatışmada,
Şark ile Garp arasındaki ülke olarak Türkiye'nin değeri arttı. Türkiye,
Müslüman bir halkın ve demokrasinin hangi ölçüde Batı tarzına
katlanabileceği sorusunun denendiği devasa bir laboratuvar. Orta
Doğu'daki reformcular ve radikaller de bu deney sürecini aynı ilgiyle
izliyorlar. AB'nin üye adayı Türkiye'yi reddetmesi, ‘Batı'nın ılımlı
İslamı genel olarak reddi’ olarak anlaşılacak. Eş zamanlı olarak büyük
ekonomik kalkınma ülkeyi cazip bir pazar ve yatırımcı ülkesi haline
getirdi. IMF, Türkiye'nin yakında dünyanın 20 güçlü ekonomisi arasında
yer alacağını tahmin ediyor." (Thomas Seibert, 27/11)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Türkiye'deki Hıristiyanlar: Yasal Varlığımız
Yok": "’Fiilen dinimizi serbestçe uygulama
hakkına sahibiz, ama bu din özgürlüğünün yalnız bir parçası.’
İstanbul'daki Katolik Piskopos Louis Pelatre kiliselerin mülk edinme
hakkına sahip olmaları gerektiğini vurguluyor. Türkiye'deki dini
azınlıkların başlıca sorunları, mülk edinme hakkına ve yasal statüye
sahip olamamaları. Hıristiyanlar Papa XVI. Benedict'in ziyaretinin
ülkedeki durumlarının düzelmesine yol açmasını umuyorlar. Piskopos, ‘Biz
burada takip görmüyoruz’ diyerek, uluslararası medyada çizilen tabloyu
düzeltmek istiyor ve ‘Yüzyıllardan beri bu şartlar altında varlığını
koruyan canlı bir kiliseyiz’ diyor. AB'ye katılım şartlarından birini
oluşturan din özgürlüğüne yapılan tüm kısıtlamalara rağmen. Pelatre,
‘Brüksel'de bu konuda dev dosyalar var. Türkiye de bunu biliyor’ diyor.
Papa'nın Türkiye'de AB'ye katılım konusunda bir beyanda bulunması
beklenmiyor, ama muhtemelen bu konuya da değinilecek." (Eva Male, 27/11)
FRANSA BASINI:
Dernieres Nouvelles D'alsace: "Türkiye Kavşak Noktasında":
"Papa 16.Benedict'i sönük bir şekilde karşılayacak olan kavşak
noktasındaki bir Türkiye. Bu yollar çok fazla, sıkıntılarla dolu ve aynı
sorunlarla karşılaşmak için kesişiyorlar. Önce Avrupa Birliği tarafından
işaretlenmiş yol mevcut, bu, gittikçe darlaşan bir yol. AB Dönem Başkanı
Finlandiya tehdit ediyor: Ankara'nın Kıbrıs gemilerine limanlarını
açarak gümrük protokolüne uymaması halinde üyelik müzakerelerinin tüm
başlıkları gelecek hafta ‘askıya alınabilir’. Bu, Türkiye'nin, koruması
altındaki adanın kuzey kesiminin tecridinin kaldırılmasına bağladığı bir
konu. Gerçekte Kıbrıs meselesi, Avrupalıların çekinceleriyle başlayarak
başka anlaşmazlıkları gizliyor: Türkiye AB'de istenmiyor ya da artık
istenmiyor. Türkiye ekonomik açıdan cazibeli oldukça ve stratejik
bakımdan gerekli kaldıkça bunu söyleme cesareti yok... İşte bunun
içindir ki müzakerelerin, Ermeni soykırımı ya da Ceza Kanunu’nda
reformun etrafında başka engellerle iyi kötü devam etmesi gerekecek.
Karar alınmaması amacıyla, bu mevcut durumun mümkün olduğunca uzun süre
devam edeceği umuluyor. (…)" (Jean-Claude Kiefer, 26/11)
AFP: "AB Türkiye ile Müzakereler Konusunda, 11 Aralık'ta
Karar Verecek... Berlin Kıbrıs Konusunda Yaşanan Başarısızlıktan Üzüntü
Duyuyor’: "AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın
Kıbrıs sorununun çözümlenmesi yönündeki son girişiminin de
başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Avrupa dışişleri bakanlarının,
Türkiye ile müzakerelerin tamamen ya da kısmi olarak askıya alınmasına
11 Aralık'ta karar verecekleri bildirildi. AB Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn Avrupa Komisyonu'nun, AB-Türkiye müzakerelerinin
devamı için dönem başkanı Finlandiya ile birlikte çalıştığını ifade
etti. Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, ‘Amacımız 11 Aralık’ta
düzenlenecek olan AB dışişleri bakanları toplantısında bu konuyu
açıklığa kavuşturmaktır. Ancak tabii ki önce Avrupa Komisyonu'nun
tavsiyesi gerekmektedir.’ dedi. Öte yandan Alman hükümetinden bugün
yapılan açıklamada, Ankara yönetimi ve AB arasında Kıbrıs konusunda
anlaşmaya varılamamasından duyulan üzüntü dile getirildi. Almanya
Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Jens Plöttner, ‘Hükümet,
görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasından üzüntü duydu. Tarafları
tatmin edecek ortak bir yol bulmak için son aylarda çok büyük
ilerlemeler kaydedilmişti. Bu çabaların sonuçsuz kalması çok üzücü.’
dedi." (27/11)
AFP: "Cemil Çiçek: Ankara, Müzakerelerin Durdurulması İçin
Bir Sebep Görmüyor": "Hükümet Sözcüsü Cemil
Çiçek, Türk Hükümeti’nin, Kıbrıs konusunda görüşmelerin başarısızlıkla
sonuçlanmasının ardından AB ile müzakerelerin ‘durdurulması’ konusunda
sebep görmediğini açıkladı. Bakanlar Kurulu toplantısından sonra
yaptığı açıklamada Çiçek, ‘Hükümet olarak halihazırdaki müzakerelerin
durdurulması için bir sebep görmüyoruz’ dedi. Cemil Çiçek, Türkiye'nin
resmi tavrını yineledi ve Avrupa bloğunda, Kıbrıs dosyası ve Türkiye'nin
adaylığı arasında bağlantı olmadığını belirtti. Çiçek, ‘Kıbrıs konusu,
AB'ye entegrasyonda ön koşul değil.’ dedi ve 25'lerin kısmî durdurma
tehditlerinin ilişkilere ‘zarar verecek’ nitelikte olduğunun altını
çizerek, ‘Türkiye ve AB arasındaki ilişkiler her iki tarafın da
yararınadır’ açıklamasında bulundu." (27/11)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "AB Dönem Başkanı Finlandiya: Kıbrıs Konusunda
Gelişme Kaydedilemedi": "AB Dönem Başkanı
Finlandiya, Türkiye'nin AB üyeliğine tehdit oluşturan Kıbrıs meselesini
çözüme kavuşturma görüşmelerinin bugün başarısızlıkla sonuçlandığını
kaydetti. Türkiye ve Kıbrıs dışişleri bakanlarıyla ayrı ayrı
görüşmelerde bulunan Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, ‘Ne
yazık ki içinde bulunduğumuz şartların, Finlandiya'nın dönem başkanlığı
sırasında bir anlaşma sağlanmasına imkan vermediği sonucuna vardık.’
dedi. Tuomioja, meseleyle ilgili yeni görüşmelerde bulunmak için
henüz bir tarihin belirlenmediğini ve AB'nin Türkiye'nin üyeliğiyle
ilgili değerlendirmelerde bulunmak için bir karar vermesi gerektiğini
ifade etti. Finlandiya Dışişleri Bakanı, ‘Komisyon ile birlikte
müzakere sürecinin devamını nasıl sağlayacağımız konusunda bir karar
hazırlayacağız.’ dedi ve AB Genel İşler Konseyi’nin 11 Aralık'ta bir
karara varacağını ekledi. Finlandiyalı Bakan, ‘Önerilerimizi
sunmadan önce tüm üye ülkelere durumu danışacağız. Şurası kesin ki,
Türkiye'nin adaylığı devam edecektir.’ dedi."
(27/11)
Reuters: "AB-Türkiye Müzakereleri Dondurulmayacak, Ancak
Daha Yavaş İlerleyecek": "Avrupa Birliği'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye ile AB üyelik
müzakerelerinin dondurulmayacağını, ancak Ankara'nın limanlarını ve
hava alanlarını Kıbrıs trafiğine açmayı reddetmesinin ardından daha
yavaş ilerleyeceğini açıkladı. AB yetkilileri, 6 Aralık mühletinden önce
bir anlaşmaya varılmada başarısız olunmasının, Türkiye'nin geçen yıl
başlayan üyelik müzakerelerinin en azından kısmen askıya alınabileceği
anlamına gelebileceğini söylediler. Olli Rehn şöyle konuştu:
‘Müzakereler durmayacak yahut dondurulmayacak, daha yavaş bir şekilde
ilerleyecek.’ Rehn, Komisyonun ‘Türkiye'nin AB'ye katılım
müzakerelerinin devamını sağlamak’ için AB Dönem Başkanlığı ile
çalışacağını söyledi. Öte yandan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül
düzenlediği bir basın toplantısında, Türkiye'nin katılım müzakerelerini
dondurmayı haklı çıkaracak bir nedenin olmadığını söyledi ve Kıbrıs'ı,
süreci ‘baltalamakla’ suçladı." (Zerin Elçi, David Brunnstrom,
27/11)
YUNANİSTAN BASINI:
Avgi: "Bakoyanni: Türkiye Avrupa Değerlerini Kabul Etsin":
"Yunanistan, Avrupa Birliği'nin bir Hıristiyan kulübü olmadığını ilk
başta söyleyen pek az ülkeden birisiydi’. Bu sözler, Yunan Avrupa ve Dış
Politika Vakfı (EKIAMEP) tarafından düzenlenen konferansta konuşma yapan
Dora Bakoyanni tarafından ifade edildi. Dışişleri Bakanı, ‘Türk
toplumunun Avrupa değerlerini ve AB kriterlerini kabul etmesi,
Türkiye'nin AB üyeliği için bir ön şart oluşturuyor. Bu kriterlerin
yerine getirilmesi durumunda, AB'nin Türkiye'ye vereceği mesaj son
derece net; bu da tam üyelik olmalı.’ dedi."
(26/11)
NOT:
Bu bülten, 27 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR