30.11.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

AP: "Danimarka Başbakanı AB-Türkiye Müzakerelerinin Kısmen Askıya Alınmasını Desteklediğini Söyledi": "Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile  AB üyelik müzakerelerinin kısmen askıya alınmasını  desteklediğini söyledi. Rasmussen, NATO zirvesi için bulunduğu Riga'da AP  haber ajansına yaptığı açıklamada, ‘Bana göre Türkiye  yükümlülüklerini yerine getirmedi.. Tabii ki bunun  bazı sonuçları olacaktır.’ dedi. Başbakan Rasmussen, Türkiye ile yaşanan iki sorunun  demokratik reform hızının yavaş olması ve Kıbrıs tartışması  olduğunu belirtti ve ‘Yükümlülüklerine uymadığı zaman bunun  bazı sonuçları olacağına dair Türkiye'ye çok açık bir mesaj  göndermek zorundayız. AB'ye uymak zorunda olan Türkiye'dir’  şeklinde sözlerini sürdürdü. (29/11)

 

AP: "Yunanistan Dışişleri Bakanı: AB Müzakerelerinin Devam Etmesi İçin Türkiye'nin Bütün Gereklilikleri Yerine Getirmesi Gerekiyor": "Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora  Bakoyanni, Türkiye'nin, AB ile üyelik müzakerelerinin  devam etmesi için, limanlarını Kıbrıs'a açmak da dahil bütün gereklilikleri yerine getirmesinin icap ettiğini söyledi. Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile üyelik müzakerelerinin  kısmen askıya alınmasını tavsiye etmesinin ardından NATO  zirvesinde konuşan Dora Bakoyanni, ‘Hiçbir şey olmamış gibi  devam edemeyiz. Türkiye'ye yönelik mesaj açıktır. Türkiye'nin  AB'nin bir parçası olmasını istiyoruz. Tam üye olmalarını  isteriz, ancak alakart bir Avrupa yok.’ dedi. Bakoyanni, Komisyonun tavsiyesinin ‘ilave görüşmeler  için temel’ oluşturduğunu ve AB üyelerinin şimdi nasıl  devam edileceği konusunda bir dizi görüşmeyle karşı karşıya  olduğunu söyledi." (29/11)

 

The Wall Street Journal: "Batı'nın Doğu Cephesi": "Uzun zamandır çile çeken Türkler, AB'ye girip  girmeyeceklerini bilemedikleri gibi bir de Avrupalılar  bunun üstüne onları gözardı etmektedirler. Türkiye'nin AB'ye  muhtemel üyeliği konusunda uzun süredir devam eden görüşmelere  ek olarak ortada bir başka kriz daha var. Bu seferki sorun,  Kıbrıs Rum kesiminin Türk limanlarını kullanmak istemesidir.  Bu arada, Avrupa'da Hıristiyanlığı yeniden ele geçirmek,  Türkleri dışarıda tutmak isteyen şimdiki Papa bu  Müslüman ülkeye ziyaret yapmaktadır. Dolayısıyla şimdi  Türklerin kim olduğunu, ne istediklerini ve Müslüman  oluşlarının Avrupa'ya ne kadar faydalı olduğunu incelemenin  faydası vardır. Türklerin Avrupalı olup olmadığı konusunda tabii ki açık  seçik bir cevap yok. Çok fazla sayıda öznel değişkenlik unsuru  var. Resmi açıdan hipokratlık yapan da çok. Avrupa, Ankara ile  hiçbir zaman tam olarak iyi niyetli bir şekilde görüşmelerde  bulunmamıştır ve Türkiye de bugüne kadar hiçbir zaman AB'ye  katılma hedefini bu derece samimi bir şekilde açıklamamıştır.  Ancak tarihin derinlerindeki silahlara sarılmadan önce dikkate alınması gereken nokta, Türklerin Avrupalıların fark ettiğinden  çok daha Avrupalı olduklarıdır. Modern Türkiye'nin toprağı her zaman Avrupa'dadır ve  Avrupa'nın bir parçasıdır. Roma İmparatorluğu, ‘Anadolu’ ve  ‘Küçük Asya’ adlarıyla da bilinen, bugünkü Türkiye'yi içine  alıyordu. Romalıların en doğudaki kaleleri Kafkas dağları  eteklerindeki Gürcistan'daydı. Türklerin Anadolu'yu ele geçirmeleri ve Viyana'yı iki  kez kuşatmaları onların tarihi açıdan her zaman Avrupa'dan  dışlanmaları anlamına gelmemiştir. (…) Kurumlar ve ekonomi açısından Türkiye halihazırda  modern Avrupa'nın derinliklerindedir. Türklerin, etik açıdan bir şekilde Asyalı ve Avrupalı  olmadıklarını fazla iddia etme şansı yoktur. Daha da önemlisi, 70 milyon nüfuslu modern Türkiye isim  ve dil açısından Türk olabilir ancak genetik açıdan o kadar  safkan değil. Orta Asyalı Türklerin Türkiye'ye gelişleri  esasen 13. yüzyılda sona ermiştir. Anadolu'daki eski nüfusa  toplamda yaklaşık yüzde 10 katkıları olmuş gibi görünmektedir.  En azından Türkiye'nin batısı, kökleri doğudaki steplere  dayanan Bulgarlar, Finler ve Macarların bulunduğu Avrupa  Birliğinin doğu Avrupalı üyelerinden fazla farklı değildir.  Bu arada Türkiye'deki Kürtler, Hint-Avrupa dil ailesine ait  bir dil konuşmaktadır. Ancak Avrupa'nın Türkiye'ye soğuk davranmasının büyük  çapta, Müslüman kimliğinden kaynaklandığından kimsenin şüphesi  yoktur. (…) Avrupa'nın Kıbrıs gemileri ile ilgili taleplerini  kabul etmediği takdirde Birliğe giriş görüşmelerinin askıya  alınması tehdidi altında olan Türkiye ile Avrupa arasında  gelecek ay vuku bulacak bir çıkmaz çok kötü bir durum  yaratacaktır ve geçmişteki diplomatik sürece göre olası  değildir. Her iki taraf ticari ve siyasi açıdan çok şey  kaybedecektir. AB'nin Türkiye'yi eşit olarak görmesinden  büyük bir zevk duyan İslam dünyasının büyük çoğunluğu,  Batı'dan adil bir davranış beklemenin mümkün olmadığı  inancına daha sıkı bir şekilde sarılacaktır. Her iki taraf için de oturup düşünme zamanıdır. Türkiye'nin 1990'larda AB'ye ters düşmesi 1999-2005  yılları arasında büyük bir çıkış yapmasına neden  olmuştur. AB-Türkiye görüşmelerinin içinde olan Hollandalı  bir Büyükelçi, görüşmeleri, alternatifi ve zaman sınırı  olmayan ‘bir güreş müsabakası’ olarak tanımlamıştı. Ne Avrupa  ne Türkiye ‘kazanabilir.’ Ancak her iki taraf da bundan  vazgeçemez." (Hugh Pope, 28/11)

           

 

ALMANYA BASINI:

Süddeutsche Zeitung: "Papa, Türkiye ve AB": "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, birden gayrete gelip  randevu takviminde Papa 16. Benedict için boş bir zaman  bulduğunda, ‘Avrupa için havaalanına gitmeye değer’ diye  düşünmüş olsa gerek. Katolik Kilisesi’nin ruhani lideriyle beklenmedik bir şekilde uzun süren görüşme  sonrasında Başbakan, parlayan bir yüz ifadesiyle,  16. Benedict'in de Türkiye'nin ‘AB'nin bir parçası olmasını’  arzu ettiğini açıkladı. Papa şayet bunu böyle söylediyse, bu alışılagelmedik  şekilde doğrudur. Alışılagelmedi, zira Joseph Ratzinger bir  zamanlar Türkiye'yi olası bir AB üyesi olarak görmediğini, Müslümanlığın etkisindeki bir ülkenin, Hıristiyan-Batı'nın  etkisindeki Avrupa'nın bir parçası olamayacağını oldukça  açık bir şekilde ifade etmişti. Anlaşılan Papa bu konudaki  fikrini değiştirdi. Papa'yı İslam karşısında sağlam bir kale  olarak gören bazı Katolikler, şimdi hayal kırıklığına  uğrayacaktır, ancak Benedict haklı. Zira, Papa bilinçli olarak -ülkede din özgürlüğünün  olup olmadığı, işkence yasağının sürüp sürmediği, ekonomik  ve hukuk sisteminin AB olgunluğuna ulaşıp ulaşmadığı ya da Kıbrıs meselesinin çözümlenip çözümlenmediği sorularını  değerlendirmek zorunda olan- bir politikacı gibi konuşmadı. Erdoğan, bu konuda erkenden sevinmiş olabilir. Ancak Papa,  Hıristiyanların ve Müslümanların birlikte yaşamasının işleyip  işlemediğinin başka hiçbir ülkede olmadığı kadar önemli  olduğu Avrupa ile Asya arasındaki bir ülkenin olanaklarından  söz etti. CSU parti kongresinde şiddetle Türkiye'nin AB  üyeliğine karşı çıkan Bavyera Başbakanı Edmund Stoiber her  halükarda artık bu meselede Papa'nın yanında yer alıyormuş gibi davranamaz." ("mad" rumuzlu, 29/11)

 

Die Welt: "Papa Siyasettir": "Türkiye'nin Avrupa Birliği ile işi, son aylarda pek  kolay olmadı. Brüksel'deki diplomatlar sürekli olarak  Ankara'ya, Türklerin algılayışına göre AB üyeliğiyle hiç ilgisi olmayan, hatta uygunsuz istekler olarak görülen,  Avrupa'nın kurallarını dikkate alması yönünde baskı yaptılar. Tıpkı, AB'nin tam üyesi olarak Kıbrıs'ın tanınması örneğinde olduğu gibi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Papa ile görüşmesinin  ardından, okul müdüründen diplomasını alan bir öğrenci gibi  davranması böyle açıklanabilir. ‘Anlarsınız ya, başardım’.  Erdoğan parlayan bir yüz ifadesiyle, ‘Papa, Türkiye AB'ye  girmeli dedi’ açıklamasını yaptı. AB de 10 yıl önce aynı sonuca varmıştı. Ancak Birlik,  Türklerin üyelik isteğini, kendi devletlerinin Avrupa  toplumuna uyumunu sağlama arzusu olarak algılıyor ve bunun  koşullarını öne sürüyor. 16. Benedict de benzer görüşte  olmalı. Kararlı bir şekilde siyaset yapmak istemese de, Ortodoks Hıristiyanları ziyareti, böylesi bir siyasettir.  Tam da Türkiye'deki Hıristiyanlar hoşgörüsüzlük ve yeni  kilise inşa etme yasağının acısını çekiyorlar. Papa, bunu  Avrupa'nın dikkatine sunuyor." (Jaques Schuster, 29/11)

 

Die Welt: "Taviz Vermek AB'ye Zarar Verir": "AB'nin Türkiye ile gerçekleştirdiği Kıbrıs görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının, Şansölye Angela Merkel için  uzun vadeli sonuçları olacak. Merkel, gelecek yıl AB Dönem  Başkanı olarak Türkleri adım atmaya ikna etmeye ve katılım  müzakerelerine yeniden ivme kazandırmaya çalışacak. Bununla  ülke içinde puan kazanılamaz, zira Almanların çoğu Türkiye'yi  AB'de görmek istemiyor. Merkel de Türkiye'nin üyeliğine karşı. Ancak Şansölye ve Dönem Başkanı olarak tam tersi bir görüşü  temsil etmek durumunda. Bu ikilem onun Türkiye'deki  inandırıcılığını ve dolayısıyla da Avrupalıların müzakere  pozisyonunun zayıflatıyor. Ankara ortamı uygun gördüğü her  an Şansölyeye, ‘Bizi istemediğinizi biliyoruz’ suçlamasında bulunabilir. Bu da önemli anlarda, sert bir tutum  sergilenmesini zorlaştıracaktır. Oysa tam da bunun yapılması gerekiyor. AB yeterince uzun  süredir Türkiye'nin kendisini oynatmasına izin verdi. Çağrılar, uyarılar, tehditler... Avrupa diplomasi okulunun tüm imkanları,  Boğaz'ı etkilemedi. Olsa olsa AB vatandaşlarının çoğunun,  adaylara sürekli olarak bir arka kapı açan tavizci genişleme politikasından duydukları öfkeyi kışkırttı. Burada söz konusu olan sadece Türkiye'nin limanlarını AB  üyesi Kıbrıs'a açmaya direniyor olması değildir. Burada aynı  zamanda, Ankara'nın 2002 yazında çıkardığı reform yasalarının uygulanmasında bir yıldan beri hiçbir ciddi ilerleme  kaydetmemesi de söz konusudur. Ordu, yeniden siyasete güçlü  bir şekilde müdahale ediyor. Avrupa ve Amerika karşısındaki  hava giderek kötüleşiyor, bazen etnik bazen dini nedenlere dayalı milliyetçilik yaygınlaşıyor. Tabii ki Avrupa'nın baskısının bu olumsuz gelişmeleri güçlendirmesi muhtemeldir, ancak buna rağmen bu baskı  gereklidir. Avrupalı kurumlar kararlı davranmadıkları taktirde inandırıcılıklarını yitirmeye devam ederler. AB'nin  Türkiye'ye ihtiyacı yoktur. Olası bir üyeliğin, ekonomik ve  güvenlik ve siyasete getirileri azdır. Diğer yandan  Türkiye'nin AB'ye yakınlaşma dışında gerçek bir alternatifi yoktur. Şimdi Avrupa'nın özgüvenli bir duruş sergileme  zamanıdır."  (Christoph B. Schiltz, 28/11)

 

Frankfurter Rundschau: "AB-Türkiye... Süratle İlerleyen Trenler": "Türkiye ile AB, çarpışacak iki tren gibi süratle  birbirlerine doğru yol alıyorlar. Katılım müzakerelerinin  riske girmesine işaret edilmek istendiğinde, genelde bu  ifadeye atıfta bulunuluyor. Gerçekten de büyük bir çarpışma riski artıyor. Türkiye, freni çekme fırsatını kaçırdı. Ankara'dan gelen müphem işaretlerin ardından, gerçi  diplomatlar Türkiye'nin Kıbrıs gemilerinin limanlarına  girişine izin vermek için adım atmasını beklemiyorlardı, ancak yine de umutluydular. Ama olmadı. AB, bunun sonuçları olacağını söylemekle doğru davranıyor. Bazı başlıkların müzakere edilmesinin şimdilik durdurulması  düşünülebilir. Ancak, ne AB Komisyonu ne de hükümetlerin,  müzakereleri tamamen dondurmanın cazibesine kapılmamaları  gerekir. Bu, tren kazasına kasıtlı olarak sebebiyet vermek  demektir. Seyirciye kendini daha iyi satmak açısından,  müzakerelerin askıya alınması, uzlaşma yönünde bir sinir  savaşı vermekten kesinlikle daha büyük bir jest olurdu.  Ancak Türkiye ve AB'nin birbirlerine sırt çevirmesinin ne  yazık ki hiç kimseye bir faydası yoktur. Bir tren kazası  kimseyi sevindirmeyecektir. Türkiye'nin katılımı  10-15 yıllık, belki de daha uzun bir sürece yayılmış bir  projedir. Acele etmek için de ilk engelde pes etmek için de  bir neden yoktur. Zira, bu proje bunun için pek çok fırsat  içermektedir, acı yenilgisi ise çok fazla risk." (Detlef Fechtner, 28/11)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

Der Standard: "Türkiye ile Müzakereler Suya Düştü": "Türkiye Kıbrıs konusunda yumuşamıyor. AB Dönem Başkanı  Finlandiya'nın arabuluculuk girişimleri başarılı olamadı.  Böylece AB ile müzakerelerin önümüzdeki haftalarda kısmen  durdurulması oldukça muhtemel bir hale geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter  Steinmeier'in de katılımıyla yapılan telaşlı görüşmeler de  bir sonuç vermedi. Türkiye, Kıbrıs ihtilafında çark etmiyor. Brüksel'deki diplomatlar, böylece AB ile  müzakerelerin kısmen durdurulacağını doğruladılar. AB, Türkiye'den ‘Ankara Protokolü’nün uygulamaya  geçirilmesini istiyor, Türkiye ise bunu Kıbrıs'ın Türk  kesiminin izolasyondan kurtarılması şartına bağlıyor. Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Tampere'de  Kıbrıslı ve Türk meslektaşları George Lillikas ve Abdullah  Gül ile ayrı ayrı yaptığı görüşmelerin ardından, her iki  tarafın da yapıcı tavrına rağmen, Finlandiya'nın Dönem  Başkanlığı sırasında bir çözüm bulmanın mümkün olmadığını  açıkladı. (…) Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, ‘sembolik  jestlerin yeterli olmadığını’ söyleyerek, son Konsey  toplantısında yaptığı müzakere sürecine ‘soluklanmak üzere  ara verme’ önerisini hatırlattı. Ancak bunun nasıl olacağı  henüz bilinmiyor."  (Michael Moravec, 28/11)

 

Osterreich: "Türkiye Çok Büyük Bir Poker Oynuyor": "Ankara, limanlarını AB üyesi Kıbrıs'tan gelecek gemilere açmamakta direndiği için, AB ile müzakerelerde ölü bir noktaya geldi. Birliğin böyle bir tutumu kabullenemeyeceği besbelli:  Yoksa Ankara yüzünden AB üyeleri iki sınıfa ayrılmak zorunda kalırdı. Brüksel şimdi Türkiye'nin inatçılığına bir cevap bulmak zorunda. Anlaşılan Ankara, AB'nin zor kullanmayacağını ve  müzakereleri tamamen kesmeyeceğini umuyor. Ama Türkiye büyük bir poker oynuyor olabilir. Avrupalıların Türkiye'nin AB'ye katılımına şüpheli baktıkları düşünülecek olursa, Brüksel'deki katılım taraftarları birdenbire cephe değiştirip Ankara'nın iskemlesini kapının önüne koyabilirler." (Gerhard Plott, 28/11)

 

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Avrupa Komisyonu, Türkiye ile Müzakereleri Yavaşlatma Kararı Aldı": "Avrupa Komisyonu, Türkiye ile müzakerelerin  yavaşlatılması konusunda tavsiye kararı verdi. Türk  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu kararı ‘kabul edilemez’  olarak nitelendirdi. Avrupa Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  Türkiye'nin Gümrük Birliği Anlaşması'nı Kıbrıs'a  genişletmeyi reddetmesinden dolayı Komisyon 35 konu  başlığı altında yürütülen üyelik müzakerelerinin kısmi  olarak askıya alınmasına karar verdiğini ifade etti. Söz konusu konu başlıkları Gümrük Birliği,  Türkiye-Kıbrıs ilişkileri, malların serbest dolaşımı,  zirai gelişme, ulaştırma ve dış politika konularını  içeriyor. Rehn, düzenlenen basın toplantısında, ‘Avrupa'nın  Türkiye'ye, Türkiye'nin de Avrupa'ya ihtiyacı vardır. Müzakerelerin dondurulması söz konusu değildir, tren  yoluna devam ediyor, ancak yavaşladı. AB, bir hukuk  birliğidir. Yükümlülükler ifa edilmezse sonuçlarına  da katlanılır. AB üyeleri arasında bu konuda fikir  ayrılıkları olduğunu kabul etmek lazım. Bu sebeple  tavsiye kararımızı gecikmeden vermek istedik.’ dedi. Komisyonun tavsiye kararı, 11 Aralık tarihinde  AB dışişleri bakanlarına sunulacak, ancak bakanlar  bu tavsiye niteliğindeki karara uymamayı da seçebilir. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye ile imtiyazlı  ortaklıktan yana olduğunu her fırsatta dile getiriyor.  Ancak bazı AB üyeleri Türkiye'nin çok büyük bir stratejik  önem taşıdığını ileri sürerek tam üyelikten bahsediyor. NATO zirvesi için Letonya'nın başkenti Riga'da bulunan  Tony Blair, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin sonuçlarının uzun  vadede değerlendirilmesi gerektiğini ve Türkiye'nin AB  bünyesinde mutlaka yer alması gerektiğine inandığını ifade etti. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ise, Türkiye  Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede,  Avrupa Komisyonu’nun AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin  kısmi olarak askıya alınmasından başka seçeneği olmadığını  savundu." (Catherine Triomphe, 29/11)

 

AFP: "Türkiye... AB Başkanlığı Komisyonun Tavsiyesini Onayladı": "AB'nin Finlandiya Dönem  Başkanlığı, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin  35 konu başlığından sekizini dondurmak konusundaki Avrupa Komisyonu tavsiyesini desteklediğini açıkladı. Yayımlanan bir bildiride Finlandiya Başbakanı Matti  Vanhannen, ‘AB Dönem Başkanlığı, Komisyonun tavsiyesinin,  11 Aralık'ta bir karar verecek olan 25'lerin dışişleri  bakanlarının görüşmeleri için sağlam bir temel  oluşturduğunu kabul ediyor.’ dedi." (29/11)

 

AFP: "Stockholm AB'nin Müzakereleri Fazla Frenlemesinden Endişeleniyor": "İsveç Dışişleri Bakanı  Carl Bildt, yaptığı açıklamada, Avrupa Komisyonu’nun,  Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerini ‘fazla frenlemek’  istediğinden endişe duyduğunu dile getirdi. Brüksel'de düzenlenen bir basın toplantısında Bildt,  ‘İlk tepki olarak, şayet fazla frene basarsanız, yeniden  hız kazanmakta zorlanırsınız diye düşünüyoruz ve sürecin  tamamen durmasından endişe ediyoruz’ şeklinde konuştu. Bildt, ‘Şayet bu duracak olursa, hassas olan komşu  bir bölgede AB için stratejik bir felaket olur.’ dedi.  Bununla beraber Bildt, Avrupa Komisyonu tavsiyelerini  daha derinlemesine incelemesi gerektiğini belirtti. Dışişleri Bakanı, AB'nin ‘hasar yaratması değil,  hasarı sınırlaması gerektiğini’ belirtti. Bildt, ‘Şayet Türkiye'nin üyelik müzakeresi süreci  ilerlemezse, Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünü aşma perspektifi  de kalmaz.’ dedi." (29/11)

 

AFP: "Atina, Ankara'yı AB'ye Olan Taahhütlerini Yerine Getirmeye Çağırdı": "Yunanistan, Avrupa  Komisyonu’nun Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin  35 konu başlığından sekizini dondurma tavsiyesinin ‘bir  tartışma temeli’ oluşturduğunu belirterek, Türkiye'yi AB'ye karşı olan taahhütlerini yerine getirmeye çağırdı. Yunanistan'ın ANA haber ajansına göre, NATO zirvesine  katılmak üzere Riga'da bulunan Kostas Karamanlis ‘Tavsiye  (Komisyonun) AB bünyesinde müzakereleri sürdürmek için  bir temel oluşturuyor.’ dedi. Karamanlis, ‘Türkiye'nin Avrupa perspektifini  desteklemeye devam ediyoruz, taahhütlerini yerine  getirmesi şartıyla’ şeklinde konuştu. Kostas Karamanlis, ‘Türkiye'nin şunu anlaması gerek  ki, müzakerelerde ilerleme, AB tarafından talep edilen  kriterlerin yerine getirilmesindeki ilerlemeye bağlıdır.’  dedi." (29/11)

 

AFP: "Zapatero, Bir Çözüm Bulmak İçin 'Yoğun Şekilde Çalışmaya' Çağırdı... D'alema: Komisyonun Tavsiyesi Yeterince Dengeli": "İspanya Başbakanı Jose  Luis Zapatero, Avrupa Komisyonu'nun Ankara'nın AB'ye  üyelik müzakerelerinin kısmi olarak dondurulmasını tavsiye  etmesinin ardından, Türkiye'ye ‘kapıyı açık bırakmak’ için  ‘yoğun şekilde çalışmaya’ çağırdı. NATO zirvesine katılmak üzere Riga'da bulunan Zapatero,  ‘Bu zamandan Konseye (Avrupa Konseyi, aralık ortası) kadar,  zamanımız var ve bu zaman içerisinde bence Avrupa Konseyi’nin  kapıyı açık bırakabilmesi için yoğun çalışmamız gerek’ şeklinde konuştu.  Türkiye'nin de ‘elbette’ AB'ye girmek için ‘talep edilen  bütün şartları yerine getirmesi’ gerektiğinin altını çizen  Zapatero, Ankara'nın üyeliğinin, ‘dünya için rolü hayati olan,  büyük hedefleri bulunan ve hırslı bir AB için bir strateji  konusu’ olduğunu yineledi. İtalya Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema ise,  yaptığı açıklamada, Komisyonun kararının ‘yeterince dengeli’  ve Ankara ile diyalogu sürdürme arzusunun bir ‘sinyali’  olduğunu düşündüğünü belirtti. D'Alema, ‘Hiçbir şeyin henüz bozulmadığını ve Komisyonun  önerisinin yeterince dengeli olduğunu ve Türkiye ile  müzakerelere devam etme isteğimizin sinyalini içerdiğini  düşünüyorum.’ dedi." (29/11)

 

Telegramme: "Papa, Türkiye'nin AB'ye Girmesini Destekliyor": "Papa ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘Avrupa Birliği’ne giden  yolda desteğini istedim. Kendisi, Türkiye'nin Avrupa  Birliği'nin bir parçası olmasını istiyoruz dedi’ diye  konuştu. ‘Şerefli bir tavsiyedir.’ (…) Papa'nın henüz kardinal  olduğu dönemde Türkiye'nin AB'ye girmesi hususundaki  tereddütleri güvensizlik havası meydana getirmişti.  Kendisine refakat eden gazetecilere konuşan  Papa, şu tezi ortaya koymaya başladı: Papa, Türkiye'yi  ‘Asya ile Avrupa arasında bir köprü’ olarak tarif etti  ve bu vesile ile ‘modern Türkiye'nin kurucusu’ Kemal  Atatürk'ün ‘model’ olarak Fransa'yı ve onun laik  anayasasını aldığını hatırlattı. ‘Bu durumda Avrupa  aklı ile İslami gelenek arasındaki diyalog modern  Türkiye'nin mevcudiyetinde kaydedilmiştir.’" (29/11)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

Guardian: "Papa Özür Dilemeyi Reddediyor, Ancak Müslüman Bir Ülkeye Yaptığı İlk Ziyarette Köprü Kurmaya Çalışıyor": "Papa XVI. Benedict, Hıristiyanlar ve Müslümanlar  arasında ortak güven ve saygıya dayalı diyalog süreci  çağrısında bulunarak İslam düşmanlığı konusunda kazandığı  ünü yok etmeye çalıştı. Papalığı boyunca da ilk kez olarak  Avrupa Birliği'ne katılma yönündeki kuvveti kesilen  çabalarında Türkiye'ye destek verdi. 10 hafta önce İslam ve Peygamberi Muhammed hakkında  yaptığı tahrik edici konuşmayla gölgelenen ziyaretinin  ilk gününde Benedict hasarı azaltma girişiminde bulundu. (…) Finlandiya'da Kıbrıs konusundaki arabuluculuğun  çökmesiyle Türkiye'nin AB katılım müzakerelerinin kritik  olmaya başlamasından bir gün sonra Erdoğan, Benedict'in  Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini söyledi. Vatikan'ın pozisyonundaki bu açık U-dönüşü Papalık  Sözcüsü tarafından onaylandı. Sözcü, Vatikan'ın Türkiye'nin  AB üyeliği konusunda beyanda bulunmak için siyasi yetkisinin  olmadığını söyledi. Peder Federico Lombardi, ‘Ancak (Vatikan)  Türkiye'nin ortak değerler ve prensipler temelinde Avrupa'ya  yaklaşması ve girmesi için diyalog yolunu cesaretlendiriyor  ve buna pozitif bakıyor.’ dedi." (Ian Traynor, 29/11)

 

 

İSPANYA BASINI:

El Pais: "Kıbrıs Kabusu, Erdoğan'ın Avrupa Rüyasını Tehdit Ediyor": "Papa'yı Ankara'da kabul ettikten kısa bir süre sonra  Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, dikkatini,  bölünmüş olma durumuyla Birleşmiş Milletler'in en eski  anlaşmazlıklarından birini teşkil eden ve Avrupa Birliği  için de yeni bir bulmacaya dönüşen Kıbrıs'a çevirmek  zorunda kaldı. Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen,  Tampere'deki (Finlandiya) diyaloğun başarısız olmasından  sonra Kıbrıs konusundaki krizi ortadan kaldırma niyetiyle  Türkiye'ye gidecek. Erdoğan, 16. Benedict'le biraraya geldikten sonra,  Kıbrıs Rum ve Türk hükümetleri arasındaki Finlandiya Dönem  Başkanlığı’nın aracılığının hala sonuç verebileceğini söyledi." (Juan Carlos Sanz, 29/11)

 

 

RUSYA BASINI:

Ria Novosti: "İngiltere ve İspanya, Türkiye'nin AB Üyeliğini Destekliyor": "Riga'da yapılan NATO zirvesine katılan İngiltere  ve İspanya Başbakanları, Türkiye'nin AB üyeliği  sürecini desteklediklerini açıkladılar. Başbakanların  söz konusu açıklamaları, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye'nin üyelik müzakerelerini kısmen askıya alma tavsiyesinin öğrenilmesinden sonra yapıldı. İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero,  ‘Önemli olan, AB'nin yoğun çalışmasını sürdürmesi ve  Türkiye için kapıların açık kaldığını göstermesidir.’  dedi. Tony Blair ise, Türkiye'ye yönelik dostça olmayan  adımların atılmaması konusunda AB'yi uyardı. Blair'e göre,  Türkiye'nin AB'ye girme süreci ‘bütün tarafların uzlaşmaya  Varmasını’ gerektirmesine rağmen, bu süreçten vazgeçilmesi  kabul edilemez. Blair, ‘Türkiye'nin AB'ye girme sürecini  başlatmaya hazır olduğumuzu göstermeliyiz. Türkiye'ye  yönelik dostane olmayan adımlar, uzun vadede büyük bir  hata olur.’ dedi." (29/11)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

İmerisia: "Türkiye'de İkilem": "Hiçbir AB üyesi ülke Türkiye ile katılım müzakerelerinin  kesilmesini, hiç olmazsa bu aşamada, arzu etmiyor. Dolayısıyla,  geçen günden bu yana -Tampere başarısızlığından sonra- aday  ülkeye uygulanacak yaptırımlar konuşulmaya başladı. AB, kendi  kanunlarına saygı çerçevesinde, müzakerelerin kesilmeyeceğini,  ancak devam etmesinin de tamamen Türkiye'ye bağlı olacağını  hükme bağlayacak. Kısacası, Türkiye'ye yükümlüklerini yerine  getirmesi için gerekli süre verilerek, yeni kararın alınmasına  gerek kalmadan müzakereler devam edecek. Bu yolla Türkiye,  ‘trenden inme’ olasılığını hissederek, başka temelde hareket  edecek. Türkiye, müzakereleri kesmeye karar verdiği takdirde,  durum değişir. Bu da, hem kendisine hem de AB'ye ve özellikle  bu beklentiye yatırım yapmış olanlara büyük sorunlar yaratacak  bir olasılık."  (Kostas Venizelos, 29/11)

           

 

 

 

 

 

            

 

 

 

NOT: Bu bülten, 28-29 Kasım 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR