ABD BASINI:
AP: "Danimarka Başbakanı AB-Türkiye Müzakerelerinin Kısmen Askıya
Alınmasını Desteklediğini Söyledi": "Danimarka Başbakanı Anders Fogh
Rasmussen, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin
kısmen askıya alınmasını desteklediğini söyledi. Rasmussen, NATO
zirvesi için bulunduğu Riga'da AP haber ajansına yaptığı açıklamada,
‘Bana göre Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmedi.. Tabii ki bunun
bazı sonuçları olacaktır.’ dedi. Başbakan Rasmussen, Türkiye ile yaşanan
iki sorunun demokratik reform hızının yavaş olması ve Kıbrıs
tartışması olduğunu belirtti ve ‘Yükümlülüklerine uymadığı zaman bunun
bazı sonuçları olacağına dair Türkiye'ye çok açık bir mesaj göndermek
zorundayız. AB'ye uymak zorunda olan Türkiye'dir’ şeklinde sözlerini
sürdürdü. (29/11)
AP: "Yunanistan Dışişleri Bakanı: AB Müzakerelerinin Devam Etmesi
İçin Türkiye'nin Bütün Gereklilikleri Yerine Getirmesi Gerekiyor":
"Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Türkiye'nin, AB ile üyelik
müzakerelerinin devam etmesi için, limanlarını Kıbrıs'a açmak da dahil
bütün gereklilikleri yerine getirmesinin icap ettiğini söyledi. Avrupa
Komisyonu’nun Türkiye ile üyelik müzakerelerinin kısmen askıya
alınmasını tavsiye etmesinin ardından NATO zirvesinde konuşan Dora
Bakoyanni, ‘Hiçbir şey olmamış gibi devam edemeyiz. Türkiye'ye yönelik
mesaj açıktır. Türkiye'nin AB'nin bir parçası olmasını istiyoruz. Tam
üye olmalarını isteriz, ancak alakart bir Avrupa yok.’ dedi. Bakoyanni,
Komisyonun tavsiyesinin ‘ilave görüşmeler için temel’ oluşturduğunu ve
AB üyelerinin şimdi nasıl devam edileceği konusunda bir dizi görüşmeyle
karşı karşıya olduğunu söyledi." (29/11)
The Wall Street Journal: "Batı'nın Doğu Cephesi": "Uzun zamandır
çile çeken Türkler, AB'ye girip girmeyeceklerini bilemedikleri gibi bir
de Avrupalılar bunun üstüne onları gözardı etmektedirler. Türkiye'nin
AB'ye muhtemel üyeliği konusunda uzun süredir devam eden görüşmelere
ek olarak ortada bir başka kriz daha var. Bu seferki sorun, Kıbrıs Rum
kesiminin Türk limanlarını kullanmak istemesidir. Bu arada, Avrupa'da
Hıristiyanlığı yeniden ele geçirmek, Türkleri dışarıda tutmak isteyen
şimdiki Papa bu Müslüman ülkeye ziyaret yapmaktadır. Dolayısıyla şimdi
Türklerin kim olduğunu, ne istediklerini ve Müslüman oluşlarının
Avrupa'ya ne kadar faydalı olduğunu incelemenin faydası vardır.
Türklerin Avrupalı olup olmadığı konusunda tabii ki açık seçik bir
cevap yok. Çok fazla sayıda öznel değişkenlik unsuru var. Resmi açıdan
hipokratlık yapan da çok. Avrupa, Ankara ile hiçbir zaman tam olarak
iyi niyetli bir şekilde görüşmelerde bulunmamıştır ve Türkiye de bugüne
kadar hiçbir zaman AB'ye katılma hedefini bu derece samimi bir şekilde
açıklamamıştır. Ancak tarihin derinlerindeki silahlara sarılmadan önce
dikkate alınması gereken nokta, Türklerin Avrupalıların fark ettiğinden
çok daha Avrupalı olduklarıdır. Modern Türkiye'nin toprağı her zaman
Avrupa'dadır ve Avrupa'nın bir parçasıdır. Roma İmparatorluğu,
‘Anadolu’ ve ‘Küçük Asya’ adlarıyla da bilinen, bugünkü Türkiye'yi
içine alıyordu. Romalıların en doğudaki kaleleri Kafkas dağları
eteklerindeki Gürcistan'daydı. Türklerin Anadolu'yu ele geçirmeleri ve
Viyana'yı iki kez kuşatmaları onların tarihi açıdan her zaman
Avrupa'dan dışlanmaları anlamına gelmemiştir. (…) Kurumlar ve ekonomi
açısından Türkiye halihazırda modern Avrupa'nın derinliklerindedir.
Türklerin, etik açıdan bir şekilde Asyalı ve Avrupalı olmadıklarını
fazla iddia etme şansı yoktur. Daha da önemlisi, 70 milyon nüfuslu
modern Türkiye isim ve dil açısından Türk olabilir ancak genetik açıdan
o kadar safkan değil. Orta Asyalı Türklerin Türkiye'ye gelişleri
esasen 13. yüzyılda sona ermiştir. Anadolu'daki eski nüfusa toplamda
yaklaşık yüzde 10 katkıları olmuş gibi görünmektedir. En azından
Türkiye'nin batısı, kökleri doğudaki steplere dayanan Bulgarlar, Finler
ve Macarların bulunduğu Avrupa Birliğinin doğu Avrupalı üyelerinden
fazla farklı değildir. Bu arada Türkiye'deki Kürtler, Hint-Avrupa dil
ailesine ait bir dil konuşmaktadır. Ancak Avrupa'nın Türkiye'ye soğuk
davranmasının büyük çapta, Müslüman kimliğinden kaynaklandığından
kimsenin şüphesi yoktur. (…) Avrupa'nın Kıbrıs gemileri ile ilgili
taleplerini kabul etmediği takdirde Birliğe giriş görüşmelerinin
askıya alınması tehdidi altında olan Türkiye ile Avrupa arasında
gelecek ay vuku bulacak bir çıkmaz çok kötü bir durum yaratacaktır ve
geçmişteki diplomatik sürece göre olası değildir. Her iki taraf ticari
ve siyasi açıdan çok şey kaybedecektir. AB'nin Türkiye'yi eşit olarak
görmesinden büyük bir zevk duyan İslam dünyasının büyük çoğunluğu,
Batı'dan adil bir davranış beklemenin mümkün olmadığı inancına daha
sıkı bir şekilde sarılacaktır. Her iki taraf için de oturup düşünme
zamanıdır. Türkiye'nin 1990'larda AB'ye ters düşmesi 1999-2005 yılları
arasında büyük bir çıkış yapmasına neden olmuştur. AB-Türkiye
görüşmelerinin içinde olan Hollandalı bir Büyükelçi, görüşmeleri,
alternatifi ve zaman sınırı olmayan ‘bir güreş müsabakası’ olarak
tanımlamıştı. Ne Avrupa ne Türkiye ‘kazanabilir.’ Ancak her iki taraf
da bundan vazgeçemez." (Hugh Pope, 28/11)
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung: "Papa, Türkiye ve AB": "Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, birden gayrete gelip randevu takviminde Papa 16.
Benedict için boş bir zaman bulduğunda, ‘Avrupa için havaalanına
gitmeye değer’ diye düşünmüş olsa gerek. Katolik Kilisesi’nin ruhani
lideriyle beklenmedik bir şekilde uzun süren görüşme sonrasında
Başbakan, parlayan bir yüz ifadesiyle, 16. Benedict'in de Türkiye'nin
‘AB'nin bir parçası olmasını’ arzu ettiğini açıkladı. Papa şayet bunu
böyle söylediyse, bu alışılagelmedik şekilde doğrudur. Alışılagelmedi,
zira Joseph Ratzinger bir zamanlar Türkiye'yi olası bir AB üyesi olarak
görmediğini, Müslümanlığın etkisindeki bir ülkenin, Hıristiyan-Batı'nın
etkisindeki Avrupa'nın bir parçası olamayacağını oldukça açık bir
şekilde ifade etmişti. Anlaşılan Papa bu konudaki fikrini değiştirdi.
Papa'yı İslam karşısında sağlam bir kale olarak gören bazı Katolikler,
şimdi hayal kırıklığına uğrayacaktır, ancak Benedict haklı. Zira, Papa
bilinçli olarak -ülkede din özgürlüğünün olup olmadığı, işkence
yasağının sürüp sürmediği, ekonomik ve hukuk sisteminin AB olgunluğuna
ulaşıp ulaşmadığı ya da Kıbrıs meselesinin çözümlenip çözümlenmediği
sorularını değerlendirmek zorunda olan- bir politikacı gibi konuşmadı.
Erdoğan, bu konuda erkenden sevinmiş olabilir. Ancak Papa,
Hıristiyanların ve Müslümanların birlikte yaşamasının işleyip
işlemediğinin başka hiçbir ülkede olmadığı kadar önemli olduğu Avrupa
ile Asya arasındaki bir ülkenin olanaklarından söz etti. CSU parti
kongresinde şiddetle Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan Bavyera
Başbakanı Edmund Stoiber her halükarda artık bu meselede Papa'nın
yanında yer alıyormuş gibi davranamaz." ("mad" rumuzlu, 29/11)
Die Welt: "Papa Siyasettir": "Türkiye'nin Avrupa Birliği ile işi,
son aylarda pek kolay olmadı. Brüksel'deki diplomatlar sürekli olarak
Ankara'ya, Türklerin algılayışına göre AB üyeliğiyle hiç ilgisi olmayan,
hatta uygunsuz istekler olarak görülen, Avrupa'nın kurallarını dikkate
alması yönünde baskı yaptılar. Tıpkı, AB'nin tam üyesi olarak Kıbrıs'ın
tanınması örneğinde olduğu gibi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Papa
ile görüşmesinin ardından, okul müdüründen diplomasını alan bir öğrenci
gibi davranması böyle açıklanabilir. ‘Anlarsınız ya, başardım’.
Erdoğan parlayan bir yüz ifadesiyle, ‘Papa, Türkiye AB'ye girmeli dedi’
açıklamasını yaptı. AB de 10 yıl önce aynı sonuca varmıştı. Ancak
Birlik, Türklerin üyelik isteğini, kendi devletlerinin Avrupa
toplumuna uyumunu sağlama arzusu olarak algılıyor ve bunun koşullarını
öne sürüyor. 16. Benedict de benzer görüşte olmalı. Kararlı bir şekilde
siyaset yapmak istemese de, Ortodoks Hıristiyanları ziyareti, böylesi
bir siyasettir. Tam da Türkiye'deki Hıristiyanlar hoşgörüsüzlük ve
yeni kilise inşa etme yasağının acısını çekiyorlar. Papa, bunu
Avrupa'nın dikkatine sunuyor." (Jaques Schuster, 29/11)
Die Welt: "Taviz Vermek AB'ye Zarar Verir": "AB'nin Türkiye ile
gerçekleştirdiği Kıbrıs görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının,
Şansölye Angela Merkel için uzun vadeli sonuçları olacak. Merkel,
gelecek yıl AB Dönem Başkanı olarak Türkleri adım atmaya ikna etmeye ve
katılım müzakerelerine yeniden ivme kazandırmaya çalışacak. Bununla
ülke içinde puan kazanılamaz, zira Almanların çoğu Türkiye'yi AB'de
görmek istemiyor. Merkel de Türkiye'nin üyeliğine karşı. Ancak Şansölye
ve Dönem Başkanı olarak tam tersi bir görüşü temsil etmek durumunda. Bu
ikilem onun Türkiye'deki inandırıcılığını ve dolayısıyla da
Avrupalıların müzakere pozisyonunun zayıflatıyor. Ankara ortamı uygun
gördüğü her an Şansölyeye, ‘Bizi istemediğinizi biliyoruz’ suçlamasında
bulunabilir. Bu da önemli anlarda, sert bir tutum sergilenmesini
zorlaştıracaktır. Oysa tam da bunun yapılması gerekiyor. AB yeterince
uzun süredir Türkiye'nin kendisini oynatmasına izin verdi. Çağrılar,
uyarılar, tehditler... Avrupa diplomasi okulunun tüm imkanları, Boğaz'ı
etkilemedi. Olsa olsa AB vatandaşlarının çoğunun, adaylara sürekli
olarak bir arka kapı açan tavizci genişleme politikasından duydukları
öfkeyi kışkırttı. Burada söz konusu olan sadece Türkiye'nin limanlarını
AB üyesi Kıbrıs'a açmaya direniyor olması değildir. Burada aynı
zamanda, Ankara'nın 2002 yazında çıkardığı reform yasalarının
uygulanmasında bir yıldan beri hiçbir ciddi ilerleme kaydetmemesi de
söz konusudur. Ordu, yeniden siyasete güçlü bir şekilde müdahale
ediyor. Avrupa ve Amerika karşısındaki hava giderek kötüleşiyor, bazen
etnik bazen dini nedenlere dayalı milliyetçilik yaygınlaşıyor. Tabii ki
Avrupa'nın baskısının bu olumsuz gelişmeleri güçlendirmesi muhtemeldir,
ancak buna rağmen bu baskı gereklidir. Avrupalı kurumlar kararlı
davranmadıkları taktirde inandırıcılıklarını yitirmeye devam ederler.
AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı yoktur. Olası bir üyeliğin, ekonomik ve
güvenlik ve siyasete getirileri azdır. Diğer yandan Türkiye'nin AB'ye
yakınlaşma dışında gerçek bir alternatifi yoktur. Şimdi Avrupa'nın
özgüvenli bir duruş sergileme zamanıdır." (Christoph B. Schiltz,
28/11)
Frankfurter Rundschau: "AB-Türkiye... Süratle İlerleyen Trenler":
"Türkiye ile AB, çarpışacak iki tren gibi süratle birbirlerine doğru
yol alıyorlar. Katılım müzakerelerinin riske girmesine işaret edilmek
istendiğinde, genelde bu ifadeye atıfta bulunuluyor. Gerçekten de büyük
bir çarpışma riski artıyor. Türkiye, freni çekme fırsatını kaçırdı.
Ankara'dan gelen müphem işaretlerin ardından, gerçi diplomatlar
Türkiye'nin Kıbrıs gemilerinin limanlarına girişine izin vermek için
adım atmasını beklemiyorlardı, ancak yine de umutluydular. Ama olmadı.
AB, bunun sonuçları olacağını söylemekle doğru davranıyor. Bazı
başlıkların müzakere edilmesinin şimdilik durdurulması düşünülebilir.
Ancak, ne AB Komisyonu ne de hükümetlerin, müzakereleri tamamen
dondurmanın cazibesine kapılmamaları gerekir. Bu, tren kazasına kasıtlı
olarak sebebiyet vermek demektir. Seyirciye kendini daha iyi satmak
açısından, müzakerelerin askıya alınması, uzlaşma yönünde bir sinir
savaşı vermekten kesinlikle daha büyük bir jest olurdu. Ancak Türkiye
ve AB'nin birbirlerine sırt çevirmesinin ne yazık ki hiç kimseye bir
faydası yoktur. Bir tren kazası kimseyi sevindirmeyecektir. Türkiye'nin
katılımı 10-15 yıllık, belki de daha uzun bir sürece yayılmış bir
projedir. Acele etmek için de ilk engelde pes etmek için de bir neden
yoktur. Zira, bu proje bunun için pek çok fırsat içermektedir, acı
yenilgisi ise çok fazla risk." (Detlef Fechtner, 28/11)
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard: "Türkiye ile Müzakereler Suya Düştü": "Türkiye
Kıbrıs konusunda yumuşamıyor. AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın
arabuluculuk girişimleri başarılı olamadı. Böylece AB ile müzakerelerin
önümüzdeki haftalarda kısmen durdurulması oldukça muhtemel bir hale
geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier'in de
katılımıyla yapılan telaşlı görüşmeler de bir sonuç vermedi. Türkiye,
Kıbrıs ihtilafında çark etmiyor. Brüksel'deki diplomatlar, böylece AB
ile müzakerelerin kısmen durdurulacağını doğruladılar. AB, Türkiye'den
‘Ankara Protokolü’nün uygulamaya geçirilmesini istiyor, Türkiye ise
bunu Kıbrıs'ın Türk kesiminin izolasyondan kurtarılması şartına
bağlıyor. Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Tampere'de
Kıbrıslı ve Türk meslektaşları George Lillikas ve Abdullah Gül ile ayrı
ayrı yaptığı görüşmelerin ardından, her iki tarafın da yapıcı tavrına
rağmen, Finlandiya'nın Dönem Başkanlığı sırasında bir çözüm bulmanın
mümkün olmadığını açıkladı. (…) Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula
Plassnik, ‘sembolik jestlerin yeterli olmadığını’ söyleyerek, son
Konsey toplantısında yaptığı müzakere sürecine ‘soluklanmak üzere ara
verme’ önerisini hatırlattı. Ancak bunun nasıl olacağı henüz
bilinmiyor." (Michael Moravec, 28/11)
Osterreich: "Türkiye Çok Büyük Bir Poker Oynuyor": "Ankara,
limanlarını AB üyesi Kıbrıs'tan gelecek gemilere açmamakta direndiği
için, AB ile müzakerelerde ölü bir noktaya geldi. Birliğin böyle bir
tutumu kabullenemeyeceği besbelli: Yoksa Ankara yüzünden AB üyeleri iki
sınıfa ayrılmak zorunda kalırdı. Brüksel şimdi Türkiye'nin inatçılığına
bir cevap bulmak zorunda. Anlaşılan Ankara, AB'nin zor kullanmayacağını
ve müzakereleri tamamen kesmeyeceğini umuyor. Ama Türkiye büyük bir
poker oynuyor olabilir. Avrupalıların Türkiye'nin AB'ye katılımına
şüpheli baktıkları düşünülecek olursa, Brüksel'deki katılım taraftarları
birdenbire cephe değiştirip Ankara'nın iskemlesini kapının önüne
koyabilirler." (Gerhard Plott, 28/11)
FRANSA BASINI:
AFP: "Avrupa Komisyonu, Türkiye ile Müzakereleri Yavaşlatma Kararı
Aldı": "Avrupa Komisyonu, Türkiye ile müzakerelerin yavaşlatılması
konusunda tavsiye kararı verdi. Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu
kararı ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirdi. Avrupa Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye'nin Gümrük Birliği Anlaşması'nı
Kıbrıs'a genişletmeyi reddetmesinden dolayı Komisyon 35 konu başlığı
altında yürütülen üyelik müzakerelerinin kısmi olarak askıya alınmasına
karar verdiğini ifade etti. Söz konusu konu başlıkları Gümrük Birliği,
Türkiye-Kıbrıs ilişkileri, malların serbest dolaşımı, zirai gelişme,
ulaştırma ve dış politika konularını içeriyor. Rehn, düzenlenen basın
toplantısında, ‘Avrupa'nın Türkiye'ye, Türkiye'nin de Avrupa'ya
ihtiyacı vardır. Müzakerelerin dondurulması söz konusu değildir, tren
yoluna devam ediyor, ancak yavaşladı. AB, bir hukuk birliğidir.
Yükümlülükler ifa edilmezse sonuçlarına da katlanılır. AB üyeleri
arasında bu konuda fikir ayrılıkları olduğunu kabul etmek lazım. Bu
sebeple tavsiye kararımızı gecikmeden vermek istedik.’ dedi. Komisyonun
tavsiye kararı, 11 Aralık tarihinde AB dışişleri bakanlarına sunulacak,
ancak bakanlar bu tavsiye niteliğindeki karara uymamayı da seçebilir.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye ile imtiyazlı ortaklıktan yana
olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Ancak bazı AB üyeleri Türkiye'nin
çok büyük bir stratejik önem taşıdığını ileri sürerek tam üyelikten
bahsediyor. NATO zirvesi için Letonya'nın başkenti Riga'da bulunan Tony
Blair, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin sonuçlarının uzun vadede
değerlendirilmesi gerektiğini ve Türkiye'nin AB bünyesinde mutlaka yer
alması gerektiğine inandığını ifade etti. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac ise, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı
görüşmede, Avrupa Komisyonu’nun AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin
kısmi olarak askıya alınmasından başka seçeneği olmadığını savundu."
(Catherine Triomphe, 29/11)
AFP: "Türkiye... AB Başkanlığı Komisyonun Tavsiyesini Onayladı":
"AB'nin Finlandiya Dönem Başkanlığı, Türkiye'nin AB'ye üyelik
müzakerelerinin 35 konu başlığından sekizini dondurmak konusundaki
Avrupa Komisyonu tavsiyesini desteklediğini açıkladı. Yayımlanan bir
bildiride Finlandiya Başbakanı Matti Vanhannen, ‘AB Dönem Başkanlığı,
Komisyonun tavsiyesinin, 11 Aralık'ta bir karar verecek olan 25'lerin
dışişleri bakanlarının görüşmeleri için sağlam bir temel oluşturduğunu
kabul ediyor.’ dedi." (29/11)
AFP: "Stockholm AB'nin Müzakereleri Fazla Frenlemesinden
Endişeleniyor": "İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, yaptığı açıklamada,
Avrupa Komisyonu’nun, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerini ‘fazla
frenlemek’ istediğinden endişe duyduğunu dile getirdi. Brüksel'de
düzenlenen bir basın toplantısında Bildt, ‘İlk tepki olarak, şayet
fazla frene basarsanız, yeniden hız kazanmakta zorlanırsınız diye
düşünüyoruz ve sürecin tamamen durmasından endişe ediyoruz’ şeklinde
konuştu. Bildt, ‘Şayet bu duracak olursa, hassas olan komşu bir bölgede
AB için stratejik bir felaket olur.’ dedi. Bununla beraber Bildt,
Avrupa Komisyonu tavsiyelerini daha derinlemesine incelemesi
gerektiğini belirtti. Dışişleri Bakanı, AB'nin ‘hasar yaratması değil,
hasarı sınırlaması gerektiğini’ belirtti. Bildt, ‘Şayet Türkiye'nin
üyelik müzakeresi süreci ilerlemezse, Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünü aşma
perspektifi de kalmaz.’ dedi." (29/11)
AFP: "Atina, Ankara'yı AB'ye Olan Taahhütlerini Yerine Getirmeye
Çağırdı": "Yunanistan, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye'nin AB'ye
üyelik müzakerelerinin 35 konu başlığından sekizini dondurma
tavsiyesinin ‘bir tartışma temeli’ oluşturduğunu belirterek, Türkiye'yi
AB'ye karşı olan taahhütlerini yerine getirmeye çağırdı. Yunanistan'ın
ANA haber ajansına göre, NATO zirvesine katılmak üzere Riga'da bulunan
Kostas Karamanlis ‘Tavsiye (Komisyonun) AB bünyesinde müzakereleri
sürdürmek için bir temel oluşturuyor.’ dedi. Karamanlis, ‘Türkiye'nin
Avrupa perspektifini desteklemeye devam ediyoruz, taahhütlerini yerine
getirmesi şartıyla’ şeklinde konuştu. Kostas Karamanlis, ‘Türkiye'nin
şunu anlaması gerek ki, müzakerelerde ilerleme, AB tarafından talep
edilen kriterlerin yerine getirilmesindeki ilerlemeye bağlıdır.’
dedi." (29/11)
AFP: "Zapatero, Bir Çözüm Bulmak İçin 'Yoğun Şekilde Çalışmaya'
Çağırdı... D'alema: Komisyonun Tavsiyesi Yeterince Dengeli":
"İspanya Başbakanı Jose Luis Zapatero, Avrupa Komisyonu'nun Ankara'nın
AB'ye üyelik müzakerelerinin kısmi olarak dondurulmasını tavsiye
etmesinin ardından, Türkiye'ye ‘kapıyı açık bırakmak’ için ‘yoğun
şekilde çalışmaya’ çağırdı. NATO zirvesine katılmak üzere Riga'da
bulunan Zapatero, ‘Bu zamandan Konseye (Avrupa Konseyi, aralık ortası)
kadar, zamanımız var ve bu zaman içerisinde bence Avrupa Konseyi’nin
kapıyı açık bırakabilmesi için yoğun çalışmamız gerek’ şeklinde
konuştu. Türkiye'nin de ‘elbette’ AB'ye girmek için ‘talep edilen
bütün şartları yerine getirmesi’ gerektiğinin altını çizen Zapatero,
Ankara'nın üyeliğinin, ‘dünya için rolü hayati olan, büyük hedefleri
bulunan ve hırslı bir AB için bir strateji konusu’ olduğunu yineledi.
İtalya Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema ise, yaptığı açıklamada,
Komisyonun kararının ‘yeterince dengeli’ ve Ankara ile diyalogu
sürdürme arzusunun bir ‘sinyali’ olduğunu düşündüğünü belirtti. D'Alema,
‘Hiçbir şeyin henüz bozulmadığını ve Komisyonun önerisinin yeterince
dengeli olduğunu ve Türkiye ile müzakerelere devam etme isteğimizin
sinyalini içerdiğini düşünüyorum.’ dedi." (29/11)
Telegramme: "Papa, Türkiye'nin AB'ye Girmesini Destekliyor":
"Papa ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, ‘Avrupa Birliği’ne giden yolda desteğini istedim. Kendisi,
Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin bir parçası olmasını istiyoruz dedi’
diye konuştu. ‘Şerefli bir tavsiyedir.’ (…) Papa'nın henüz kardinal
olduğu dönemde Türkiye'nin AB'ye girmesi hususundaki tereddütleri
güvensizlik havası meydana getirmişti. Kendisine refakat eden
gazetecilere konuşan Papa, şu tezi ortaya koymaya başladı: Papa,
Türkiye'yi ‘Asya ile Avrupa arasında bir köprü’ olarak tarif etti ve
bu vesile ile ‘modern Türkiye'nin kurucusu’ Kemal Atatürk'ün ‘model’
olarak Fransa'yı ve onun laik anayasasını aldığını hatırlattı. ‘Bu
durumda Avrupa aklı ile İslami gelenek arasındaki diyalog modern
Türkiye'nin mevcudiyetinde kaydedilmiştir.’" (29/11)
İNGİLTERE BASINI:
Guardian: "Papa Özür Dilemeyi Reddediyor, Ancak Müslüman Bir Ülkeye
Yaptığı İlk Ziyarette Köprü Kurmaya Çalışıyor": "Papa XVI. Benedict,
Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında ortak güven ve saygıya dayalı
diyalog süreci çağrısında bulunarak İslam düşmanlığı konusunda
kazandığı ünü yok etmeye çalıştı. Papalığı boyunca da ilk kez olarak
Avrupa Birliği'ne katılma yönündeki kuvveti kesilen çabalarında
Türkiye'ye destek verdi. 10 hafta önce İslam ve Peygamberi Muhammed
hakkında yaptığı tahrik edici konuşmayla gölgelenen ziyaretinin ilk
gününde Benedict hasarı azaltma girişiminde bulundu. (…) Finlandiya'da
Kıbrıs konusundaki arabuluculuğun çökmesiyle Türkiye'nin AB katılım
müzakerelerinin kritik olmaya başlamasından bir gün sonra Erdoğan,
Benedict'in Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini söyledi. Vatikan'ın
pozisyonundaki bu açık U-dönüşü Papalık Sözcüsü tarafından onaylandı.
Sözcü, Vatikan'ın Türkiye'nin AB üyeliği konusunda beyanda bulunmak
için siyasi yetkisinin olmadığını söyledi. Peder Federico Lombardi,
‘Ancak (Vatikan) Türkiye'nin ortak değerler ve prensipler temelinde
Avrupa'ya yaklaşması ve girmesi için diyalog yolunu cesaretlendiriyor
ve buna pozitif bakıyor.’ dedi." (Ian Traynor, 29/11)
İSPANYA BASINI:
El Pais: "Kıbrıs Kabusu, Erdoğan'ın Avrupa Rüyasını Tehdit Ediyor":
"Papa'yı Ankara'da kabul ettikten kısa bir süre sonra Türk Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, dikkatini, bölünmüş olma durumuyla Birleşmiş
Milletler'in en eski anlaşmazlıklarından birini teşkil eden ve Avrupa
Birliği için de yeni bir bulmacaya dönüşen Kıbrıs'a çevirmek zorunda
kaldı. Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, Tampere'deki (Finlandiya)
diyaloğun başarısız olmasından sonra Kıbrıs konusundaki krizi ortadan
kaldırma niyetiyle Türkiye'ye gidecek. Erdoğan, 16. Benedict'le
biraraya geldikten sonra, Kıbrıs Rum ve Türk hükümetleri arasındaki
Finlandiya Dönem Başkanlığı’nın aracılığının hala sonuç verebileceğini
söyledi." (Juan Carlos Sanz, 29/11)
RUSYA BASINI:
Ria Novosti: "İngiltere ve İspanya, Türkiye'nin AB Üyeliğini
Destekliyor": "Riga'da yapılan NATO zirvesine katılan İngiltere ve
İspanya Başbakanları, Türkiye'nin AB üyeliği sürecini desteklediklerini
açıkladılar. Başbakanların söz konusu açıklamaları, Avrupa
Komisyonu’nun Türkiye'nin üyelik müzakerelerini kısmen askıya alma
tavsiyesinin öğrenilmesinden sonra yapıldı. İspanya Başbakanı Jose Luis
Rodriguez Zapatero, ‘Önemli olan, AB'nin yoğun çalışmasını sürdürmesi
ve Türkiye için kapıların açık kaldığını göstermesidir.’ dedi. Tony
Blair ise, Türkiye'ye yönelik dostça olmayan adımların atılmaması
konusunda AB'yi uyardı. Blair'e göre, Türkiye'nin AB'ye girme süreci
‘bütün tarafların uzlaşmaya Varmasını’ gerektirmesine rağmen, bu
süreçten vazgeçilmesi kabul edilemez. Blair, ‘Türkiye'nin AB'ye girme
sürecini başlatmaya hazır olduğumuzu göstermeliyiz. Türkiye'ye yönelik
dostane olmayan adımlar, uzun vadede büyük bir hata olur.’ dedi."
(29/11)
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia: "Türkiye'de İkilem": "Hiçbir AB üyesi ülke Türkiye ile
katılım müzakerelerinin kesilmesini, hiç olmazsa bu aşamada, arzu
etmiyor. Dolayısıyla, geçen günden bu yana -Tampere başarısızlığından
sonra- aday ülkeye uygulanacak yaptırımlar konuşulmaya başladı. AB,
kendi kanunlarına saygı çerçevesinde, müzakerelerin kesilmeyeceğini,
ancak devam etmesinin de tamamen Türkiye'ye bağlı olacağını hükme
bağlayacak. Kısacası, Türkiye'ye yükümlüklerini yerine getirmesi için
gerekli süre verilerek, yeni kararın alınmasına gerek kalmadan
müzakereler devam edecek. Bu yolla Türkiye, ‘trenden inme’ olasılığını
hissederek, başka temelde hareket edecek. Türkiye, müzakereleri kesmeye
karar verdiği takdirde, durum değişir. Bu da, hem kendisine hem de
AB'ye ve özellikle bu beklentiye yatırım yapmış olanlara büyük sorunlar
yaratacak bir olasılık." (Kostas Venizelos, 29/11)
NOT: Bu bülten, 28-29 Kasım 2006 tarihleri arasında
Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek
hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR